Haşyet Ve Allah Korkusu: Kalbin Saygı ve Mütevaziliği
Haşyet Ve Allah Korkusu: Kalbin Saygı ve Mütevaziliği kaydında Yemeğin tuzu. Ayranın yağı. Bir fidenin meyvesini elde etmek ne kadar önemliyse, taatlerimizin de yağını. Nasıl ki bir madenden altunu gümüş çıkarmak önemliyse, taatlerimizden de haşetullah, Allah'ımıza olan Celle Celalü, saygıyı elde edebilmek, ölçülemeyecek kadar kıymetli ve değerlidir. Biz bunu Ehlullah'ta da görüyoruz bu haşyet…
Haşyet Ve Allah Korkusu: Kalbin Saygı ve Mütevaziliği ne anlatıyor?
Haşyet Ve Allah Korkusu: Kalbin Saygı ve Mütevaziliği kaydında Yemeğin tuzu. Ayranın yağı. Bir fidenin meyvesini elde etmek ne kadar önemliyse, taatlerimizin de yağını. Nasıl ki bir madenden altunu gümüş çıkarmak önemliyse, taatlerimizden de haşetullah, Allah'ımıza olan Celle Celalü, saygıyı elde edebilmek, ölçülemeyecek kadar kıymetli ve değerlidir. Biz bunu Ehlullah'ta da görüyoruz bu haşyet…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yemeğin tuzu. Ayranın yağı. Bir fidenin meyvesini elde etmek ne kadar önemliyse, taatlerimizin de yağını. Nasıl ki bir madenden altunu gümüş çıkarmak önemliyse, taatlerimizden de haşetullah, Allah'ımıza olan Celle Celalü, saygıyı elde edebilmek, ölçülemeyecek kadar kıymetli ve değerlidir. Biz bunu Ehlullah'ta da görüyoruz bu haşyet hususunu. Buna çok vurgu yapıyorlar. Bunlardan Abdülkadir Geylani Gaddes Allahü Sırrı hazretleri korku ilmin ta kendisidir. Burada bir havf var. Bir de haşyet var. Havf, Allah'tan korkuyoruz. Emrine yapışıyoruz. Nehyettiklerinden de kaçıyoruz. Yalnız haşyetin bir değişik ifadesi var. O da Cenabı Hakk'a ta'zimdir. Biz bir yolculuğumuz esnasında doğrudan geliyoruz. Elazığ'a geleceğiz. Orada Karakoçan diye bir yer var. Bir kardeşimizi ziyaret ettik. Meğer dedesi bir başka tarikatın halifelerindenmiş ve ilim ehli. Ruhu şad olsun İsmail Efendi diye bir zat.
Yanında bulunduk. Haşyet konusu açılınca hiç duymadığımız bir söz etti. Dedi ki efendim dedi. Haşyetin bir de haşyet-i kamilesi var dedi. Daha bir üstün iç içe bir manasının olduğunu, derin anlamının olduğunu söyledi. Korku dediğimiz gibi haşyet Allah'ımıza büyük bir saygı. Korktuğu şeyin alimidir. Allah korkusu olmayan için ne burada ne ötede selamet vardır. İnsan Allah'ı bildikçe korkar. Bilmemizse neden korkar? İmam-ı Gazali rahmetullahiil bariye Hazretleri, Allah Celle Celalü korkusu taşımayan kalp harabedir. Harabe malum. Fudayl bin İyaz, haddise Allahüu sirra hazretleri, kişinin Allah'tan korkusu ilmin nispetindedir. Ne kadar? Cenabı hak'ı tanır. O nispette korkar. Allah'tan korkandan başka güvenilir kimse yoktur Hazreti Ömer radıyallahu anh. Ondan bir menkıbe anlatılır. O da devenin üzerinde giderken bir tanesi, it ta gillah ya Ömer diyor. Allah'tan kork ya Ömer.
