Hayırlı Yaşantıda Edeb Ve Güzel Ahlak kaydında Her şeyin, hayrının, her şeyin hayrının temeli nedir? Hayr ama hayrın temeli nedir? Her hayrın mülaazametü'l edebi fi cemil ahvali vel efal. Hem yaşantımızda, günlük davranışımızda yememiz, içmemiz, yatmamız, kalkmamız, evimiz, barkımız, ticaretimiz, beşeri münasebetimiz, ailevi hayatımız, komşuluğumuz, akrabalığımız vesaire Neyse, Bütün…
Her şeyin, hayrının, her şeyin hayrının temeli nedir? Hayr ama hayrın temeli nedir? Her hayrın mülaazametü'l edebi fi cemil ahvali vel efal. Hem yaşantımızda, günlük davranışımızda yememiz, içmemiz, yatmamız, kalkmamız, evimiz, barkımız, ticaretimiz, beşeri münasebetimiz, ailevi hayatımız, komşuluğumuz, akrabalığımız vesaire Neyse, Bütün bunlardaki hareketlerimiz ve bütün haller diyor zaten. Bütün hallerde edebi gözetmek. Yalnız bu edebin tarifini şu şekilde yapmışlar Edep, sünnet-i seniyyeye uymaktır, demiştir. Aleyhissalatu vesselam Efendimizin, sünnet-i Muhammediyesine uymak. Bütün hayırların temeli nedir? El-Lukma demişler. Yediğimiz, içtiğimiz nimetlerdir. Zaten bu mübarek yolda da bunun üzerinde çok dururlar. Buyurdular ki: Hayrın diyelim, onda dokuzu helal lokmada. Helal lokmada. Birisi de uzlette. Öyle hayırlı insanlarla olmak, şerlerden kaçmaktır. Şimdi, çok mühim.
Kafanı da döndürir, gönlümü de döndürir. Allah korusun. Onun için hep hayırlı insanlarla konuşmak. Hayırların esası şu dört husustur. Cömert olmaktır. Ve tevador, alçak gönüllü olmak. Venüsk buna kurban manası da verilir. İbadet ve taat anlamına gelir. Ve hüsnü'l-huluk güzel ahlaktır. Ama çok güzel beyan buyrulmuş. Tekrar ele alınıyor. Bakrettin-i Raci Hazretleri de bunu izah buyururken gördüğümüz kadarıyla buradaki ifadelere ayet-i celîleden almış. Kuran-ı Kerim'de sizin konuşmalarınızın çoğunda hayır yoktur, buyuruyor. Ancak sadaka ile emretmek, insanların arasını ıslah etmek bu şekilde geçiyor. Burada ona temas buyurmuşlar. El-emrubi's sadaka ile emretmek, Allah'ın yolunda harcetmek. Gerçekten insanlarımızda da bu güzel haslet ziyadeleşti gördüğümüz kadarıyla. Mesela Kurban, ta eskiden beri derdik, biz bayramlardan zevk almıyoruz diye.
Çünkü sen en güzelini giyeceksin, en güzelini yiyeceksin, Fakat dünyada ne yiyecek, ne içecek, ne giyecek bulamayan çok insanlar var. Biraz inanmada insan zorlanabiliyor. Mesela, o Afrika ülkelerinde sıkıntı duyanları Afrikalı olan birisi anlattı. Saat on bir gibi o aralarda avuçlarının içerisine biraz yiyecek bırakıyorlarmış. Bir günlük yiyecekleri daha anlattı da söylemiyorum. Öyle banyoları, bilmem falan yok. Çok zor ihtiyaçlarını gideriyorlar. Şimdi bunu görünce insanın bal, börektir, ondan sonra pikniktir, şudur, budur, Hiç can istemiyor. Bizim kendi evladımızdır. O, yiyecek ve içecekte, petkatı koymak istemezdi, koydurmazdı. Dedi ki, bu kadar yiyecek ne olacak? Çünkü fakir olan kimselerle arkadaş olmuş. Onların sabahki kahvaltısına bakın. Ekmek, bir de lokum. Bu pek öyle katık olarak kullanılmaz. Yemeğin üzerine tatlı olarak alınır, o başka.
