İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde tekrar birlikteyiz, Hazreti Halid Bin Velid Radıyallahu Anh'ı tanımaya, onun hayatından bazı kesitleri sizlere aktarmaya devam ediyorduk Mahmut Sami Ramazanoğlu eserinden. Basra'ın fethinde kalmıştık. Savaş meydanında komutan Ruma's'la Hazreti Halid Bin Velid'in konuşmasını dinliyorduk bundan önceki bölümümüzde. Evet, hep birlikte şimdi o konuşmalara kulak veriyoruz. Romas sırmalı elbise giymiş olduğu halde meydana at sürdü, mübariz istedi. Hazreti Seyfullah, Romasın üzerine şiddetle yürüyerek yaklaşınca, Romas Arap lisanına vakıf olduğundan mükalemeye, konuşmaya başladılar. Müslümanların seyidi sen misin dedi Umaz. Hz. Halid, Evet, bu ordunun emiri benim. Sizi insafa, imana davet etmek üzere geldim. Maksadım i'layı kelimetullahtır. Evet, ben kitaplarımızda Peygamberimizin evsafını okumuştum.
Sizin üzerinize Allah için cihat farz olunduğunu bilirim. Her ne söylesen doğrudur. Hazreti Halid, o halde niçin Müslüman olmuyorsun? Ramaz, ya Emir, bilmiş ol ki ben muvahyedim, Fakat kavmimin levmi ve hakkımda gösterdikleri tecavüz zat izhar-ı dine mani oluyor. Şimdi gidip bir daha nasihat edeceğim. Her bir tehlikeyi gözüme aldım. Hazreti Halid doğrudan doğruya olmaz. Hakkında vahim netice hasıl olur. Böyle görüştüğümüzü anlamasınlar. Evvela bir mübareze edelim, sen kendini mağlup göster, askerin içerisine firar et, o vakit belli olmaz, dedi. Bunun üzerine iki mübariz surete çarpıştıktan sonra General Romas orduya ricat etti. Romas'ın firarını gören Rumlar, Romas'a sen bu ana kadar hiçbir pehlivanın önünde savuştuğun yok idi, Bugün firarına sebep nedir çabuk söyle. Dumas, gayreti İslamiyet'si galeyana gelerek Müslümanların bir hak peygamberi bas olunacaktır. Kitabımız yazıyor.
Bunlar ehli iyal ve ırz düşmanı ve altın gümüş talibi değildir. Bizi ahir zaman nebisinin dinine davet ediyorlar. Gelin Müslüman olalım yahut hakkımızda hayırlı olan sulhu ihtiyar edelim. Keşişler, haydi git, sende asla hamiyet kalmamış, öyle adi elbiseli, yırtık çadırlı Arapların sözüne mi kandın? Ciddi söylüyorum ki, necabetle meziyet, sırmalı esvatla müzeyyen çadırlarda değildir, safi vicdan ve adalettedir. Böyle arızi şeylerle kendimizi aldatmayalım. Keşişler, anladık, sen askere havf ve telaş vereceksin, hemen şimdi git kalada ailenle mahpussun. Romasın mahpusiyetinden sonra umerah toplanarak imparator tarafından gönderilmiş general Dorian'ın yanına geldiler. Mercuma hitaben sen bizim büyük generalimizsin, bugün asker bir işaretinize bakıyor, haydi Araplara celadetimizi göster dediler.
Kulakları velveleyi tekbiri işitmemiş ve daha ciddi bir mücahit kılıncı darbesini yememiş olan Dori Han, kulak kabartarak ümeraya döndü ve yarın Satveti Milliye'mizi şanlı bir galebe ile ispat edeceğim. Mayası bozuk olan Rumace gibi hain bir kumandanın dünkü hileli mağlubiyetini ciddi bir galibiyete çevireceğim, dedi. Şafak atmış ve güneşin ziyası asakir-i İslamiye'nin Nasiye-i bahadıranelerine aksetmişti. İki taraf da dehşetli bir halde ölüme hazırlanmıştılar. Asakir-i İslamiye'ye Hz. Halid bin Velid'in imametiyle sabah namazını kıldılar. Hz. Seyfullah, atına binerek askerlere hitaben askerler, Rumların hayatı sevdiği kadar sizin ölümü sevdiğinizi bilirim. İşte bir elimde Seyfi meslul-i şeriat, bir işkahımda liva-yı Muhammed duruyor. Sizi i'layı Kelimetullah'a davet ediyorum. Bugün mücahitlerin ruhani sesleri düşmanların kulaklarını dehşetle dolduracaktır.
