İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde Hz. Ali isimli esere devam ediyoruz. Hz. Ali Efendimiz'in hayatını daha yakından tanımaya inşallah devam ediyoruz değerli dinleyiciler. Hazreti Ali'nin Hazreti Fatıma ile izdivacı konusunda kalmıştık. Hicretin ikinci yılı zafer ayında bir Cuma günü Hazreti Ali keremullah ve cehin Hazreti Fatımatüzzehra ile nikahları Allah'ın emriyle kıyılmıştır. Nikahları kıyıldığı vakitte Hazreti Ali yirmi bir yaşında, Hazreti Fatımatü'z Zehra da on beş yaşındaydı. Aynı yılda düğünlerde yapılmıştır. Seyretü'l Halepiyyede der ki: Hazreti Ali'nin Fatımatüzehra ile evlenmesi, Ebu Turab künyesini alması, kıblenin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram'a çevrilmesi, oruç ve zekatın farz kılınması, sadaka-i fıtır ve kurbanın vacip olması hep hicretinin ikinci yılında olmuştur.
Hazreti Fatıma'yı daha önce başkaları istemişler fakat Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ben Fatıma hakkında Allah'ın emrini bekliyorum cevabını vermişlerdi. Cebrail Aleyhisselam Fatıma'nın Ali'ye nikah edilmesi hakkında emri ilahiyi getirince, Rasulullah nikahlarını kıymıştır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ali'ye Ya Ali, git kendine bir ev kirala da gel buyurdu. Zira Ali evleninceye kadar hep Peygamber Efendimizle beraber kalırlardı. Bu emir üzerine Ali gidip bir ev kiraladı. Muameleyi tamamladıktan sonra Hazreti Peygamber'in yanına döndü. Ya Ali, Cenabı Hak bana, kızım Fatıma'yı sana nikahlama mı emir buyurdu. Ben de dört yüz dirhem gümüş mehirle nikahladım buyurdu. Ali de ben de kabul ettim ya Rasulallah diye arzı ihtiram eyledi.
Hazreti Peygamber de bundan memnun olduğunu Ali'ye izhar ederek, ya Ali, o dört yüz dirhem gümüşü nasıl ve nereden tedarik edeceksin demesi üzerine Ali, ya Rasulallah, bende para bulunmaz. Benim gündelikle çalıştığımı ve helal kazanmakta olduğumu biliyorsunuz. Yalnız benim kendime ait bir atım ve bir zırhım vardır, dedi. Hazreti Peygamber, at sana çok lazım olur, fakat zırhı götür, sat ve parasını getir buyurdu. Hazreti Ali gidip zırhını Osman bin Affan radiyallahu Anha dört yüz seksen dirheme sattı. Zerkani der ki Hazreti Osman zırhı satın alıp parasını Hazreti Ali'ye verdikten sonra zırhı da hediye olarak geri vermiştir. Bu alışverişten haberdar olan Hazreti Peygamber, Hazreti Osman'a çok dua ettikten sonra Osman cennette benim refikimdir buyurmuşlardır. Bunun üzerine Hazreti Peygamber bu paradan bir miktarını ayırıp avucuna aldı ve Bilal-i Habeşi nerededir diye sordu.
Hazreti Peygamber Ya Bilal, şunu al çarşıya çık. Biraz gül yağı, gül suyu al. Geri kalan para ile de bal al. Mescidin bir kenarında temiz bir kap içinde bal şerbeti yapınız. Nikahtan sonra içelim. Muhacirin ve Ensardan hazır olan ashabımı mescide davet eyle ve Fatıma-i Zehra ile Ali'nin nikahlarının kıyılacağını halka ilan et diye emir buyurdu. Bilal emri yerine getirdi. Evvela Ebubekir, Ömer, Osman ve Abdurrahman bin Avf radıyallahu anhum gelip oturdular. Mescid-i Şerif'in içi ve dışı doldu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem nikah hutbesini okuyarak nikahlarını kıydılar. Sonra Peygamber efendimizin emriyle bir tabak taze vurmak getirdiler. Oradakilere ikram edildi. Sonra Hazreti Bilal bal şerbeti dağıttı. Bunun üzerine sahabiler memnuniyet izhar ederek Hazreti Ali'yi tebrik edip dua ettiler. UUD GAZVESİ'nde Hz.
