Ebu Hüreyre radıyallahu anh'dan rivayet olunmuştur. İnsanlar üzerine bir zaman gelecektir ki bir kimse helalden mi haramdan mı kazandığına ehemmiyet vermeyecek buyurmuştur bu Hadis-i Şerif'i Mucizatı Nebeviyeden kabul etmişlerdir bu Peygamberimizin mucizevi bir hadis şerifidir. Çünkü haram yemeyen mide çok az kalacaktır. Haram lokmadan beslenen büyüyen vücudu insana nar-ı cahim cehennemin ateşi daha evladır, buyrulmuştur. İki dirheme malik olanın hesabı bir dirheme malik olan kimsenin hesabından daha zordur. Haram lokma yiyen kimsenin kırk gece namazı kabul olunmaz. Kırk günde duasına icabet olunmaz. Namazı kabule şayan olmaz. Bir zaman gelecek ki insanlardan faiz yemeyen kalmayacak. Faiz yemese bile onun tozu, toprağı ona isabet edecek. İmamı Azam hanifenin bir kimseden alacağı vardı. Bir cenaze namazı vardı. O alacaklı olduğu boşlunun duvarı bölgesinde durmaktan sakındı.
Eğer alacağım olan bu kimsenin evinin gölgesinde oturursam faizdir. Faiz ise haramdır dedi. Abdullah bin Mübarek, Rahmetullah Ali Bağdat şehrine geldi. Pek pahalı bir atı vardı. Bir yerde namaza durdu atını da salıverdi namazda iken at bir ekine girdi Haram olan ekini yediğinden o ata binmedi. Orada koydu. Kendi yoluna devam etti. Yusuf'u esbata anasından yetmiş bin kızıl altın miras kalmıştı. O para tayyib olmadığından, temiz olmadığından hiçbir akçesini kabul etmedi. Abdullah tüsteriyye rahmetullah Ali anasından çok mal kalmış idi. Halka dağıttı. Anasından doğduğunda üç gün oruç tuttu. Anasını emmedi. Ve ölürken dahi oruçluydu. Ey oğul, Cenabı hakk'ın inayetiyle sana genç yaşta tövbe ile maneviyata yönelmek nasip olmuştur. Cenabı hak nefis ve şeytandan sonra, Cenabı Hak nefis ve şeytandan sana bu tövbe üzerine sebat müyesserilesin.
Bu yoldan mesafe hat etmek için gereken mübahın bile fazlasından sakınarak zaruret miktarıyla yetinmek gereklidir. Uyku haram değildir ama yetecek kadar. Yemek ancak hayatı devam ettirecek kılar. Bu zaruret miktarının ölçüsü de kulluk vazifesini ifaya muktedir olacak kadardır. Mesela yemekten gaye ibadete kuvvet kazanmak, giyinmekten maksat, setr-i avret. Üstümüzü örtmek ve sıcak ile soğuğun tesirinden korunmaktır. Nakşibendi yolunun büyükleri azimetle ameli ihtiyar eylemişlerdir. Azimet kolaylığın yanında şer'in emirlerini tam manasıyla ifa etmektir. Mümkün mertebe ruhsattan sakınmışlardır. Azimetle amele muktedir olamayan herhalde mubahların da sırrını aşarak haram ve şüpheli şeylerle iştigal etmek de gerekmez. Zira Cenabı hak mubah şeylerden, haram olmayan şeylerden istifadeyi, sınırların genişletilerek tecviz etmiştir dir ki kulları haram ve şüpheli şeylere düşmesin.
Kişinin hayırlı amel kazanacağı zaman en önemli nokta bu. Eğer muhafaza edebilirsek görürüz bunu. Kişinin hayırlı amel kazanacağı zaman gençlik yillarıdır. Yiğit odur ki vaktini kaçırmadan fırsatı ganimet bilir. Zira muhtemeldir ki ihtiyarlık zamanına ulaşamaz. Ulaşsa bile imkan ve iktidar bulamaz. Bu yüzden fırsat zamanı ancak kuvvet ve iktidarın elinde bulunduğu günlerdir. Maişet derdi, evladü yyal endişesi hiçbir zaman ibadeti tehir sebebi olamaz. Nitekim peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem yarın yaparım diyenler helak oldu buyuruyor. Dünya işlerini yarına bırakıp da bugünü ahiret ameliyle geçireceklerse ne ala. Değilse kaçırılan zaman geri gelmeyecektir. Vaktin hazası yoktur. Gençlik devresi nefis ve şeytanın şiddetiyle istila edildiğinden az amele çok mükafat vardır. Sadece nefsin hücumu devrinde ise o ecir o derece değildir.
Nitekim bir dönem yer düşman istilası zamanında süvariler için pek kıymetlidir. Mesela bir mekan. Düşman istilası zamanında süvariler için pek kıymetlidir. Ama düşman şerrinden emin olunduğu zaman o itibar kalmaz. İnsanın yaratılışının hikmeti yemek, uyumak ve boş vakit geçirmek değil. Ubudiyet, kulluk vazifelerini ifa ile mütevaziane Hakk'a iltica edip yalvarmaktır. Dinimizin emrettiği her ibadetin edasından maksat kulların menfaat ve maslahatlarıdır. Yoksa Allah'ın bunlara bir günah ihtiyacı mevzu bahis değildir. Hak Teala müstağni olduğu halde kullarını emir ve nehiylerle yüceltmiş ve yükselme yolları açmıştır. Biz acizlere düşen bunların şükrünü tam olarak ifa eylemektir.
Dünyevi mevki sahipleri bile kendi emirleri altında bulunan bir kimseye bir hizmet emrettiğinde hizmet ne kadar ağır olsa da o kimse bu işte amire ait bir fayda vardır diye işverenin amirin emrini aziz bilip memnuniyete onu tam bir memnuniyetle yerine getirmek ister. Cenabı hakk'ın azameti bunların nazarından daha kemter midir ki, daha aşağı mıdır ki onun ahkamına, hükümlerine dikkat etmekte gayret sarf etmezler. Cenabı hakk'ın emir ve nehyine imtisal etmemek, uymamak iki sebepten olur. Ya dinimizin haberlerini yalan ve asılsız zannetmekten ya da ilahi emrin Allah'ın yüceliği onun gözünde gözünde küçük görülmesindendir. Ya dinimizin emirlerini yalan sayıyor. Kuran azimüşşan'ı, ehadisi Muhammediyeyi, ulemayı muhakkakkinin sözlerini ya yalan kabul ediyor ya da Cenabı hakk'ın yüceliği onun gözünde hiç mesabesinde oluyor. Allah korusun.
Defalarca yalancılığı dinlemiş bir adam bile kalkıp bize düşman falan kavmi istila ettiği bize doğru geliyor dese o şahsın yalancı olduğunu bilmemze rağmen tehlike ihtimali olan mahalde tedbir alır. O belanın def'i çarelerini düşünürüz. Mesela Yağız çok süratli olacak diyor. Heyelan olabilir diyor veya diğer sıkıntılar arzın hareketi gibi. Bu yalan da olsa hemen tedbir alınıyor. Halbuki muhbir I sadık sözünde doğru olan konuştuğu hep Allah'ımızın vahyi olan aleyhüssalatü vesselam mübalağa ile azabı uhreviden haber verdiği halde çok şiddetli olduğunu azabın defalarca Resul-i Ekrem'in buyurmasına rağmen hiç müteessir olmuyoruz. Onun def'i çarelerinde düşünmüyoruz. Ben aynen ateşin başında oturan bir kimse gibiyim. Ateşe doğru gelen kelebeklerin yanmaması için onların kanatlarından tutup çeken bir kişi gibiyim.
Ben size azaba, ikaba, cezaya, ateşe girmeyin diye eteklerinizden tutuyorum ama siz yine gözünüz harama bakıyor. Gözünüz yine şehvetle bakıyor. Kulağınız uygunsuz sözleri dinliyor. Eliniz haksızlıkta, ayağınız doğru yolda yetmiyor. Bu nasıl imandır ki doğru sözlünün haberine yalancı kadar itibar edilmez. Böyle surette münhasır bir Müslümanlık bizi kurtaramaz. Yakin hasıl eylemek lazımdır. İnşallah yakini görüşmeye çalışırız. Hak Sübhanehu ve Teala Kuran-ı Kerim'de Allah onların her yaptığını görücüdür.