Bunu gördüğü için, bu kadar yiyecek, ne olacak, dedi. Şimdi, bunun daha da ötesi, şu halkımızda bir uyanma oldu. Böyle kurbanlarını, mesela birine, direğini gönderiyorlar. Onlar da zaten kesildiğini haber veriyorlar, anında bildiriyorlar. Gerçekten yeme içme insanın gözüne görünmüyor. Bayram hakkında bir Arap ajansıydı. Şunu duydum, bayramı anlatırken Yunus Suresi'nde elli yedi ile elli sekiz. Ayet-i Celile'yi anlatıyor. O da şu: Bu Ayet Celle'de, Hunevi'nin haşiyesinde şu şekilde izah buyrulmuş: Şeriat, tarikat, marifet, hakikat manasını vermiş. Bu buyruluyor Sizin bütün topladıklarınızdan, dünya varlıklarınızdan hayırlıdır, buyur. Asıl sevinecekler, buna sevinsinler diye çok güzel Kuran-ı Azimüşşan'dan bayramı haber veriyor. Gerçekten öyle. İnsanın yiyesi, ilçesi gelmiyor. İşte biz, eskiden hatırladığımız yokluk geçirmiş memleketimiz. Çok yokluk geçirmiş.
Hayırlı Yaşantıda Edeb Ve Güzel Ahlak ne anlatıyor?
Hayırlı Yaşantıda Edeb Ve Güzel Ahlak kaydında Her şeyin, hayrının, her şeyin hayrının temeli nedir? Hayr ama hayrın temeli nedir? Her hayrın mülaazametü'l edebi fi cemil ahvali vel efal. Hem yaşantımızda, günlük davranışımızda yememiz, içmemiz, yatmamız, kalkmamız, evimiz, barkımız, ticaretimiz, beşeri münasebetimiz, ailevi hayatımız, komşuluğumuz, akrabalığımız vesaire Neyse, Bütün…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu kurban vesilesiyle kıymalardı vesairelerdi böyle kalıp kalıp yapmış oldukları biz buna sızgıt deriz. Et kurutmaları vesairleri, e bir sene bunu kullanıyorlar. Bir mantığım yapacak, çok az kesiyorum da, Mantı yapıyor. Sonra, yemeği tatlandıracaksan ondan çok az bir keserek bu şekilde geçiniliyordu. Cenabı hak, nimetleri başımızdan döktü. Cenabı hak şükrünü ihsan buyursun. Ondan dolayı, en güzeli fakir, yoksula bahşetmek sonra insan rahatlıyor. Bir hadis-i şerif aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyuruyor Eğer Allah yolunda infak edilecek olursa, böyle insanın üzerinde bir zeyl diye hatırlıyorum, bir haftan gibi. O uzuyor, genişliyor. Eğer vermeyecek olursa daralıyor. İnsan bunalıyor. Gerçekten, bildiği zaman insanda bir rahatlama ve bir huzur hali meydana geliyor. Bu da böyle. Bakıyorsun, en zenginin evinde bulundum, diyor. Afrika'ya gidenleriniz var. Bu Somalilere, vesair yerlere.
Bırakan, en zenginin evinde diyor, hem de buralı bir kardeşimiz anlattı. Şimdi zorla bir yağ bulmuşlar. Bulmuşlar. Ekmekle diyor, onu ikram edin. Biz bir yerde bulunduk. Tabii Allah'ımızın lütf-u ihsanı şükredeceğiz, hamd edeceğiz. Zeytinin çeşidini, peynirin çeşidini sayamıyoruz değil, sayıyoruz ama çeşit çeşit. Yani biz zeytin de bir. Allah'ımız şükreden kullarından eylesin. Ondan dolayı, bayram şu hatırımıza geliyor. İbrahim bin Ethem, Kuddise hazretleri, insanlar dünyadan hiçbir şey yemeden çekip gidiyor, buyuruyor. Demişler ki efendim, insan hiç yemez, içmez olur mu? Bak, sabah kahvaltı yapıyoruz, öyleyim. Belki ikindiden sonra, akşama doğru veya akşamdan sonra yatmadan ince yiyoruz içiyoruz. Hayır diyor, ben bunu demiyorum marifetullah'tan yiyip içmiyor insanlarımız. Burada, Pafrettin Raci, Rahmetullah Ali Hazretleri, hayrı anlatırken sadaka ile emretmek buyuruyor.
