Haramdan Sakınmak ve Manevi Saflık kaydında Haramdan sakınmak. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den mervîdir ki nas üzerine, insanlar üzerine bir zaman gelecektir ki bir kimse helalden mi haramdan mı kazandığına ehemmiyet vermeyerek alacaktır. Bu hadisi şerif mucizatı nebeviyedendir. Zira hadiste söylenenler aynen olmuştur. Haram lokmadan beslenen büyüyen vücudu insana nar-ı cahim daha…
Haramdan sakınmak. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den mervîdir ki nas üzerine, insanlar üzerine bir zaman gelecektir ki bir kimse helalden mi haramdan mı kazandığına ehemmiyet vermeyerek alacaktır. Bu hadisi şerif mucizatı nebeviyedendir. Zira hadiste söylenenler aynen olmuştur. Haram lokmadan beslenen büyüyen vücudu insana nar-ı cahim daha evladır buyrulmuştur. İki dirheme malik olanın hesabı, bir dirheme malik olan kimsenin hesabından daha zordur. Haram lokma yiyen kimsenin kırk yiyeceği namazı kabul olunmaz. Kırk gün de duasına icabet olunmaz. Bir zaman gelecek ki insanların riba yemeyen kalmayacak. Riba, faiz. Riba yemese bile onun tozu toprağı ona isabet edecek. İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin bir kimseden alacağı vardı. Bir cenaze namazına vardı. O alacaklı olduğu boşlunun duvarı gölgesinde durmaktan sakındı. Eğer alacağım olan bu kimsenin evinin gölgesinde oturursam faizdir.
Faiz ise haramdır dedi. Abdullah bin Mübarek Bağdat şehrine geldi. Pek pahalı bir atı vardı. Bir yere namaza durdu. Atını da salıverdi. Namazdayken at bir ekine girdi. Haram olan ekini yediğinden o ata binmedi. Orada koydu. Kendi yoluna devam etti. Yusuf'u ispata anasından yetmiş bin kızıl altın miras kalmıştı. O para tayyib olmadığından, temiz olmadığından, içinde şüphe olduğundan hiçbir akçesini kabul etmedi. Abdullah Düsteri'ye anasından çok mal kalmış idi. Halka dağıttı. Anasından doğduğunda üç gün oruç tuttu. Anasını emmedi. Ve ölürken dahi oruçlu idi. Cenabı hakk'ın inayetiyle sana genç yaşta tövbe ile maneviyata yönelmek nasip olmuştur. Cenabı hak nefis ve şeytandan sana bu tövbe üzerine sebat müyesser eylesin. Bu yolda mesafe kat etmek için mübahın bile fazlasından sakınarak zaruret miktarı ile yetinmek gereklidir.
Bu zaruret miktarının ölçüsü de kulluk vazifesini ifaya muktedir olacak kadardır. Mesela yemekten gaye, ibadete kuvvet kazanmak, giyinmekten maksat, setri avret ve sıcak ile soğuğun tesirinden korunmaktır. Nakşibendi yolunun büyükleri azimetle ameli ihtiyar eylemişler ve mümkün mertebe ruhsattan sakınmışlardır. Azimetle amele muktedir olmayana herhalde mubahların da sınırını aşarak haram ve şüpheli şeylerle iştigal etmek de gerekmez. Zira Cenabı hak mübah şeylerden istifadeyi sınırlarını genişleterek tecviz etmiştir ki caiz kılmıştır ki kulları haram ve şüpheli şeylere düşmesin. Kişinin hayırlı amel kazanacağı zaman gençlik yillarıdır. Yiğit odur ki vaktini kaçırmadan fırsatı ganimet bilir. Zira muhtemeldir ki ihtiyarlık zamanına ulaşamaz. Ulaşsa bile imkan ve iktidar bulamaz. Bu yüzden fırsat zamanı ancak kuvvet ve iktidarın elinde bulunduğu günlerdir.