Daha henüz yaraları kapanmamış vücudumun rajeleri kalbimin mukaddes darabatı bu malikeye atılmaktan beni asla men edemez. Haydi sizi göreyim din arslanları. Peygamberimizin sıdkın nübüvvetini, dinimizin ulüviyetini fedakarane bir surette alemi beşeriyete gösterelim. Ölümden korkmanın hayata hiçbir faydası yoktur. Maksadımız cennetin bahçeleri ve dünyanın ali kaşaneleri değil, ancak Rızaullahtır. Yürüyün, varsın bu sahralar ismi Celal ile inlesin ve şeriat huzur bulsun, dedi. Hz. Seyfullah'ın gönüllere tesir eden bu müessir nutku Kulüb-u Müslimin'i o derece kuvvetlendirdi ki yüreklerinin en hafi köşelerinden, nebean eden bağıranı şecaat ve kataratı imandan alamı harbi ve ekdarı binihaye-i hayatı büsbütün unuttular. Hazreti Halid'in saf semaya benzeyen vech-i münirinde envar-ı şecaat hamaset parlamakta idi. Bu zatı kiramda lahuti griye ile hücuma hazırlandılar.
Sağ cenaha Abdurrahman Bin Ebibekr, sol cenaha Rafi Bin Umeyr tayin olunarak alemdarlık vazifesi de Abdurrahman bin Ebibekre tevdi edildi. Hz. Halid de sair umera-yı askeriye ile düşmanın kalpgahına karşı ahz-ı mevki eyledi. General Dori Han meydanı mübarezeye çıktı. Abdurrahman Bin Ebi Bekri de ona karşı çıktı. Mübarezede Dori Han aldığı yara ile yerinde sebat edemeyeceğini anlayınca firar eyledi. O sırada Hz. Halid hücum emrini verdi. Mücahidin cümlesi bir ağızdan tek bir alarak düşman üzerine atlarını mahmuzlamışlardı. Allah Allah sadalarıyla sayha ederek hücum ettiler. General Dori Han da askerini teşvik için canlılar çaldırmaya başlamış, ordunun önüne haçlar koydurmuş ve papazlar da nutuklara başlamıştı. Mücahidini İslamiye din uğrunda ölmek için bilafütur hücum ile safları yarmaya başladılar.
Hazreti Seyfullah'ın elindeki yalın kılıç parlıyor, şecaatle at üzerinde düşmanın kah merkezine, kah sağ ve sol cenahına şiddetle hücum gösteriyordu. Muharebe iki saat bile devam etmeden Rumlar münezzim oldular. Canlarının kurtulması için şehre iltica ile Kal'a kapılarını kapattılar. Mücahidini İslamiye arkalarından şiddetle hücum ile bayraklarını bustağının duvarına dikmişlerdi. O mücahidinden yüz kadarı rütbe-i şehadete nail oldu. Şüheda arasında Meşahir'den İbn-i Hamid ve Ubadin dahi vardı. Şuheda düşman laişeleri içinden kaldırılıp defnolundu. Önce Abdurrahman Bin Ebibek keşif koluna çıkmış, kala etrafında dolaşırken bir kar altının gelmekte olduğunu görmüştü. Abdurrahman yüksek sesle kimdir o? Çabuk söyle, yoksa şimdi seni mahvederim, diye bağırmış.
Bunun üzerine Bülent Avaz ile yabancı değil, Muhammed Aleyhisselam'ın nübüvvetini kalben tasdik edip de korkusundan meydana çıkamayan General Romaster sözleri işitilmişti. Abdurrahman, Rumas mı? Evet, hem de liva-yı Muhammedi altında her zaman canını fedaya hazır olan Rumas. Şurahbil ya emir, bu bir hile olmasın. Abdurrahman, hayır, bu işte bir hile ve huda göremiyorum. Romas erbabun mütalaadan bir adamdır. Zaten dünkü muharebede seninle mübareze ederken Evsaf-ı Resulullah'ı sormuştu, bırak da gelsin. Karakollar, Rumas'ı huzuru Halid'e götürdüler. Hazreti Halid, şimdi buraya azimetinize sebep nedir? Müslüman olmak için geldim, Hem de ağlaya ağlaya Kelime-i Tevhid'i söyleyeceğim. Ah kırılsın bu ellerim ki Resul-i Ekrem'in en ziyade sevdiği mukaddes adamlara ok attı.
Saçlarını yolarak nedamet nedamet fakat bu fezahetme karşı bugün şu sahrada ehli iman kardeşlerime pek büyük hizmetler edeceğim. Belki bu suretle günahım affolunur, dedi. Hz. Halid elinden tutarak ye'sü telaş lazım değil, Cenabı Hak kafirin imanını ve asinin tövbesini her zaman kabul eder. Sen şimdi Müslüman oldun, mahpus olduğunu işitmiştik, nasıl kurtulabildin, şimdi nasıl hizmet etmek istersin? Ramaz, ya Halid, beni hapsettikleri yer kal'a kapısına yakındı. Ailemin muavenetiyle bu gece kale duvarına delerek Müslümanların hücumuna müsait bir yol açtık. Vakit geçirilmesin, General Dori Han Kal'ın burcunda içtiği şarabın tesiriyle derin uykuya dalmış yatıyor, dedi. Cenabı Halid atına binerek kumandanlarından Rafi bin Umeyr'le Şurahbil'in mahiyetine yüz asker vererek General Dori Han'ın öldürülmesini tembih eyledi.
