İhsan Mektebi programımızda biiznillah tekrar birlikteyiz derdinde işlerimiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu anlatımıyla Hazreti Ali efendimizin hayatına devam ediyoruz. Bir önceki programımızda Hazreti Ali efendimizin Mısır'a vali olarak tayin ettiği Malik Bin El Haris el Eşler'e gönderdiği Emirname'yi sizlere aktarmaya başlamıştık. İnşallah kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şöyle diyordu Ali Efendimiz valisine. Yardımcılarına karşı da ihtiyatlı bulun. Şayet içlerinden biri elini hıyanete uzatır ve gözcülerinin vereceği haberler herifin bu hıyaneti üzerinde toplanacak olursa şehadetin bu kadarını kafi görerek, kubeti, bedeni üzerinde icra edersin. Topladığı paraları alır, kendisini mevkii zillete dikersin. Alnına hıyanet lekesini vurur, boynuna ağrı töhmeti geçirirsin. Sonra haraç işini ehli haracın salahıyla birlikte takip et.
Çünkü emri haracın ıslahıyla ehlinin salahı içinde başkalarının da salahı dahildir. Zaten başkalarının salahı ancak bunlarınkine tevakkuf eder. Çünkü halkın hepsi haraca muhtaç. O halde memleketin umranına sarf edeceğin vakit haraç toplamaya matuf olan himmetinden fazla olmalı. Zira haraç ancak umran ile elde edilebilir. Umransız haraç isteyen kimseler memleketi harabeye çevirir, halkı helak eder. İşi de pek kısa bir zaman için yürütür. Şayet yükün ağırlığından yahut bir afetten yahut yağmurların suların kesilmesinden yahut toprakların su altında kalmasından, yahut kuraklık istilasından şikayette bulunurlarsa tesirini umduğun bütün vasıtalara müracaatla dertlerini hafifletmeye çalış. Bu hususta hiçbir fedakarlık sana katiyen ağır gelmesin. Zira o bir sermaye ki memleketlerini imara, vilayetini tezyine sarf etmek için sana iade edecekler.
Fazlaca memnuniyetlerini ve senalarını kazanacaksın. Haklarında gösterdiğin adaletten dolayı müftehir olacaksın. Hem sen bu sermayeyi fazlıyla vereceklerine güvenerek veriyorsun. Zira kendilerini refaha kavuşturduğun için biriktireceklerine ve Adlü'r rıfk ile muamelen sebebiyle senden emin olduklarına itimadın vardı. Evet, günün birinde yardımlarına muhtaç olacağın bir hadise zuhur eder. Bakarsın ki hatır hoşluğuyla bütün yükü üzerlerine almışlar, taşıyorlar, vazifeyi memnuniyetle yerine getiriyorlar. Umran mütehammildir, yüklediğin kadarını götürebilir. Memleketin haraplığı ahalinin sefaletindendir. Ahaliyi sefil eden sebep de ancak valilerin servet toplamaya olan hırsları uzun müddet mevkilerinde kalacaklarını zannetmeleri, bir de geçmişlerden icap ettiği kadar ibret alamamalarıdır. Sonra katiplerinin haline dikkat et. İçlerinin başına en iyilerini getir.
Hususi ile tertibatını, esrarını tevdi edeceğin mektuplarını öyle adamlara yazdır ki soyu temiz, ahlakı düzgün olsun. Gördüğü itibar ile şımarmayıp başkalarının yanında sana karşı gelmeye cüret edenlerden olmasın. Valilerinin sana yazdıklarını getirip göstermekte senin tarafından verilecek cevapları dosdoğru yazarak göndermekte ve senin hesabına alıp senin hesabına vereceği şeylerde gafleti sebebiyle kusur etmesin. Senin lehinde bulunduğun bir akdi muhkem tutsun. Aleyhinde bulunduğunu da çözmekte zaaf göstermesin. Uhdesine tevdi edilmiş işler itibariyle nasıl bir mevkide olduğundan bihaber bulunmasın. Zira kendi kıymetini bilmeyen, başkasının kıymetini hiç bilmez. Sonra bunların iltihaplarından yalnız simalarını tetkikin bir de hüsnü zannın kafi gelmeli. Çünkü insanlar daima tasannu ve hüsnü hizmet göstererek zevahire hükmeden valilerin gözüne girebilirler.
Halbuki işin ötesinde ihlas namına bir şey yoktur. Onun için senden evvelki Salih valilere hizmet etmiş olanları araştırarak halk arasında en iyi intiba bırakmış, emin insanlar olarak en ziyade tanınmış olanlarını intihap et, seç. Böyle bir hareket senin Allah'a ve kendisinden tevelliyi emir ettiğin kimseye karşı ihlasını gösterir. Bir de işleri tasnif ederek her sınıfın başına bu katiplerden birini geçir ki iş büyük olursa altında ezilmeyesin. Çok olursa toplamasını bilemeyip beceremeyip dağılmayasın. Şayet katiplerinin hatasını görür de aldırmazsan kendin ziyan edersin. Sonra ticaret ve sanat erbabı gibi bir kısmı oturduğu yerde çalışan, bir kısmı şuraya buraya mal götüren, bir kısmı elinin emeğiyle geçinen kimselere iyi muamele et ve başkaları tarafından da o suretle muamele edilmesine dair tavsiyelerde bulun. Çünkü bunlar memleket için esbabı hayırdır ve saili menfaattir.
O hayır ve menfaati senin toprağındaki, denizindeki, ovalarındaki, dağlarındaki uzak yerlerden ve başkalarının gidemeyeceği yahut cüret edemeyeceği mevkilerden getiriyorlar. Bunlar memleket için sulh-u selamet adamlarıdır. Ne gaile çıkarmalarından korkulur, ne fesatlarından endişe edilir. Kendilerinin gerek nezdindeki gerek memleketinin diğer cihetlerindeki işleri takip et. Mamafih şurasını da bil ki bunların çoğunda fahiş bir tamah, çirkin bir hırsla beraber, menfaatlerde istihkar, alım satım da hile olur. Bu ise halk için zarar, vali için ayıptır. Binaenaleyh ihtikara mani ol. Çünkü aleyhissalatü vesselam Efendimiz Hazretleri ihtikarı men ediyorlar. Alım satım doğru tartılarla olmalı ve alanı da satanı da ezmeyecek mutedil fiyatlar üzerinden yürütülmelidir. Kim sen yasakladıktan sonra ihtikara meylederse, karaborsaya meylederse yani ifrata varmamak şartıyla hemen cezalandır.
Hele alt tabakadaki her türlü çareden mahrum fukara ve biçareler ile felaketzedeler, kötürümler hakkında Allah'tan korkmalı, hem çok korkmalısın. Bu tabaka içinde halini söyleyebilen de var, söyleyemeyen de var. Bunlara ait olmak üzere muhafazasını sana tevdi ettiği hakkı sıyanet et. Oradakilere Beytülmalden bir hisse, başka yerlerde bulunanlara da her memleketin fukara-yı müslimine has tahsisatından bir hisse ver. Çünkü en uzaktakilerin de en yakındakiler gibi hakları vardır cümlesinin hakkını gözetmekse sana tevdi edilmiş bir vazifedir. Sakın azamet seni onlarla meşgul olmaktan alıkoymasın. Zira işlerin mümini layıkıyla yerine getirmeni mazeret sayarak ehemmiyetsizini bırakırsan mazur görülmezsin. Bu sebepten uzaktakileri de düşünmekten geri durma ve o zavallılara karşı yüzünü ekşitme.
Yine bunlardan olup nazarların tahkiri, ricalin ahıra almaları yüzünden işleri sana kadar gelemeyenleri araştır. Sırf bunlar için erbabı haşyet ve tevazudan olan emin bir adam tahsis etki arada vasıta olsun. İşlerini sana bildirsin. Hasılı öyle çalış ki huzur-ı bariye çıktığın zaman bütün gücümü sarf ettim diyebilesin. Rahiyyenin bu tabakası adl ü infaka başkalarından ziyade muhtaçtır. Onun için her birinin hakkını vermeye son derece itina et. Sonra yetimleri ve yaşlı bulunduğu halde hiçbir çaresi olmayan kimselerin maişetlerini üzerine al. Baka bu işler valiye ağır gelir. Lakin ne kadar hak varsa hepsi ağırdır. Allah bunu yalnız o kimselere kolaylaştırır ki onlar halden ziyade akıbeti düşünerek nefsini tahammüle alıştırır ve kendisi hakkındaki ahdi ilahinin sıdkından mutmain kimselerdir.