Maişet derdi, evlabüyal endişesi hiçbir zaman ibadeti tehir sebebi olamaz. Nitekim Peygamberimiz Sallallahu Teala Aleyhisselam yarın yaparım diyenler helak oldu buyuruyor. Dünya işlerini yarına bırakıp da bugünü ahiret ameliyle geçireceklerse ne ala? Değilse kaçırılan zaman geri gelmeyecektir. Gençlik devresi nefis ve şeytanın şiddetiyle istila edildiğinden az amele çok mükafat vardır. Sadece nefsin istilası devrinde ise ecir o derece değildir. Nitekim bir dönüm yer düşman istilası zamanında süvariler için pek kıymetlidir. Ama düşman şerrinden emir olunduğu zaman o itibar kalmaz. İnsanın yaratılışının hikmeti yemek uyumak boş vakit geçirmek değil. Ubudiyet, kulluk vazifelerini İPA ile mütevaziane Hakk'a iltica etmektir. Şer-i Şerif'in emrettiği her ibadetin edasından maksat kulların menfaat ve maslahatlarıdır. Yoksa Allah'ın bunlara bir günah ihtiyacı mevzu bahis değildir.
Haramdan Sakınmak ve Manevi Saflık kaydında Haramdan sakınmak. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den mervîdir ki nas üzerine, insanlar üzerine bir zaman gelecektir ki bir kimse helalden mi haramdan mı kazandığına ehemmiyet vermeyerek alacaktır. Bu hadisi şerif mucizatı nebeviyedendir. Zira hadiste söylenenler aynen olmuştur. Haram lokmadan beslenen büyüyen vücudu insana nar-ı cahim daha…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Hak Teala müstağni olduğu halde kullarını emir ve nehiylerle yüceltmiş ve yükselme yolları açmıştır. Biz acizlere düşen bunların şükrünü tam olarak ifa etmektir. Dünyevi mevki sahipleri bile kendi emirleri altında bulunan bir kimseye bir hizmet emrettiğinde hizmet ne kadar ağır olsa da o kimse bu işte amire ait bir fayda vardır diye amirinin emrini aziz bilip memnuniyetle tam yerine getirmek ister. Acaba Cenabı hakk'ın azameti bunların nazarında daha kemter midir ki onun ahkamına imtisale gayret sar etmezler? Cenabı hakk'ın emir ve nehyine intisal etmemek iki sebepten olur. Mesela ibadet ve taatteki beta, tembellik, ibadet yapmamak, gaflet şu iki sebepten olur. Ya şeriatın dinimizin dinimizin. Haberlerini yalan ve asılsız zannedip itimat etmemekten. İşte bugünkü onlara temas etmiyoruz. İşte deizm gibi, müşriklerin Cenabı Hak'tan varlığını kabul edip hükmünde kabul etmemek.
Yani Cenabı Hak bizim işlerimize karışmaz demek. Onlara da işareten buyuruyor müellif Hazretleri Kaddesallahu sırra. Birincisi ibadet yapmamanın sebebi şeriatın haberlerini yalan ve asılsız zannedip itimat etmemekten. Mesela Peygamberimizin geçerliliğini belli bir zamana hasrediyorlar. İşte şu vakte kadar geçerliydi şimdi değil diyor. Bunlara işaret buyuruyor ya da emri haktan azametini nazarlarında insanların azametinden daha hakir olmasındandır. Hani bir insana bir amirine diyor duymuş olduğu saygı işte benim işverenimdir. Bana faydası oluyor diye Ona olan saygısının yanında Cenabı Hakk'a saygıyı hiç saymak diyor. Halbuki onun memuruna yapmış olduğu iltifat Cenabı Hakk'ın gönlüne vermiş olduğu merhametten doğar.
Defalarca yalancılığı dinenmiş bir adam bile kalkıp bize düşman falan kavmi istila etti bize doğru geliyordu ise o şahsın yalancı olduğunu bilmemize rağmen tehlike ihtimali olan mahalde tedbir alır, o belanın def'i çarelerini düşünürüz. Mesela bu göçüklerde ne de geçirilen sıkıntılarda hasarlı olan, az hasarlı olan fakat yine de arzın hareketinden dolayı korkup içeri girmeyen kimse mesela gir denildiği halde giremiyor. Bunlara diyor çare düşünürüz acaba nasıl biz sağlıklı bir yerde kalırız diye. Muhbir-i sadık sözünde doğru olan yani verdiği her haber doğru olan aleyhüssalatü vesselam mübalağa ile azabı uhreviden haber verdiği halde hiç müteessir olmuyor. Buyuruyor ki yalancının diyor şuradan bir bela gelecek, sıkıntı gelecek. Aman ha yine göçüp olacak, yine sallantılar meydana gelecek dese inanılıyor diyor.
