Haya Sıfatı ve Kalp Nurlanması kaydında Hassas olmamız gerekiyor. İşte ben tövbe ettim, bir de ombre yaptım, hatıra'a gittim diyemeyiz. Çünkü bir hatasından dolayı yillarca gözyaşı düşkünlerine. Onların bu hassasiyeti marifetullah'tan gelir. Cenabı Hakk'ı tanıyınca haya sıfatına bölünür zaten. O haya biz zannediyoruz ki zahirde haya sıfatı batındadır, gönüldedir. Çünkü nasıl on…
Haya Sıfatı ve Kalp Nurlanması kaydında Hassas olmamız gerekiyor. İşte ben tövbe ettim, bir de ombre yaptım, hatıra'a gittim diyemeyiz. Çünkü bir hatasından dolayı yillarca gözyaşı düşkünlerine. Onların bu hassasiyeti marifetullah'tan gelir. Cenabı Hakk'ı tanıyınca haya sıfatına bölünür zaten. O haya biz zannediyoruz ki zahirde haya sıfatı batındadır, gönüldedir. Çünkü nasıl on…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Hassas olmamız gerekiyor. İşte ben tövbe ettim, bir de ombre yaptım, hatıra'a gittim diyemeyiz. Çünkü bir hatasından dolayı yillarca gözyaşı düşkünlerine. Onların bu hassasiyeti marifetullah'tan gelir. Cenabı Hakk'ı tanıyınca haya sıfatına bölünür zaten. O haya biz zannediyoruz ki zahirde haya sıfatı batındadır, gönüldedir. Çünkü nasıl on iki tane burç varsa semada, kalp semasında da on iki tane burç var. Onlardan bir tanesi de Allahu alem hayadır. Haya sıfatı bir kesbi olanı var, bir de vehbi olanı var.
Kesbi, böyle düşünüyoruz işte her nimetimize bahçeden bak nefes alıyoruz, yiyoruz, içiyoruz, gözlerimiz görüyor, kulaklarımız duyuyor, elimiz tutuyor, ayağımız yürüyor, daha sayamayacağımız evimiz barkımız çoluğumuz çocuğumuz işimiz gücümüz arabamız vesaire her türlü imkanları bize sağlayan Cenabı Hak'tır diyerek bir haya duygusu zuhurle, bir de Rabbimiz tarafından ihsan edilen haya duygusu var. O kalpte olun, o gönülde olun. O ona vehbidir. İşte asıl hayata var. Burada Müellif hazretleri öyle bir yere girdi ki, dıştan hata mata yok. Son ifadelere bak. Hata yok. Gönülden geçenlerinden bile. Bir yerde bulunmuyorum. Birden hatırına geldin bilmiyorum. Evinde kaldı. Sabah oldu. Dedi ki efendim bir şehirlerle görüşüyor musun dedi. Zaten bizim aldığımız terliğe saygı duyarız şer'i esasa uyanlara tabii. O zaman şimdiki gibi imkanlar yok.
Telefon defteri vardı oradan bir tane mübarek zatın telefonunu kaydetmiş, açtım. Şu sanki her şeye hazırlanmış, Allah'ım Zula dedirttiriyor. O zatta daha bizi sormadı görevli. Hemen konuşmaya başladı. İster açığa olalım, isterse gizleyelim. Açığa vurduğunuzdan da hesaba çekilirseniz gizlediklerimizden de. Yalnız bu gizlediklerimizden hesaba çekilmenin bir şartı var. O da şudur. Eğer yapmaya kastedersek içimizden diyelim ki bir Allah korusun bunu derken bile insan isyanı demek istemiyor, ağzına almak istemiyor. Mecbur kalıyorsun işte. Bir hilekarlık diyelim genel ifadein, bir hilekarlık düşünmüyorum. Fatih o hilekarlığı yapmaya da kastediyor, azmediliyor. O zaman. Yoksa içinden geçiyor, geçenden dolayı da niye böyle benim gönlümden bunlar geçiyor diye ızdırap duyuyorsa o muaf diyoruz Rabbimizin lütfuyla.
