Hazreti Ali'nin Hayatı ve Manevi Yolculuğu kaydında Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde Hazreti Ali Yül Murtaza radiyallahu anh isimli esere başlıyoruz. Hazreti Ali efendimizin nesebi ile inşallah ilk bölümümüzle başlamış olacağız. Hazreti Ali radiyallahu anh'ın künyesi Ebul Hasen, Ebu Turab, lakabı Haydar, unvanı Emiri'ül Müminindir. Babası Ebu Talib…
Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde Hazreti Ali Yül Murtaza radiyallahu anh isimli esere başlıyoruz. Hazreti Ali efendimizin nesebi ile inşallah ilk bölümümüzle başlamış olacağız. Hazreti Ali radiyallahu anh'ın künyesi Ebul Hasen, Ebu Turab, lakabı Haydar, unvanı Emiri'ül Müminindir. Babası Ebu Talib amcasının kızı ile izdivac eylediğinden Hazreti Ali hem pederi, hem validesi tarafından Haşim iyidir ve Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin amcazadesidir. Bîset-i seniyyeden on sene, hicretten yirmi üç sene önce Recep ayının on üçüncü günü Mekke-i Mükerreme'de doğmuştur. Hazreti Ali'nin validesi Fatıma binti Esed, valide-i muhteremeleri Hazreti Amine'nin irtihalinden sonra dedesini de kaybeden Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselam'ı şefkat ve merhametle karşılamış, ona öz evladı gibi bakmıştı.
Hazreti Ali, Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e nübüvvet gelmeden on sene evvel doğmuştur. Ebu Talib'in çoluk çocuğu çok olduğundan kendisi maişet darlığı içindeydi. Bu sebeple Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazreti Ali'nin terbiye ve iaşetini üzerine almış ve onu yanında büyütmüştür. Hazreti Ali'nin Valideyi Muhteremeleri Fatıma Binti Esed, Hazreti Ali'nin rivayetine göre Müslümanlığı kabul etmiş ve Mekke'den Medine'ye hicret etmiştir. Fatıma Binti Esed vefat ettiği zaman Resul-i Ekrem kendi gömleğini göndererek onun bu mübarek gömlekle tekfir edilmesini emir buyurmuş ve onu kabre bizzat indirmişlerdir. Bu suretle bir zamanlar kendisine şefkat ve merhametle bakan bu mübarek kadına karşı şükran borcunu ödemiştir.
Hazreti Fatıma binti Esed'in cenazesinde bulunanlar, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ona karşı gösterdiği bu alakanın sebebini sormuşlar, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, Ebu Talib'den sonra bu kadının bana gösterdiği şefkat ve muhabbeti hiçbir zaman unutmam, demişti. Nebiyy-i Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ceddi alileri Abdülmuttalip, ahir ömründe Sultanü'l asfiya'nın himaye ve muhafazasını oğlu Ebu Talib'e vasiyet eylemişti. Bahusus bu vasiyete kendisinin son derece şefkat ve muhabbeti enzimam edince, ölünceye kadar Resulullah'a hüsnü hizmet ve muavenede bezli kudret eylemiştir.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in izhar-ı nübüvvet ve davetlerine hiçbir vakit tekzip yoluna gitmeyip İslam'ın dini hak olduğunu tasdik etmiş ve Kureyş'in taarruz ve taaddiyatından her vechile muhafazaya cehd ü gayret etmişse de ihtiyarlığında aba ve ecdadının bulunduğu dini terk etmeyi bir ağır zumuyla ve şerefine nakıysa iras eder zannıyla İslam'ını izhar etmemişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem amcası Ebu Talib'in son nefesinde İslam'ını izhar etmesini arzu buyurduklarında nihayet ruhunu teslim ederken dudaklarının tahrik ettiği görülüp yanında bulunan biraderi Hazreti Abbas tarafından Kelime-i Şehadet söylediği Risalet Penah efendimize tebşir olunmakla, seni hidayete eriştiren Allah'a hamdolsun ya amca buyurdukları mervîdir.
Hazreti Ali'nin Hayatı ve Manevi Yolculuğu ne anlatıyor?