Ali Efendimiz Uhud Gazvesi Hicret'in üçüncü senesinde vuku bulmuştur. Kureyş ordusu Müslümanlardan gerek sayıca, gerek teçhizat itibariyle üstün oldukları halde Müslümanlar muharebenin başında düşmanlarını mağlup etmeye muvaffak olmuşlar, fakat düşmanın harp sahasından çekilişini görerek Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem emrini unutan ve yerlerini terk eden Müslüman okçuların ricat hattını açık bırakmaları üzerine düşman süvarileri bu fırsattan istifade etmiş ve Müslümanların üzerine dönerek yüklenmişti. Okçuların yerlerini terk etmeleri, Müslüman ordusunu bozguna uğratmış ve neticede Müslümanlar darmadağınık olmuşlardı. Müşriklerin Rasul-i Ekrem'e benzeyen Mus'ab b.
Umeyr'i şehit etmeleri üzerine Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in şehit olduğunu ilan etmeleri Müslümanları manen bozguna uğratmış, içlerinden birçoğu artık bundan sonra savaşmanın bir manası olmadığını düşünerek savaşı bırakmıştı. Said bin el-Müseyyyibin rivayetine göre Uhud günü Hz. Ali on altı yerinden yara aldı. Her bir yarası onu muharebeden men edip istirahat ve tedaviye mecbur edecek derecedeydi. O gün de Ali'ye Cebrail Aleyhisselam muavenet ediyordu, yardım ediyordu. Buhari'nin rivayetine göre bu sırada Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem de yaralanmış ve bir dişi kırılmıştı. Hazreti Ali, müşriklerin bayraktarı olan Ebu Said Bin Ebi Talha'ya karşı çıkmış ve onu mağlup etmişti. Müslümanlar Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatta olduğunu anladıktan sonra onu çevrelemişler ve muhafazaya çalışmışlardır.
Hazreti Ali, Uhud Gazvesi'nde Resulü Ekrem'i canla başla müdafaaya çalışmıştır. Uhud savaşından dönünce Hazreti Ali zevcesi Hazreti Fatıma'nın yanına gelerek al şu kılıncımı, ben ne korkağım ne de soysuzum. And olsun ki ben Muhammed'e yardım ve kullarını hakkıyla bilen Allah'ın rızası uğrunda mücadele ettim dedi. Bunun üzerine Allah'ın Rasulü Ali'ye hitaben bugün senin gibi Sehl bin Huneyf ile İbn-i Simme de çok güzel savaştı dedi. O esnada Cebrail Aleyhisselam, Ya Muhammed, andolsun ki bu daha üstün, sana daha çok yardım etmiştir, dedi. Peygamberimiz de, Ya Cebrail, Ali yabancı değil, bendendir buyurdu. Cebrail de, ben sizin ikinizdenim demişti. Hazreti Ali, Uhud Gazvesi'nden sonra Müslümanlara verdikleri söze ihanet eden Beni Nadir Yahudilerinin Medine civarından kovulması hareketine iştirak etmiştir.
Ahsa Hendek Muharebesinde Hazreti Ali Efendimiz Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Beni Nadir Yahudilerine sürgün ettiği zaman Hayber Yahudilerine sığınarak bunlardan yirmi kadarı başlarında Huyey bin Ahtab olduğu halde Mekke'ye gidip Kureyş müşriklerine yakındılar. Rasulullah üzerine harekete davet ettiler. Birçok kabileleri dolaşarak Hayber'in bir senelik hurma mahsulünün yarısını kendilerine vermek vaadiyle on bin kişilik bir ordu toplandı. Ebu Süfyan kumandası altında Medine üzerine yürüdüler. Bu sırada Resul-i Ekrem'e muhabbet besleyen Beni Huzağa'dan bir kişi dört günde Mekke'den Medine'ye yetişip vaziyeti Resul-i Ekrem'e bildirdi. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabıyla istişare edip Selman-ı Farisi'nin teklifi üzere hendek kazılmasına karar verdi. Resul-i Ekrem bizzat hendek kazmaya iştirak etmiştir.