Bu hamil olarak, şöyle olarak, davranış olarak ve irade olarak yani murat ediyor, hep bunlardan mada yani, bu manayani boş söz demektir. Bir de bunun yanında maani var. Ma yani de gerekli olan sözü uzatmak. İşte Rabiatü'l Radevi annemiz hizmetçisine değil mi şey? Hasene Basri gibi büyük kimseler geliyor Rahmetullahi. Evimize bir kilim alanı. Hizmetçi kardeşimiz de demiş ki anne, siyah mı olsun? İşin mi? Beyaz mı? Para vermişmiş, o parayı verir. Neden anne? Bir kilimin dört tane sözünü ettim boşmuş oldu, gerek yok. Şimdi şehhe fiilinden şehvet güçlü bir istek demek. Kuvvetli bir istek manasına gelir. Bunun mesela ibadet ve taate güçlü bir istek var. Rabıtaasına var, muhasebesine var, zikrine var, Allah'ımızın muhabbetine var, Habibi'nin sevgisine var. Bir böyle bir muhabbet. Bunun yanında bunun yanında bir de mezmum olanı var ki, İlk bu geçiyor.
Kuran-ı Azimüşşan'da Al-i İman suresinde ilk insandaki şeytanın bizim için kurmuş olduğu tuzak kadındır. Ona olan ilgi baş olma arzusu olur. Bunun yanında dünya istekleri olur. Bunlara olan duygu bulunduğu müddetçe geldi bu, o tövbe ettiğinde yalancılık. Ne olacak? Şimdi biz büyük bir meselenin içerisine girdik. Şimdi tövbe ediyoruz. Ama gönlümüze geliyor itminen haliyle zuhur etmedikçe bunların sökülüp atılması mümkün değil. As, gez, gayret. Büyüklerimiz dinlerdi o mübarek kelamlarını. Evet sohbetlerin sonunda şu Ayet Celleyi'yi okurlardı, Çok kötüydüm Risale-i Nur Küll'e. Böyle ifadelerdir ki üstadlarımızı beğenleri. Kim Allah yolunda gayret gösterirse Cenabı Hak ona yollarını açıyor. Şimdi biz o hale gelmesek bile gayret gösterirsek oluyor. Ama bir çaba gösteriyor. O çabanın neticesi gözyaşı da üfülüyor tabii. Eğer müsaitse vücudu imkanlar da usul abdestiyle dersine başlar.
Yoksa abdestini edeplerine uygun şekilde alır ve tatil-ı siyer-men fan. Bu esans kullanırken güzel kokular bül kokusunu daha çok tercih ederler. El lisesini ve ağzını da misvekler. Misvekler. Böyle kolayına kaçmak ruhsat bu yolun edemediği, azimettir. Böyle bir bez parçasıyla doğru işte şehadet parmağım baş parmağımla evet bunu yapalım ama asıl misek veya ağzı temizleyeceğiniz ne varsa o. Göreceksiniz bir vazifeyi yaparken, yaparken bu Resulullah'ın sünnetidir diye Sallallahu Aleyhiala Aleyhisselam yapacak olsa o zaman vazife değişiyor. Unuttuğumuz noktalardan birisi şu hiç hiç unutmayalım. Mesela şimdi ezan okundu ya, hepimiz duyduk. Ama hangi duyguyla işittik o ezan sesi? Bu Rabbimizin bizi huzuruna daveti diyerek mi dinledik yoksa her zaman okunuyor zaten deyip adet habidinden.
İşte bir sünneti yaparken Resulullah'ın adet seniyyesi, sen de Allah'ın lütfu, bir farzı da işlerken Allah'ımız olduğu için vazifeyi yapabilmek. Burada işleyişir işte. Biz hep aynı haldeyiz ama duygular olarak gönül olarak farklı. Onlardaki güzellik bu. Hep bu anlattığımız güzellikler bir bardağın içerisindeki ne ise bardaktan görünen odur şeklinden başka bir şey değildir. Burada su olduğu için su görünüyor. Bunun dışında diğer meşrubatlarının ismini vermiyorum, gönül arzu edebilir. Diğer meyvelerden olacak olsa deriz ha bu meyveye göre su budur deriz. Onların gönlünde, gönlünde ilahi duygular Allah'ımızın tanınması gibi marifetullah'a Bitmez tükenmez ki tecelliyatı ilahiyeyi diyecek olursak ta Adem Aleyhisselam'dan bu zamana kadar gelen tecelli ile birbirinin aynısı değildir. Allah'ımız öyle bir Allah ki Celle Celalühu, hepsinde ayrı tecelli eder o tecelli eder. Hep ayrı zuhur eder.