Dırarbin ezberi de yirmi kadar süvari müfrezesiyle Kal'a'nın kapısına yolladı, tertibat aldılar. Abdurrahman kıyafetini tebdil ile rumas'la beraber açılan delikten kalanın içine girdiler. Borihan'ın yattığı oda kapısına geldiler. Nöbetçiler bırakmadılarsa da rumas bir esir getirdim. Kendisine bazı ifadelerim vardır, bir defa haber veriniz, dedi. Nöbetçi Dori Han'a, Rous'ın geldiğini haber verdi. Dori Han sarhoşluk tesiriyle kendi kendine mırıldanarak yine Müslümanları methedecek, yaptığı hutalardan utanmıyor da hala yanıma gelmek istiyor, serbest bırakın gelsin, dedi. Müteakiben Rumasla tebdili kıyafet eden Abdurrahman odadan içeri girdiler. Lori Han, Roması'ı gördükte ne istiyorsun hain herif, sana bundan böyle iltifat olunmayacaktır, millet seni tardetti, anladın mı? Hem o yanındaki adam kimdir, gözleri cellada benziyor, yoksa o da senin gibi dinini terk edenlerden mi?
Urumaz, telaş etmeyiniz general, maruz atım vardır fakat hiddetiniz de mucib olmasın. Torihan, çabuk söyle kimdir o? Urumaz ona İslam ordusunun fırka emiri er oğlu er Abdurrahman derler. Geçenki muharebede sizinle çarpışmada önünden firar etmişsiniz de işte onun cezası olarak şimdi boynunu vurmaya geldi. Dorihan boynumu vurmaya mı geldi? Kılıınca sarılarak şimdi ikinizi de haki helake sererim derken Abdurrahman bir kılıçla başını bedeninden ayırdı. Dorihan'ın maktuliyeti üzerine kalada kumanda edecek kimse kalmadığından, Romans hemen kale burcuna çıkarak yüksek sesle, ne duruyorsunuz, General Dorihan idam olundu, Müslümanlar şehri aldı diye bağırınca Hasakir-i Muvahhid'in tek bir sadalarıyla kapılardan şehrin içine girdiler. İhtiyat fırkaları da girdiler. İşte o zaman kıyametler kokmaya başladı. Her yerde velvele, figan ve acı acı geryeler afakı tutuyordu.
Belki hatif gibi yetişen Hazreti Halid de askerlere karşı sakın sıbyana, çocuklara, kadınlara ve ihtiyarlara dokunmayınız. Silaha davranmayanlar da emandadır diye emir veriyordu. Zaten maksatları ilahi kelimetullah ve ikamei asayiş olan uzatı kiram hiçbir ferdin malına ırzına tecavüz etmek şöyle dursun, bir gayri hakkın kimsenin burnunu bile kanatmadı. İslam askerlerinin adilane muamelelerini gören memleket ahalisi beyhude yere telaş, terk ile cümlesi de Müslümanların himaye-i insaniyetkaranelerine dehalet eylediler. Keşişler ile ahalinin ekserisi Hazreti Seyfullah'ın huzuruna gelip Müslüman oldular ve kimisi de cizyeyi kabul ettiler. Ayandan biri ya Halid, kal a kapıları kapalıydı, size kim yol gösterdi diye sordu. Hazreti Halid bu hususta General Romas bize kitlen hizmet etti ve kendisi de Müslüman oldu dedi.
Romasta, evet, Müslümanlara kılavuzluk eden Muhammed Aleyhisselam'ın muhabbetini kalbinin en mukaddes ve muhterem köşesinde saklayan Romastır. İşte bugün alenen kelime-i tevhidi lisanımla tekellüm ediyorum, dedi. Maaile Müslüman olarak kendisi de Hz. Halid'in mahiyetinde memuru oldu ve birçok muharebelerde hizmet gösterdi. Hz. Halid şehrin muhafazasına beş yüz asker bıraktı. Serdar-ı Umumi Hz. Ebu Ubeyde'ye Usra'nın fethinden ve General Romas'ın İslamiyetinden ve kendisinin de Dımaşk'a azimet edeceğinden bahisle bir mektup gönderdi ve ayrıca bir mektupla da makamı ali hilafete tafsilat ile Vusra'nın fethini bildirdi. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik. Bir sonraki bölümümüzde Şam etrafındaki muharebelerde Hazreti Halid Bin Velid'i izlemeye devam edeceğiz inşallah. Tekrar görüşünceye dek Allah'a emanet olsun.