İsmi tarihte adaletle beraber anılan ve hakkı batıldan temyizde Farukıyeti dillere destan olan Hazreti Ömer Allah'ın Resulü'nün yetiştirdiği ikinci adamdır. İslam olmadan evvelki hayatı ile İslam olduktan sonraki hayatı arasında baş döndürücü farklar bulunan zat. İmanı, ilmi, irfanı ve hizmetiyle dünyaya nizam koymuş, Reyhu beyanına uygun ayet nazil olmuş, Halık ve mahlukuna riayet de gecesini gündüzüne katmış insan. İslam'ın ortaya koyduğu hakikatleri anlamaktaki firaseti, dinin esaslarını tatbik etmekteki dirayeti, nassa uygun prensipler vaz etmesi, tesisler kurması, adam idare etmesi, vazifesine ehil adam yetiştirmesi, tefrikayı önlemesi, fitneyi bastırması, birlik sağlaması, beldeler fethetmesi, yerine göre sert veya yumuşak hüsne idaresi beşer tarihinde adını unutturmayacak derecede yüksektir.
Hak Resulü'nün rıhletinden sonra onun birinci adamı yar-ı garı, Sıddıyı Azam'ı onu halife yapmaktaki öngörüşün sahibi ve Hazreti Sıddıyka Cenabı Faruk olarak refakatı zamanlarında beraber icrayı hükmetmeleri sayesinde bir sene mahkemelerin kapalı hapishanelerin açık bulunduğunu tarih ancak bir defa kaydetmiştir. İnsan olarak nebilerden sonra efdaliyetleri nas ile sabit Şeyhayn'den biri olmuş bilcümle insani, İslami, siyasi, idari misiyetlere sahip bulunması her asırda, her güzel işte örnek alınacak durumu onu dünya durdukça unutturmayacaktır. Zekası, cesareti, firaset ve fetaniti meşru olarak söze, şiire, ruh ve beden terbiyesine verdiği değerler ve onların tatbikinde meydana koyduğu esaslar eimme-i dine, muhakkiklere ve velilere hüccet olmuştur. Meziyetleri kitaplıklar dolusu yazılsa bitmez.
Avrupa ve Asya'da hakkında en çok kitap yazılanlardan biri de Hazret-i Ömer'ül Faruk radıyallahu anh'tır. Çok muhterem Mahmud Sami Efendi Hazretleri'nin bu mevzuda kaleme aldığı hacmi küçük ve fakat değeri büyük bu eser de o seriye dahildir. Bizler için bilinmesi ve yapılması gerekli olan ve muhtevasını insanlığın istifadesine sunma imkanını bizlere bahşeden Rabbimize hamdediyoruz. Evet değerli dinleyiclerimiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazreti Ömer'ül Faruk isimli eseriyle birlikteyiz bu bölümümüzde de. Ömer Bin Hattab Bin Nüfeyl Bin Abdül Uzza Bin Rabah Bin Abdullah Bin Kurt Bin Zürah Bin Adiy Bin Ka' Bin Lüey Bin Fih Bin Malik. Sekizinci cedde Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem efendimizle nesebi birleşir. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh'ın ceddi Nüfeyl kabileler arasında ihtilaf zuhurunda hakem olarak kabul edilmişti.
Ceddi peygamberi Abdülmuttalip ile harp bin Ümeyye arasında riyaset meselesinden dolayı ihtilaf zuhur ettiği zaman Nüfeyl Abdülmuttalip lehine şu sözler söylemişti. Boyu seninkinden daha uzun, yüzü senin yüzünden daha sevimli, dimağı seninkinden daha büyük, nesli senin neslinden daha çok, taraftarları senin taraftarlarından daha mebzul bir adamla boy mu ölçüşüyorsun? Bunu söylerken biliyorum kimsenin de Araplar arasında sözün geçer, sesin yüksektir. Aşiretinin vahdetini muhafazaya kıskançsın. Nüfeyl'in Ömer ve Hattab isminde iki oğlu vardı. Ömer'in oğlu Hazreti Faruk'un yeğeni Zeyd öyle yüksek bir zekayı ve mümtaz bir seciyeyi haiz idi ki lised-i Nebeviye'den mukaddem putperestliği terk ederek tevhidi ilahiyi kabul etmişti. Arapları dini İbrahim'e davet ederdi. Bu yüzden halk kendisine düşman olmuştu. Hazreti Ömer Hicret-i Nebeviye'den kırk sene evvel doğmuştur.
Amr İbnül As radıyallahu anh bazı arkadaşlarıyla birlikte otururken yüksek bir avaz duyduklarını, tahkikten sonra Hattab'ın bir oğlu dünyaya geldiğini anladıklarını söylüyor. Hazreti Ömer'e çocukluğu zamanında babası tarafından deve çobanlığı yaptırılmaktaydı. O zaman bu meslek Araplar arasında müstahkar değildi. Hazreti Ömer bütün gün develerin arkasında dolaşır, yorulduğu zaman biraz istirahat etmek isterse babası tarafından dövülürdü. Hazreti Ömer riyaset-i İslamiye'yi deruhde ettikten sonra bir gün bu havaliden geçmiş orada gözleri yaşararak şu sözleri söylemiştir. Ya Rab ne büyüksün. Hayatımda öyle bir zaman geçti ki buralarda deve güder, bitap kalarak biraz dinlenmek istediğim zaman babam beni döverdi. Bugünse en yüksek makamı işgal ediyorum. Müslümanların riyasetini deruhde etmiş bulunuyorum ve Allah'tan gayresine baş eğmiyorum.
Cahiliye devrinde araplarca Lazime-i Şerafet adlı olunan işler şunlardı. Yani şerefli kabul edilen meslekler şunlardı. Birincisi fenn-i ensaba vakıf olmak. Yani soy ilmine vakıf olmak. İkincisi silah kullanmakta maharet ihraz etmek ve üçüncüsü pehlivanlıkta, hitabette yedi tuğla sahibi olmak, otorite olmak. Hazreti Ömer radıyallahu anh pehlivanlıkta da mecburdu. Binicilikte de mahareti vardı. Cahız eserinde Hazreti Ömer'in yerden sıçrayarak ata bindiğini ve hiç sarsılmaksızın atın üstünde ahzi mevki ettiğini, oturduğunu kaydeder. Hazreti Ömer'in Müslümanlığı kabulden evvel Araplar tarafından sefaret işleriyle tavsif edildiğini, elçilik işleriyle görevlendirildiğini bütün müverrihler, tarihçiler beyan ederler. Hitabet ve natıkada mümtaz olduğuna bu vazife delalet etmektedir. Hazreti Ömer'in Müslümanlığı kabul ediş şey ise şöyledir.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin nübüvveti senesinde Ömer yirmi yedi yaşındaydı. Ömer'in ailesinden Zeyd'in oğlu Said'le refikası ve Ömer'in hemşiresi Fatıma da tevhidi İslam'a girmişti ve bu aileden Nuaym b. Abdullah da İslam olmuştu. Ömer dini İslam'ı kabul etmediği gibi kendi ailesinden Müslüman olanlara da düşman kesilmişti. Kölesi Lübeyne'yi İslam olduğu için döverdi ve eline geçen Müslümanlara da eza ve cefa ederdi. Fakat Müslümanlar üzerinde hiçbir tesiri haiz olamazdı. Hatta müessisi İslamiyet olan Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i öldürmek maksadıyla kılıcını alarak yola çıkmıştı. Fakat hükmü kasa onun bu hareketine gülmüştü. Çünkü Ömer Müslüman olmaya gidiyordu. Ömer yolda giderken Nuaym Bin Abdullah radiyallahu Anh'a rast geldi. Ömer'in bakışlarından tevahhuş eden Nuaym dehşete kapılan korkan Nuaym sordu. Nereye gidiyorsun?
Muhammed'i öldürmeye. Sen evvela kendi ailene bak. Senin kız kardeşinle enişten de Müslüman. Ömer derhal dönerek kız kardeşinin evine yürüdü. Kız kardeşi Fatıma Kuran okuyordu. Dışarıda bir patırtı duyunca sustu ve elindeki Kuran sahifelerini sakladı. Kız kardeşine ne okuduğunu sordu. Fatıma hiç dedi. Ömer ısrar etti. Eniştesi de Müslüman olduğunu söyleyince Ömer eniştesiyle dövüşmeye başladı. Fatıma araya girerek kocasını kurtarmak istedi fakat Ömer'in bir darbesi isabet ederek yüzü kanadı. O zaman Fatıma haykırdı ve: Ömer ne yaparsan yap Müslümanlıktan feragat etmeyiz. Bu sözler Ömer'i çok müteessir etti. Kız kardeşine baktı. Onun kan içinde olduğunu görünce gözler yaşardı. Peki şu okuduğunuz şeyi gösteriniz dedi. Fatıma Kuran sahifelerini takdim etti. Ömer okumaya başladı. Rivayete göre okunan Hadid Suresi'ydi. Yerde gökte ne varsa Allah'ı takdis ve tenzih eyler.
Her emrinde galip ve her fiilinde hakim olan O'dur. Göklerle yerlerin mutasarrıfı O'dur. Yaşatır, öldürür her şeye kadirdir. O Allah kadim ve ezelidir. Evveliyetine bidayet yoktur. Baki O'dur. Ahiriyetine nihayet yoktur. Vücudu zahirdir. Hakikati zatı her akilin aklından gizlidir. Her şeyi bilen O'dur. Gökleri, yerleri altı günde yarattıktan sonra arşı tedbirinden her şeyi o idare eder. Yere giren, yerden çıkan, semadan inen ve semaya yükselen her şeyi bilir. Nerede bulunursanız o sizinle beraberdir. Her yaptığınızdan agahtır. Semavat ve arz mahza O'nundur. Bütün işler O'na racidir. Geceyi gündüze ve gündüzü geceye O döndürür. Sadırlarda her ne varsa hepsine vakıftır. İman edin Allah'a ve Resulüne, sizi istihfaf buyurduğu şeylerden infak eyleyin ki iman edip de infak eyleyenleriniz için azim bir ecir vardır.
Ayetlerin her kelimesi Ömer'in dimağında vicdanında sarsıntılar vücuda getiriyordu. Nihayet Ömer Aminu billah kavl-i Kerimine geldiği zaman bir ihtiyar bağırdı. Kendini tutamayarak bağırdı. Bu sırada Peygamber Efendimiz Safa Dağı'nda Hazreti Erkam'ın evinde oturuyordu. Hazreti Ömer, Hazreti Erkam'ın hanesine giderek kapıyı çaldı. Ashap baktılar. Ömer kılıçla gelmişti. Ashab kapıyı açmakta tereddüt ettiler. Hazreti Hamza kapının açılmasını emretti ve iyi bir fikir ve niyetle geldiyse ne ala. Fena bir maksatla geldiyse kellesini kendi kılıcıyla uçururum dedi. Ömer içeri girdi. Bizzat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ilerledi. Ömer yakasından yakaladı. Ömer! Niye geldin? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin sesi Ömer'i haşyet içinde bıraktı. Ömer'in vücudu sarsıldı ve titrek sesle cevap verdi. Müslüman olmaya geldim.
Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz: ''Allahu Ekber'' dedi. Bütün Müslümanlar da tek bir getirdiler. Dağlar bu tekbirlerle inledi. Mevahibi Ledüniyye'nin beyanına göre Hazreti Ömer imana geldikte Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri mübarek elini Ömer'in sadrına koyup Ya Rab. Ömer'in sadrında olan gerekmez sıfatları giderip onun bedeli iman ve hikmet ver diye üç kere dua buyurmuşlardır. Hazreti Ömer'in Müslümanlığı kabul etmesi İslamiyet tarihinde yeni bir devir kuşat etti. Bu zamana kadar Müslümanlığı kabul edenler Hazreti Ömer'le beraber kırka vali olmuştu. Bunların içinde Arapların meşhur kahramanı Müslümanların seyyüdüş Şuhedası Hazreti Hamza'da vardı. Fakat yine Müslümanlar feraiz dediğini yerlerini alenen ifa edemiyordu. Müslümanların Kabe'de namaz kılmaları imkansızdı. Hazreti Ömer'in Müslümanlığı kabul etmesiyle her şey değişti.
Ömer Müslümanlığı alenen kabul etmiş, bu yüzden pek ağır tecavüzlere maruz kalmakla beraber her şeye göğüs germiş, nihayet bir gün diğer Müslümanlarla beraber Kabe'de cemaatle namaz kılmıştı. Kısası enbiyanın beyanına göre Hazreti Ömer imana gelince Ehl-i İslam'ı alıp Harem-i Şerif'e götürdü ve cemaatle namaz kıldırdı. Hazreti Sıddık'ın arzu ettiği hale Ömer muvaffak oldu. O gün Kureyş'in ileri gelenleri işte kavmimiz şimdi ikiye bölündü dediler. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem de Ömer'e Faruk diye tesmiye buyurdu. Bunun üzerine Ey peygamber sana Allah ve sana ittiba eden müminler kafidir ayeti kerimesi nazil olmuştur. Hazreti Ömer peygamber efendimizin altıncı seneyi nübüvvetinde İslam olmuştur. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünü de burada nihayete erdiriyoruz.
İnşallah bir sonraki bölümümüzde Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü sirraül Aziz'in Hazreti Ömer'ül Faruk isimli eserinden Hazreti Ömer'in hicreti bölümüyle devam edeceğiz.