Esma tecellisi hangimizde var? Efendim ben derslerimi geçtim, ta murakabeleri de inerledim, olmaz. Bunu özellikle söylüyorum layık olmaya. Bu derslerle birlikte gönül dersi de geçilecek. Ruh dersi de geçilecek. Nedir? Bu anlattığın nedir diyeceksin. Anlaşılmıyor bunlar. Bunlar yaşanan bir hususlardır. Mesela ahlak dersi de geçilecek. Bakın bir dua var. Bakalım bir dua var. Devamlı hali değişiyor güzelliğe ama. O zaman da oluyor. Allah'ımız günahları sevaba tepki ediyor. Devamlı halin güzellik, haddi güzellikler. Bunu biraz daha izah edebilir miyiz acaba Rabbi İmamımızın izniyle? Şu, mesela gönlüne hayvanlara tabii bir acıma geliyor. Diyor bak o kış gününde dağdaki hayvanlar şehre inmiyor. Ondan sonra insanlar gelmiyor hatırine. Daha başka mesela diyor ki ben kendim için ne arzu ediyorum? Dünyevi her nimette rahatlık var. Acaba bu rahatlık benim din kardeşimde de var mı?
Bu bir zuhur etse, adım atmak budur, budur işte. Gönülden adım atılır. Cenabı Hak malum bulunmasın. Yapmış olduğumuz Tevrat ve ezkarımızda, o evrak ve ezkardaki sadakatımız sukut ve sükun. Şükür hali hemen Fetih suresini bize hatırlatır. Allah kamil müminlerin kalbine husum indi diyor. O huzurun tarifi yok. Herkeste ayrıdır o. Zaten o zuhur ise sen onu gülmesen duramaz. Çünkü insan çok cazibeli olan bir mekan diyelim, turistik bir mekan olarak. Çok cazibesi var. Burada dille ifade etmeye gerek yok. Mesela en çok diyor ziyaretin ne? Biz Ayasofya diyoruz. Ayasofya. Niye? Cazibesi var. Yapısıyla, şekliyle, şemailiyle, her şeyiyle. Efendimizin mübarek tüpünün sallallahu aleyhi ve sellem bulunmasıyla bakın bir cazibe olacak. İmanın bir cazibesi olacak, yakyin olacak.
Gaybe iman olacak, tasdik olacak, ibadetinin cazibesi ihlas olacak, ahlakımızın cazibesi Muhammedi olacak ilahi olacak fillecilalü. İşte o zaman arz eyle. Kim arz eder? En başta Cenabı Hak. Kim beni görmeye müştak olursa ben de onu görmeye içtihat duyarım. Hadis-i Şerifler var, Ayet Celileler var. Daha Ayet-i celleler bulunabilir. İşte bunlar. Sonra Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ona arzu duyar. Onun sevdikleri, bunlar birbirlerine mektup yazar, telefon açar mı? Hiç gerek yok. O gönüldeki haberleşmeler bunların hiçbirisine benzemez. O gönülden olan haberleşmeleri, tarif edemeyiz. O gönülden Haberleşmeler bunların hiçbirisine benzemez. Biz Ayet Ceddhani, tamam hata olmaması için dikkat etmemiz gerekir çünkü Cenabı Hak'ın kelam ilahisi. Süpürt ve sükun halidir. Şunu söylüyor. Şimdi bizim dilimizle kalbimiz birbirine uyacak. Kalbimizde dilimize uyması icabiler.
Böyle bir yersiz düşüncelerden de tamamen uzak bir şekilde yapmaktır. Üçüncü olarak, ikincisi Nasuh terbiyesi. İkincisi usul veya abdest ve elbisemizi ve başta tabii ağzımızın temizliği, dişlerimizin temizliği güzel bir esansı kullanılan, ül esansı demiştik. Üçüncüsü sükülme sukuttür. Yani bulunduğumuz yerin gayet sessiz ve loş bir yer olması tercih edilir. Dördüncü olarak Şuruh Bildik Min Himmet-Şeyhhi ve enme, Edepte diyor en önemli olan budur. Şeyi Kamilinden ne bekliyor? Bir himmet bekliyor, bir yardım bekliyor. Allah'ımızın izniyle tabii. Ondan sonra onun iki kaşının arasında onu da hayal ediyor. Bu himmetini beklerken asıl diyor himmet, Aleyhissalatu Vesselam Efendimizden gelmektedir. Daha sonra Şimdi cemaatle olduğunda, cemaatle olduğunda ve yalnız kaldığında temiz bir mekanın olması gerekir.
Yani bir kelime ile münasip kaçmıyor, uygunsuz bir görüntünün ve kokunun bulunmaması gerekir. Tiretimiz olması icap eder. Cemaat olarak da perd olarak da eğer cemaatse bir halka halinde, tek ise kıbleye dönmüş vaziyette bulunması icap eder. Tatyibu meclisi zikir, birayi hatim tagyib edin. Zikir Meclis'in de güzel kokularla kokular. Erabi en yekunne melgusulu halalen Yediği elbisenin de helal olması icabı. Tağamında yediğinde içtiğinde bir şüphenin olmaması bu hususta da gayret gösterecek. Hatta şüphe bir tarafa yerken kimin verdiğini düşünerek ivmesi icap eder. Essalis babamdul ayneynin gözlerinin de muk bir vaziyette olması gerekir. Gözlerini kapar. Gözlerini kapar ki görüntüleriyle ömrünü meşgul edecek hiçbir şey bulunmasın. Bunun üzerinde çok duruyor. Böyle Efendimiz Aleyhisselam'dan icazetli olması gerekir.
Öyle bir kimseyi de beni önünde onun himmetiyle onun manevi Biiznillahi Teala yardımlarıyla Onu da hayal ediyor. Zikrinde sadık olması gerekir. İçiyle dışı birbirine uygun vaziyette. Evet, kalbi değişik dili değişik olmayacak. Çok samimi bir şekilde gizli ile açık bir olacak. El-ihlas ve tashiyetü'l amel. Çok samimi olacak Allah için yapacak. İşte bazı haller zuhur etsin diye değil. Sırf Mevla için yapacak. Amelinin güzelliği zaten iflas ile malum olacaktır. Zikrettiği zaman, zikrettiği o güzel kelamların manasını da düşünmek suretiyle. Kalbini Allah'ımızın dışında her şeyden tamamen soyutleyici. Buna üç şey diyeceğim ama ağır gelir diye çekiniyorum. Birincisi Tevhid. İkincisi tecrit. Üçüncüsü tefrit. Kısa anlamıyla, tabii bu çok uzun yaşanacak halde. Tevhid diyelim, Dille ifade etmektir. Hicret nedir? Taati iflasla yapmak Sırp Mevla için. Tefrit de tamamen Cenabı Hakk'a yönelmektir.
Enniyahtara evet zikirde kendisine göre anladığımız kadarıyla Şeyhi Kamil'in tarif etmiş olduğu fikirler devam eder. Bak bunun yanında başka şekillerde de izahını görüyoruz bunun. Biz onunla da tamamlayalım eksik olmasın. Çünkü yolumuzda birincisi tövbe, ikincisi sosyetmek, üçüncüsü sükun ve sükunettir, dördüncüsü zikre başlarken şeyh himmetini kalbiyle istimdad eder. Beşincisi bu istimdadın yani bu yardımı beklemenin hakikatte Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam olduğunu bilir. Bir de namaz kılarken nasıl temiz bir yer seçiyorsa zikir için de temiz bir yerde oturmalıdır. İki elini dizlerinin üzerine kor. Zikir meclisini güzel koku ile kokulandın. Aynı şekilde elbisesinde. Dördüncü olarak helalinden ve temiz elbise giyer. Eğer bulabilirse karanlık veya boş bir yer seçenek altıncısı gözlerini kapama aldık.
Bunu yapması gerektiğinin sebebi gördükleriyle kalbini meşgul etmemek için yedinci olarak şeyhim suretini iki gözü arasına tahammül etmektir ki en kuvvetli edep budur. Sekizinci olarak zikirde sıdk sahibi olmaktır ki gizli ve açık onun yanında müsavi olmalıdır. Dokuzuncu olarak ihlastır. Bu da ameli bütün şaibelerden tasfiye eder, temizleyen mürit zikir ve ihlasla sıdkiyyat derecesine vaaz olur. Bu şarttaki mezmum da olsa şeyhinden hiçbir havatının düşüncesini gizlememelerdir. Böyle bir şey şeyhinden gizleyen hıyanet etmiş olur. Fütuhatta manevi açılımlardan da mahrum kalır ve Allah hainleri sevmez, mürid ile şey ya Rabbi gizli bir şey yoktur. Şerdi şerifin nehyettiği müstesna. Onuncu olarak zikir lafızlarından kendine göre bir tercih yapmaz. Şiihi kendisine neyi telkin ederse ona devam eder.
On birinci olarak müşahedelerdeki derecesine göre zikrinin manasını kalbine düşürür ve vasıl olduğu her zevki manevi şeyhini anlatır ki o da adabı tarikın geri kalanlarını ona öğretsin. Müşahedelerindeki derecesine göre zikrinin manasını kalbine düşürür. Onun son neticesi şudur. Ölür. Zikrini unutur, zakirle olur. Zikrettiği mekkulla olur. Mekkulla, zikrettiği meblağ ile olur. Yine yapar. Dinen neyse Evrad-ı Ezkar'ını ama Allah'ımız olsun Celle Celalühü. Sikir halindeyken Cenabı Hak'tan başka bütün mevcudatı kalbinden sürüp çıkarır. Cenabı Allah'ı yayıyordur. Kulunun kalbinde kendisinden başka bir şeyin olmasını istemez. Eğer şey müridin terbiyesi hususunda müridinle Rabbi arasında bir vasıta bir terbiye medhali olmasaydı rabıta da şeyhinin suretini tahayyül etmeyi şart koymazlardı.
Kalbinden bütün maşivayı Allah'tan gayreti ne varsa Celle Celalühü çıkarmalarının sebebi illallah'ın kalpte yerleşmesidir. Bu kalpte tevekkül ederse yerleşirse diğer azalara sirayet eder. Çok önemli bir ifade kalpten bütün Allah'tan gayrı düşünceleri sürüp çıkarmasının sebebi La ilahe deyince tamamen bunun daha bir ötesine daha bir ötesine daha bir ilerisine girilecek olursa tam manasıyla ifade ile şartlarına dikkat eden kimseler için fena fillah hali olur. Ve Kabilla İllallah kalpte yerleşmesidir. Zikirden sonra da şükret halini muhafaza edip zikirden hasıl olacak faydayı gözetlemesi lazımdır. Olur ki gelecek olan gelir de onu bir tassa da tamir ediverir. Zikirden azami istifadeye medar olacak şey riyazet ve mücahededir. Nefesini tutar bu nefyi ispatta. Basiretin nurlanması, gönül gözlerinin perdelerin açılması, nefsin ve şeytanın havatının kesilmesinin en çabuk yolu budur.
Bunun da en fazla miktarı yedi nefestir. Her bir nefes kişinin tahammül edebileceği en uzun nefes olacaktır. Üçüncü olarak zikirden sonra su içmemekten, içmekten bilhassa sakınmaktır. Çünkü zikir bir yanıklık, bir şevk, bir bir heyecandır. Zikredilene karşı bir iştiyak arzu hasıl eder ki zikirden matlub olan istenen de en büyük şey budur. Zikirden sonra su içmek bunu söndürür. Sakir bu üç edebe de dikkatle riayet etmelidir. Zikrin faydası bundan sonra kendini gösterir. Cenabı hak en iyi bilendir. Zikirden maksat kalbin zikredenlerle beraber olması. Her bir cümlesi bize esas. Şimdi okuyorum. Zikirden maksat gaye. Kalbin zikredenlerle beraber olması Mevla'yla olmamız onunla huzur halinde bulunmasıdır. İşte bu zaman duruluruz, daraldık, bunaldık, sıkıldık, şikayet, bilmem plan, hayır ve şerrin Allah'tan olduğunu cellecerara bilmenin tam yeri burasıdır.