Halbuki Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem defalarca azabın şiddetli olduğunu, önümüzde mühim günlerin olduğunu kabir gibi, kabirdeki hesap gibi bunun yanında kabirden kalkmalar, mizan, sırat vesaire. Bu nasıl imandır ki doğru sözlünün haberine yalancı kadar itibar edilmez? Mesela efendimiz Sallallahuu Teala aleyhi ve sellem ben insanları namaza davet edeyim. Gelmeyenlerin evini yakayım buyuruyor. Buna diyor itimat edilmiyor, yataklarda, evlerde rahat rahat vakit geçiriyoruz. Ne kadar güzel işaret buyurmuş. Aman ha, Resulullah'ın bize emridir değil mi? Koşmuyoruz buyuruyor. Doğru sözlünün haberine yalancı kadar itibar edilmiyor. Peygamberimizin sözünü başta Cenabı hak itibar edilmiyor. Böyle surette münhasır bir Müslümanlık bizi kurtaramaz. Yapığın hasıl eğilemek lazımdır. Buyuruyor ki kesin bir inanç. Azalarımıza sahip olarak ibadet ve taatimizi samimi yapmak.
Mesela abdest alıyorsak samimi olarak almak. Şapır şupur değil de elimizi yıkarken elimizle yapmış olduğumuz hatalara Allah'ım ben gayrı hata ve isyandan elimi sıyırıyorum gibi düşüncelerle yapmak. Hak Sübhanehu ve Teala Kuran-ı Kerim'de Cenabı Hak onların her yaptığını görücüdür Buyurmaktadır. Çirkin bir fiili işleyen kimse o fiili işlerken sıradan bir kimsenin bile kendini görmesini istemez ve gördüğünü hissettiği an onu işleyemez. Çok şahit olduğumuz var. Bir gün bir yerde bulunuyorum. Orada bulunan bizi görmedi. Orada da şeker tabağı var. Ondan alıyor bir taraftan da arkaya bakıyor. Biz o şahsı kötülemiyoruz ama bu fiil kötü. İyi de alıyoruz. Arkaya da bakıyor bakan var mı diye. İnsanın diyor görünmesinden çekiniyoruz ama Allah'ın bizi her an gördüğünü hatırlamıyor.
Çirkin bir fiili işleyen kimse o fiili işlerken sıradan bir kimsenin bile kendini görmesini istemez ve gördüğünü hissettiği an onu işleyemez. Bunun da iki sebebi olabilir. Ya Hat taalanın haberine itimad edilemez Allah'ımızın her an bizi gördüğünü bizimle beraber olduğunu bize bizden yakın olduğunu diyor. Bunu Ula Kardeler yahut Hapşu Sübhanehu ve Teala'nın muttali olduğuna gördüğüne, bildiğine, duyduğuna itibar ey demezler. Her ikisi de imana yakışmaz ve bu halde bulunan tecdidi iman lazım gelir. İmanını yenilemesi gelir gerekir. Nitekim Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem la ilahe illallah sözüyle imanınızı yenileyiniz buyuruyor. Hak Sübhanehu ve Teala'nın razı olmadığı şeylerden başta tövbe-i nasuh ile tövbe ve nehiy buyurduğu haram kıldığı şeylerden de içtina benzemek lazımdır. Tövbe-i nasuh bir daha işlememek üzere. Tam isyana veda etmektir. Beş vakit namazı cemaatle kılmalı.
