İhsan Mektebi Program mısın yeni bir bölümünde tekrar birlikteyiz. Aziz deneyimlerciler misin? Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirahü'l-Aziz'in Hazreti Ali Yül Murtaza isimli eseriyle devam ediyorduk. Bir önceki bölümümüzde Hazreti Ali Efendimizden bahseden onunla ilgili hadis-i şerifleri sizlere aktarmaya başlamıştık. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Atiyyetü'l-Ufi diyor ki, Cabir bin Abdullah radiyallahu anh'ın huzuruna varmıştık. İhtiyarlamış, kaşlarını gözlerini örtmüştü. Hazreti Ali radıyallahu anh'ın sevme hususunu sorduk. Biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin zamanında bir kimsenin münafık olduğunu Hazreti Ali'ye buğz ve düşmanlık etmesinden anlardık, cevabını verdi. Şafii radıyallahu anh diyor ki Hazreti Ebubekir, Hazreti Ali'yi gördü.
Resul-i Ekrem'in huzurunda insanların makam bakımından en üstününe, yakınlık bakımından en yakınına veren çok kanaat edenine bakıp mesrur olmak isteyen Ali bin Ebi Talib'e baksın buyurdu. Hazreti Hasan bin Ali anlatıyor. Babam bir gün mescitten çıkınca Hazreti Ebu Bekir'in yüzüne baktı. Hazreti Ebu Bekir de babamın yüzüne baktı. Ya Ebu Bekir, neden yüzüme öyle çok bakıyorsun? Dedi. Hazreti Ebu Bekir, Resul-i Ekrem Hz.lerinden kıyamet günü Sırat Köprüsü'nden elinde Ali b. Ebi Talib'ten ruhsatı olmayanlar geçemez buyurduğunu işittim. Babam da, ya Ebubekir, sen bana müjde verdin, ben de sana müjde vereyim mi, dedi. Hazreti Ebu Bekir, ver, dedi. Babam, Rasul-i Ekrem hazretleri bana tenha bir yerde, ya Ali, kıyamet günü Sırat Köprüsü'nden geçmeye Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ı sadıkane sevmeyenlerin eline ruhsat verme buyurmuştu, dedi.
Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuşlardır. Ben ilmin şehriyim. İmam Ali de kapısıdır. İlmi isteyen kapısına müracaat etsin. Bu hadis-i şerif İmam Ali Hazretleri'nin ulum-u diniyede olan hazzı vafirini ispat ediyor. Mesaili diniyeden bir mesele için Muaviye'ye müracaat olunduğunda İmam-ı Ali Hazretleri'ne müracaat ediniz. Zira benden alimdir cevabını verdi. İmam Ali Hazretleri'nin fezailini ve menakıbını zikr eylemek yahut hakkında demek ibadettir. Esmaullah'ın maadası ile zikrolunmaz diye itiraz olunmasın. Zira Salihleri anmak günahlara kefarettir. Salihlerin anıldığı yere yahut salihler anıldığı zaman rahmet nüzul eder hadisleri dahi bu manayı teyit eder. Ali'nin bana olan nispeti Harun'un Musa'ya olan nispeti gibidir. Şu kadar ki benden sonra peygamber gelmeyecektir.
Bu hadisi şeriften anlaşılan nispeti nübüvvet veyahut kendinden sonra intikali hilafet değildir. Zira Harun, Musa'dan önce Darı Ukba'ya teşrif buyurmuşlardır. Belki Maksadı Risalet Penahileri Tebük Gazası'na teşriflerinde İmam Ali Hazretleri'ni istihfaf buyurdukları manadır. Müminin sahife-i amalinin alameti İmam Ali Hazretleri'nin muhabbetidir. Bir kimse Ali'yi severse beni sevmiş olur ve Ali'ye buğz eden bana buğz etmiş olur. Ali'nin muhabbeti öyle bir güzel şeydir ki onun sahibine günah zarar vermez, yani günah işlemez ki zarar versin. Binaenaleyh ahkam-ı şer'iyye hilafına hareket edenler de biliniz ki İmamı Müşavün ileyhin muhabbeti yoktur. Ali'ye adavet eden, düşmanlık eden kimseye Cenabı Hak adüv olsun. Lakin içtihat üzerine olan ihtilafı ashaba adavet olunmaz. İmam Ali Hazretleri'yle kavlen ve fiilen etba ve ensarı olanlar yevm-i kıyamette faizu ihsanı ilahiye mazhar olanlardır.
İmam Ali hazretlerinin vech-i şeriflerine bakmak ibadet makamına kaimdir. Sehl Bin Sa'd Hazretleri der ki bir gün Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri, Kelime-i Risalet Penahileri Hazreti Fatmatüz Zehra Radıyallahu Anha'nın hane-i saadetine teşrif buyurduklarında damadı Nübüvvet Penahileri Hazreti Ali Hazretlerini bulamadıklarından, kızım Fatıma, amcazaten nerede diye sual buyurdular. Hazreti Fatıma'tüz Zehra radiyallahu anha da bilmem, aramızda azıcık bir şey oldu, ondan dolayı biraz bize küstü, çıktı gitti. Ne tarafa gittiğini bilmiyorum diye cevap verdi. Efendimiz hadisin ravisi Sehle hitaben, ya Sehl, şimdi git Ali nerededir ara bul, sor da bana haber ver diye emretti. Sehl Hazretleri, Huzur-i Risalet Penahiye gelip ya Resulallah, Ali Mescid-i Şerif'te yatmaktadır diye arz eyledi.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Mescid-i Şerifi teşrifle Hazreti Ali rida ve cübbe-i saadetlerinin bir tarafı toz toprağa karışmış olduğu halde yatmaktayken buldu ve, ey toprak babası kalk, ey toprak babası kalk, gidelim hanemize buyurdular. Sonra Hazreti Ali ferman-ı Risaletpenahiye imtisalen hane-i saadetlerini teşrif buyurdular ve Hazreti Fatıma'yı gırirül ayn kıldılar. Bu hadisi şeriften fukaradan başka agnia için de cami ve mescitlerde yatmak ve uzanmak bir kimseyi bir nevi bir münasebetle lakap ile künyelemek gibi, mahlas ile taltifin caiz olduğu istinbat olunmuştur. Zira Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hazreti Ali'nin ridai saadetlerine toz toprak bulaşmış olduğunu müşahede buyurduk da onu Ebu Turab künyesiyle taltif buyurdular.
Hatta sonraları Hazreti Ali nezdinde en ziyade memnuniyet ve mahsusiyeti mucip olan mahlas ve künyye Ebu Türab Künyeyi Şerifeleriydi. Hazreti Ali, Hazreti Fatıma'nın el değirmenini bizzat kendisi çevirerek elleri kabardığından şikayetle esirlerden bir hizmetçi cariye bir köle istemek üzere Resulullah hazretlerine vardıysa da sallallahu teala aleyhi ve sellem hazretlerini hane-i saadetlerinde bulamadı. Fakat Hazreti Aişe radiyallahu anha'yı bulup maksadını ona söyledi. Hazreti Aişe de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e hane saadetlerine geldiğinde Ali'nin kendisinden bir hizmetçi talebi için geldiğini arz eyledi. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bizzat kendisi geldi, Hazreti Ali ile Hazreti Fatıma yatmışlardı.
Hazreti Ali hemen yatağından kalkmak için davrandıysa da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona ve Fatıma'ya yerinizde durunuz, yani yatağınızdan kalkmayınız, buyurdu. Sonra sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ikisinin arasına oturdu ve her ikisine hitaben sizin benden istediğiniz şeyden daha hayırlı bir şeyi size talim edeyim mi? Siz her ikiniz yatağınıza girdikten sonra otuz üç kere Allahu Ekber, otuz üç kere Sübhanallah, otuz üç kere elhamdülillah dersiniz. İşte bu sizin ikiniz için hizmetçiden daha hayırlıdır, buyurdu. Ali dünyada ve ahirette benim kardeşimdir. Enes Bin Malik radıyallahu anh'dan Mervîdir. Bir gün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz'i mescitte cemi sahabe ihata edip oturmuştu. Nagah, İmam Ali içeriye girdi. Resulullah efendimiz sahabenin yüzüne kim yer verir diye baktı. Ebubekir, Resul-i Ekrem'in sağ tarafına oturmuştu.
Yerinden ayrılıp Fahri Kainat ile kendi arasında yer verip İmam Ali oturunca gördüm ki Şefi Yevumil Arasad Salli Aleyhi ve Sellem'in mübarek vechinde sürur hali müşahede olunup Ebu Bekir'e teveccüh edip buyurdular ki ya Eba Bekir, fazilet sahibinin kadr ü kıymetini ancak fazilet sahibi bilir. İbn Abbas rivayet eder ki, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki, kıyamet günü cennet develerinden bir deveye Ali binerek gelir, mahşer halkından onu her gören bu zat bir nebiyi mürsel mi yoksa melek-i mukarrab mı diye tereddütte olurlar. Kendisi Livaü'l Hamdi elinde tutup yüksek sesle La ilahe illallah Muhammedün Resulullah söyler. Bu esnada Gıbeli Arş'tan şöyle bir nida gelir. Bu zat ne nebi-i Mürseldir, ne de melek-i mukarrabdır. Lakin Esedullahil Galip, Ali Bin Ebi Talib'tir.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'dan mermidir ki bir gün Fahri Kainat sallallahu aleyhi ve sellemin huzuru şeriflerine vardım. Meğer önlerinde bir tabak içinde hurma varmış. Mübarek avcuyla bana verdiler. Saydım, yetmiş üç hurma geldi. Sonra İmam Ali'nin meclisine vardım. Aynıyla onların önünde bir tabak hurma. Üzüme bakıp tebessümle bir avuç hurma da o verdi. Bunu da saydım, yetmiş üç geldi. Habibi Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine geldim. Bu taaccübümü söyledim. Buyurdular ki, ya Eba Hureyre, bilmez misin ki Ali'nin eli benim elimle adaletle beraberdir? Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme Hazreti Ali'nin çok yiyememesinin hikmetini sordular. Resul-i Ekrem cevabında Ali'nin kuvve-i kudsiyesi vardır, açlığı bilmez buyurdular. Bilhassa gazalarda nice günler bir şey yemez, düşmanlarla harp ederdi. Açlık hatırına gelmezdi. İçi kuvvei kutsiye ile tamamen doluydu.
Bütün gazalarda bulundu. Bir kaleyi almakta zorluk çekilse veya düşman galip gelmeye yüz tutsa Resul-i Ekrem Hazreti Ali'ye sancağı verir. Ya Ali, bu fetih senindir. Seni Allahutaala'ya ısmarladım. Muzafferiyetini bekliyorum buyurarak gönderirdi. Hazreti Ali kafirlere karşı zafer kazanıp kaleler fethederdi. Ya Ali, senin bana yakınlığın Harun peygamberin Musa peygambere olan yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sana vasiyetler edeceğim. Dinlersen şükredenlerden olur ve şehadete erersin. Allahutaala seni kıyamet günü alim ve fakih olarak haşreder, buyurdu ve devam etti. Ya Ali, müminin üç alameti vardır. Namaz kılmak, oruç tutmak, sadaka vermek. Münafıkta da üç alamet vardır. Herkesin yanında namaz kılarken rüku secde ve diğer rükünleri tam olarak yapar, yalnız kılarken bunların hiçbirine dikkat etmez.
Kendisini methettikleri zaman işlerini seve seve zevkle yapar, Allahutaala hazretlerini başkalarının yanında zikredip yalnız kalınca unutur. Münafıkta üç alamet daha bulunur. Söylediği zaman yalan söyler, verdiği sözde durmaz, emanete hıyanet eder. Ya Ali, zalimde de üç alamet bulunur. Kendisinden aşağı olanlara baskı yapar, gücü yetse başkalarının malını zorla alır, nereden yiyip nereden giyeceğini hiç incelemez, üzülmez. Kıskançlarda da üç haslet vardır. Herkesin yanında o kimseye yaltaklanır, herkesin arkasından gıybet eder, musibete düşen kimselere sevinir. Ya Ali, tembellerde de üç alamet vardır. Allahutaala'ya yaptığı taatinde tembellik eder, kusurlu amel eder, yaptığı da boşa gider, namazı geciktirir, hatta vaktini de geçirir. Tövbe eden kimsenin de üç alameti vardır.
Haramlardan sakınır, ilim öğrenmeye hırslı olur, göğüsten çıkan sütün tekrar girme ihtimali olmadığı gibi tövbe ettiği günaha bir daha dönmez. Ya Ali, akıllı kimsede de üç alamet bulunur. Dünyayı aşağı görür, cefalara tahammül eder, sıkıntı musibet geldiği zamanlarda sabreder. Sabırlı kimsenin de üç alameti vardır. Kendisini ziyaret etmeyenleri kendisi ziyaret eder sıla-i rahim yapar, kendisini mahrum edenlere bağışta bulunur, kendisine zulmedenlere karşı durmaz. Ahmak kimsenin de üç nişanı vardır. Allahutaala'nın emirlerinde farzlarında tembellik eder, abes sözleri çok söyler, Allahutaala'nın mahluklarına çok eziyet eder. Ya Ali, iyi bahtlı olan kimselerin de üç vasfı vardır. Yediği helaldir, Kendi şehrinde ilim meclisinde bulunur. Beş vakit namazı cemaatle kılar. Bedbaht olanın da üç belirtisi vardır. Yediği haramdır, ilimden uzak olur, namazı özürsüz yalnız kılar.
İyi işte kimselerin de üç alameti vardır. Allahutaala'nın taatinde acele eder, haram ettiklerinden sakınır, kendisine kötülük eden kimseye iyilik eder. Ya Ali, kötü içli olanın da üç alameti vardır. Allahutaala'nın emirlerini yapmakta gevşek davranır, herkese zararı dokunur, kendisine iyilik edene kötülükte bulunur. Salih kimsede üç haslet bulunur. Allahutaala Hazretleri ile iyi amel işlemek üzere sulh eder, ilmiyle dini kuvvetlendirir, kendisi için istediğini başkaları için de ister. Ya Ali, müttaki kimsenin de üç alameti vardır. Kötülerle beraber bulunmaktan kaçınır, yalan söylemekten sakınır, harama düşmek korkusuyla herhalde de ihtiyatlı olur. Günahkarın da üç alameti olur. İçlerinde yanılır, hata eder, oyun ve çalgı ile meşgul olur, unutkan olur. Ya Ali? Kara kalpli olan kimsenin de üç nişanı vardır. Zayıflara acımaz. Az şeye kanaat etmez. Vaaz ve nasihat ona tesir etmez.
Sadık olan kimselerin de üç hasleti vardır. Yaptığı ibadetini gizler, müptela olduğu musibeti gizler, verdiği sözü yerine getirir. Fasıkta da üç alamet bulunur. Fitne ve fesadı sever, Halkın hastalık ve musibetini ister. İyi amelden kaçar. Sufrilerin, aşağı kimselerin de üç hali vardır. Akrabasını asarlar, komşularını incitir, günah işlemeyi sever. Ya Ali, Hak Teala'nın reddettiği kimsenin de üç alameti vardır. Çok yalan söyler, yalan yere çok yemin eder. Halka sıkıntı verir, İşlerini başkalarına yükler. Abid olanın da üç nişanı vardır. Allahutaala'ya olan tazimi sebebiyle kendini zelil, aşağı tutar, şehvetini, arzularını terk eder, Allahutaala'nın rızası için huzurunda çok durmayı adet edinir. Ya Ali, muhlis olanın da üç hasleti vardır. Gücü yeterse affeder, malının zekatını verir, sadaka vermeyi sever. Bahil olanın cimri olanların da üç alameti vardır.
Açlıktan korkar, bir şey isteyen dilenciden korkar, kendisine iyilik eden kimseye içindekinin hilafına dili ile hayır söyler. Ya Ali, sabırlı olanın üç alameti vardır. İbadetlere sabreder, günahlarını terk etmeye sabreder, Allahutaala'nın kazalarına sabreder. Facir olanın üç alameti vardır. Yemin etmekle övünür. Kadınları aldatır. Çok buhtan iftira eder. Ya Ali, seni sevenlerin üç nişanı vardır. Malını sana feda eder, canını senin için feda eder, senin sırrını gizli tutar. Kafirin de üç alameti vardır. Hak Teala'nın dininden şüphe eder. Hak Teala'nın sevdiklerine düşmanlık eder. Taat ve ibadetten gafil olur. Rahmetten uzak olan kulun da üç nişanı vardır. Allahutaala'nın mekrinden emin olur, rahmetinden ümitsiz olur. Hak Teala'ya ve resulüne muhalefet etmeyi kendine adet eder. Ya Ali, affedilmiş kulun üç alameti vardır.
Allahutaala'nın azabından korkar, mekrinden çekinir, sırf Allah için vaaz ve nasihatlerden titrer. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna gelmiş olduk. İnşallah Hazreti Ali efendimizle ilgili hadisi şerifler ve bazı tavsiyeleri bir sonraki bölümümüzde sizlere aktarmaya devam edeceğim. Tekrar görüşmek ümidiyle. Allah'a emanet olunuz.