Iyilikle de emretmek. Yalnız bunun usulleri var. İmam-ı Azam, Rahmetullah Ali Hazretlerinin bir ifadesi var. Çok güzel. Ankara'da bizim okulumuzda da kitaplığın müdürüydü kitaplık. Onunla meşgul olurdu. İsmini biliyorum ama gerek yok. Cenabı Hak selametler versin. İrtihal etmişse ruhu şad olsun. Çok güzel bir insandı. Onu, vaizler kursunda da gördüm. İnsanların arasını bulurdu. Beni, vaizlerin arasında bazı sıkıntılar doğuruyordu. Mesele şu değil, böyledir. Bayağı vaveyle kopardı. Bu biraz da şişmanca, böyle ceketinin önünü ilikler. Şöyle çıktı mı bir ağırlığı var. İnsan onu görünce sükut taşıyor. Arkadaşlar, şunda ortak bir karara varalım, de. Her tara sükut eder. Adamın görünüşünde bir tatlılık var. O sözleriyle ortalığı balya ederdi. Bu vaaz ediyor. O kadar hoş konuşuyor ki, emri bil maruf nehyi anil münker hususunda hayran kaldım.
İmam-ı Azam rahmetullah Ali hazretleri, ben bir muhaliple veya bir muhatabımla konuşurken, sanki üzerinde bir kuş var. O kuş, ürküp de kaçmasın diye nasıl itina gösterilirse, ben de öyle itina gösteririm, diyor. Yani direkt bir şey söylemiyor. Onun usullerine dikkat ediyor. Efendimiz Hazretleri, bir tanesinin sakal koymasını istiyor. Bu senin oğlun. Oğluna insan demez mi sakal koy diye? Yani, oğlu derken, bu ced olarak söylemiyorum, nesil olarak söylemiyorum. Manevi bir evlat. Çok rahat ifade edebilir. On ya da bir kimse görmüş. O da sakal koy dediği kimseye sakal koy diyeceği kimseye çok benziyor. Demiş ki bana fotoğrafını verebilir misin? Tabii efendim demiş. Bir zarfın içerisine koymuş. Ziyaretine gelmiş, o sakal koy diyeceği kimse. Ona, o zarfı eline tutuşturmuş. O da ne bilsin? Herhalde Efendimiz bana bir harçlık verdi, zannediyor.
Ayrıldıktan sonra gizli bir yerde mektubu açmış, bakmış ki bir fotoğraf var. Oturmuş, ağlamış. Efendim, bana demez miyiz demiş sakal koy evladım diye. Demiş bu ne incelik, bu ne edep demiş. Bak hiç dokunmuyor. Bir husus daha anlattı yıllar oldu ama çok güzel anlattığı için insan unutamıyor zaten. Zaten. Amcanın biri abdest alıyormuş, abdest alırken eli ayağı birbirine karıştırıyormuş. Topuğunun arkasında bir el basımı neredeyse kuru, yer kalıyor. Acayip. Bu, merakık diyoruz, dirsekleri geçmiyor. Buna benzer. Hasan'ı ve Hüseyin efendilerimiz, gerçekten cennetin Reyhan'ı olan, cennetin çiçekleri, Resulullah'ın göz bebekleri sallallahu teala için. Diyorlar ki amca, biz seni hakem tutmak istiyoruz. Hangimiz daha güzel abdest alacak sen karar ver. Biliyorlar onun abdesti sahip almadığını. Fakat ona doğru dürüst abdest alamıyorsun demiyorlar. Alıyorlar.
Bakıyorum onların abdest alışını, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın torunları. Diyor ki, hakemliği neyi bırakın, asıl abdesti alamayan benim. Bu şekilde emri bil maruf nehyi anil münkere dikkat etmek. Nasıl riayet etmişler, daha örnekleri pek sokkun. Bulundum. İnsanların arasını bulmak gerçekten çok önemli. Çoğu insanlarımızın var, böyle sıkıntıları yaşanıyor. Çünkü duymadığı, böyle bilmediği sözleri duyuyor. Duyunca vay bu bana neden böyle yaptı diyor. Cehaletin eseri olarak söyleniyor bunlar. Halbuki araştırılsa hiç öyle bir şey yok. Ben size Sami Efendi Hazretleri ile üstadımız arasında olan bir hadise-i nakdızı. Mesela İslam'ın esaslarını bitsek, Ashab-ı Kerim'de, Asık size bir haber de geldiği zaman, etebeyyyenu araştırınız. Ila ahiru ilahiye. Stalakallahü ilazıim. Efendimiz Hazretleri çok genç. Daha askere gitmeden önce Sami Efendi Hazretleri hilafet vermişler. Çok genç.
Onda o kabiliyeti görmüş zaten, müşahede etmiş birinin. Bir söz gitmiş, üstadımız hakkında, çok da sıkıntılı zaman üç kişi bir araya getirilmiyor. Efendim, Hasan Efendi kırk kişiyle, elli kişiyle bir araya geldi. Böyle insanların bir araya gelip Allah demelerinin Celle Celalühü, suç olduğu bir zaman. Annemiz heyecanlanmış. Demiş efendim, genç birisine görev verdiniz. İşte başımıza büyük işler açacak. Sami Efendi bu zamanın hutbul aktabı. Dur hanım buyuruyor. Bir araştıralım, bir kendisine soralım İslam'da baktığımız zaman esaslara, iki taraf dinlenmeden verilen hüküm yanlıştır. Karar olarak mesela ailevi meseleler çok gelir. Bizzat şahit olduklarımız var. Onu dinlese, karşı tarafa sen de düşman olun, yerdeyiz. Böyle anlatıyorlar. Bu başımızdan geçiyor bizim. Anlatıyor. Ağlayarak da anlatıyor. Ayrıldıktan sonra araştırılıyor, bir de aile tarafına bakıyorsun, hiç öyle değil.
Bunun dinimizdeki kural ne kadar için iki taraf dinlenmeden birden hüküm yanlıştır. Sami Efendi Hazretleri aynı zamanda bir hukukçu, Darümsu'nun bugünkü ismiyle hukuk fakültesini bitirmeyecek ama görev yapmamış. Bir de çok zeki. Hiçbir dersten on üzerinden diyelim dokuz almamış. Bugünkü ismiyle Riyaziye. Matematik cebir midir, geometri midir, neyse. Ondan bir dokuz almış. Bir puan aşağı hepsinden tam not alıyor. Kocasına ifade etmiş. Hocam, benim hakkım bu muydu deyince, demiş evladım Sami, benim adetim, insan onda azsa bir not kırarım. Dokuz alırsa sekiz veririm, sekiz alırsa yedi veririm. Bu kadar çeki. O ilahi olan akıl da başka zeka başka, akıl başka. Akıl nurdur. Vahyin, vahyin devamıyla vahye dayanmak suretiyle, güdüm mü diyeceğim de bu başka da bir Türkçe'de kelime biraz zorlanıyoruz. Vahye dayalı bir akıl muzdur. Zeka yoksa inançsız insanda Kafası ne gibi çalışır?
Ama akıl Allah'ı bulunmaktır. Biz bunu, En'am suresine baktığımız zaman göreceğiz. İbrahim Aleyhisselam'ın yıldız, ay, güneş. Daha neler? Akıl çok önemli. Buyuruyor, bir kendisiyle görüşelim, böyle karar veririz. Geliyor üstadımız hazretleri, Sami Efendi hazretlerinin huzuruna. Aynen buyurdular, şu şekilde anlattılar. Bir kapının zenbereği, ona basar gibi bastı, kalbimin içine girdi. Hatta ayak seslerini duydum. Ruhumu dolaştı. Sır, hafi, bütün detayleri. En sonunda da Bak, bilen insan nasıl hareket ediyor? Yoksa vay bana bu neden yapıldı, ne edildi, zaten ben ondan da şüpheleniyordum, böyle edeceği belliydi demeler, çok insanın arası bununla bozuluyor. Sohbete niye gelmiyorsun? O adam varsa ben varım. Çoğu bir. Halbuki bir sohbet yararının izleyeceği edeplerden birisi nefsini Firavun'un nefsinden aşağı görecek. Emir Buhari Hazretleri'nden anlatılıyor.