Eğer gece teheccüd namazı da kılınabilirse ne saadet. Buna ilaveten zekatı da vermek Cenabı hakk'ın emrini gözetmek lazımdır. Dinin hükümlerini salih alimlerden sorup öğrenmek lazımdır. Zira onların sözleri daha müessirdir. Fakat ilmi, mal ve mevkiye kurban eden dünyalık alimlerden de mümkün mertebe uzak olmalıdır. Eğer müttaki alim yoksa Cenabı Hak'tan hakkıyla korkan onlara zaruret miktarı ihtilat edilebilir. Yine bir ilim sahibidir diye saygı duyulur. Eğer müttaki alim yoksa zaruret miktarı onunla konuştuk görüşebilir. Zaruretten fazlası caiz değildir. Çünkü dinimizin emirlerinde azimeti değil, hep kolaylığı iltizam ettiği için. Bütün bu söylenilenlerden maksat ameldir. Mücerret yalnız bilmek yetmez. Nitekim Kabul Ahbar'ın rivayetine nazaran. Şöyle bir nakilde bulunmuş. Buyuruyor ki nitekim bir hasta kendi hastalığının devasını bilse o ilacı yapıp tatbik etmedikçe şifa bulamaz.
İlaç bilmek fayda vermez. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem kıyamet gününde insanların en şiddetli azaba duçar olacak olanları ilmi kendine şiddetli azaba duçar olacak olanları ilmi kendine fayda vermeyen alimlerdir buyurmuştur. Fazıl-ı Sivasi günah-ı Kebire ve savire büyük günah ve küçük günah. Risalesinde ehli fısk ile isyan sahibiyle bir arada bulunmak büyük günahtandır demiştir. Evet belki kişi yapmaz ama onunla bulunmak bile büyük günahtan ad edilmiştir. Kab'ul Ahbar'ın rivayetine göre Cenabı Allah Azze ve Celle iki kelimeyi Arşurrahman'ın altında yazdırdı.
Bir adam iyilerin amelleri gibi amel işlese ve fakat iyilerin amelleri gibi amel etmekle beraber kötülük kötülerle arkadaş olsa onun sevaplarını günah sayıp o adamı kötülerle haşrederim ve eğer bir adam da kötülerin ameli gibi amel işlese sonra tövbe etse kötülerin amelleri gibi amel etmekle beraber iyilerle arkadaş olsa o adamı iyilerle beraber haşrilerim. Aklı başında olan kimse bu dünyayı ve bu uzaya halis olmaz. Mesela bunu deyince hatırıma geldi. On tane hayvan, ruhul beyan, muazzam bir tefsir, ilim ehli irfane ehli cennette koç siğasında haşrolunacak. Şimdi bu gibi insanları dinleyince biz de dinledik. Yok diyor. Böyle bir şey. Hayvanlar diyor cennete girecekmiş yok. Onun için salih insanların sadık insanların gerçek hakikati bulanlarla diyor konuşun, görüşün. Onların fikirlerine ve sözlerine ihtimal edin. Eğer biz onları görmesek şaşırdık kaldı. Okuduklarımızda.
Tabii hepsi değildir. Okutan kimselerin sözlerine elhamdülillah kalmadı. Her şeye fetva veriyorlar. Şükür buraya gelirdim de okul döneminde demeden efendimiz hazretleri o müşkilatı hallederlerdi. Çok önemli. Aklı başında olan kimse bu dünyayı mebuuzza'ya haris olmaz. Yani Allah'ımızın sevmediği, Habibi'nin tasvip buyurmadığı bir cifeye benzettiği dünyaya hırslı olmaz. Cenabı Kudsi Hüdavendi Celle Celaluhu'ya olan devamı ikbal sermayesini elden bırakmaz. Bizim dediğimiz Sami Efendi Hazretleri'nin müsaabelerinden bu. Öyle bir söz söyledi ki devamlı düşünmemiz gerekir. Bakın ne buyuruyor. Cenabı kutsu hüdavendi cenle sultanı huya olan devamı ikbal sayesinde. Şunu söylüyor. Allah'u Zülcelal'e devamlı dönün. Namazda döndüğünüz gibi kalmayın. Namazı kıldıktan sonra işinize gittiğinizde de işinizi dinimizin ölçüleri içerisinde yapın. Allah korkusunu bırakmayın.
