Her şeyin hayrının her şeyin hayrının temeli nedir? Hayır ama hayrın temeli nedir? Her hayrın mülazemetül edebi. Hem yaşantımızda, günlük davranışımızda, yememiz, içmemiz, yatmamız, kalkmamız, evimiz, barkımız, ticaretimiz, beşeri münasebetimiz ailevi hayatımız komşuluğumuz akrabalığımız vesaire neyse bütün bunlardaki hareketlerimiz ve bütün haller diyor zaten. Bütün hallerde edebi gözetmek. Yalnız bu edebin tarifini şu şekilde yapmışlar. Edep sünnet-i seniyyeye uymaktır demiştir. Aleyhissalatü vesselam efendimizin sünneti Muhammediyesine uymak. Aslu külli hayrın bütün hayırların temeli nedir? Ellukme demişler. Yediğimiz içtiğimiz nimetlerdir. Zaten bu mübarek yolda da bunun üzerinde çok dururlar. Buyurdular ki hayrın diyelim. Onda dokuzu helal lokmada. Helal lokmada. Birisi de uzlette. Böyle hayırlı insanlarla olmak, şerlerden kaçmaktır. Şimdi çok mühim.
Kafanı da döndürür, gönlümü de döndürür. Allah korusun. Onun için hep hayırlı insanlarla konuşmak. Es'ül hayrat erbatun. Hayırların esası şu dört husustur. Esseha, cömert olmaktır. Ve tevadır, alçak gönüllü olmak. Vennüs. Buna kurban manası da verilir. İbadet ve taat anlamına gelir ve hüsnul huluk, güzel ahlaktır ama çok güzel beyan buyrulmuş. Tekrar ele alınıyor. Fahreddin Raci Hazretleri de bunu izah buyururken gördüğümüz kadarıyla buradaki ifadelere Ayet-i Celile'den almış Kuran-ı Kerim'de sizin konuşmalarınızın çoğunda hayır yoktur buyuruyor. Ancak sadakayla emretmek, insanların arasını ıslah etmek bu şekilde geçiyor. Burada ona temas buyurmuşlar. El emrubi sadaka, sadaka ile emretmek. Allah'ın yolunda harcetmek. Gerçekten insanlarımızda da bu güzel haslet ziyadeleşti gördüğümüz kadarıyla. Mesela kurban, ta eskiden beri derdik. Biz bayramlardan zevk almıyoruz diye.
Çünkü sen en güzelini giyeceksin, en güzelini yiyeceksin fakat dünyada ne yiyecek, ne içecek, ne giyecek bulamayan çok insanlar var. Biraz inanmada insan zorlanabiliyor. Mesela o Afrika ülkelerinde sıkıntı duyanları Afrikalı olan birisi anlattı. Saat on bir gibi o aralarda avuçlarının içerisine biraz yiyecek bırakıyorlarmış. Bir günlük yiyecekleri bu. Daha anlattı da söylemiyorum. Öyle banyoları bilmem falan yok. Çok zor ihtiyaçlarını gideriyorlar. Şimdi bunu görünce insanın bal, börektir, ondan sonra pikniktir, şudur, budur hiç can istemiyorum. Bizim kendi evladımızdır. O yiyecek ve içecekte pek katı koymak istemezdi, koydurmazdı. Dedi ki bu kadar yiyecek ne olacak? Çünkü fakir olan kimselerle arkadaş olmuş. Onların sabahki kahvaltısına bakın. Ekmek bir de lokum. Öyle katık olarak kullanılmaz. Yemeğin üzerine tatlı olarak alınır, o başka.
