Dert dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde Hazreti Halid Bin Velid radiyallahu Anh'ı izlemeye, tanımaya devam ediyoruz. Bundan önceki bölümümüzde Ecnadın vakasında lisans ordusunu yenmesinin ardından Şam'ın fethi ile alakalı bir savaşı sizlere aktarmaya başlamıştık. Hazırlıklar yapılmış. Psikoposlar erkenden huruc hareketi yapacakları kapıya gelerek büyük bir haç takmışlar ve kaleden çıkmışlardı. Müslümanlar da hazırlanmıştı. Mücadele ve harp şiddetli ve kanlı surette başlamıştı. Ok atmakta mahir olan Tumas zehirli oklarını her tarafa atıyordu. Atılan oklardan biri Eban Bin Zeyd'e isabet etti. Yarası sargıyla bağlanmış ve muharebeye devam etmiş ise de ok zehirli olduğundan karargaha götürülmüş ve şehit olmuştu. Zevcesi de yanında bulunuyordu.
Şehit olan kocasına bir damla gözyaşı dökmeden sen ne mesutsun ki Allah'a kavuştun, ben de senin intikamını alarak sana yetişeceğim demiş ve kocasının okunu yayına alarak harp meydanına koşmuştu. Kocasının Thomas tarafından öldürüldüğünü anlayan sadık zevce Thomas'ı arıyordu ve ok atmaya başlamıştı ve onun attığı birçok, Thomas'ın bayraktarını yaralamış ve Bizans bayrağını yere düşürmüştü. Düşen bayrak Müslümanların eline geçti. Elden ele şurah bilin eline kadar vardı. Tumas'ta bayrağını kurtarmak için ilerliyor ve bütün şiddetiyle harp devam ediyordu. Eba'nın zevcesi tarafından atılan birçok Tumas'ın gözüne isabetle onu yere sermişti. Tumas'ı şehre götürdüler. Yarası bağlanmış, o da şehrin kapısında durarak harbi idare ediyordu. Şehrin sorundan atılan taşlar şehre yaklaşmaya müşkilat veriyordu. Bu muharebede akşama kadar devam etti. Gece olunca iki taraf karargahına dönmüştü.
Bizanslıların o gün gösterdikleri gayret kendilerine büyük bir cesaret vermişti. Geceleyin hazırlanmışlar, şafakla çalınan bir çan üzerine kapıdan çıkarak şiddetle harbe başlamışlardı. Hazreti Halid dört yüz atlıyla her tarafa koşuyor, yardıma muhtaç olanlara muavenet ediyordu. Harbin en ziyade şiddetle devam ettiği mahal Şurahbil'in ve Tumaas'ın bulunduğu saha idi. EBA'nın zevcesi de ok atmaya devam ediyordu. Son okunu attıktan sonra esir oldu. Fakat Hazreti Halid Bin Velid'in askerlerinin hamlesi üzerine Tumas'ta şehre ricate mecbur kalmıştı. Camiye kapısından hücum eden düşmanlar fena bir vaziyete duçar olmuşlardı. Hazreti Ebu Ubeyde radiyallahu anh bunlar harp ederken askerlerinin bir kısmını bunların gerisine göndermeye muvaffak olmuş, Bizanslılar iki ateş arasında kalmışlardı.
Hazreti Ebu Ubeyde'nin tabiyesi o kadar mükemmel ve askerlerinin şehadeti o kadar yüksekti ki, Camiye'den çıkan Bizanslılardan hemen hemen dönen bulunmamıştı. Artık Bizanslılar her taraftan ricat etmişler, her tarafta mağlup olmuşlardı. Müslümanlar Bizanslıları Şam kapılarına kadar takip ettikleri halde duvarlardan atılan taşlar karşısında dönmeye mecbur kalmışlardı. Şam'ın muhasarası yetmiş gün devam etti. Bir daha huruç hareketi yapmaya şehrin takatı ve cesareti kalmamıştı. Şehrin ileri gelenlerinden birkaçı Tumasın yanına gelip mükalemeye başladılar. Biz sana demedik mi bunlar bizim memleketimizi alacaklar, artık ümit kesildi, mutlaka sulh olmalı. Tumaz, öyleyse Ebu Ubeyde'nin beklediği kapıdan bir elçi gönderelim. Halide haber vermek icap etmez, çünkü o harp taraftarıdır, ihtimal sulhu kabul etmez dedi.
O gece umeradan birisi Ebu Ubeyde Hazretleri'nin mahiyeti efradıyla beklediği kalağa kapısına çıkıp yüksek sesle ya evladı Arap diye bağırdı. Karakolda nöbetçi bulunan meşhur muhaddisini kiramdan Ebu Hureyre bu sesi işitti. Ne söylüyorsun dedi. Sulh olacağız. Emirinizle görüşmek istiyorum. Ebu Hureyre Hazretleri derhal Hazreti Ebu Ubeyde'nin çadırına gitti. Müşarun ile henüz yatsı namazını kılmamıştı. Ebu Hureyre kemal-i meselretle içeri girerek ya emir, tebşir ederim, kal'adaki Rumlar sulha razı oldular. Bir rahip kal'a burcundan beni çağırdı. Huzurunuza gelmek istiyor. Hazreti Ebu Ubeyde, Vahib'ül Ata'ya, Hak Teala hazretlerine şükrettikten sonra, haydi karakollara söyle, onu alıp gelsinler. Bu suretle elçi geldi. Elçi ya emir, maksadımız sulhu kabul etmektir. Bize bir günaha tecavüz olunmamak üzere bir muahede yazıp verdiğiniz halde size şehri terk ederiz, dedi.
Cezye vermek şartıyla şehirde kalanların can, mal, din mahsuniyetine nail olmaları ve ahaliden başka bir yere gitmek isteyenlerin de menkul eşyalarıyla emniyet üzere gitmeleri tahakkuk ve takarrur etti. Bir taraftan Hazreti Ebu Ubeyde sulname-i imza ile şehri teslim almak üzere hareket ediyordu. Diğer taraftan da Hazreti Halid'in bu sultantan haberi olmadığından harp vaziyetinde bulunuyordu. O sırada Şam patriğinin bir oğlu dünyaya gelmekle önce askere ziyafet vererek içki içmekle vakit geçirmişlerdi. O askerler de vazifeleri mevkiinden ayrılmışlardı. Hazreti Halid bin Velid düşmanın ahvalini yakından takip eder, geceleri az uyur ve içlerinden el peyda ettiğinden onların hal ve hareketinden haber alırdı veledel icap kullanmak üzere ipten merdivenler hazırlanmıştı.
Geceleyin duvarlara kement atarak kala duvarlarına çıkmak için askerlerini hazırlamış ve yanına Kahkaha bin Amr ve mezur bin Adiy gibi arslanları alıp kala sorunun üzerine ipten merdivenlerle gece çıktılar ve askerlere, siz sur üzerinde tek bir sadasını işittiğiniz gibi bizim yanımıza çıkın ve kapıya hücum edin diye tembih eyledi ve kendisi kaladan içeri inip kapıcıları idam ile kapıyı açtı. Yukarıdakiler Allahu ekber dedikleri gibi asakir-i İslamiye'ye, kapıya ve merdivenlere hücum ile tufan gibi akarak şehrin içine doldular. Şehir içine bir gulgüle düştü. Ahali ne olduğunu bilmeyip ne yapacaklarını şaşırdılar. Hazreti Ebu Ubeyde sulhen Cabiye kapısından, Hazreti Halid de Harben Tuma kapısından girip ilerleyerek şehrin içinde kavuştular. Hazreti Ebu Ubeyde, ya Halit ne yapıyorsun? Ben sulh oldum, harpten fare ol. Hazreti Halit, hayır hayır ben harpten dahil oldum.
Herhalde mukabele etmek hakkımdır. Sulhu evvelden kabul etmeliydiler. İlla harp edeceğiz. Hazreti Ebu Bey'de ehli İslam cümleten yek-vücud olduğundan birisinin muvafık-ı şer'i olan icazetini diğeri kabul eder. Ben bir defa musalahayı kabul etmiş bulundum. Nasıl rücu edeyim? Keyfiyet makam-ı ali hilafetten istihzan edilerek sulhen Dımaşk'ın fethi kabul edildi. Şehirde kalacak ve cizye verecek olanların hürriyet-i vicdaniye dairesinde kendi ayinlerini icra edecekleri, gitmek isteyenlerin emniyet dairesinde gidebilecekleri ilan edildi. Tumas ile askeri gitmek istemişler ve kendilerine eşyaları verildiği gibi herhangi bir eşkıyah taarruzuna karşı kendilerini müdafaa için kafi miktarda silah da verilmişti.
Tumas'ın külliyetli eşyalarıyla yola koyulduğunu gören bir İslam askeri dırara dönerek Ebu Ubeyde bu işte isabet etmedi, bu kadar ganaimi zapt ettikten sonra yine iade etmekte ne muhsinat vardır dedi. Dırar Hazretleri, hayır, siz hata ediyorsunuz. Ebu Ubeyde bu işte İslamiyet'in ulviyetini gösterdi. Bizim maksadımız mali dünya olmadığını bütün cihan anlamalıdır buyurdular. Biiznillahi teala Şam'ın sükutuyla asakir-i İslamiye'ye nail olduğu bu zafer Bizans hakimiyetinin kırılarak Suriye'nin fethine bir mukaddime teşkil ediyordu. Mukaddema Hazreti Halid bin Velid r. Ile şema gelen bin Irak askerinin iade edilmesi makamı hilafetten emredilmişti.
Bu esnada Sa'd Bin Ebi Vakkas Hazretleri Kadisiye'de bulunarak İranlılar üzerine harekete müheyya bulunduğundan, Irak askerinin ve fiyat ile vuku bulan noksanını Şam askerinden tamamlayarak Sa'd Bin Ebi Vakkas'ın biraderzadesi Haşim Bin Utbe'yi emir ve kahkahayı mukaddimetü'l-Ceyş sıfatıyla memur ederek Irak'a Ebu Ubeyde sevk eyledi. Müslümanların Şam'ı zaptta muvaffak olmaları, Bizanslıları hiddetlendirdiğinden büyük bir ordu hazırlamışlardı. Taberiye'nin şarkındaki gölün birkaç mil ötesinde el an harabe olan Fahil şehrinde Müslümanlar karargahlarını kurmuşlardı. Bizanslılar da Bizans'da toplanmışlardı. Bizanslılar ani bir baskından korktuklarından su mahzenlerini açmışlar, fail ile Bizans arasını bataklık haline getirmişlerdi. Fakat Müslümanların azim ve hamaseti bu gibi manialar karşısında tevakkuf edecek gibi değildi.
Müslümanların azmini gören Bizanslılar, Sulhahmeil ile murahhas talep ettiler. Hazreti Ebu Ubeyde, Muaz bin Cebel'i gönderdi. Karargaha vardığı zaman sırmalarla müzeyyen bir çadır karşısında durdu. Muaz bin Cebel radıyallahu anh takvasıyla maruf, Kibar-ı sahabeden olup onun şöhreti Hristiyanlar arasında da şahit idi. Hristiyanlar kendisine layık olan hürmeti göstermek için divadan çadırın içinde izaz etmek istemişlerdi, fakat Hazreti Muaz onların bu hareketine karşı şu mukabelede bulundu. Fukaranın hakkını, kanını gasp ederek dokunan bir halı üstünde oturmam. Sizin hürmet ettiğiniz şeye ben ehemmiyet vermem. Yere oturmak yalnız kölelerin yapacağı bir şeyse biliniz ki Allah'ın benden daha aciz bir kölesi yoktur demişti. Bizanslılar Hazreti Muaz'ın bu derece tevazu ve mahviyetkarlığına hayret etmişler ve Müslümanlar arasında senden daha yükseği var mıdır diye sormuşlardır.
Hazreti Muaz da bana Müslümanların en ednası olmak kifayet eder demişti. Ortalığa sükunet hakim oldu. Sonra Hazreti Muaz tercümana Bizanslıların kendisine söyleyecek bir sözü yoksa avdete amade olduğunu söyledi. Hristiyanlar, buraya niçin geldiniz? Habeşistan size daha yakın değil mi? İran'a bir kadın hakimdir. Bizimse başımızda öyle bir imparator vardır ki cihana hakimdir. Sayımız gökteki yıldızlar, çöldeki kumlar kadar çoktur dediler. Hazreti Muazz'a suç cevabı verdi. Sizden ilk talep edeceğimiz şey Müslümanlığı kabul etmek, namaz kılarken Kabe'ye teveccüh etmek, içki içmekten, domuz eti yemekten imtina etmektir. Bunu kabul ederseniz bizim kardeşlerimiz olursunuz. Kabul etmezseniz teslim olunuz, idaremizi kabul ediniz ve cizyeyi veriniz. Bunların ikisini de reddederseniz, kılıç aramızda hakem olacaktır. Çokluğunuza gelince ona katiyen ehemmiyet vermeyiz.
Cenabı hak nice küçük ordular, büyük orduları biiznillah yendi buyurur. Mallarınıza, canlarınıza hakim olan bir imparatora tabi olmakla iftihar ediyorsunuz. Bizim reisimizin ise hiçbir kimseye hakkı rücanı yoktur. Zina irtikap edecek olursa en adi adam gibi kırbaçlanır. Hırsızlık ederse cezasını bulur. Bu cezanın azamisi elin kesilmesidir. Bizim reisimiz bir perde arkasında oturmaz. Kendisini bizim üzerimize Faik tanımaz. Herkesin malik olduğu maldan fazlasına da malik değildir. Bizanslılar Suriye'yi tahliye ve İranlılarla mücadele etmek şartıyla Belka'yı vermek istediler. Hazreti Muaz reddederek avdet eyledi. Bizanslılar doğrudan doğruya Hazreti Ebu Ubeyde ile müzakere etmek üzere bir murahhas gönderdiler. Murahhas, Hazreti Ebu Ubeyde'yi büyük bir ihtişam içinde görmeyi ümit ederken onun yere oturduğunu, birtakım okları muayene ettiğini gördü.
Bütün Müslümanların azim ve celadetini simalarında okudu. Başkumandanın kim olduğu belli olmadığından Murahhas sordu, Ebu Ubeyde gösterildi. Bizans'ta inanmadı. Hazreti Ebu Ubeyde'ye başkumandan olup olmadığını sordu. Ebu Ubeyde, evet, başkumandanım, dedi. Murad Haz, Müslümanlar avdet etmeyi kabul ederlerse onlara adam başına ikişer altın vermeye amade istedi. Hazreti Ebu Ubeyde reddetti. Bizanslı kaşlarını çattı. Ebu Ubeyde radiyallahu anh bu hali görünce orduya taarruz emrini verdi ve Hazreti Ömer'e vaziyeti bildirdi. Hazreti Ömer de kumandanlarını teşvik ve Cenabı Allah'ın yardımına güvenmelerini tavsiye etti. Harp başladı. Düşman süvarilerinin taarruzunu Hazreti Halid püskürttü. Hristiyanlar Müslümanların azmu ithamını görerek çekilmek ve takviye kıtaatı beklemek istediler. Hazreti Halid, maksatlarını anlayarak Hazreti Ebu Ubeyde'ye haber verdi.
Bunun üzerine büyük bir taarruz icra edileceği askerlere bildirildi. Hazreti Ebu Ubeyde hazırlanan orduyu teftiş etti ve her kıtayı ziyaret ederek askerlere, Allah'ın kulları, Allah'ın Nusretini sabrı ikdam ile bekleyiniz, çünkü Cenabı Allah sabirlerle beraberdir dedi. Elli bine baliğ olan düşman ordusu da trampetlerini çalarak ilerliyorlardı. Hazreti Halid bin Velid ilk saflara kumanda eylediğinden harbin bütün şiddetine maruz kalmıştı. Hristiyan tirandasları o kadar ok yağdırdılar ki Müslümanlar ricate'e mecbur kalmışlardı. Hazreti Halid oklardan sakınarak düşmanın sağ cenahına taarruz etti. Düşman süvarileri Müslümanların ricatinden şevk ve heyecana gelerek, kütlei asliyelerinden ayrılarak ilerlemişlerdi.
Hazreti Halid de bunları aldatarak yavaş yavaş geriye çekilerek düşmanı ordularından hayli ayırınca üzerlerine öyle bir şiddetle atılmıştı ki hepsini eritmiş, yüksek rütbeli zabitlerden birçoğunu da kılıçtan geçirmişti. Bu sırada Kays bin Hübeyre'de düşmanın sol cenahına yüklenmiş, düşmanı azim zayiata uğratmıştı fakat tirandazlardan istifade eden düşman merkezi henüz sarsılmamıştı. Sol cenah üzerine taarruz o kadar yaklaşmış idi ki ok yerine kılıç ve hançer kullanmaktan başka çare kalmamıştı. Sahneyi harp kan içinde yüzmüş, Bizanslılar kaçmaya mecbur kalmışlardı. Rumların birinci ve ikinci generalleri de maktul oldu, orduları bozuldu. Yollarını şaşırıp bataklıklara saplanan firari askerleri asakir-i İslamiye'ye takip eylediklerinden düşman askerinin kısmı azamı telef oldu, pek azı kaçıp kurtulabildi. Ebu Ubeyde bu muzafferiyeti Hazreti Ömer'e bildirdi.
Haklarında yapılacak muameleyi istifsar eyledi, sordu. Hazreti Ömer de mağlupların ehli zimmet tanınmasını, arazinin sahiplerine terk olunmasını emretti. Bu zaferi müteakip Ürdün'ün bütün şehirleri Müslümanların eline suhuletle geçti, her yerde şerait-i sulhiye şu vechiyle yapıldı. Herkesin malı, canı, yeri, yurdu, mabedi her taarruzdan masondur. Ancak Müslümanlar tarafından camiler inşası için bazı arazi istimlak edilecektir. Evet değerli dinleyiciler biz, bir muharebe de bu şekilde kazanılmış oldu. İnşallah bir sonraki programımızda Hazreti Halid Bin Velid ve Humus Markesiyle birlikte olmak arzusuyla Allah'a emanet olunuz.