Evinizde de öyle Vesair insanlardan münasebetinizde her şeyinizde Cenabıhakk'a dönün. Ne güzel ifade buyurmuş. Düşünmek gerekir ki ahireti verip mukabilinde dünyayı almak ne ziyanlı bir alışveriştir. Hak Sübhanehü ve Teala'dan halka yüz çevirmek sefahat ve cinnettir. Yani Allah'tan diyor yüz çevirip işte insanlar ne der bak böyle yaparsak insanlar ayıplar. Bu olacak bir şey değil. Demek diyor ne kadar yanlış bir harekettir diyor. Diyor. Yani Cenabı Hakk'ın emrini terk edip de insanların sözüne oymak. Bunu bak hatırlarsınız. Efendimiz ne güzel anlattı. Efendimizin kerametini konuşanlarımız dikkat etsinler. Dikkat edelim. Çok şey unutulmuş kerametinden iki saat konuşuyor Asıl bu kerametinden konuşsa biz de bunu istiyoruz Mesela bu kerameti şu. Dinledik biz bunu. Efendimiz ne güzel anlatmış. Evine diyor kişinin iki kişi geliyor. O günkü tabiri. Bugün olarak söylemiyorum.
Biz bunu şey olarak söyleyelim bir İslam alimi ama muazzam bir ilim. Yusuf el Kardavi gibi. Bir sahil. Böyle kıymetli Ömer Nasuhi, Bilmen Hocamız gibi. Hasan Basri çantayla gibi. O evimize geliyor böyle bir alim. Bir de şeytan geliyor. Ev sahibi çıksa da o alimi bırakıp şeytanın koluna girse, aman efendim buyurun hoş geldiniz dese ne dediler? Terbiyesiz bir adammış. Öyle kıymetli bir insanı terk ettiler. Şeytana iltifat ediyorum. Bu misali ancak şefkat ehli, merhamet ehli. Allah'ımıza aşık olan insanların vereceği misaldir. Bak şu mübarek sözleri unutabiliyoruz ama bunları öyle bir açıyor ki hikaye söylemiyorum. Ne güzel onun hikayesine canımız feda olsun. Eğer bu misalleri vermese biz nasıl anlayacaktık? Bak biz de elhamdülillah o okuyanlar var. Seviyorum. Bazen diyorum ki bak okuduğun kitapların belki on katını okudum fakat asıl okuma evliyaullahtan okuma. Mürşid-i kamillerden okuma.
Onların sohbetlerinde ellerimizi dizimizin üzerine koyup boynumuzu bükerek içimizin nedameti gözümüzden de yaşların akmasıdır diyoruz. Ne güzel misal vermiş. Bak bu unutulamıyor. Gerçekten hep hatıramız da bu. Yoksa bir ayet I celile iki hadis-i şerif yazmış efendimiz. Bakmış durumumuza ne yapsın? Ne anlatsın? Bu üniversitede ders verdiği yok. Akademik bir çalışma da değil. Biz ibnli insanlar nasıl yola gelecek? Amca böyle anlatırken ifade ederken o dinleyenler o tarihi hatırlayan olursa o altmışlı yilları dinliyoruna gelip annesine haber veriyor. Babasına haber veriyor. Etrafına haber veriyor. Bugün diyor Hacı Hasan efendimiz öyle konuştuk ediyor. O ayetleri, o Hadis-i Şerifler nakledemiyor Ama o ayet ve Hadis-i Şerifleri açıklamak için verdiği misaller hatırdan çıkmıyor. Bak bizim de öyle. Efendimizin buyurduğu yolda giderken her şeye demek ibretle bakıyorlar bunlar.
Yolun buyurduğu kenarında sağlı sollu işaret taşları var. Taşlara bakarsanız kırmızı da bir işaret var. Gerçekten öyle. Eğer sol tarafa giderseniz, mesela faize, zinaya Bir kulak kadar dahi parçanız kalmaz. Kavaklar gibi çok derin dereler helak olursunuz. Sağ tarafa o bidat, dinde aslı olmayan işler. Ondan sonra mesela diyor ki ben ibadeti nasıl terk edebilirim? Kurban Bayramı'nda dört gün dört gün yenilmesi gerekir. Bak ben oruç tutacağım dese olmaz. O günler bayağı. Ramazan-ı Şerif'te bir gün. Ben otuz gün tuttum. O bir gün de ben Şevval Ayı girdi, Şevval ayına girmem sebebiyle oruç tümtesi olmaz diye güzel güzel misallerle. Bak bu hatırımızdan çıkmıyor ama okuduğu ayeti celileler ilim ehli kimselerimiz hatırlayabilir ama bizim gibi insanlar hatırlayamıyor. Ne çok okurdu ayet celilelerden? Esanı. Sonra bunları Allah'ımız gönlüne bahşetmiş. İzah buyuruyor, anlatıyor.