Emir Buhari Hazretleri büyüve de, küçüve de babam ifadesini kullanırmış. Demişler ki efendim, ne demek bu büyüve de babam diyorsunuz. Küçüve de. Herkesi kendimden büyük görüyorum demiş. Şahı Nakşibend efendimize anlatsam hayran kalınız. Şimdi kafalar bunu almaz. Bu cemaate bile söylerken insan çekiniyor bir tereddüt gönüllerde oluşmasın diye. Hayran kalınız. Misaller çok. Evet. Ayrı sağlamak ve zararı def etmek, çok güzel talip buyuruyorlar ama. İnsanlara böyle bir hayır unsuru olmak, cemiyetin ağız tadı olmak, Mesela çay bardağına şeker atıldığı zaman onu tatlandırmak. Hatta diyorlar ki bir aşura, aşı gibi tatlı olmak ve tatlandırmak. İnsanlara huzur vermek. Cismani ve manevi olarak bütün hayırlarda bulunmak. Yine bir defa, Ümmü Sami Bende Hazretleri çok kederlenmiş. Batıl bir cephenin galebesinden dolayı çok üzülmüş. Onlar Allah için üzülüyorlar. Üstadımızda bulunuyor.
Bunu memnun etmek için, efendim, böyle görünüyor ama bunun birçok hayır tarafları da var, diyerek mübarek gönlünü tesbit etmeye çalışıyor, memnun etmeye çalışıyor. Evet efendim, iş dediğiniz gibi görünüyor ama bunun hayır olan birçok tarafları da var diyorlar. Böyle zehir zembere gelip de şu şöyle dinmez. İnşallah, dua buyurun, hayrolur inşallah, hayrolur inşallah diyerek, El bela ummuekkalün bil mantık demişler. Bela, ağızdan çıkan söze bağlı. Bir topal müdür vardı. Bu Muğla, Manisa taraflarında bir kaplıcadan geliyor, Efendimiz Hazretleri. Birisine topal müdür dediler, buyurdu ki bak topal müdür demeyi. Ve oturdu şu hadiseyi anlattı. Diyorlar ki Yusuf Aleyhisselamı, kardeşleri, diyorlar baba yanında hep hapsolunuyor. Beraber şöyle bir hır gezintisi yapalım. Oğlumu kurt yemesin, diyor. Kurda yedirmeyin ve kurt yedi diye geliyorlar, bunu anlattı. Adam dedi, topal deyip topal edeceksiniz.
Sağlam deyin, sağlam olsun diye ne güzel izahlar yaptılar. Gerçekten, bakıyorum Tembih'l-Muhterrin diye bir eser var. Bunu Ömer Temyizel tercüme yapmış. Orada şu kayıtları görüyordum. Mesela, büyük bir zattan anlatılıyor. Zünnun-u Mısri Hazretleri. Asrında bulunan işte Bayezidi Bistami Hazretleri, ile Abdulhalıkı, Gozdevani, onlarla görüştü diye meğer bu çok önemliymiş. Biz o zaman diyorduk ki, demiyordum elhamdülillah ama gönüllere gelir. Yani bu niye kaydediliyor? İşte asrında bulunan şu, şu, insanlarda bulundu, onların sohbetlerine iştirak etti. Meğer çok önemliymiş. Çünkü İslam'ı yaşamanın, yaşamanın örneklerini ondan görüyorsun. Yoksa okuyorsun. Mesela, gazabı yutmak. Bu kitabı kerimimizde de geçiyor ama onları gördüğün zaman o öfke, insanın gazaplanacağı, sinirleneceği zamanda bal lokması gibi geliyor onlara. Hiç, bunlar tesir etmiyor.
Çünkü büyük bir zevke nail olduğu için efendimizin muhabbetine erişmiş, zatı kibriyanın muhabbetine erişmiş, onlar hiç geliyor onlara. Mesela, bakıyorsun çok olumsuz bir durumda, çok büyük sıkıntılar duyulacak bir halde hiç tesir etmiyor. Buyuruyor Cenabı Hak. Onlar, gazaplarını yutarlar. Öyle zoraki değil. Zaten ahlak anlatılırken gönle yerleşen ve kolayca yapılan bir haldir. Hilmiyet hali, yumuşak hal. Onlarda görüyorsun. Yani anlatmakla bitiremem bunu. Çünkü gördüm, nasıl mülayim hareket ettiklerini ve güzelce de ifade buyuruyordu, bu sözü nasıl söylediniz diye. Çok tatlı bir üsluple söylüyor. Onlar, aman hacı baba yapma hacı baba diyorlar. Gönlüne tesir etmiyor ki. Hani bu halleri görmek, onlardaki tahammül halini insanlardan gelen ezaya şikayet etmeyişlerini insanın önüne kalıyor. Yaşayamasak bile diyorsun ki bunlar böyle hareket ederlerdi diye. Sohbetlerimizde görüyoruz.
Birçok insanlar öyle. Hocam şöyle yapardı, şu zat böyle yapardı, hep misaller veriyorlar. Bak, bizim görüşmelerimizde Sami Efendi Hazretleri'nden anlatılmayan herhalde hiçbir sohbet yok. Üctihazımızdan anlatılmayan hiçbir şey yok. Bir adalet konusu olsa, mesela çocukları arasında bir müsavat, hiç unutmadığım bir husus ellerindeki bir meblağ, bir kıymet, bir değer, bir para ortak bölüştürüyordu. Sami Efendi Hazretlerini ziyarete gidecek haksızlık olmasın diye evlatlarının her birilerini götürdü. İşte devamlı biriyle gitmiş olmayayım, onun da hakkı olur diye. İşte bunlar insana misal oluyor. Yapamasak bile böyle yaparlardı diye. Örnek kimseler, El hayrıkullihu mecmaun pi erba bu hayırların hepsi şu dört maddede toplanmış buyruluyor. İmam-ı Ali radıyallahu anh essontu ve nutku ve nalaru dört tane husus.
Eğer insanın konuşması böyle yarahışlı bir söz değilse, böyle kitabı kerimimize muvafık, sünneti Muhammediye'ye uygun, ehlullahın ifadeleri, o güzel tatlı beyanları değilse ulla boş ve yarın Allah korusun, huzur-u ilahide Rabbimiz soracak. Vefat eden bir Sahabe-i güzin efendimiz için aleyhissalatü vesselam Efendimiz işte cennet ehli dediklerinde ne biliyorsunuz, buyurdu. Yani konuşmalarından dolayı demek istiyorlar. Sözlerinden dolayı. Konuştuğumuz sözü evvela bir düşüneceğiz. Bunun bize faydası var mı yok mu? Her sükut, la yekunü fifikrin hövve sehun. Öyle bir tefekkür değil. Boş ver. Gel biraz konuşalım deyip, bir de şu çok uygunsuz hareket. Bir gün, Nebi-i Ekrem ve Elvisü teala aleyhi ve sellem bir cemaate uğradı, gülüşüyorlar. Buyurdu ki bunlar ahirette hatırlanmıyor. Mesela, toplanıyor birisi bir söz söylüyor. Hepsi birden o gülmeler ortalığı alıyor.
Bunun kadar daha çirkin hareket olamaz. Bu ne demek? Şu taziyeleri görüyoruz. Bak, taziyeler eskiden böyle değildi. Bu nasıl olur? Değişmiş. Yürüyememe değil, yürürüm Allah'ın izniyle. Fakat arabadan inmiyorum. Ellerde sığarlar. Daha birinci gün, ahhahalar. Acayip haller. Diyorum, mazur görün. Buradan size taziyede bulunuyorum. Yürürüm de otururum da Allah'ın izniyle ama yok. Bakıyorum o hava yok. Bazen de güzel meclisler oluyor. Üstadımız iki Hadis-i Kudsiyi çoğu okurdu. Bir türlü bulamıyorum bu Hadis-i Kudsiyi. Biz de dedemden kalma Allahu alem, rahmetullah aleyh kitapları hep toprağın içerisine gömülmüş. İsim vermeyeyim de bizim bu mahallemizde bir tanesi şeyh efendimize bir sıkıntı olmasın diye kitaplarını ocağın içerisine atmış. O düşmanlığına değil, Aman ha, şeyh efendimize sıkıntı açarlar diye yapıyor. Oradan, camius sahir. Üç cilt ama iki cilde ait.
Keşke o kütüphanemizde bulunsa. Ama bir tanesini bulamıyoruz. Çünkü hep dağılmış. Efendim, arıyorum. Bir türlü bulamıyorum, hadisi şerifi. Cenab-ı Hak bir kimseye hayır murad ederse, ona işte bir musibet verir. Eğer vücuduna vermezse oğluna verir. Oğluna vermezse malına verir. Eğer hoş karşılayacak olursa, ben onun için ne defter açarım ne mizan kurarım. Burada buldum hadis-i şerifi. Böyle bakıyorum, böyle kitaba, orada denk geldi, elhamdülillah. Bunu, bu bizim aşağı köylerimiz var, bir cenaze edin. Yine de bulduğum için insan taze olan meyveleri çok sever. Böyle salatalık gibi, ne gibi. Sanki bize manevi bir meyve bu. Hemen orada okumaya başlar. Eğer kişi bir sıkıntıya uğrar sabretmezse nimete erişir, şükretmezse veya bir ilahi hüküm, kaza, bela, ona da razı olmazsa Benden başka Rab arasın. Böyle bunlar okunur, konuşulur, görüşülür ama velakin böyle bir hava neredeyse azalt.
Öyle bir nazar, öyle bir bakış ki ibret yok. Her tarafı işaret ediyoruz. İşte sular da coşuyor. Bambaşka insan istiyor ki şu bahar geçmesin. Yalnız buna ibretle bakmak. Ortalık yeşeriyor ama benim kalbimde Zikrullah'ın nuru neden parlamıyor? Neden Cenab-ı Hakk'ın korkusu benim azamı olduğu gibi sarmıyor? Düşüncesi olmayacak olursa, bu gaflettir. Ve külli hareketin latekun fi tabudille, Eğer çok önemli bir konuya temas etti. Kulluk bindiği zaman kulluğumuz her noktada olacak. Efendim düğünde oynanır, cenazede ağlanır. Bu ayet mi o? Ne bu söz? Ne bu? Yine bir atasözlerinde bizim atalarımızın söylediği sözde bir güzellik var. Bir hikmete, bir hakikate işaret var. Bunun neresinde hakikat? İş bu. Zaten ömürde bir çocuğum zevklenmeyecek mi? Bir de öyle bir bahane var ki çocuğa baş gelemedik. Bunlar hep bahane zaten. Bizim bir amcamız vardı. Bu diğer bir tarika bağlı güzel bir insandı.
Buraya da geldi, intisap etti. Bu otururdu, elleri tutmazdı. Yalnız, ezberli midir, neyse. Böyle insan sükut otururken bir bağırır Allah diye insan ürker böyle. Yani bir anda da bağırınca böyle bir insan durur durur Allah'tır. Yerini yurdunu biliyorum Allah'ın izniyle. Bunlar düğün yapacaklar, demişler ki baba, öyle bir cenaze evi gibi olmasın, düğünümüz bir isyan getirilecek. Asasına dayanmış, öyle bir feryat etmiş ki, öyle bir feryat etmiş, yaşlı. Onun o celadetinden, mesela, Hz. Ömer için radiyallahu anh salafet ifadesi kullanılır. Dini mübinde, emirlerinde çok şiddetli ve yapamamışlar ki, dikkat istiyor. Çok üzülürüz biz. Bu kasabayı anlatıp durmayıp. Yani bakıyorum düğünler giriyorum. Diyorum, yotma taş gibi. Bu ne diyorum ya? Bu ta eski. Oradan bir düğün acayip hal. Bir de baş tarafından diyorum, ortadaki veliler büyüklerimiz Evliya Deresi'dirdi.
O veliler diyorum, acaba nasıl rahat edecek? Onlar bilirler biiznillahi teala. Mesela, bir evliyaullahın huzuruna gelinse, zikredilse, o da iştirak ediyor. Zikrullah'a o da iştirak ediyor. Bunlar rencide ediyor. Ne olacak? Bakın, örneğini gördünüz. Biz de düğün yaptık. Burada üç, dört tane hocamız geldi. Kuran-ı Kerim okudular, ilahi okudular. E düğünümüz çok güzel bir düğün oldu. Yani bundan hiçbir sıkıntı duyacak hal yok. Yani en iyi dediğimiz kimsemizde bile bu var. Vaizlere diyorum, hocamız oturuyor ama diyorum yahu kürsüde konuşsunlar. Evet, güzel güzel anlatıyorlar, seviniyoruz ama günümüzde en önemli olan konular neyse İslam'da düğün ele alınsın. Yok. Ya, bunu konuşmada bir sıkıntı yok. Mesela, Şam-ı Şerif'te acayip bir kötülük zuhur ediyor. Çok kötü. Oranın din görevlileri biliyorum, uzatı da tanıyorum.
Cenab-ı Hak vücuduna sıhhatler, afiyetler, ihsan buyursun, İstanbul'da bulunuyor, görüşüyorum, biriyle. Buraya da geldi. Yok, İstanbul'daki Elif Efendi dergahına geldi, bura olarak hatırlamış. Birkaç defa geldi. Bu sözü dinlenen bir zat. Öyle bir ifade etmiş ki o otellerdeki yanlışlığı beyan ediyor, demek istemiyorum kötülüğü. Onun o ifadeleri, o güzel İslam'ı savunmaları kötülüğü engelliyor. Ya hocaysa böyle hoca olacağız. Ne olursa olsun. Yani öğrenilmiş birkaç konu, ya bunun dışına da taşalım. Yani bir ilim ehli insan, memleketimizdeki sıkıntıları şöyle bir ölçeriz, biçeriz. Mesela, ailede huzursuzluklar pek çok. Hele bu rahatsızlıktan sonra boşanmalar bildiğiniz gibi değil. Şimdi gençler de oluyor. Yaşlılar da boşuyor. Gerçekten. Aile hayatı çok geniş. Rabbimiz muhafaza buyursun, korusun Cenab-ı Hak. Her türlü davranışımızda Allah'ımıza kul olduğumuzu bileceğiz.
Ben Rabbimin kuluyum, yanlış yapamam diyeceğiz. Titreyeceğiz. Boşluk manası var ama bu uygunsuzdur. Bu hayatımızı mahvetmek gibi şeydir. Eftalü'l hayrat hayırların en üstünü nedir? Huvel imanu billai teala. Cenab-ı Hakk'a tam manasıyla, yıkan, imandır, inançtır. Ve marifetuhu, Cenab-ı Hakk'ı tanımaktır. Sebilü'l hayr, hayrın yolu. Şu üç şeydir, buyruluyor. Haşetullahi pisr-i ve la'la niye. Gizli ve açıkta Allah'tan korkmaz. Yani insanların içinde nasıl dikkat ediyorsak yalnız kaldığımızda da. Ve ruda anillahi bil galidi velketir. Az olsun, çok olsun şikayet etmemek, Allah'ımızdan gelene razı olmak nimet hususunda ve vel hulugu fil ikbali vel edbar insanlar ister yüz göstersin, ister göstermesin, herhalde güzel muamelede bulunmak. O taziyeler de efendimizin okuduğu hadis kudsi. Düşündüğüm buydu, Allah'ımızın lütfuyla yeni hatırıma geldi.
O Cami-i Savil Dede'nin o toprağa gömülen hadis kitabını açtığımda aşağıya göz öyle bir nimet bir iliştiriye. Baktım, iza. Baktınız, yillarca aradığım hadis-i kudsiyi arıyorum. Hadis-i kudsiyi kitaplardan arıyorum. Hadis-i kudsilere ait eserler var, bulamıyorum. Allah'ımız denk getirdi. Böyle taziyelerden de demek istediğim her zaman Allah'ımıza kuluruz. Gülüşmeler, neler ortalığı alıyor, bir acayip bir halım. Diyorum ya, emin olun tarik ehillerimizde de bozulmalar var deyip diğer insanlarımız. Ondan düşüneceğiz, tefekkür edeceğiz. Elhamdülillahi Rabbil alemin, El-Hata.