Bunu gördüğü için o kadar yiyecek ne olacak dedi. Şimdi bunun daha da ötesi. Şu halkımızda bir uyanma oldu. Böyle kurbanlarını mesela birine, direğini gönderiyorlar. Onlar da zaten kesildiğini haber veriyorlar, anında bildiriyorlar. Gerçekten yeme içme insanın gözüne görünmüyor. Bayram hakkında bir Arap ajansıydı. Şunu duydum bayramı anlatırken. Yunus suresinde elli yedi ile elli sekizinci ayeti celileyi anlatıyor. O da şu. Kul bir paldillahi ve bir rahmeti. Bu Ayet celilede honevinin haşiyesinde şu şekilde izah buyrulmuş. Şeriat tarikat marifet hakikat manasını vermiş. Bu buyruluyor sizin bütün topladıklarınızdan, dünya varlıklarınızdan hayırlıdır buyuruyor. Asıl sevinecekler, buna sevinsinler diye çok güzel Kuran-ı Azimüşşan'dan bayramı haber veriyor. Gerçekten öyle. İnsanın yiyesi, ilçesi gelmiyor. İşte biz eskiden hatırladığımız yokluk geçirmiş memleketimiz. Çok yokluk geçirmiş.
O kurban vesilesiyle kıymalardı vesairelerdi böyle kalıp kalıp yapmış oldukları biz buna sızgıt deriz. Et kurutmaları vesairleri bir sene bunu kullanıyorlar. Bir mantığım yapacak, çok az kesiyor ondan. Mantı yapıyor. Sonra yemeğe tatlandıracaksan ondan çok az bir keserek bu şekilde geçiniliyordun. Cenabı hak nimetleri başımızdan döktü. Cenabı hak şükrünü ihsan buyursun. Ondan dolayı en güzeli fakir, yoksula bahşetmek sonra insan rahatlıyor. Bir hadisi şerif de aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyuruyor, eğer Allah yolunda infak edilecek olursa böyle insanın üzerinde bir zeyl diye hatırlıyorum, bir haftan gibi. O uzuyor, genişliyor. Eğer vermeyecek olursa daralıyor. İnsan bunalıyor. Gerçekten bildiği zaman insanda bir rahatlama ve bir huzur hali meydana geliyor. Bu da böyle. Bakıyorsunuz en zenginin evinde bulundum diyor. Afrika'ya gidenleriniz var. O Somalilere vesair yerlere, arakan.
En zenginin evinde diyor hem de buralı bir kardeşimiz anlattı. Şöyle zorla bir yahu bulmuşlar, bulmuşlar ekmekle diyor onu ikram ediyor. Biz bir yerde bulunduk. Tabii Allah'ımızın lütfu, ihsanı şükredeceğiz, hamtedeceğiz. Zeytinin çeşidini, peynirin çeşidini sayamıyoruz değil, sayıyoruz ama çeşit çeşit. Yani bir zeytin de bir. Allah'ımız şükreden kullarından eylesin. Ondan dolayı bayram şu hatırımıza geliyor. İbrahim bin Ethem, hazretleri insanlar dünyadan hiçbir şey yemeden çekip gidiyor buyuruyor. Demişler ki efendim insan hiç yemez, içmez olur mu? Bak sabah kahvaltı yapıyoruz, öyleyim. Belki ikindiden sonra akşama doğru veya akşamdan sonra yatmadan önce yiyoruz içiyoruz. Hayır diyor, ben bunu demiyorum. Marifetullah'tan yiyip içmiyor insanlarımız. Burada Paktrettin Raci, Rahmetullah Ali Hazretleri hayrı anlatırken el emrubi sadaka, sadaka ile emretmek buyuruyor. Iyilikle de emretmek.
Yalnız bunun usulleri var. İmam-ı Azam, Rahmetullah Ali Hazretlerinin bir ifadesi var. Çok güzel. Ankara'da bizim okulumuzda da kitaplığın müdürüydü kitaplık. Onunla meşgul olurdu. İsmini biliyorum ama gerek yok. Cenabı hak selametler versin. İrtihal etmişse ruhu şad olsun. Çok güzel bir insandı. Onu vaizler kursunda da gördüm. Bir insanların arasını bulurdu. Beni vaizlerin arasında bazı sıkıntılar doğuyordu. Mesele şu değil böyledir. Bayağı vaveyle kopardı. Bu biraz da şişmanca böyle ceketinin önünü ilikler şöyle çıktı mı bir ağırlığı var. İnsan onu görünce scud taşıyor. Arkadaşlar şunda ortak bir karara varalım de her tarassic eder. Adamın görünüşünde bir tatlılık var. O sözleriyle ortalığı balya ederdi. Bu vaaz ediyor. O kadar hoş konuşuyor ki emri bil maruf nehyi anil münker hususunda hayran kaldım.