Düşünelim şimdi okulu yok. Böyle bir ilmi çalışması yok. Dağlardan gelmiş, bayırlardan gelmiş, köyden gelmiş. Kimselerin nasıl anlayacak? Böyle anlayacak. Ürgüp'da vaaz etmiş efendimiz. Orada bir kardeşimiz vefat etmiştir de gittik. Orada bir tanesi dedi ki namazımızı, abdestimizi, guslümüzü, ibadetimizi, taatimizi, ne yapacağımızı, ne edeceğimizi hep hacasın efendimizden öğrendik dedi. Dedi. İzah etmiş. Çok güzel açmış. O büyük bir şefkat bu. Halk subhanahu ve tealadan halka yüz çevirmek sefahat ve cinnettir. Sami Efendimiz diyor. O eve gelen misafirden kıymetli bir alim bırakıp da şeytanın koluna girip buyur efendim buyurun diye ona iltifat etmek ne kadar kötü bir haldir ama diyor siz ona uyuyorsunuz. Diyorum ki normal bizim gibi insanlar şöyle dursun. Tarit ehli insanlarımızda bile bozulmalar var. Bak bunu kabul ederim. Müttaki bir hayat görünmüyor. Çok az.
Derin düşününlerimiz az çıkıyor. Hazreti Ali Radıyallahu Anh dünya ile ahiret bir arada olduğu zaman ne güzeldir. Allah ahiretsiz dünyayı mübarek eğilemez. Ülküyü ne güzel koymuş. İşte ben tarikata girersem oğlumu kızımı unuturum iş güç beni soğuturlar. Dünyayı kötülüğe kötülüğe elim ayağım dünyaya hiç kalkmaz. Bizim tarlada kalır, bağda kalır, dükkanda kalır, içte kalır, güçle kalır. Bu çok yanlış bir düşüncedir. Ayet-ülliler var. Dünya. Dünyadan da nasibini unutma. Yalnız bu dünyadan da nasibini unutma ifadesini ulema-i kiramdan şunu da söylüyorlar. Dünyada Cenabı Hakk'a olan kulluk ve taatini unutma diyor. Böyle dengeli götürmek. Onu ifade buyurdu. Yani siz ahiret işlerine döndüğünüzde dünyanızı terk edecek değilsiniz. Onu da dinimizin ölçüleri içerisinde götürürsünüz. Ahiretin azabı ebedidir.
Dünya Hak Sübhanehü ve Teala'nın buğz ettiği, ahiret ise Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri'nin hoşnut olduğudur. Bu da bize temel ve esaslardır. Biz Sami Efendi Hazretlerinin müsahabe ikisini altı ay okuduk. Dergahta bir izninde Ayet Teala. Böyle altını çize çize bize okuyan kardeşimiz izah ede ede devam ettik. Ama ne kadar güzel söylüyor. Ahiretin azabı ebedidir. Gerçekten öyle. Öldün mü aynen ırmak denize kavuşmuş gibi haydi çıkar. İnan getirmek mümkün değil. Gittik mi? Gittik. Onun için şu, bak yine efendimiz ne güzel anlatmış. Gerçekten. Hutbu cihanmış. Hem de Hutbu cihanlar içerisinde çok güzellerindendir. Niye buyuruyordu bize? İşte bu kerametini anlatsak evet anlatılsın ama sağlıklı bir şekilde verilsin. Ben de üzülüyorum. Bu ömür rüzgarı başımızda eserken aklımızı başımıza alalım buyuruyor. Hatırlayanlarımız olur.