Zikir esnasında kalbin hareketi değildir. İmam Rabbani, Pse sirruh bazı mektuplarında der ki kalbin zikrinde aranan şey kalbin hareket etmesi değildir. Ne haleti fenada ne bir başka halde şarkı olmayı, devamı istenen şey huzur-u kalbinin ve had canibine tevekkülün devamıdır. O zaman biz diyoruz ya aynen ocağın üzerindeki bir su gibi başta elimizi vuramayacak şekilde sıcak olur. Hatta buharı bile insanı yakar. Ondan sonra hafif atmaya başlar. Kuvvetli bir şekilde vurur. Daha sonra da huzur halini alır. İmamı Şarani kudsesi Rünefahatında der ki sadatı kiram hazaratının talim buyurdukları adabı zikir ve müritlerin fütuhatı kalbiyelerine en yakın yoldan vasıl olmaları için riayet etmelerini tavsiye ettikleri şey çoktur. Bundan dolayı bu saydığımız beş tane edep vardı. Ondan sonra da zikir esnasında dikkat edeceğimiz husus vardı. Ellerimizin, dizlerimizin üzerine koymak gibi.
Aksi terörlük var bunu ifade etmedik. Başka eserlerde de geçer. Namazda oturduğumuzun tam aksi aksi oturulur ki kalbin açılması için bunu tavsiyede giderler büyüklerimiz. İnşallah elimizden geldiği kadar dikkat edeceğiz, riayet edeceğiz çok önemli çünkü. Çünkü zikrin aslı tat ve lezzettir. Şuna bir su içiyoruz. Suyun tat ve lezzeti ver. Kendine mahsus. Zikrullah'ın da mesela Allah derken o lezzeti kim tarif edecek? Bütün ismi cami'dir Allah'a Za celle ve sonra onu bir noktaya geliyor ki dil ile de söyleyemiyor. Artık hal ben söylüyor, mezkur ile dediğimiz Cenabı Hak ile bir araya gelmiş oluyor. Bu bir anlık değil. İşte ben öyle bir haller yaşadım ki bunu hayatımızın her anına taşıyabilmek. Ticaretimize de taşıyıp hilekarlık yapmamak. Ailemize de taşıyıp evimizde geçimsizlik yapmamak. Çocuklarımıza da taşıyıp onların İslam edebiyle yetişmesini temin etmek.
Hayatımızı cihad ile tatlandır, lezzetlendirmek. Zikbullahı yaparken Cenabı Hakk'a karşı büyük bir saygı, büyük bir saygı ve gözden ırmak gibi yaşlı ve ilahi aşk ile yanlış. Zaten şimdi biz ateşi yaktık diyelim, otur, yakıyoruz. İlk anda çatırtı patırtı başlar, başlar. Ondan sonra köz haline gelir. O közden sonra kül olur. Kül olduktan sonra ses gelmez. Onlar zaten aşk-ı ilahiyle kül olmuş. Onlar da böyle derin bir ah etmeler de gelmez. Bitmiş. Artık yanmış. Yani biz bu yanma derken cezbelenip ondan sonra kendimizden geçmek, bayılma, düşmek değildir bu. O ilk anlardaki vecid halleridir. Sonra o biter kül olduğu zaman hiçbir ses çıkmaz, kül olmuşu, yanlış ve ilahi aşk ile dolmuş. Bu daha biz tekelliyi dedik ya bunu daha anlatmış değiliz biz. Nerede anlatacağız biz onu? O mudurdur o. Onların bir açılımı başlar. Melekuh, Ceberu, Lau. Daha bilemediğimiz döner on sekiz bin alem.
Aslında bütün dersimizde var ama tam dikkat edemediğimiz için. Büyüklerimiz buyuruyorlar ki Sami Efendi Hazretleri, mesela zamanın değişik olmasından dolayı yiyeceklerin içeceklerin konuşmamızın görüşmemizin gözlerimizin baktığı yerler kulaklarımızın onur olma sözleri işitmesi sebebiyle buyurmuş ki harekesine göre hareket ediyoruz kalplerin. Yoksa her letaifin kendi arasında bin derecesi var. Kendi arasında bin derecesi var her bir letaifin. Ama zaman dediği üzere büyüklerimizin o şekilde. Yoksa esrarı tarif edilemez. Bu şekilde ondan sonra manevi nimetlerden takmaya başlıyor. Bu zikirde de mesela ne var? Dil ile olan zikir var. Dil ile zikir ederken aklımızın da başında olması gereken bir de kalben ruh ve sır olarak zikirler değişik şekillerde tarif etmişler. Yeri gelince bunları bize beyan buyururlar.
Mesela likrullahir ve batın hem dışta hem işteki zikir, daha tarikat-ı aliye ilk giren kimsede meydana geliyor. Ve ritrulu kalp ve sır. Kalbin ve sırrın zikri bu tevassic biraz yol almış kimselerin. Ruh ve hafi zikrinde ilerleyen artık Vasıbi ilallah olmaya aday kimselerin durumudur. Gaye nedir? Bunlardan gaye biz ona bakalım. Zatın ruhun ve zatın zikir tat ve lezzeti yaşayan kimseler için belli olur. Şimdi nefsin zikri, bu adet olan. Kalbin zikri u ef ad zikridir. İşte derinleşti işte. Liklü sır sıfatlar ile zikirdir. Bir de ruh ile olan vardır ki zatın zikridir diye beyan buyurmuşlar. Bir umumi avam diye tarif edilir. Umumi izler için sizi demiyorum kendi nefsim için. Ve yaptılar ama kalp ve kalbi İnsikrediyor Allah diyor Celle ama garip de yok. İmam Ali Radıyallahu Anh'ın buyurduğu gibi istiğfar okuyan birisine yalan söyleme dediği gibi.
Ne yalan deyince dilin okuyor ama kalbinde nedamet yok buyuruyor. Hani dilimiz Allah derken Celle Celalühimizle bu hallerin içerisinde olmaz. Sonra Zümer suresinde geçen ayet celleler de buna işaret eder. Allah'ın zikriyle kalbi ilahi korkuyla taşıyor ve bir hareketin de zuhuru Ehlullah'ın indinde beyan buyrulur. Seçkin insanlar dili okuyor. Halbi de öyle bir heyecanın içerisindeki halin içerisinde tarifi mümkün değil. Tatmayan bilinmez buyurmuşlar. Seçkin insanların Her şey gönülden geçiyor. Her şey gönülden geçiyor. Hal bir evinin nurlandırılması icap ediyor. Harflerle yapılan ama huzursuz demiş. Dickrud lise kalpte huzur ile yapılan kalpte büyük bir huzur meydana geliyor. Kalbi olan zikre işaret edilmiştir. Daha beyan etmişler büyüklerimiz. Mesela bu mübarek yolda esasların en önemli olanı zikirdir. Bu yolda bir esastır. Ancak diyor Rabbi Zülcelal'imize vasıl olmak zikrin devamıyla.
Bunda İmam Rabbani Hazretleri işimizin de gücümüzün de böyle rızkımız helal olsun yolunda sarf edelim düşüncesi olursa zikri daim diye izahta bulunmuşlerdir. Bu zikirde el zikir ve bir ve bir saatihi ve bir saatuhu, el amenussal, hani zikir dendiği zaman sadece Allah'a suali celalini ve diğer ifade edilen kelimatı beyan değil diyor. Allah'ımızı hatırlatan her şey zikirdir. Mesela mümin kardeşinle karşılaştığında selam vermek. Sonra ne diyelim? Kuran okumak, taatlerimizi yapmak, infakta bulunmak, Rabbimizi hatırlatan her şey salih ameldir. Amelin Kuran uygun olması ve bu zikirden elde edeceğimiz nedir? Nurdur. Ve liklü'l hafi gizli zikir nedir? Hı ve iksi ruli ibadet ibadetlerin sanki bir sırrıdır Ancak bunu diyebiliriz. Bir sırrıdır. Asıl istenen odur demek istedim. Nedir bu değinmek isteyen husus? Bizim nefsimizin kötülüklerden arınması kalbimizin de nurlanmasıdır.
Bu ifadeye dikkat edeceğiz biz. Tezkiye denen nefistedir. Nefsin kötülüklerden arınması. Tasfiye dediği zaman tasfiye arınmaktır, kalbin nurlanması manasına gelir. Ve sonra zikir hususunda pek çok beyanlarda bulunulmuş, bitmez. Alem-i Rahman, Davut, Cebat, Melekut, Nasut, mülk vesaire. Dediğim gibi yeri gelince tarif edilir. O zaman niye anlattık? İmrenelim biz dünyanın geçici süslerine vesair arzularına meylet ederek helak olup yok olmayalım. Fani olana baki olanı tercih edelim. Rabbimizin emrine kulak verelim.