İmam-ı Azam rahmetullah Ali Hazretleri ben bir muhaliple veya bir muhatabımla konuşurken sanki üzerinde bir kuş var. O kuş ürküp de kaçmasın diye nasıl itina gösterilirse ben de öyle itina gösteririm diyor. Yani direkt bir şey söylemiyor. Onun usullerine dikkat ediyor. Efendimiz Hazretleri, Kaddafi Sallallahuüsrev'e bir tanesinin sakal koymasını istiyor. Bu senin oğlun. Oğluna insan demez mi sakal koy diye? Yani oğlu derken bu jet olarak söylemiyorum, nesil olarak söylemiyorum. Manevi bir evlat. Çok rahat ifade edebilir. Konya'da bir kimse görmüş. O da sakal koy dediği kimseye sakal koy diyeceği kimseye çok benziyor. Demiş ki bana fotoğrafını verebilir misin? Tabii efendim demiş. Bir zarfın içerisine koymuş. Ziyaretine gelmiş o sakal koy diyeceği kimse. Ona o zarfı eline tutuşturmuş. O da ne bilsin? Herhalde Efendimiz bana bir harçlık verdi zannediyor.
Ayrıldıktan sonra gizli bir yerde mektubu açmış, bakmış ki bir fotoğraf var. Oturmuş, ağlamış. Efendim bana demez miyiz demiş sakal koy evladım diye. Demiş bu ne inceliği, bu ne edep demiş. Bak hiç dokunmuyor. Bir husus daha anlattı. Yıllar oldu ama çok güzel anlattığı için insan unutamıyor da. Amcanın biri abdest alıyormuş. Abdest alırken eli ayağı birbirine karıştırmış. Topuğunun arkasında bir el basımı neredeyse kuru geri kalıyor. Acayip. Bu merak ediyoruz, dirsekleri geçmiyor. Buna benzer. Hasan'la Hüseyin efendilerimiz gerçekten cennetin Reyhanı olan, cennetin çiçekleri, Resulullah'ın göz bebekleri sallallahu teala için. Diyorlar ki amca biz seni hakem tutmak istiyoruz. Hangimiz daha güzel abdest alacak sen karar ver. Biliyorlar onun abdesti sahip almadığını. Fakat ona doğru dürüst abdest alamıyorsun demiyorlar.
Alıyorlar, bakıyor onların abdest alışını Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın torunları. Diyor ki hakemliği neyi bırakın asıl abdesti alamayan benim diyor. Bu şekilde emri bil maruf nehyi anil münkere dikkat etmek. Mısır riayet etmişler daha örnekleri pek çok bunu. İnsanların arasını bulmak. Gerçekten çok önemli. Çoğu insanlarımızın var böyle sıkıntıları yaşanıyor. Çünkü duymadığı, böyle bilmediği sözleri duyuyor. Duyunca vay bu bana neden böyle yaptı diyor cehaletin eseri olarak söyleniyor bunlar. Halbuki araştırılsa hiç öyle bir şey yok. Ben size Sami Efendi Hazretleri ile üstadımız arasında olan bir hadise-i nakledeceğim. Mesela İslam'ın esaslarını bilsek ashab-ı billahle. İnceekun fasikun binebeyin. Fasık size bir haber de geldiği zaman fetebeyyeni araştırınız. İla ahirulay'e. Efendimiz Hazretleri çok genç. Daha askere gitmeden önce Sami Bende Hazretleri hilafet vermişler. Çok genç.