Adamın birisi bir köyde ağıymış harman kaldırıyorlar şimdiki gibi değil. Şimdiki gibi biçerdöverleri bilmem planları, savurma makinaları yok. Bir genle, yabanla, bıklıkla. O günkü tabirlerle söylüyorum. Bunlarla iş yapılıyor. Şimdi o harmanı kaldırırken rüzgarın esma mevsimi var. Onu geçirirse yamayla neyle artık kaldırdığı zaman olduğu yere iniyor savuramıyor. Rüzgar yok çünkü. Yani taneyi saptan ayıramıyor. Efendimiz buyuruyor ki şu ömür rüzgarı eserken yapacağınız vazifeyi yapın. Ondan sonra hiçbir şey yapamazsınız ama adam ağa olduğu için böyle söğütlerin gölgesine oturur. Çaylar, kahveler, gençlerle eğlenmeler öyle vaktini geçiriyor. Fakat harman kalkacak. Bir türlü de o rüzgarın esma zamanı kaybolduğu için kaldıramıyor. Diyor kira olduğu için benim harmanı kaldırın diyor. Ağa diyorlar mümkün değil, ayrılmıyor, üfleyeceksiniz diyor.
Üfleye üfleye bak efendimiz böyle anlattığından nasıl unutmuyoruz? Kırk sene oluyor. Ne büyük bir mürşid-i kamilmiş. Anlattığım seller ledünni ilimdir bunlar. Ama biz anlayamamışız. Biz anladık elhamdülillah. Onun her şeyine canımızla, başımızda inandık elhamdülillah. Biz başımıza onun siz de öl olduğunuza inanıyorum mübarek ayaklarının altına koyduk elhamdülillah. Eğer kalpte bozukluk varsa onda olur. Yoksa onlara da dua ederiz. Allah'ımız irşad için ıslah için. Hiç kimseye kötülük dilenmez. Üflüyorlar. Bir teneke mümkün değil olmuyor. Öldükten sonra ne buyuruyor? Arkadan babama bir hatim, anama bir Yasin, elli ikinci günü, şunu bunu demekle diyor bir şey hasıl olmaz. Elbette faydası vardır ama asıl bu dünyada yapılacak. Sami efendimizin bu sözlerini böyle genişletiyor. Anlayacağımız şekle getiriyor. Mevlana'dan da mı üstünsün ey hikaye anlatmıyorum diyen adam.
Mevlana çakalla misal veriyor. Aslanla misal veriyor. Bakın Mesnevi'ye baktığımız zaman görürsünüz hayvanatla misal verir. Aslanla misal verir ama hakkı bize duyurur. Bu beynimizin ilahi bir beyin olması ile alakalıdır. Evladü Yale'den geçip onların tedbirini had sübhanehu ve Teala'ya havale eylemek gerektir. Her an kendini ölü kabul edip onların mühimmatını Hak Teala'ya tedbir eylemeldir. Ne güzel söyledi Efendimiz hazretleri altını çizelim dediğimiz bu. Gösterin burada da dört kalemle çalışma var bir. Dört kalemle mühim olanı altı çizilir. Bak ne güzel buyurdu. Evladı ialinize de diyor Allah'a havale edin. Onları tabi boş bırakmak değil. Bir meslek sahibi olur. Okururlar. Ondan sonra mezun olurlar. Memurluk imtihanında nerede başarılı olurlarsa gerekli puanı alır. Memur olarak vazifelerini yaparlar. Onlara da yol gösterilir. Siz de diyor kendinizi Mevla'ya verin.
Yoksa evladınızla kızınızla işte hep onlarla diyor kafayı dolduracak olursanız eşlerinizin, evlatlarınızın içinde hakikaten size düşman olanlar vardır. O halde onlardan sakının buyurulmuştur. Burada ne dinlemek isteniyor? Hicret'te bu Kefabün suresinde. Hicret'te bazı hanımlar ve erkekler, çocuklar dediler ki baba hicret Mekke'den Medine'ye gidilebilecek ama bizim burada malımız var mülkümüz var onu ne yapacağız? Ondan dolayı buyuruluyor ve bu umumileştirilir eğer Allah'ımızın yoluna mani olacak olurlarsa buyuruyor Malınız mülkünüz çoluğunuz çocuğunuz aileniz sizi Allah'ın zikrinden alıkoymasın Onları da Allah'ımızın yoluna Davet etmek Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha