İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde Hazreti Ali Yül Murtaza radiyallahu anh Efendimizin hayatından kesitleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim değerli izleyiciler. İbni Mülcem'in Hazreti Ali Efendimiz'i öldürme niyetinden bahsetmiştik. Bundan önceki bölümümüzde kaldığımız yerden devam ediyoruz. İbn-i Mülcem Mısırlı idi. Kufe'ye varıp hava hariçten yoldaşlarıyla görüştü ise de sırrını söylemedi. Fakat Nehrevan'da kocası ve kardeşi katlolunmuş güzel bir kadın vardı. İbn-i Mülcem onu görünce onunla evlenmeye rağbet göstermiş, o kadın da Ali'nin katlini şart koşmuş, İbn-i Mülcem de: Vallahi ben buraya ancak onun için geldim, dediğin olsun, dedi. O kadın da ona yardım için akrabasından ve erdan namında birini katmış, bu yolda muavenet için şebib namında birinin zihnini çalmış. Üçü birleşip Ramazan'ın yirmi yedinci gecesini beklemişler. Fakat Eşasb b.
Kays'ın bu sırra vakıf olduğu vaziyetinden şöylece anlaşılıyor. Diyor ki çünkü o gece İbn-i Mülcem, Eş'As bin Kays ile musahabet eyleyip yani sohbet eyleyip seher vakti onun yanından ayrılmış ve sabahleyin Eş'Asın oğlunu tahkiki hal için Darü'l İmare'ye gönderdiği Mervîdir. İbn-i Mülcem yoldaşlarıyla beraber camiye varmışlar, Ali Radıyallahu Anh'ın çıkacağı kapı önünde durmuşlar. Emîrü'l-Müminin Hazretleri Mescid-i Şerife gitmek üzere ber-mutad, yani her zamanki gibi müezzin önünde essalat essalat ey yuhannas diyerek ve oğlu Hasan arkasından yürüyerek kapıdan çıkarken pusudaki hainlerin üçü birden hücum ettiler. Şebib'in kılıncı kapının kemerine dokundu. İbn-i Mülcem ise ya Ali, hüküm ancak Allah'ındır, senin ve ashabının değildir diye tevbe ederek, kılınçla Ali'nin başına vurdu. Bir ağır yara açtı. Verdan ve Şebip de kaçtı. Halk koşup İbn-i Mülcem'i tuttu.
Ali sabah namazını kıldırmak için hemşeresi Ümmü Hani'nin oğlu Chad b. Hubeyreyi imamet'e tevkin buyurdu. O da sabah namazını kıldırdı. Sonra İbn-i Mülcem'i kolları bağlı olarak huzur-i halifeye getirdiler. Hazret-i Ali Ben sana ihsan etmedim mi? Diye sordu. Evet ettin dedi İbn-i Mülcem. Ya bu hıyanete sebep nedir? Deyince İbn-i Mülcem, Ben bu kılıcı kırk gün bekledim. Onunla halkın en şeririnin katlolunmasını Allah'tan diledim deyince, Hazreti Ali görüyorum ki sen o kılınçla katlolunacaksın. Biliyorum ki sen halkın en şerirlerindensin buyurdu. Sonra Hazret-i Ali Ben fevt olursam bunu da kısa sen katlediniz. Ey Abdulmuttalip oğulları, emirü'l müminin katlolundu diye Müslümanların kanına dalmayınız. Benim için ancak benim katilim katlolunur buyurdu. O sırada Cündeb b.
Abdullah geldi Allah bize senin eksikliğini göstermesin, amma şayet sana bir hallolursa, biz oğlun Hasan'a bey'at eyleriz dedi. Hazret-i Ali ben bu hususta size ne emrederim, ne de nehyederim. Siz işinizi daha alabilirsiniz diye sözü kestirdi. Sonra Ali, Ulu Hasan ve Hüseyin radiyallahu anhuma'ya hitaben vasiyet eyledi. Size takvayı vasiyet ederim. Dünyaya rağbet eylemeyiniz. Zahiyiniz için ağlamayınız. Daima doğru söyleyiniz. Kitabullah ile amel ediniz. Zalime karşı hasım ve mazluma muin olunuz. Ahkam-ı şer'iyyede levm-i laimden ihtiras etmeyiniz. Yani şer'i hükümleri uygulamada kınayanların kınamasından korkmayınız, çekinmeyiniz dedikten sonra Muhammed bin Hanifiyenin yüzüne baktı. Biraderlerine ettiğim vasiyeti belledin mi? Sana da vasiyetim öyledir. Bir de sana vasiyet eylerim ki biraderlerine tazim ve ihtiram et ve onlarınca yine muvafık hareket eyle dedi.
Onu Hasan'a emanet ve tavsiye eyledi. Sonra Ali dünya kelamı söylemedi. Kelime-i tevhid ile hatmi kelam ve altmış üç yaşında şehiden irtihal eyledi. Cenazesini Hazret-i Hasan kıldırdı. İbn-i Mülcem, Hazret-i Hasan'ın huzuruna getirildiğinde Ben Ali ve Muaviye'yi katleylemek üzere Kabe'de Allah ile ahdetmiştim. Bana meydan ver, gidip Muaviye'yi de katledeyim, sağa kalırsam gelip kendimi sana teslim edeyim dediyse de Hazreti Hasan onu kısa sen katleyledi. Ali radiyallahu anh, Irak'a gitmek üzere Medine'den çıkarken bir ayağı Üzengi'de olduğu halde Abdullah b. Selam gelip ya Emir'al müminin, Irak'a gitme, korkarım orada sana kılıcın ucu dokunur dediğinde Ali onu bana, Rasulullah Hazretleri Ali'nin katilinin halkın en şakisi olduğunu haber vermişti, dedi. Hicretin kırkıncı senesinin Ramazan-ı Şerif hululünde Hazreti Ali yemekten kesildi. Üç lokmadan ziyade yemez oldu.
Emri ilahinin açken vücudunu arzu ederim dedi. Nihayet bir iki günlük ömrü kalmış olduğunu haber verdi. Ramazanın yirmi yedinci gecesi alemi menamda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi görüp ümmetinden şikayet eyleyince onların aleyhine dua et buyurmakla Ya Rab bana onlardan hayırlısını ver, onlara da benden fenasını ver diye dua eylemişti. Hemen uyanıp rüyasını oğlu Hasan'a söyledi. Vakit sabah namazı vakti olduğundan müezzin ezan okudu. Ali Mescid-i Şerife müteveccih olduğunda Havalideki ördekler onun üzerine çağrışınca yanındakiler onu kovmak istediklerinde dokunmayınız, onlar nevahidir, benim için matem tutuyorlar buyurmuştu. Kapıdan çıkarken halkın en şakisi İbn-i Mülcem onu şehit eylemişti. Ali öleceği yılı, ay ve günü de min tarafillah bilmişti. Hazret-i Ali, Hazret-i Fatıma'nın üzerine başka hatun almadı.
Ama onun vefatından sonra başka kadınlar almış, cariyelerinden de evladı olmuştur. Oğulları Muhammedü'l Ekber, Abbas, Osman, Cafer, Abdullah, Muhammedü'levsat, Yahya, A'n, Ömerü'l Ekber, Muhammedü'l Askar, Ubeydullah, Ebubekir, kızları Rükayya, Ümü'l Hasen, Remretü'l Kübra, Ümmü Hani, Meymune, Zeynebüssuğra, Ümmü Gülsüm es-Suğra vesaire. Muhammedü'l Ekber'in validesi Beni Hanife kabilesinden olmakla Muhammed bin Hanifiye diye maruf olmuştur. Gayet Bahadır. Sahih, fasih bir zatı Ali Kadir'dir. Hazret-i Ali'nin nesli ve zürriyeti Hasan ve Hüseyin'den ve Muhammed b. Hanefi'ye ve Abbas ve Ömer'den münteşir olmuştur. Diğer evladının nesli munkaris olmuştur. Hazreti Ali, oğlu Hasan'a suret-i mahsusa da şöyle vasiyet buyurmuştu. Ey oğul, her şeyden önce Allah'tan hakkıyla kork. Bütün emirlerini yerine getir. Onu anmakla kalbini yaşat. İpine sımsıkı sarıl.
Eğer tutunursan Rabbinle aranızdaki bağdan daha kuvvetli hangi bağ bulunabilir? Kalbini mev izah ile yaşat. Zahitlikle dünya malını ve ona olan aşkını terk etmekle onu öldür. O hak ile kuvvetli hikmet ile adalet, ilim, hilm, hikmet, uygun söz, doğru, parlak ve nurlu olsun. Ciddi olarak ölümü an ve ölümü anmakla kalbini yaşat. Her şeyin yok olacağını bil ve kalbinin de yoklukta karar kılacağını ona bildir. Ona dünya facialarını ve musibetlerini teker teker göster. Zamanın şiddetini ve kükreşini, gece ve gündüzlerin aleyhine çevrildiğini düşün, hatırla ve hatırlat. Kendi nefsine ve kalbine daha evvel geçmiş evladı insanların kıssalarını ve hikayelerini söyle. Ama azide insanların başına gelen felaket ve musibetleri düşün. Aynı şeylerin tekerrür etmemesi için dikkat et. Atalarının topraklarında ve yaşadıkları yerlerde gez ve onların eserlerini dikkatle tetkik et. Onlar neler yapmışlar?
Nereden nereye ne için göç etmişler? Bunları tetkik ettiğin zaman onların pek yakın arkadaşlarından ve sevgililerinden ayrılıp gurbet ellere gittiklerini göreceksin. Tıpkı onlar gibi sen de pek yakında bilmediğin, görmediğin yerlere göç edip gideceksin. Şu halde istikbaldeki yerini şimdiden hazırla ve temizle. Ahiretini dünya ile satma. Bilmediğin şey hakkında konuşma. Vazifen olmayan şeye karışma ve her işi kendi ehline bırak. Sonunda bir felaketin gelmesinden korktuğun yolu terk et. Zira bir işte felaket sezildiğinde onu terk etmek korku ile ilerlemekten hayırlıdır. İyiliği emret ki iyilik ehlinden olasın. Münkeri kendisinde Allah'ın rızası olmayan şeyi elinle ve dilinle ortadan kaldırmaya çalış. Bütün gücünü sarf ederek münkeri işleyenleri uzaklaştır. Allah yolunda hakkıyla çalış. Onun uğrunda mücadele etmekten çekinme. Herhangi bir kimsenin ağır sözleri seni yolundan alıkoymasın.
Nerede olursan ol Hakk'a ulaşmak için bütün güçlükleri aşmaya çalış. İslamiyet'te ne varsa hepsini anla ve öğren. Kendini güçlükler karşısında sabretmeye alıştır. Zira haksızlık karşısında Hakk'a sabretmek en iyi ahlaktır. Bütün işlerde Allah'ı nasıl? Zira o en iyi koruyucu, en iyi barınak veren yakın kurtarıcıdır. Her işinde Allah'a teslim ol. Zira insanoğluna her şeyi bahşeden de O, mahrum eden de O'dur. Bir işi yapmadan önce onun üzerinde iyice düşün. En iyi bir şekilde karar verebilmek için güvenilir kimselerle istişare et. Bu tavsiyemi anlamaya çalış ve bundan ayrılmamaya dikkat et. Şunu bil ki en hayırlı söz faydalı olandır. Fayda vermeyen ilimde hayır yoktur. Öğrenilmesi lüzumlu olmayan ilimden de bir fayda temin edilmez. Ey oğul, kendimi hayatımın son demlerini yaşadığımı ve gittikçe zayıflamakta olduğumu görünce bu tavsiyemi sana bildirmekte acele etmeyi uygun buldum.
Zira düşündüğüm bütün şeyleri sana söylemek için bir zaman bulamadım. Ecelimin gelmesinde vücudumun zayıflaması gibi hafızamın da zayıflamasında heva ve heveslerin veya dünya fitnelerinin benim nasihatımdan önce kalbine hakim olmasından, bunun neticesi olarak da huysuz bir at gibi olmadan endişe ederek sana nasihatımın bir kısmını yazıyorum. Ey oğul! Benim vasiyetimden edineceğin şeylerin en hayırlısı Allah'tan korkup O'na sığınmak, Onun sana farz kıldığı şeyleri yerine getirmek, atalarının ve geçmiş insanların izini takip etmektir. Şimdi sen kendi nefsine nasıl güven ve itimatla bakıyorsan, senden evvel geçen ataların aynı şekilde kendilerine güveniyorlardı. Şimdi sen nasıl düşünüyorsan, onlar da aynı şeyi düşünüyorlardı. Fakat neticede iyi ve doğru buldukları şeyi tuttular. Vazifelerini noksansız yapmaya çalıştılar.
İşte onların neticede vardıkları şeyi ve takip ettikleri yolu kabul etmek istemiyorsan, onların başında takip ettikleri yolu aynen takip et. Fakat bu, şüphelerini çoğaltmak ve düşmanlıklarını artırmak için değil, doğruyu ve hakikati anlayıp öğrenmek için olsun. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugün sonuna gelmiş olduk. Hazreti Ali efendimizin oğlu Hasan'a yazmış olduğu nasihatları, tavsiyeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Bir sonraki bölümde görüşmek, buluşmak ümidiyle Allah'a emanet olunuz.