Hazreti Ali'nin Hayatı ve Manevi Yolculuğu kaydında Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde Hazreti Ali Yül Murtaza radiyallahu anh isimli esere başlıyoruz. Hazreti Ali efendimizin nesebi ile inşallah ilk bölümümüzle başlamış olacağız. Hazreti Ali radiyallahu anh'ın künyesi Ebul Hasen, Ebu Turab, lakabı Haydar, unvanı Emiri'ül Müminindir. Babası Ebu Talib…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 6 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir gün Ebu Cehil, Şeybe, Utbe ve bir alay Süfeha Ebu Talib'in yanına toplanıp ona Arap kavmi arasında yeni bir din ihdasıyla Kureyş'in putlarını her vakit taanu teşni eden Muhammed'i bizim elimize teslim etki, kılıcımızla terbiye edelim ve illa iş başka renk kesbeder diyerek hezeyanla tehdit edip savuşmuşlardı. Ebu Talib bu süfehadan işittiği acı sözleri söyleyerek cidale sebebiyet verecek bu gibi ahvalden feragat etmek, muvafık-ı akıl ve hikmet olduğunu münasip lisanla arz-ı beyan eyledikte Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem benim bütün bu söz ve fiillerim emri ilahi mucibi sadır ola geldiğinden bana bu hususta hiçbir şey mani olamaz dedi. Bu kelam-ı Nebevi'den müteessir olan Ebu Talib hüngür hüngür ağlayarak şu neşideyi inşaat eylemiştir. Allah'a kasem ederim ki ben şu toprağa gömülmedikçe onlar sana bir zarar eriştiremezler.
Sen karirü'l ayn ve müsterihü'l hatır olarak memur olduğunu vazifeni tamamlamaya çalış. Beni davet ettin. Ben de bilirim ki sen sözünde sadık ve benim hakkımda hayır hahsın. Çünkü dünyaya geldiğin günden bu ana kadar senden asla hilaf-ı hakikat bir şey sadır olmamış bir zatı emniyetpenahsın. Israr ettiğin dinin diğer dinlerden hayırlı, hakiki bir din olduğu nazarım da sabit olmuştur. Eğer Kavm-i Kabilemin Ebu Talib aba ve ecdadının dinini terk ettiği gibi melamet ve serzenişine maruz kalacak olmasaydım. Yahut yaşlılığımdan naşi bunamış demeleri ihtirazı olmasaydı şüphesiz ben senin mukaddes dinine tebaiyetle manen olduğu gibi maddeten dahi dest-i inabetimi a ki pay-i risaletine uzatmış olduğum halde bulurdun. Ali Radiyallahu Anh'ın beş yaşını ikmal etmek üzere bulunduğu sene Hicaz'da yağmursuzluktan kahtum gala olduğundan umum ahali ve Kureyş kabilesi de fevkalade zarurete düçar olmuştu.
Kesreti I'l-IYali hasebiyle Ebu Talib'in de hali pek müşkil olmasına mebni Hazreti Fahrul Mürselin sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ammi vala'ları Hazreti Abbas'a Ebu Talib Fakirü'l hal, Kesirü'l iyaldir. Gidelim bir iki çocuğunu yanımıza alarak zaruretini mümkün mertebe hafifletelim diyerek Hazreti Abbas'la birlikte Ebu Talib'e gitmişlerdi. Ebu Talib de cevaben bana Akili bırakınız da ne yaparsanız yapınız demiş. Nebiyy-i Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz beş yaşında olan Hazreti Ali'yi Haydar'i, Hazreti Abbas da Cafer'i almıştı. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Ali'nin terbiye ve iaşesini deruhde ederek onu yanına aldıktan sonra Hazreti Ali Resul-i Ekrem'den ayrılmamış, bu sayede Müslümanlığa dair bütün hadiseleri, Müslümanlığın inkişafı ile alakadar bütün vakaları yakından görmüş ve içinde yaşamıştır.
Hazreti Ali, Resul-i Ekrem'in yanına geldikten sonra bir gün onun zevcesi Hazreti Hatice ile birlikte ibadetle meşgul olduğunu görmüş, onların bu ibadeti onun saf ve temiz kalbi üzerinde derin bir tesir bırakmıştı. Resul-i Ekrem'in ibadeti Hazreti Ali'nin merakını uyandırmış ve Resul-i Ekrem'den bunun ne olduğunu sormuştu. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Ali'ye şirkin mahiyetini, bir insan için ne derece haysiyet kırıcı, ne kadar kötü ve seciye-i insaniyeyi alçaltıcı bir şey olduğunu izah etmiş, daha sonra da ona tevhidin manasını anlatarak kendisinin nübüvvetini beyan buyurmuş ve tevhidi kabul etmesini tavsiye etmişti. Ali ilk defa duyduğu bu sözleri evvela yadırgamış, sonra hayret ve tereddüde düşmüş idi. Ali, Müslüman olmak için babasıyla istişare etmek üzere Resul-i Ekrem'den müsaade istemiş. Resul-i Ekrem de Müslüman olmazsan bunu ketmet, sakla, kimseye açma buyurmuştu.
Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in beyanları üzerinde düşünmeye başladı. Onun kalp ve dimağında hak ve batıl fikirlerin mücadelesi kasırga gibi esti. Ailesinin Kabe ile alakası dolayısıyla orada icra edilen ayinleri ve oradaki putları gören Ali'nin hayalinde bunlar tazim ve hürmete layık şeylerdi. Halbuki Resul-i Ekrem bunlara tapmanın şirk olduğunu söylemiş, insan eliyle yontulan taş veya tahta parçalarının insana bir fayda ve zarar veremeyeceğini anlatmış. Bu putların hiçbir şeyi yaratmadığını ve yaratamayacağını, bunların insana yardım etmeleri, insanların dualarına icabet etmeleri şöyle dursun, kendi başlarına inecek bir darbeye bile mani olamayacağını söylemişti. Ali, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin beyanlarını teemmül ve tedebbürle, Ya Resulallah, Allah beni yaratırken babamla istişare etmedi.
Ben de babamla istişare etmiyorum ve iman ediyorum dedi ve Müslüman oldu. Hazreti Ali radiyallahu anh Müslüman olduğunda sekiz on yaşlarındaydı. Çocuklar için de ilk Müslüman olan Hazreti Ali Kerremallahu vecheh'dir. Ebu Talib, Ali'ye sual ederek tabi olduğun din nedir dedikte, Ali radiyallahu Anh babası Ebu Talib'e saygıdeğer babacığım, dinim dini mubini İslam olup ben Allah'a ve Rasulüne iman ve Rasulullah ile edayı salat ederek kesbi şerefi bîbayan ettim, cevabını vermekle Ebu Talib'de Muhammed Aleyhisselam emri hayırdan başka bir işe sevk etmez. Sen onun meclisine mülazemet ve fermanına mutabaat eyle demişti. Hazreti Ali Müslümanlığı kabul ettikten sonra bütün Mekke devrini teşkil eden on üç seneyi Resul-i Ekrem'le beraber geçirmiştir. Bu devrede Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Kureyş müşriklerine Müslümanlığı tebliğ ediyor.
Onların ileri gelenleriyle münakaşa ve müzakerelerde bulunuyor ve onların kalplerini yumuşatmak, onların taassupla ve şirkle kararan gözlerini açmak, hurafelerin baskısıyla boğulan dimağlarını nurlandırmak için Kur'an'ın ilahi ayetlerini okuyor, en tesirli vaazları iran ediyor, dağları eritecek, taşlara can verecek en ruhani veren samimi telkinlerde bulunuyor, fakat müşriklerin ileri gelenlerinden hasımlık ve düşmanlıkla karşılaşıyordu. Hazreti Ali, Resul-i Ekrem'in bu hal ve hareketlerini görüyor ve ona her halükarda yardım ediyordu. Onun bütün meclislerinde bulunuyor, bütün tebligatını dinliyor ve beraber ibadet ediyordu. Hazreti Ömer'in Müslümanlığı kabulünden önce Müslümanların Mekke'de alenen ibadet etmeleri mümkün olmuyordu. Onun için Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemle sahabileri gizlice ibadet ediyor, Hazreti Ali de onlarla birlikte bulunuyordu.
Bir kere Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ibadet için Nahle Vadisi'ne gitmiş, Hazreti Ali'yi de birlikte götürmüştü. Resul-i Ekrem ile Hazreti Ali ibadete dalmışlarken Ebu Talib buradan geçmiş ve ikisini de ibadete dalmış olarak görmüştü. Ebu Talib onlara ne yaptıklarını sormuştu. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Allah'a ibadet ettiklerini söyledikten sonra amcasını Hakk'a davet etmiş, onun da kendilerine iltihak etmesini temenni etmiş, fakat Ebu Talib kendisinin mazur görülmesini istemişti. Hazreti Ali bu hadiseyi anlatarak der ki, Nahle Vadisi'nde Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemle birlikte ibadet ediyorken, babam Ebu Talib görünmüş ve Rasul-i Ekrem'e ne yapıyorsunuz diye sormuştu. Resul-i Ekrem ona ibadet ettiğimizi söyleyerek Müslümanlığa davet etti. Babam da şu cevabı verdi. Sizin yaptığınızda bir beis görmediğim gibi söylediklerinizde de bir beis yoktur.
Fakat bana karışmayınız. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugün sonuna gelmiş olduk. İnşallah bir sonraki bölümde Hazreti Ali efendimizin hayatından kesitleri sizlere aktarmaya, sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Tekrar görüşünceye dek Allah'a emanet olunuz.
Kaynak: Genel
Hazreti Ali'nin Hayatı ve Manevi Yolculuğu | Mihmandar