Ashabın açlıktan, soğuktan, yorgunluktan hasıl olan füturu, neşideler okunarak izale edilirdi. Cabir'den rivayete göre Hendek günü biz, yani peygamberin ashabı, istihkam kazarken bir sert taş yiyerek rast gelmiştik. Ashab-ı Kiram Nebiyy-i Muhterem Salli Allahu Aleyhi Vessellem'e geldiler. Ya Rasulallah, Hendek'te taş parçası gibi şöyle sert bir damar rast geldi diye haber verdiler. Rasulullah, hele ben hendeğe ineğim buyurdular. Sonra Rasulullah, karnına açlıktan bir taş parçası sarılmış olarak kalktı. Çünkü biz hendek kazarken üç gün yiyecek içecek bir şey tatmamıştık. Rasulullah hendeğe indi ve sivri balyozu eline aldı. Bu kayaya vurunca o sert kaya ufak kum gibi dağıldı.
Cabir radiyallahu anh, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den müsaade alıp evine geldiğinde karısı mes'ud kızı Süheyl'ye Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de bir açlık hali gördüm ki artık o sabrulunu şey değildir, evde yiyecek bir şey var mı? Diye sordu. Zevcesi biraz arpa ile bir keçi oğlağı var dedi. Hemen keçi yavrusunu kesti, etini çömleye koydu. Arpayı da çekip hamur mayaladı. Hamuru fırına ve çömleği de tandıra koyduktan sonra güzelce pişirmeye başladıktan sonra Rasulullah'a geldi. Ya Rasulullah, bir parça yemeğimiz var. Bir kişiyle teşrif buyurunuz dedi. Resulullah, yemeğin ne kadar diye sordu. O da miktarını bildirdi. Resulullah, hem çok, hem güzel buyurdu. Aynı zamanda hanımına söyle, biz gelinceye kadar çömleği tandırdan, ekmeği fırından ayırmasın diye tembih buyurdu. Ve orada bulunanlara ey hendek halkı, kalkınız, Cabir'in ziyafetine gidelim buyurdu.
Bu umumi davet üzerine Cabir telaşlanarak karısına varınca karıcığım Allah sana iyilik versin, Rasulullah, Muhacirin, Ensar ve yanında bulunanlar toptan kalktılar, geliyorlar diye endişesini bildirdi. Kadın Rasulullah yemeğimizin miktarını sana sordu mu?dedi. O da evet, sordu dedi. Kadın madem ki bizim evimizdeki yemeğin miktarını bildirdin, gerisini Allah ve Rasulü bilir, dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hendek halkı ile evin önüne gelince yanındaki cemaate giriniz ve birbirinizi sıkıştırmayarak serbest oturunuz, buyurdu. Ashap bölük bölük oturdular. Sonra Rasulullah kendi eliyle çömleğin ve fırının kapağını açtı. Ekmeği alıp parçalamaya ve üzerine et koyup çömleği ve fırını kapayarak davetlilere sunmaya başladı. Ve her defasında çömleği ve fırını kapayarak hendek halkına dağıtmaya devam etti. Nihayet davetliler doydular, hayli yemek de arttı.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Cabir'in hanımına bu geri kalanı da sen yersin ve bundan Medine halkına dağıtırsın. Çünkü bütün halkı açlık istila etmiştir, buyurdu. Hiç şüphesiz bu Cabir hadisinde Peygamber Efendimizin nübüvvet alametlerinden en açık bir mucizesi rivayet olunmuştur. Muharebe esnasında Medine-i Münevvere'nin etrafına hendek kazılı bulunduğundan iki ordu birbiriyle çarpışmayıp ok atışmaktaydılar. Fakat Amr b. Abdud ve İkrime b. Ebu Cehil ve Übeyre b. Ebi Vehb ve Nevfel b. Abdullah b. Muğire ile Hazreti Ömer'in biraderi Dırar b. Hattab ve Mirdas b. Muharip, atlarını zorlayıp hendeğin dar bir mahallinden Medine'nin içine atladılar. Bunlardan Amr b. Abdud arkadaşlarından ayrılıp atını ileri sürerek er diledi. Amr pek çok vakalar görüp geçirmiş, yalnız başına nice cemiyetleri dağıtmış, akranı yok bir bahadır ve silahşörlükte mahir bir süvariydi.