Onda o kabiliyeti görmüş zaten, müşahede etmiş birini. Bir söz gitmiş üstadımız hakkında. Çok da sıkıntılı zaman üç kişi bir araya getirilmiyor. Efendim Hasan Efendi kırk kişiyle elli kişiyle bir araya geldi. Böyle insanların bir araya gelip Allah demelerinin Celle Celalühü suç olduğu bir zaman. Annemiz heyecanlanmış. Demiş efendim genç birisine görev verdiniz. İşte başınıza büyük işler açacak. Sami Efendi bu. Zamanın hutbul aktabı. Dur hanım buyuruyor. Bir araştıralım. Bir kendisine soralım. İslam'da baktığımız zaman esaslara iki taraf dinlenmeden verilen hüküm yanlıştır. Karar olarak mesela ailevi meseleler çok gelir. Bizzat şahit olduklarımız var. Onu dinlesen karşı tarafa sen de düşman oldun, yerdeyiz. Böyle anlatıyorlar. Bu başımızdan geçiyor bizim. Anlatıyor. Ağlayarak da anlatıyor. Ayrıldıktan sonra araştırılıyor bir de aile tarafına bakıyorsun hiç öyle değil.
Bunla dinimizdeki kural ne kadar için iki taraf dinlenmeden birden öpüm yanlıştır. Sami Efendi Hazretleri aynı zamanda bir hukukçu, Darülfünun, o günkü ismiyle hukuk fakültesini bitirmiş ama görev yapmamış. Bir de çok zeki. Hiçbir dersten on üzerinden diyelim dokuz almamış. O günkü ismiyle Riyaziye, matematik cebir midir, geometri midir, neyse. Ondan bir dokuz almış. Bir puan aşağı hepsinden tam not alıyor. Hocasına ifade etmiş. Hocam benim hakkım bu muydu deyince demiş evladım Sami benim adetim insan onda azsa bir not kırarım. Dokuz alırsa sekiz veririm. Sekiz alırsa yedi veririm. Bu kadar zeki. O ilahi olan akıl da başka. Zeka başka, akıl başka. Akıl nurdur. Vahyin, vahyin devamıyla vahye dayanmak suretiyle, güdüm mü diyeceğim de bu kelimeler hoş olmadığından başka da bir Türkçede kelime biraz zorlanıyoruz. Vahye dayalı bir akıl nurdur. Zeka yoksa inançsız insandan olur.
Kafası neyi gibi çalışır? Ama akıl Allah'ı bulunmaktır. Biz bunu En'am suresine baktığımız zaman göreceğiz. İbrahim Aleyhisselam'ın yıldız, ay, güneş. Daha neler? Akıl çok önemli. Buyuruyor, bir kendisiyle görüşelim. Öyle karar veririz. Geliyor Üstadımız Hazretleri, Sami Efendi Hazretlerinin huzuruna. Aynen buyurdular, şu şekilde anlattılar. Bir kapının zembereği Ona basar gibi bastı kalbimin içine girdi. Hatta ayak seslerini duydum. Ruhumu dolaştı. Sır hafi bütün detayleri en sonunda da elhamdülillah. Estairübillah la yahafune levmete laim. Yoksa vay bana bu neden yapıldı, ne edildi, zaten ben ondan da şüpheleniyordum, böyle edeceği belliydi demeler çok insanın arası bundan bozuk. Sohbete niye gelmiyorsun? O adam var ise ben var mıyım? Çoğu bir. Halbuki bir sohbet yararının izleyeceği edeplerden birisi nefsini Firavun'un nefsinden aşağı görecek. Emir Buhari Hazretleri'nden anlatılıyor.
Emir Buhari Hazretleri büyüğe de, küçüğe de babam ifadesini kullanırmış. Demişler ki efendim ne demek bu büyüğe de babam diyorsunuz, küçüğe Herkesi kendimden büyük görüyorum demiş. Şahı, nakşı, ben de efendimize anlatsam hayran kalırız. De şimdi kafalar bunu almaz. Bu cemaate bile söylerken insan çekiniyor bir tereddüt gönüllerde oluşmasın diye. Hayran kalırız. Misaller çok. Hayya sağlamak ve zararı def etmek çok güzel talip buyuruyorlar ama. İnsanlara böyle bir hayır unsuru olmak, cemiyetin ağız tadı olmak, mesela çay bardağına şeker atıldığı zaman onu tatlandırmak. Hatta diyorlar ki bir aşura, aşı gibi tatlı olmak ve tatlandırmak. İnsanlara huzur vermek. Cismani ve manevi olarak bütün hayırlarda bulunmak. Yine bir defasında Sami Efendi Hazretleri çok kederlenmiş. Batıl bir cephenin galebesinden dolayı çok üzülmüş. Onlar Allah için üzülüyorlar. Üstatımızda bulunuyor. Bulunuyor.
Onu memnun etmek için efendim böyle görünüyor ama bunun birçok hayır tarafları da var. Diğeri mübarek gönlünü tesbit etmeye çalışıyor, memnun etmeye çalışıyor. Evet efendim, iş dediğiniz gibi görünüyor ama bunun hayır olan birçok tarafları da var diyorlar. Böyle zehir zembere gelip de şu şöyle dinmez. İnşallah dua buyurun. Hayr olur inşallah. Hayr olur inşallah diyerek el bela ummuekkel min bil mantık demişler. Bela ağızdan çıkan söze bağlı. Bir topal müdür vardı. Muğla, Manisa taraflarında bir kaplıcadan geliyor Efendimiz Hazretleri. Birisine Topal müdür dediler. Buyurdu ki bak Topal müdür demeyin ve oturdu şu hadiseyi anlattı. Diyorlar ki Yusuf Aleyhisselamı böyle kardeşleri diyorlar baba yanında hep hapsolmuyor. Beraber şöyle bir hır gezintisi yapalım. Oğlumu kurt yemesin diyor. Kurda yedirmeyin ve kurt yedi diye geliyorlar. Bunu anlattı. Adamı dedi topal deyip topal edeceksiniz.
Sağlam deyin sağlam olsun diye ne güzel izahlar yaptılar. Gerçekten bakıyorum Tembih'l muhterrin diye bir eser var. Bunu Ömer Temyizel tercüme yapmış. Orada şu kayıtları görüyordum. Mesela büyük bir zattan anlatılıyor. Zünnun-u Mısri Hazretleri. Asrın'da bulunan işte Bayezidi, Bistami Hazretleri ile Abdulhalıkı, Hojdevani onlarla görüştü diye meğer bu çok önemliymiş. Biz o zaman diyorduk ki, demiyordum elhamdülillah ama gönüllere gelir yani bu niye kaydediliyor? İşte asrında bulunan şu şu şu şu şu insanlarda bulundu, onların sohbetlerine iştirak etti. Meğer çok önemliymiş. Çünkü İslam'ı yaşamanın, yaşamanın örneklerini ondan görüyorsun. Yoksa okuyorsun. Mesela gazabı yutmak. Bu kitabı kerimimizde de geçiyor ama onları gördüğün zaman o öfke, insanın gazaplanacağı, sinirleneceği zamanda bal lokması gibi geliyor onlara. Hiç bunlar tesir etmiyor.
Çünkü büyük bir zevke nail olduğu için efendimizin muhabbetine erişmiş, zatı kibriyanın muhabbetine erişmiş, onlar hiç geliyor onlara. Mesela bakıyorsun çok olumsuz bir durumda çok büyük sıkıntılar duyulacak bir halde hiç tesir etmiyor. Vel kabimine la yuz buyuruyor Cenabı hak. Onlar gazaplarını yutarlar. Öyle zoraki değil. Zaten ahlak anlatılırken gönle yerleşen ve kolayca yapılan bir haldir. Hilmiye hali, yumuşak hal. Onlarda görüyorsun. Yani anlatmakla bitiremem bunu. Çünkü gördüm. Nasıl mülayim hareket ettiklerini ve güzelce de ifade buyuruyordu. Bu sözü nasıl söylediniz diye. Çok tatlı bir üsluple söylüyor. Onlar aman hacı baba yapma hacı baba diyorlar. Gönlüne tesir etmiyor ki. Hani bu halleri görmek, onlardaki tahammül halini insanlardan gelen ezaya şikayet etme işlerini insan önüne kalıyor. Yaşayamasak bile diyorsun ki bunlar böyle hareket ederlerdi diye.