Erbabı ihtiyaç için sırf kendileriyle meşgul olacağın bir zaman ve mekan ayır ve hepsiyle beraber otur da seni yaratan Allah'ın rızasını celp edecek bir tevazu göster. Sonra askerini, yardımcılarını, muhafızlarını, zabıta memurlarını yanlarında bulundurma ki derdi olan kimse çekinmeden derdini dökebilsin. Ben aleyhissalatü vesselam Efendimizden birkaç yerde işittim. İçindeki zayıfın hakkı kavisinden serbestçe alınamayan bir ümmet hiçbir zaman kurtulamaz buyurmuştu. Bir de bunların münasebeti olmayan sözlerini yahut ifade-i meramdaki aczlerini hoş gör, kendilerine karşı hırçınlık etme, azamet gösterme, Onları incitmezsen Cenabı Hak sana rahmetini açar, taatine mukabil sevabını ihsan eder. Hem verdiğini güler yüzlü, gönül hoşluğu ile ver. Vermediğin takdirde kabul olunabilecek özürler dile. Sonra işlerinin arasında öyleleri olur ki bizzat görmekliğin lazımdır.
Mesela katiplerin ısharı acz edince amirlerine cevabı sen vereceksin. Halkın hacetleri artık yardımcılarının tahammül edemeyeceği dereceyi buldu mu icabına yine sen bakacaksın. Bir de her günün işini o gün gör. Çünkü her bir günün kendine mahsus işleri vardır. Vakıa niyet halis olmak ve raiyyenin selametine yaramak şartıyla bu meşgalelerin hepsi Allah için iseler desen yine vakitlerinin en hayırlısını Allah ile arandaki halat için nefsine hasret. Halisan livechillah eda edeceğin taatın en başta geleni de zatı ilahiye has olan farizalarını yerine getirmekten ibaret olsun. Gecen de gündüzün de bedenin de Allah'a ait bulunan hissi ubudiyeti ayır ve seni Hakk'ın harim-i Sübhanisine yaklaştıran bu taati vücuduna her neye mal olursa olsun eksiksiz gediksiz eda et. Şayet namazında halka imam olmuşsan sakın ne bıktıracak ne de bir hayra yaramayacak şekilde kıldırma.
Çünkü halkın içinde öyleleri vardır ki illet sahibidir, öyleleri de vardır ki acele işi vardır. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz beni Yemen'e gönderirken onlara namazı nasıl kıldırayım demiştim, en zayıfının durumuna göre buyurmuşlardı. Müminlere merhametli ol. Bundan sonra sakın rahiyyenden uzun müddet saklı durma. Çünkü valilerin eyeiyeden saklanması bir nevi sıkıntı olduktan başka umur-i memlekete vukuflarını azaltır. Valilerin perde arkasında oturmaları perdenin dışında dönen işlere muttali olmasını engeller. Binaenaleyh nazarlarında hadisatın büyüğü küçülür, küçüğü de büyür. Güzeli çirkin, çirkini güzel görür. Hak batıl ile barışır. Vali de nihayet beşerdir. Halkın kendi nazarında gizli kalan umurunu nereden bilecek? Hakk'ın üzerinde nişaneler yok ki ona bakarak sıdkın her türlüsünü, kizbin her türlüsünden ayırmak mümkün olabilsin. Şimdi sen mutlaka iki zümreden birisin.
Ya hak yolunda bezli gayret eden gönlü gani bir adamsın? O halde neye vacip olan bir hakkı ödemekten yahut kerimane bir harekette bulunmaktan çekinip saklanırsın? Yahut öyle değilsin de buhle müptela bir adamsın. Bu ihtimale göre de halk ihsanından ümitlerini kestikleri gibi istemekten o kadar çabuk vazgeçer ki. Bununla beraber raiye tarafından sana arz edilecek hayatın çoğu ya bir zulümden şikayet ya bir muamelede adl talebi gibi senin yardımını isteyecek şeylerdir. Sonra valinin havası, mukarrebini vardır ki bunların iltiması, taaddisi, muamelatta insafsızlığı görülür. Sen onların zararını bu gibi ahvalin esbabını kaldırmak suretiyle kes.
Etrafındakilerden, hassandan, akrabandan hiçbirine katiyen toprak verme ve bunlardan hiçbiri senden cesaret alıp da su veyahut müşterek diğer bir iş tutarak etrafındakileri mutazarrır edecek ve zahmeti başkalarına yükleyecek surette zahire iddiharına yani ihtikara karaborsaya katiyen tamah etmesin. Çünkü bunun karı senin değil, onun ağrı ise dünyada da ahirette de senindir. Sonra sana yakın veya uzak herkesi hakkı kabule mecbur et ve havassu mükarrabin için her neye mal olursa olsun bu hususta sebat ve dikkat göster. Nefsine ağır gelecek olan bu hareketin sonunu gözet, çünkü sonu hayırdır. Şayet raiyyede senin zulmettiğin zannı hasıl olmuşsa kendilerine özrünü bildirerek zanlarını tebliğ et. Çünkü bununla hem nefsini kırmış, hem ra'yene rıfk ile muamele etmiş, hem kendini mazur göstermiş olursun ki onları hak üzerinde daim kılmaktan ibaret bulunan maksadını o sayede istihsal edebilirsin.
Düşmanının tarafından sana teklif olunan sulh rızayı ilahiye muvafık ise katiyen reddetme. Zira sulh de askerine istirahat, sana endişeden rahat memleketin için selamet vardır. Lakin sulhtan sonra düşmanından sakın. Hem çok sakın. Öyle ya belki seni gafil avlamak için sana yaklaşmak istemiştir. O sebepten ihtiyata sarıl, bu hususta hüsn-ü zanna kapılma. Şayet düşmanla aranızda bir mukavele akdettinse yahut ona karşı bir taahhüdün varsa mukabeleye riayet et ahdini yerine getir. Verdiğin sözde durmak için icap ederse hayatını bile feda et. Çünkü arzularının müteferrik, reyhlerinin dağınık olmasına rağmen insanların feraiz-i ilahiye arasında ahdlerinde vefa kadar üzerinde birleştikleri bir şey yoktur. Hatta müşrikler de hıyanetin vahim akıbetlerini gördükleri için Müslümanlara karşı ahde vefayı iltizam ediyorlar. Binaenaleyh sakın verdiğin sözden dönme. Sakın ahdine hıyanet etme.
Sakın düşmanını aldatma. Zira zarar ve mahrumiyete mahkum akılsızlardan başkası Allah'a karşı gelmek cüretini gösteremez. Çünkü Allah Zülcelal rahmeti ezeliyesi icabı ahd ü zimmetini kulları için sa'yi şefkatinde barınacakları bir darüleman, saha-i emanında asude kalacakları bir harimi itmin an kılmıştır. Onun için burada fesat çıkarmak, hıyanette bulunmak yahut aldatmak gibi işlerin yeri yoktur. Bir de birtakım tevilata müsait olacak akitlerde bulunma. Ta'kid ve teşvik ettiğin bir akdi naks için sakın kelamın gizli delaletlerinden istifadeye kalkışma. Allah'ın ahdi icabı girmiş olduğun bir işin darlığı, zorluğu haksız yere onu tevsiğine sevk etmesin. Zira genişleyeceğini ve sonunun iyi olacağını umduğun bir darlığa tahammül senin için elbette günahından çekindiğin dünyada ve ahirette cezai ilahiden halas imkanı olmadığını bildiğin bir hıyanetten daha evveldir.
Sonra kandan ve onu haksız yere dökmekten son derece sakın, Çünkü haksız yere kan dökmek kadar felaketi calip onun kadar mesuliyeti büyük, onun kadar nimetin zevalini, devletin izmi ihlalini hızlandıran bir şey yoktur. Allah Zülcelal kıyamet günü kulları arasında hükmünü verirken hesaba döktükleri kanlardan başlayacak. Sakın dökülmesi yasaklanmış bir kanı dökerek saltanatını kuvvetlendirmek sevdasına kapılma. Zira bu hareket onu zaafa düşürecek, zevale erdirecek, başka ellere geçirecek sebeplerdir. Hele tahammülden ika edeceğin bir katil için ne Allah'ın indinde ne benim indimde hiçbir özür makbul olamaz. Çünkü bedenen kısas lazımdır. Şayet bir kazaya uğrarsan tehdit ederken kırbacın yahut kılıncın yahut elin ifrata varırsa zira o zaman yumruk yahut biraz daha fazlası ölümü intaç eder, sakın sahip olduğun nüfuza güvenerek maktulün velilerine haklarını vermeyeyim demeye kalkışma.
Bir de sakın kendini beğenme. Sakın nefsinin sana hoş gelen yönlerine güvenme. Sakın yüzüne karşı metolunmayı isteme. Zira iyilerin ne kadar iyiliği varsa hepsini mahvetmek için şeytanın elindeki fırsatların en sağlamı budur. Sonra sakın raiyyene ettiğin ihsanı başlarına kakma. Yahut yapmadığın işleri mübalağalı gösterme. Yahut kendilerine olan vaadine hulfetme, sözünden dönme. Çünkü minnet ihsanı bitirir, mübalağa hakikati söndürür. Vadinde hulfetmek, dönmek Halık'ın da halkın da nefretini celbeder. Cenabı Hak böyle sizin yapmadığınız bir şeyi söylemeniz Allah indinde menfur bir harekettir buyuruyor. Sakın işlere vaktinden evvel atılma. Sakın vakti gelince de tehaluk gösterme. Sakın vuzuh kesbetmeyen işlerde inat etme. Vuzuh kesbettiği zaman da gevşeme. Sonra işlerin her birini yerine koy. Amalin her birini yerinde bulundur. Herkesin ittifak ettiği noktalarda kendini kayırmaktan çekin.
İstihdam ettiğin adamların zahir olmuş fenalıklarına karşı senden beklenen hareketten habersiz gibi davranma. Çünkü başkasının hesabına sen ceza görürsün. Biraz sonra işlerin üzerindeki perdeler gözlerinin önünde açılır ve mazlumun hakkı senden alınır. Hicretine, gazabına, eline, diline hakim ol ve bunların hepsinden masum kalabilmek için badirelerden geri durup şiddetini tehir etki öfken geçsin ve iradene malik olasın. Bundan başka Halık'a rücu edeceğini hatırlayarak endişeye düşmedikçe nefsine hakim olmak imkanını katiyen bulamazsın. Şimdi üzerine vacip olan senden evvelkilerin geçmiş adil hükmüne yahut doğru bir mesleğini yahut Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz hazretlerinden gelmiş bir haberi yahut Kitabullah'ta varid bir farizayı tahattur etmektir, hatırlamaktır.
Ta ki o gibi meselelerde bizden gördüğün tarzı harekete iktida edesin ve şu emirnamemde bildirdiğim ve ileride heva-i nefsine kapılmanı mazur gösterememen için elimde sana karşı sağlam bir hüccet kabul ettiğim ahkamı tatbike çalışırsın. Artık Cenabı Hakk'ın geniş rahmetinden ve bütün talepleri ihata etmiş olan azamet-i kudretinden dilerim ki rızayı ilahisi vechile ibad arasında Sena-i Cemil ve memleketler arasında asarı hayır ibkası için gücümüz yettiği kadar çalışmaya seni de beni de muvaffak etsin. Hakkımızdaki nimetini itmam, keremini ziyade ve sana da bana da saadetle şehadetle can vermek müyesser eylesin. Bizim niyazımız Allah'adır. Allah'ın Resul'üne de salat ve selam olsun. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünün de sonuna gelmiş olduk.
Hazreti Ali Efendimiz'in Mısır'a vali olarak tayin ettiği Malik Bin El Haris el Eşdere gönderdiği emirname'yi sizlere aktarmaya çalıştım. İnşallah bir sonraki bölümde Hazreti Ali Efendimiz'in şemail ve faziletlerini aktarmaya devam edeceğim. Allah'a emanet olunuz.