Arap kabileleri, amrı bir bölük süvariye mukabil tutarlardı. Onunla dövüşmek, arslanla pençeleşmek gibi olduğundan buna karşı kimse cesaret edip varmaya rağbet edemedi. Rasulullah sallahu aleyhi ve sellem'in arslanı Hazreti Ali, ona karşı ben çıkarım ya Rasulullah dediğinde Resul-i Ekrem, sen dur ya Ali, gelen amrıdır diye buyurdu. Amr tekrar ehli İslam'a meydan okudu. İçinizde mübarezeye çıkacak er yok mudur? Hani sizin ölünüze tayin ettiğiniz cennet nerede, dedi. Ali tekrar çıkmak istedi. Rasul-ü Ekrem yine ruhsat vermedi. Amr şımardı. Eğer meydanına çıkacak kimse yok mu? Diye bağırdı. Onun üzerine Hazreti Ali, Amr'ı da olsa çıkarım ya Rasulallah diyerek yerinden kalktı. Rasul-ü Ekrem kendi zırhını ona giydirdi ve Zülfikar nam kılıcını onun beline kuşattı ve Ya Rab, amcam Ubeyde Bedir'de ve amcam Hamza Uhud'da şehit oldular. Yanımda bir biraderzadem Ali kaldı. Onu sen muhafaza eyle.
Beni yalnız bırakma diye dua eyledi. Ali piyade olarak meydana çıkıp, Amr'a doğru vardı. İki ordu halkı temaşaya durdu. Ali iptida Amr'ı dini İslam'a davet eyledi. Amr kahkaha ile gülerek bu ağızla bir kimsenin karşıma çıkacağı hatırıma gelmezdi, sen kimsin hele söyle bakayım diye sordu. Ali bin Ebi Talibim diye cevap verdi. Senin amcaların içinde meydana çıkacak yaşlı başlı biri yok mu? Biraderzadem senin ağzın hala süt kokar. Ben senin pederinle pek çok vakit karındaş gibi görüştüm. Şimdi senin kanını dökmek bana güç gelir, dedi. Hazreti Ali, evet ama ben senin kanını dökmekle mahsus olurum, fakat sen de atından inip de benim gibi piyade olmalısın, dedi. Bu söz Amr'ın hamiyeti cahiliyesine dokundu. Pek ziyade öfkelendi ve hemen atından indi, saika gibi Hazreti Ali'nin üzerine hücum etti. O da kalkanını karşı tuttu.
Amr öyle hiddet ve şiddetle bir kılıç vurdu ki Ali'nin kalkanını iki parça etti ve başını biraz yaraladı. Nöbet Hazreti Ali'ye gelince Zülfikar'le bir vuruşta Amr'ı kat ve idam eyledi. Amr İbn-i Abduldun'un mübareze meydanında düşüp kalması müminleri fevkalade memnun, müşrikleri de pek ziyade dilhun etti. Ebu Süfyan bugün bizim için bir hayırlı iş yok diyerek hendek başımdan çekilip ordugahına gitti. Bunu müteakip ehli İslam'a karşı ittifak eden hizipler arasında korku ve tefrika uyanmış, bu sırada çıkan şiddetli bir fırtına düşmanın çadırlarını sökmüş, eşyalarını ve teçhizatını alt üst etmiş ve perişan olarak dağılıp gitmişlerdi. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik. Hendek Muharebesi ile ilgili bölüme inşallah bir sonraki bölümde kaldığımız yerden devam etmek üzere Allah'a emanet olunuz.