Hazreti Ömer radiyallahu anh efendimiz uzun boylu. Eğer hata etmezsen iki metreyi geçer diye biliyorum. Mübarek sultanımız çok boylu ve cüsseliymiş. Derhal atından devesinden inmiş. Yüzünü, yanağını yerlere koymuş. Ömer'de kim oluyor? Ömer'de kim oluyor diyormuş. Allah'tan kork deyince. Allah Celle Celalü Rabbimizden korkusu olmayan insanı Allah her şeyle korkutur. Essayimle. Ta ha. Biz Kuran'ı sana mutsuz olasın diye indirmedik. İlle tezkiraten limen yahşi. Ancak Allah korkusu taşıyanlar için öğüt olsun diye indirdik. Burada haşyet ifade ediliyor. Demek ki Rabbimize korku içerisinde olan bu korku insan diyelim ki şurada bazen hayvanlar geçiyor. Tortlu usta oluyor. Böyle azgın olanlar da oluyor. Ondan kaçar. Korktuğundan insan kaçar ama Cenabı Hakk'a koşar. Bu korku ona benzemez. Bu içinde bambaşka hayat yaşatır ona. İlahi hayatlar yaşatır.
Bunu yaşayanlar taatlerini bile kılmış oldukları namazları bile yeniden kaza etmişler. Kazaya gerek var mı? Yok. Biz bu haşyetullah Allah'ımıza saygıyla yerine getiremedik diye kaza etmişler. Burada Hacı Zühtü efendimiz, Rahmetullahali Kayseri ulemasından kaza gerekir mi? Belki gerekmez. Çünkü daha evvelden bilmeden onu tekrar etmiş. Bilerek değil. Bir gün abdest almış. Nasıl olduysa aynaya şöyle bakınca gözünün şu pınarında buna mahalli ifadelerle değişik tabirler, kullanırlar. Göz kiri diyelim. Onu görmüş. Böyle bir çapağa benzer. Dememe demiş ki Mustafa Efendi, otuz senedir kıldığım namazı kaza ettim demiş. Belki gerekmez. Bu işte haşyetullah. Allah'ımıza derin bir saygıdan ileri gelir. Bir hatıra daha gönlüme, bir izine düştü. Bu hastalıklarda, bu şeker rahatsızlığı insana göre değişir. Herkes de aynı olmaz. Çeşitleri var. Böyle vitamin kalmaz. Vitaminini çok eksik.
Böyle hala hayrı kalmaz. Böyle bir durumda yatağında namaz kılabilirdi. Hacasen efendi, Kaddesallahu sırrı. Gözlerimle şahidim. O yataktan kendisini zorla aşağıya attı. İnanmiyordu. Zor. Dedi ki Cenabı hakk'ın emrini dedi yatakta mı kılacağım dedi. Ne olursa olsun dedi kılacağım dedi. Böyle çok dikkatli oluyorlar. Allah'ımızı burada ifade edin diye tanıdıkça korkusu artar. Çünkü Azamet-i İlahi. Bir kimse diyor ki velilerden olsa gerek hiç şüphesiz. Ben diyor rabbımızın azametine şahit olunca diyor sinek kadar kalmadım diyor. Tahammül edemedim diyor. Eridim böyle diyor. Kuran-ı Kerim'i Cenabı Hak kendisinden korkan kimseler için indirmiştir. Bunu biz, Kaf suresinin en son ayetinde de görürüz. Orada da En son ayetinde Efendimiz aleyhissalatu vesselam'a müşrikler çok hakaret ediyorlar. Rabbimiz da Habibini teselli buluyor. Onlar yapacağını yapıyor.
Her türlü hakaretin içerisinde bulunuyorlar. Allah'ımız Celle Celalü Habibi Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin mübarek gönlünü mesrur ediyor. Habibin, onların sana ne demek istediklerini biz biliyoruz buyuruyor. Onların. Habibim, biz biliyoruz onların sana ne yapmak istediklerini. Bu diğer surelerde de geçer. Sen gönlünü daraltma buyuruyor. Onların sözlerinden de hilelerinden de hiç aldırış etme. Hele bir sure-i celile-i cemile'de Habibim. Üzülecek ne var buyuruyor. Biz sana Kuran-ı Kerim'i indirdik. Fatiha suresinde verdik. Asıl sen bunları da sevin. Bunları kapana, gönlüne getirme Muhammed'im buyuruyor. Burada haşetullah ifade ediliyor. Kuran-ı Azimüşşan'ı ancak saygı içerisinde olanlar Cenabı Hak'tan korkanlardır. Ve rahmeten lil müminin, müminler için de rahmettir. Ne demek o rahmet? Yağmur yağmasın da bir görelim ortalığı. Allah korusun. Her taraf kurur.
Rahmet-i ilahi gönüllerimizi ıslatır. Gözlerimiz ibrette bakar, kulaklarımız. Hikmetli sözler duyar. Alem bilmediğimiz Rabbimizin razı olduğu alemler olur ve ünsen lil muhibbin, Kuran-ı Kerim Allah'ımıza muhabbet içerisinde olanlara bir dosttur. Kuran-ı Kerim azamet-i ilahiyeyi bize gösterir. Biz Hazreti Ömer'den radiyallahu verince, yine ondan verelim bu usta. Böyle Kuran-ı Kerim okunmuş. Hazreti Ömer radiyallahu anh olduğu gibi bir tarafa düşmüş. Onu artık kollarına girerek mi, nasılsa hanelerine götürmüşler. Günlerce ziyaretine gelmişler. Geçmiş olsun Ya Ömer, geçmiş olsun Ya Ömer. Bizde ne için geçmiş olsun derler. Adam gözünden ameliyat olmuş geçmiş olsun dediler. Derler Allah korusun daha başka böbreğindendir, ciğerindendir. Allah'ımız korusun Cenabı Hak. Bir hastalık geçirdiği zaman geçmiş olsun.
Hazreti Ömer'e o duymuş olduğu Kuran-ı Kerim'deki azameti ilahiyeden dolayı Kuran-ı Kerim'i dinlerken bayılmış düşmüş. Bu kadar hassas. Biz ikinci rekatta Karia suresini okuduk. Bu tabakat kitaplarında geçer, Geçer. Bir genç de bir kimseymiş. Böyle saygınlığı olan, sevgisi olan, muhabbeti olan, veli gibi tanınan bir kimseye geliyor. Diyor, diyor ki efendim hani olur bana dua et. Ben Kuran azimüşşan'ı hatmidenmiyorum. Okuyorum ta baştan aşağıya doğru Haria suresine gelince ben bayılıyorum diyor. Ne oluyor? Oradaki kıyamet alametleri, kıyamet anlatılıyor. Dağların halaj pamuğu gibi savrulacağı haber veriliyor. Nasıl etkileniyorsa zaten Kuran-ı Azimüşşan Cenabı Hak'tan korkanlar için, müminler için, muhabbet ehli olanlar için, ilahi haşyeti Cenabıhakk'a saygıyı duyanlar için inmiştir buyruluyor. Bu kadar tesir ediyor. Bir gün Efendimiz aleyhissalatu vesselam mescide girdiler. Girdi.
Efendimiz baktı ki adamın biri böyle sakalıyla meşgul oluyor. Buyurdular ki leh haşat cevarihu. Eğer bunun kalbinde Allah'a saygı olsaydı azalarında da olurdu. Bize İpek hocamız bir husus anlattı. Ben dedi, Şarkışla da Bekir amcayı ziyaret ettim. Bekren mi dediler. Fakat Hızır aleyhisselam'la münasebetinin olduğunu çevresi de bilir, tanıyanlar da bilir. Hızır aleyhisselam'la çok alakalı olan bir kimse. Hasan hocamız o kadar ilim ehli olmasına rağmen bu hepimizde gereklidir. Bundan alınma olmaz. Yani bir hatamız söylense baş tacı deriz. Elhamdülillah deriz. Biz o kadar seviniyoruz ki, görüştüğümüz bir kısım insanlar bazı hususlara haber veriyor. Diyoruz ki bunlar bize bunu söylemese biz helak koymuşuz diyoruz. İmamı Azam bile onu söyledi Rahmetullah Ali. Eğer iki senem olmasaydı imam helak değildi dedi. Koskoca İmamı Azam Rahmetullah Ali Hazretleri.
O da Şeyban-ı Rai gibi bir çoban nihayet ama zamanın kutbu, Rabbimizin sevgili bir kulu onlarla kurmuş olduğu münasebet. Biz de bu okulda okuduklarımızla kalsaydık emin olun kendimizi allame zannedecekmişiz. Helak olup gidecekmişiz. Hep geldiklerimizde, huzurlarında üstadımızın oturup bize Fakrettin-i Razi Hazretlerini, onun üstazı Necmettin-i Kübra Hazretlerini, Onları anlatmasaydı daha başka o gönlünden taşan Allah'tan gelen celle celalühü o ilimden, o ince, edepten, erkandan, esaslardan haber vermese biz ne bileyim. Bir ağaç kütüğü olup çıkacaktık Allah korusun. Neler anlatmadı bize? Muhlis olmak ne demek? Muhlas olmak ne demek? Böyle hocaları topluyordu. Demek ki çok böyle nezaketli bir görüşmeleri var. Onlara ikram ediyor. Üstadımızın sohbetleri güzel. Konuşmaları, görüşmeleri, ibadet ve taati bunun yanında muamelesi de çok güzel. Sofra düzeni de çok güzel.
Onunla ikram ediyor ve önemli konuları açıyor. Günümüzde olacak olan hadiseleri ta o günde işliyor. Efendimize olan bağlılıktan anlatıyor. Bizim o tarihte İslam menüsündeki müdürler, müdür yardımcıları ve böyle seçkin insanlara Rasul-ü Ekrem efendimize tebaiyeti anlattılar. Olumsuzlukları konuşmuyorum. Peygamberimizi hayatlarından çıkaran kimseler görülüyor. Hep onlara cevap olan Hazreti Musa da geçse aleyhisselam, Efendimize tabi olma mecburiyetindeydi diye hep bunları işledi. Dediğimiz gibi Allah'ın böyle sevgili dostlarıyla bir münasebet istiyor. Necip Fazıl diyor ki üstazını görünce beynime diyor öyle bir çivi çaktınız diyor. Kendisi müstesna bir düşünür. Arkadaş çevreleri de var. Abdülhakim arvası hazretleriyle bulunmanın bereketini anlatıyor. Ben diyor bu sayede anladım diyor. Gerçek neymiş diyor. Nedir o gerçek derseniz, Kuran-ı Kerim yedi batın, yetmiş bin batın deniyor.
Batın iç manaları var. Yalnız bunun makasıdı şer, Şeriatımıza uyacak. Sonra bir ayet diğer Kuran Azimüşşan'daki ayetlerle örtüşebilecek. Sahih hadislerle perçinlenecek. Bu sebeple söyledikleri sözler önemli. Dedem Rahmetullahi Ali, şiirinde haşyetullah'a işaret ediyor. Emmarenin emrine. Zaten emmare kötülükle emreder. Su var olma iyi kişi. O ne derse onu tutan bir kimse olma. Bize Acrasen efendi anlattı. Abdestallahu sira. Anlaşılsın diye ismini veriyorum. Benim de nefsim vardır. Bizzat bize söyledi. Benim de de nefsim vardı ama nefis ne dedi. Onun muhalifi hareket ettim. Mesela nefis hava biraz soğuk. Dışarı çıksan üşüyebilirsin. Bugün de evde işte ailen, çocuğun çoluğunda imam ol namazı. Ben muhalefet ettim. Misal olarak söylüyorum. Camiye koştum. Daha neler ve neler. Akıt gözünden yaşı haşyetullah çok lazım. Rabbimize olan saygının çok olması gerektiğini söylüyor.
Üstadımızın anneleri ahirete güce düşer. Kırk yaşında ithal etmiş. Gözünden bağıran gibi yaşlar akarmış. Yalnız bırakamıyor dedem Rahmetullah Ali. Bir gün bir yere ayrılmış. Kendisini evde bulamamış. Yatağa bağlı denir ya, öyle bir sıkıntı hali. Aramış yok. Etrafa bakmış yok. Sonra bir su argına düştüğünü görmüş. Nedir bu hal demiş. Demiş ki başkasına anlatamam. Ancak sana anlatabilirim. Oturuyordum. Tevrat ve ezkarımla meşguldün. Baktın taşlardan Cenabı hakk'ın zikir sesini duydum. Bulunduğu hangi eşya varsa bütün onlardan Allah'ımızın zikrini duydum, tahammül edemedim, dağlara gidiyordum demiş. Derler ya dağlara düştüler aşkın yüzünden diye. Bunu yine dedem söylüyor. Çok kıymetli bir annemiz ismini versem ne olur acaba, iptal etmiştir. Uslu Fatma Hanım diye. Çok sert. Öyle dikkat ediyor ki yani bu annelerimiz size anlatmıştım. Kasaba giriyor. Kasaba gittiğinde bana et ver demiyor.
Sesim yabancı erkeğe duyulur diye ama bunda onlar çok hassas olur. Çünkü yerine göre kırkı erkeklerden kırkı da kadınlardan ricaller vardır. Elimizde eser burada da mevcut. Annelerimizden öyle bir hakkın dostları var ki Cüneydi Bağdadi hazretleri üstadım diyor onları. Cenabı hak lütfetmiş esamle. Parayı koymuş. Kasabın masasının üzerine anlamış olabilirmiş zaten. O da o kadar ne verecekse artık eti ona takdim etmiş. Bu uslu Fatma Hanım, onu anlatan daha hala hayatta. Geceleyin kalkıyorum Evrad ezkarım okuyorum. Şöyle bir dayanıyorum. O gözle görülmesi mümkün olmayan çok küçük mahlukatın zikri ne demiş? Doyamıyorum. Nasıl Allah'ımızı zikrediyorlar demiş. Bazı kulağın tıkaçları var. Onu kulağına taktığın zaman hiç duymadım. Bu tıkacı kaldıracağız. O zaman duyabilirsin. O zaman duyabiliriz. Rabbımızdan gelse bir sada, geli kulum haccını hile eda diyor.
Allah'tan bir sada ona nidaen hafilla derler. Onu vücudunun her zerresi duyar. Biz şimdi söz duyuyoruz. Burada bir kelam edilse şu kulağın onu bütün zerresi duyar onu. Burada Aişe annemiz iftihar etmiş. Dedem mahzun kalmış. Mahsuniyeti şu, demiş ki biz sabaha kadar Allah'ın muhabbetinden konuşurduk demiş. Öyle bir dostunu kaybediyor. O da dermiş babanızın sakalları böyle kıpır kıpır öyle bir Allah'ı zikrediyor ki diye. Böyle hayat geçirmiştir. Nusupend ile gönül doylarken, ilmi ledün ile hikmet söylerken, haşyetullah ile daim ağlarken bizim görüşmemiz mahşere kaldı. Rehlet, saadet, şehadet, şeriat zaten şehit olarak vefat etmiş. Baktığında çocuk olarak ahirete göçmüş. Ahlak-ı hamide, fiili tarikat, yetişir kuluna haktan hidayet. Bizim görüşmemiz mahşere kaldı. Biz, haşyet ne demektir? Sözlük anlamı, hadaa. Oyun eğmek. Teslim olmak. Tevazu içerisinde bulunmak.
Haşael mümin Namazda müminin haşeti, bütün azalarıyla Rabbimize yönelmek. Zaten azalarımıza yönelmiyor muyuz? Ayağımız bir tarafa gitti, yok. Gözümüzden, elimiz ayağımızdır. Şunu demek istiyor. Diyor ki sizin ayağınız kıbleye döndüğünüz zaman Allah'ım ben isyana adım atamam duygusu hasıl olsun. Elinizle harama gidemem. Gözünüzle harama bakamam. Bu duygularla diyor. Artık bu uzun boylu sürmez onda bunu elde ettikten sonra her şeyiyle teslimdir. Haşaal mütekellim, hatada salatev. Sesini kısar. Bağıramaz. Mecburiyet olmadıkça, diyelim düşecek birisi, Allah korusun, böyle çok yüksek bir yerde bir evin başında veya balkonda. Diyelim Allah korusun yolda bir araba neredeyse ona çarpacak. Aman ha çekil diye bağırabilir. Tek bir getiriyor. Tehlike getiriyor. Hayır. Bunun dışında normal konuşmalarında bağırıp çağıramaz. Zaten gönlü onu uyarır.
El huşu, kalpte bulunması gereken mühim bir özelliktir. Hüv ve huşurul kalp. Asıl haşer kalbin Cenabı Hak'ta saygı içerisinde olmasıdır. Kalbinin o mütevazi halidir. Kendisine Cenabı Hak'kın nazarından dolayı. Çünkü her an bizi gözetliyor. Burada bulmam için Cenabı hak, İhsan buyursun. Rabbi Zülcelal'imizin kolunu nasıl beklediği konusunda idi. Davud Aleyhisselam'ı, Rabbimiz vahyediyor. Cenabı hak bize ne kadar yakın? Yunus Emre'nin dediği gibi bize bizden yakınsın. Görünmezsin hicap nedir? Bize bizden yakınsın. Görünmüyorsun. Acaba bu perde nedir? Neden göremiyoruz? İbadeti yaparken ihsan Rabbımızı görür gibi taat kılmak. Neden yapamıyoruz? Derler ki aziz ve celil olan Allah Davud Aleyhisselam'a şöyle vahitti.
Benden yüz çevirenler onları nasıl beklediğimi, kendilerine nasıl rıfk ile muamele edeceğimi ve günah işlemelerini terk etmelerini ne kadar özlediğimi bir bilseler, bana karşı o kadar iştiyak duyarlardı ki, şevkten ölürlerdi. Aşkından masalları sökülürdü. Ey Davut. Benden yüz çevirenlere bunu murat edince bir düşün ki bana yönelenlere neler irade etmem? Tevrat'ta şöyle yazılı olduğu nakledilir. Size şevk verdik fakat şevklenmiyorsunuz. Sizi korkuttuk fakat korkmuyorsunuz. Sizi ağlattık fakat ağlamıyorsunuz. Alametüs süade, seçkin insanların, cennet yararının üç tane alameti var. Bir de ifade edilenler çok güzel. Cümle o kadar hoş ki, demek Arapçadaki güzellik bu. Okuyunca da anlaşılacak bir okuyun. O zaman ne kadar güzel olduğunu beyanın anlayacağız. Ne güzel. Üç tane diyor cennet ehlinin işareti var. Seçilmiş. Peygamberimizin sünneti Muhammediyesine uymak.
İkincisi Allah'ın yine seçkin veli kullarıyla sohbet etmek. Üçüncüsü, vel hayya ümine melikil cebbar. Güç ve kuvvet sahibi. Azameti ilahiye sahibi. Her şeyiyle kendini nasıl vasediyor ise öyle olan Rabbi Zülcelal'imizin her şeye sahip Mevla'dan haya etmektir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.
Kaynak: Genel
Haşyet Ve Allah Korkusu: Kalbin Saygı ve… | Mihmandar