Sohbetlerimizde görüyoruz. Birçok insanlar öyle. Hocam şöyle yapardı, şu zat böyle yapardı. Hep misaller veriyorlar. Bak bizim görüşmelerimizde Sami Efendi Hazretleri'nden anlatılmayan herhalde hiçbir sohbet yok. Üstteazımızdan anlatılmayan hiçbir şey yok. Bir adalet konusu olsa mesela çocukları arasında bir müsavat, hiç unutmadığım bir husus ellerindeki bir meblağ, bir kıymet, bir değer, bir para ortak bölüştürüyordu. Sami Efendi Hazretlerini ziyarete gidecek haksızlık olmasın diye evlatlarının her birilerini götürdü. İşte devamlı biriyle gitmiş olmayayım onun da hakkı olur diye. İşte bunlar insana misal oluyor. Yapamasak bile böyle yaparlardı diye. Görmek kimseler. Bu hayırların hepsi şu dört maddede toplanmış buyruluyor. İmamı Ali Radıyallahu An. Essontu ve nutku ve nalaru vel hareke. Dört tanesi.
Eğer insanın konuşması böyle yarayışlı bir söz değilse, böyle kitabı kerimimize muvafık, sünneti Muhammediyeye uygun, ehlullahın ifadeleri o güzel tatlı beyanları değilse ul lav. Boş ve yarın Allah korusun huzur-u ilahide Rabbimiz soracak. Vefat eden bir sahabeyi güzin efendimiz için aleyhissalatü vesselam efendimiz işte cennet ehli dediklerini ne biliyorsunuz buyurdu. Yani konuşmalarından dolayı demek istiyorlar. Sözlerinden dolayı. Konuştuğumuz sözü evvela bir düşüneceğiz. Bunun bize faydası var mı yok mu? Ve külli sunpin. Her sükut. La yekunü fifikrin höh ve sehun. Böyle bir tefekkür değil. Boş ver. Gel biraz konuşalım deyip bir de şu çok uygunsuz hareket. Bir gün Nebi-i Ekrem ve Elmüs sallallahu aleyhi ve sellem bir cemaate uğradı. Gülüşüyorlar. Buyurdu ki bunlar ahirette hatırlamıyor. Mesela toplanıyor, birisi bir söz söylüyor, hepsi birden o gülmeler ortalığı alıyor.
Bunun kadar daha çirkin hareket olamaz. Bu ne demek? Şu taziyeleri görüyoruz. Bak taziyeler eskiden böyle değildi. Bu nasıl olur? Değişmiş. Yürüyememe değil, yürürüm Allah'ın izniyle. Fakat arabadan inmiyorum. Ellerde sığarlar. Daha birinci gün. Kahkahalar. Acayip haller. Diyorum mazur görün. Buradan size taziyede bulunuyorum. Yürürüm de otururum da Allah'ın izniyle ama yok. Bakıyorum o hava yok. Bazen de güzel meclisler oluyor. Üstadımızımız iki hadis-i kudsiyi çoğu okurdu. Bir türlü bulamıyorum bu hadis-i kudsiyi. Biz de dedemden kalma Allahu alem, rahmetullah aleyh kitapları hep toprağın içerisine gömülmüş. İsim vermeyeyim de bizim bu mahallemizde bir tanesi şeyh efendimize bir sıkıntı olmasın diye kitaplarını ocağın içerisine atmış. O düşmanlığına değil. Aman ha şeyh efendimize sıkıntı açarlar diye yapıyor. Oradan camiüs sahir. Üç cilt ama iki cilde ait.
Keşke o kütüphanemizde bulunsa ama bir tanesini bulamıyoruz çünkü hep dağılmış. Efendim arıyorum. Bir türlü bulamıyorum Hadis-i Şerif'i. Cenabı hak bir kimseye hayır murat ederse ona işte bir musibet verir. Eğer vücuduna vermezse oğluna verir. Oğluna vermezse malına verir. Eğer hoş karşılayacak olursa ben onun için ne defter açarım ne mizan kurarım. Burada buldum Hadis-i Şerif'i. Böyle bakıyor bakıyorum böyle kitaba. Orada denk geldi elhamdülillah. Bunu, bu bizim aşağı köylerimiz var, bir cenazeydi. Yeni de bulduğum için insan taze olan meyveleri çok sever. Böyle salatalık gibi, ne gibi? Sanki bize manevi bir meyve bu. Hemen orada okumaya var. Eğer kişi bir sıkıntıya uğrar sabretmezse nimete erişir şükretmezse veya bir ilahi hüküm, gaza, bela ona da razı olmazsa benden başka Rab arasın. Böyle bunlar okunur, konuşulur, görüşülür ama velakin böyle bir hava neredeyse azalt.
Öyle bir nazar, öyle bir bakış ki ibret yok. Her tarafı işareti diyoruz, İşte sular da coşuyor bambaşka insan istiyor ki şu bahar geçmesin. Yalnız buna ibretle bakmak. Ortalık yeşeriyor ama benim kalbimde Zikrullah'ın nuru neden parlamıyor? Neden Cenabı hakk'ın korkusu benim azamı olduğu gibi sarmıyor? Düşüncesi olmayacak olursa bu gaflettir ve külli hareketin la tekun fi tabudille, eğer çok önemli bir konuya temas etti. Kulluk dindiği zaman kulluğumuz her noktada olacak. Efendim düğünde oynanır, cenazede ağlanır. Bu ayet mi o? Ne bu söz? Ne bu? Yine bir atasözlerinde bizim atalarımızın söylediği sözde bir güzellik var, bir hikmete, bir hakikate işaret var. Bunun neresinde hakikat? İş bu. Zaten ömürde bir çocuğum zevk, zevklenmeyecek mi? Bir de öyle bir bahane var ki çocuğa baş gelemedik. Bunlar hep bahane zaten. Bizim bir amcamız vardı, bu diğer bir tarihi kabağı, güzel bir insandı.
Buraya da geldi, intisap etti. Bu otururdu, elleri tutmazdı. Yalnız cezbeyi midir, neyse. Böyle insan sükut otururken bir bağırır Allah diye insan ürker böyle. Yani bir anda da bağırınca böyle bir insan durur durur Allah'tır. Yerini yurdunu biliyorum Allah'ın izniyle. Bunlar düğün yapacaklar, demişler ki baba böyle bir cenaze evi gibi olmasın düğünümüz bir isyan getirilecek. Asasına dayanmış, öyle bir feryat etmiş ki, öyle bir feryat etmiş, yaşlı. Onun o celadetinden, mesela Hazreti Ömer için radiyallahu anh salabet ifadesi kullanılır. Dini mübinde emirlerinde çok şiddetli ve yapamamışlar ki dikkat istiyor. Çok üzülürüz biz. Bu kasabayı anlatıp durmayıp yani bakıyorum düğünler giriyorum Diyorum yotma taş devri gibi bu ne diyorum ya bu ta eski oradan bir düğün acayip hal. Bir de baş tarafından diyorum ortadaki veliler büyüklerimiz Evliya deresi derdi.
O veliler diyorum acaba nasıl rahat edecek? Onlar bilirler biiznillahi teala. Mesela bir evliyaullahın huzuruna gelinse, zikredilse o da iştirak ediyor. Zikrullah'a o da iştirak ediyor. Yani bunlar rencide dedi diyor. Ne olacak? Bakın örneğini gördünüz. Biz de düğün yaptık. Burada üç dört tane hocamız geldi. Kuran-ı Kerim okudular. İlahi okudular. E düğünümüz çok güzel bir düğün oldu. Yani bundan hiçbir sıkıntı duyacak hal yok. Yani en iyi dediğimiz kimsemizde bile bu var. Bahizlere diyorum hocamız oturuyor ama diyorum yahu kürsüde konuşsunlar. Evet güzel güzel anlatıyorlar seviniyoruz ama günümüzde en önemli olan konular neyse İslam'da düğün ele alınsın. Yok. Ya bunu konuşmada bir sıkıntı yok. Mesela Şam Şerif'te acayip bir kötülük zuhur ediyor. Çok kötü. Oranın din görevlileri biliyorum, uzatı da tanıyorum.
Cenabı hak vücuduna sıhhatler, afiyetler, ihsan buyursun, İstanbul'da bulunuyor, görüşüyorum birini. Buraya da geldi, yok, İstanbul'daki Elif Efendi dergahına geldi, bura olarak hatırlamış. Birkaç defa geldi. Bu sözü dinlenen bir zat. Öyle bir ifade etmiş ki o otellerdeki yanlışlığı beyan ediyor demek istemiyorum kötülüğü. Onun o ifadeleri, o güzel İslam'ı savunmaları kötülüğü engelliyor. Ya hocaysa böyle hoca olacağız. Ne olursa olsun. Yani öğrenilmiş birkaç konu ya bunun dışına da taşalım. Yani bir ilim ehli insan, memleketimizdeki sıkıntıları şöyle bir ölçeriz, biçeriz. Mesela ailede huzursuzluklar pek çok hele bu rahatsızlıktan sonra boşanmalar bildiğiniz gibi değil. Şimdi gençler de oluyor, yaşlılar da boşuyor. Gerçekten.
Aile hayatı çok Rabbimiz muhafaza buyursun, korusun Cenabı hak ve külli hareketin letekunu fi'tabu dille her türlü davranışımızda Allah'ımıza kul olduğumuzu bileceğiz. Ben Rabbimin kuluyum, yanlış yapamam diyeceğiz. Titreyeceğiz. Fehuve fetret. Boşluk manası var ama bu uygunsuzdur, bu hayatımızı mahvetmek gibi şeydir. Eftalü'l hayrat, hayırların en üstünü nedir? Huvel imanu billayı teala, Cenabıhakk'a tam manasıyla, yıkan, imandır, inançtır ve marifetuhu Cenabı hak'ı tanımaktır. Sebilül hayr hayrın yolu şu üç şeydir buyuruyor. Hiç kimse. Gizli ve açıkta Allah'tan korkmaz. Yani insanların içinde nasıl dikkat ediyorsa yalnız kaldığımızda da. Ve rudda anillahi bil galidi velkeshir. Az olsun çok olsun şikayet etmemek, Allah'ımızdan gelene razı olmak nimet hususunda ve ve huluku fil ikbali vel edbar. İnsanlar ister yüz göstersin ister göstermesin herhalde güzel muamele bulmak.
O taziyelerde efendimizin okuduğu hadis kutsi galallahüteala, irade teveccühtü abden min abidi. Musibeten fibeden, evfi mani, Diğeri de mellem yarda bir gadai velem yas bir ala belai velem Düşündüğüm buydu Allah'ımızın lütfuyla yeni hatırıma geldi. O cami savit derenin o toprağa gömülen hadis kitabını açtığımda aşağıya göz öyle bir nimet bir iliş doğruya baktım iza baktığımı de yillarca aradığım hadis kutsiyi arıyorum hadis kutsiyi kitaplardan arıyorum hadis kutsilere ait eserler var bulamıyorum Allah'ımız denk getirdi. Böyle taziyelerden ne demek istediğim her zaman Allah'ımıza kul olsun. Gülüşmeler neler ortalığı alıyor diyor acayip bir haluk. Diyorum ya emin olun tarik ehillerimizde de bozulmalar var deyip diğer insanlarımız. Bunları düşüneceğiz, tefekkür edeceğiz. İnşallah bunu da Allah'ım zültülerse öğleye bırakalım. Elhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha.