Hak Ve Hukukta Hüsn-ü Edeple Ruh Arınması kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın ruh tayyibelerine ehmin ashabına, sıddık-i kazamdan üstadım, zırhlar gelip geçen meşayih-i kiramın, mümin ve müminatın, tüm geçmişlerimizin envaına el-Hata. Şeyh tagut dinel hindil en nakşebendi kudsesi bu adlı eserinde buyurdu ki,…
Hak Ve Hukukta Hüsn-ü Edeple Ruh Arınması ne anlatıyor?
Hak Ve Hukukta Hüsn-ü Edeple Ruh Arınması kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın ruh tayyibelerine ehmin ashabına, sıddık-i kazamdan üstadım, zırhlar gelip geçen meşayih-i kiramın, mümin ve müminatın, tüm geçmişlerimizin envaına el-Hata. Şeyh tagut dinel hindil en nakşebendi kudsesi bu adlı eserinde buyurdu ki,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın ruh tayyibelerine ehmin ashabına, sıddık-i kazamdan üstadım, zırhlar gelip geçen meşayih-i kiramın, mümin ve müminatın, tüm geçmişlerimizin envaına el-Hata. Şeyh tagut dinel hindil en nakşebendi kudsesi bu adlı eserinde buyurdu ki, ey mümin, malumun olsun ki üstasın hukukunun bazısı ancak hüsn-ü edeple, riayetle teessür eder. Şimdi bazı hak ve hukukları vardır ki siz onun malınızda verseniz, mülkünüzü verseniz, her şeyi de feda etseniz yine ödeyemezsiniz. Mümkün değil. Zaten onlar buna meyil etmez. Üzülün acaba içinde bir babasının hakkı var, annesinin hakkı var çoluğunun, çocuğunun, hanımının bunu düşünüyor. Elli beşte üstadımızın vaazında kadınlar bir karara vardır. Kadınlar bir karara vardır. Gelin ki beşer ile bire acasın eşin diye. Bizden bile diyoruz. Bunu üstadını duymuş.
Kürsüler buyurur ki, o parayı almam, orada şunun hakkı var, bunun hakkı var, benim ihlasım bozulur diye kabul buyurmaz. Efendimiz Hazretleri, demişler ki benim biz sizin ruhaniyetinize de havale ediyoruz hayattayken, amel defterimize. Hayır buyurmuş, o benim ihlasımı bozar. Kim istemez? Senin amel defterine sevap gönderirim. O bilelim işte bizim ihlasımızı bozar, ümmetimizin. Demek ki bunların işte gönderdikleri hediyelere vazife yapıyor gibi olur buyurmuş. Ancak diyor, hüsnü edeple, güzel edeple diyor, Hakları müteşekkilebilir. Mesela hayatta olduğunu bilmiyorum. Şimdi Mustafa Özdoğan diye biri var. Bu isim vermemizin sebebi rahmetle yad gitmesin diye. Konuşulmasını sebebi bu. Bu Rüştüazi Hadiimize Sami Belimiz hazretlerini intisar eder. Bütün mal mülkünü satmış. Ne kadar mal mülkunu satmış. Onun karşılığını bir keseye koymuş, huzuruna gelmiş.
Demiş ki efendim dünya varlığım şu, kendisi de ayağına kapanmış, canım da buzla demiş. Öyle bir güzel harekette bulunmuş ki üstadımız, keseye kaldırmış. Mustafa bununla Allah yolunda infak edersiniz. Mesela yine Sani-i Ben Müziği Hazretleri bütün malını mülkünü satmış. Malın mülkü yok zaten hiçbir iz de tenezzül etmemiş ki. Olan Olduğu gün bahşetmiş üsçe ağzına. Onunla değil o güzel edebi ile Allah'ımız getireceği noktayı onu getirmiş. Tabii dikkat et, çalışmalarıyla, gayretleriyle, Bir de her zaman söylediğimiz sözü tekrar söylüyorum. Vakit geçirecek zaman yok. Oyalanacak zaman yok. Efendimiz ileride yaparım diyen helak oldu. Vak diyen kendimize bir düzen. Bütün eserlerde var. Mesela biz size Müsebul Muttakin diye bir eser hazırladık. Bunu okuyacaksınız. O bir ahlak kitabıdır. Nasıl yenir, nasıl içilir, nasıl giyinilir, nasıl boşanılır, o ulaşmaz diyen onu bekleyeceğiz.
Doğduk, doğduk kitaplardır. Efendimizin hayatını gözden geçirdiğimiz zaman çünkü bize örnek olarak sunulan o Allah bildiriyor bunu Cilde Celaluhu. Biraz üzüldüm kardeşlerim. Bizden kapılacak bir şey yok. Bizden kapılacak Resulullah'ın güzel ahlakı. Hizmetimiz Allah için bir şey yapabilir miyiz? Üzülüyorum, bir başka üste dağıldı da. Bugün de dedim bir kardeşimize, kardeşim keşke hissetmesem, hissettim mi çok üzülüyorum. Onun niyetimiz düzgün, biz hep böyle bizim. Maksat ve gaye Rabbimize nasıl yürüyebiliriz? Onun muhabbetine nasıl yetişebiliriz? Nasıl istikamet üzere gideriz? Nebilerin girdiği gibi, sa'lıkların girdiği gibi. Nasıl olur da şu gönül alemimizi nurladılar. Dilimizde gıybet değil, Allah'ın nuru hikmet dökülür. Ona nasıl kavuşuruz? Gayemiz bu olmalı. Efendim, asıl onun Rabbimiz katındaki makbuliyeti güzel eder olmuş.
Ziyarete gittiklerinde İstanbul'a, Derya Es'ad'da, Gatis'in Lawsira demişler ki, bu genç her zaman boy abdesti atıyor. Nereli demişler? Boy abdesti atıyor. Ne üstasının huzuruna oy abdesti almadan gelmezmiş. Edepler anlatılamaz onu. İrtihali müstesna son anında ayaklarını uzatmış. Yaşı çul ile. Bitmez tükenmez onun edebi, imkanı, ahlakı. Yani o, bu güzel edebi ile geleceği yere gelmiş. Biz ise kitaplar biz, Efendimiz nasıl yaşamış, Bize örnek olarak usulünü. Nasıl yeri nasıl içermiş? Nasıl oturur, nasıl kalkarmış? Komşusuyla nasıl? Akrabasıyla nasıl? Çocuğuyla çocuğuyla nasıl? Bunları derin derin tefekkür edeceğiz ve biz de etrafımıza artık yavaş yavaş yavaş tesirleriniz olsun. Şimdi kardeş hatırlıyorum, bir yere gitti. Gittiğinde üç hadis okudu. Bir kardeşimiz bu. Gitti üç hadis okusun. Dedi ki burada hatıram olsun. Bu yeri şahitlik yapacak. Ne kadardır? Ha bizde de böyle olsun.
Şimdi alıştığımızın dışına çıkalım artık. Artvin el kalmadıdık. Olacaksak olacağız artık. Bak bu sözü çok söylüyorum şu zamanda. Oyalanacak vaktimiz yok bizim. Kim söyleyebilir buradan ben çıkabilirim diyemeyiz. Diyorsun ki ya adam da ben bir saat önce sohbet ediyordum, güzel konuşuyordum, Adam ölmüş. Hayat bu işte. Ondan dolayı diyorum bak dikenli. Her şeyimizi tespit etmeye çalışın. Büyüklerimizin yolunda tazim ve hukukunun muazzmatındandır. Yani bunların üzerimizdeki hakları nedir derseniz, bir tane sürü. Mesela bizi anne ve babamız dünyaya gelmemize vesile oldu, vesile oldular. Bak bunlar ise bizim ahiret alemine daha hazırlıklı olabilmemiz için Evrabiyle, Ezkarı ile güzel tavsiyesiyle ruhi ve manevi bir babalıkları var. Bizi bu aleme daha güzel bir şekilde götürmenin çabası içerisinde. Ondan dolayı bu yönde hakları büyüktür. Bu hakla düğün edeplidir.
Tazinde ihmali ayı, taksir ve hüsrandır. Eğer bunu görmemezlikten gelirsen, alkış etmezsen diyor, Edebiye erkanı riayetsizlik onu akmayacak olursan, bu büyük bir hüsran olur. Zira büyüklerimiz için manevi baba nispeti vardır. Musannif Kudsi ruh buyurdu ki bu eseri hazırlayan zat, Naci Kübra eserini. Bu nispet muhabbet-i ilahiye ehlinin indinde, zahire nispetle daha şereflidir. Diyorlar ki, sizi anneniz ve babanız dediğimiz gibi dünyaya getiriyor, onlar da bizim ruh dünyamızı geliştirmek için çalışıyorlar, bu yönde hakları büyüktür, diyor. Zira ehli muhabbetin nispeti Bilal-i Habeşi, Selman-ı Partisi, Suheybi Rumi radiyallahu anh'ın ehli beyitten addetti. Fakat diğerlerini de ehli beyitten saymadı, yakın olmalarına rağmen. Burada ehli beyitten olmakla, Rasulullah'ın ailesinden olabilmek Hazreti Bilal'e edebi oldu. Hazreti Selman'a edebi oldu.
Suibi Rumiye hiç bunların neseben yakınlıkları yok ama edepleriyle ehli beyb mesafesinde kılındı. Büyüklerimizin indinde müttefik olan artık karar verilen adap, icmal ve tarifi üzerine bir kere itikadı, üstasının üzerine şöyle maksur olmalı ki, ancak ben maklubuma intisab eylediğim, büyüğüm vasıtasıyla masumluyum. Bunu diyor kafasına yerleştirsin. Ben ancak bu kapıdan geçersem olur. Başka bir kapı olmaz. Bunu ben içeride bir zat bize. Beni diyor vermemiş adam diyor. Anlat, su anlatacak bunu. İzliyor, vermeyecek. Yetmiş bir yere diyor. Boşuna yırtmemiş diyor ya biz, hoşuna yırtmemiş diyor. O gittiğin yerden de haz alamamış. Tekrar demiş, kadına dönüyor demiş. Dönmüş, vücudundaki bütün letaifler harekete geçmiş, zikre geçmiş. Bunu demek istiyor işte. Büyüğünün sevmediği ve taban, kerih gördüğü şeylerden de kaçınmalıdır.
Şimdi dediğimiz gibi geçenki günlerde de onlara Allah'ımız büyük bir anlayış verdiği için adamı çok ibadetli zannedersiniz seni. Fakat ibadeti dediğin adam sinir vermesin. Şu ibadet yok. Allah'ımız gösteriyor ona, ne mal olduğunu gösteriyor. Şimdi hiç isim net mi edecek? Buraya bir kimse yetmiyor, ıscağızımızı. Çok büyük hallerden konuşsun. Ona evrak bir eser vermemiş. Sonra ne yapsa beğendiniz, namazı neyi oturarak da gülsanız kabul ettiririm demeye başlamış. Ve amca yine muralısı Rahmet. Amca gülecek kendi ruhu. Kaldır secdeye yaslansın. Ya uyuyor ya kaldır ya. Şu gözümün önüne kaldır ya. Kaldır götürünü. Şimdi adam sonra namazı oturarak olduğu gibi, kılmasanız da olur demesin. Allah'ım onlara göstermiyor demek için. Hell-i Mahfuz'a da bakabilir. Allah'ın öyle bir cinayet lütfetmiş ki, şimdi biz bu yolları bilmediğimiz için bize garip gelir. Fakat onlar bu mertebeleri geçmiş.
Bir İzmir-i İlahi saadet etsen. Sevmediğimiz tamam sil diyor. Bu boşuna değil. İçine diyor Allah biz sıkıntı İnsanlara müdahale etmek sadakadır. Ne demek bu? İnsanları idare etti. Adam bir şey yapıyor. Adam başka bakabilir. Düşüncesi başka. O ne yapabilirim ona çalışır. Bunu da diyor idare edeceksin. Bunu da idare edeceksin. Bu diyor, sadaka gibi ecir ve mükafat. Efendimizin hadisi şerifi. Yani kaçarken bir cifa oluşturmamak. Hüsnük hukuna ve hilmine mağrur olup da sevmediği şeyleri gizli kağıt gitmemelidir. Bunlar diyor belki bir şey giymeyecektir, çok yumuşak davranacaktır. O halinden dolayı diyor, gaz koyup durmayıp diyor. Bir de mükaşepar ve rüya vakalarının tabirine muttali olmaması evladır. Eğer iktidarı zahir olursa rüyasını, rüyasını üstasını arz eden, talepsiz cevabını intizar edin. Şimdi rüya görmüş. Rüyasını da çözemiyor. Çözemediği bu rüyayı gelir, rızası da anlatır.
Bak bu bir cevap verin. Bir illa cevap bitsin diye zorlamaz diyor. Bir sebebi, sevebilirsin. Eğer bir kimse, bir meseleden sual ederse, Üstadının huzurunda cevaba mübadelet etmeme, yani birisi bir soru sormuş. Üstadınıza cevap vermemiş. Onu da öteki biliyor. Hemen kalkıp cevaba yetinmemeli diyor. Bu iki defa muhariye düşer. Bir de Meclisinde sesini kısara söylemeli. Zira büyükler yanında vef-i savt, sesi yükseltmek, su-i edeptir. Sesini fazla kaldırmak doğru olmaz. Bu da Hücurat Suresi'nde geçer ya, sesinizi Rasulullah'ın sesinin üzerinde kaldırmayın. Beraber cemi, akval ve felalde laubali olmamalı ki bu inbisat-ı müminin kalbinde üstadın ihtişamını izale eder. Şu zatından da mahkum ol. Biz gayri din değiliz, yakınız deyip de, yine Laufail'i tavra diyor girmemeli, yine korumak eder, muhafaza etmedi. Çünkü o bize direk edecek, bize tavsiyelerde bulunacak.
O tavsiyelerde diyor bir de riayetsizlikler başlar. Bir de çekme vacip olan büyüğünün sırlarını muhafaza eder. Yani dinilmesi doğru değil. Ama gazılıyor. Bunu ifşa yani yaymıyor. Böyle yapmamalı lakin Cenabı Hakkın atiyyye ettiği füşfufakra hallerinden hiçbirini, üstadından da ketmem, ketmetmemeli. Öyle ki manevi çok haller de yaşıyor. O yaşadığı halleri de gizlemedi. Daha bu ninni konuşuyorduk. Düşün, çok iyi bir kimseydi. Çöp kardeşlerimiz tanıyordu fakat namaz kılışı bile değişti. Ondan sonra oturup kalkması, yemesi, içmesi, konuşması, görüşmesi çok değişti. Haberlerini alıyoruz. İşte bana diyor sırlar görünüyor diyor. Bazı haller oluyor diyor. Bunu diyor kimse anlayamaz diyor ama hareketler normal değil. Çok anormal bir hareketle devam ediyor. Bu da şimdi çok şey yayılmaya başlayacak. Tanın bir insan. Bak, çok acayip şeyler konuşuyor. Böyle diyor gördüklerimi gizlememeli.
Çünkü bazı Allah korusun, cin taifesinin karışmasına uygundür. Karışın eğri olanı ona doğru gösterebilir diyor Allah korusun. Hüleyde Bağdadi Hazretlerinin bir evladı varmış. Bu meleklerin kanatları üzerinde yine bir zikir yapıyor ki. Şimdi meleklerin kanadında zikreden senin de gelir, yanında zikreder mi? Gelmemiş, tertipler. Üstat onu arzu buyurmuşlar görüşelim diye. Bir gelmemiş. Demiş ki evladım benim sizin üzerinizde bir hakkım var mı? Evet demiş efendim ben acayip halleri gülüyorum. Bu hallere girişmem sizin sayenizde olur. O zaman demiş benim hakkım varsa, bu meleklerin kanadı üzerinde zikrederken demiş bir İzmir Lai Teala'ya yetişmesi lazım. Diye. Böyle deyince kendini tuvalet kalmış. Meleklerin paralarını sikiliyorum diye. Tuvaletlemiş. Ondan bir gizlenilmez. Gizlerse böyle bir sıkıntılara uğra çünkü onlar bu halleri geçtiği için bir İzmirli teala haber veriyor.
Ilahiye haber verdi. Her gün Resulullah'a güldüm. Evet gördüm, bana şöyle diyor. Şimdi Peygamberimiz'in gülme göre bayağı basit değil. Onu bürenin, selülerin ruh durumu bütün vücudu değişir ve onun yaşantısında da güzellikler başlar. Gördüm aşuruyor, bilmem ki şunu duydum. Bunlar diyor gizlemez ve gizleyince de sıkıntılar, rutinciler. Dilimi bağlıyorum neler dedi efendim. Bir de, bir kimse meseleden sual ederse kalkıp da kendi kafasına konuşmaz diyor. İnsanların yanında üstazının kelamından nakletmemeli. Yalnız insanların anlayacağı ve akilları idrakinde oluşsun. Çünkü bilemez. Çünkü o seviyede değil diyorsun. Ama onun öyle hallerini anlatıyor ki, çok yüksek. Bunu diyor söylerken dikkat etme. Çünkü itiraz edecek. O zaman ne olacak? Allah'ın bir veli bulunan, muhalefette pek iyi sonuç veriyoruz.
Kabul ettik de eğer bunlar kabul ederse bir kimseyi, seve seve rağbet ile hizmet ederek o mümin için üç gazının indinde kabulü tam usule gelsin. Şimdi bir kere diyor çalışmasını göstersin ki üstazı konu tam bir kabul etsin. Yani bu kabul etmezse Rasulullah da kabul. Yol mu saklanırsın? Gaza namazı demişse dikkat etsin. Vermiş olduğu evraklı eserse ona da dikkat etsin. Sonra ne söylüyorsa, mesela cep ilmi halleri diyorlar şimdi. Cebin üzerine bir ilmihal bulursun. İşte pikniklerde diyorlar okuyacağımız bir eser olsun, arabamızda olsun diyorlar. İşte çocuklarımız orada burada boş gezmesin. Onlar da sportif faaliyetler yapsınlar. Babalarına analarına asi olmasınlar. Onu yaparken ruhlarının eğitiminde unutmasınlar. Dindiği zaman bunu diyen kimseye dikkat etsinler. Bunlara riayet etsinler. Herhalde boşuna söylemiyorlar.
Şimdi belki burda bir telkin gittik de alet devam, onunla iştigal etmeli ve kalbine hayır ve şer ve havatı getirmemelidir. Havatı bir yersiz düşünceler demektir, onu getirmeyeceğim ama birden atılmaz. Çünkü yiyecek ve içeceklerimizle bayağı bir değişmeler olduğu için yiyeceğimizi içeceğimizden. Yani gideceğim yıl hususunda kimsenin kalbinde bir tereddüt olmasın. Gideceğim yıl bir düğün merasimine gidiyor. Farkine taktı, biliyoruz izin verdi. Bilmeden çok. Geliyor. Bir düğün merasiminden de hayır olsun. Edepten biri de gayrın selamını üstadına emanetle tahmin etmemeli. Bu da sui edeptir. Bir de üstadın meclisinde tükürük ve sümük akla hal. Şimdi okuldan geldi. Cemaatten bazıları dışarı çıkıyorlar, geliyorlar. Soru meğer üstadımız buyurmuşlar ki eğer burnumuzu silmek icab ederse Meclis'te böyle ses çıkararak mendilin, hub yapmayın. Dışarı çıkın, burnunuzu temizlen içeri girin koydurmuş.
Meğer onların dile çıkarlardır. Şimdi aynı geliyorlar, tekrar geliyorlar. Bu da tabii insanın iksindir. Ve daha nice cüz'iyat kabilinden adap vardır ki, o da ancak tekdibi ilahi ile, zevc-i vicdan-ı ilahi ile belli olur. Şunu demek istedi burada. Etdebenüllahu Teala ahsen etek ve rezeben a minha ev Feru, nasihat, evvel daha ziyan edin. Allah bizi edepten desin diyor, daha ziyan. Şimdi çok ince edepler var da diyor, bunlar Allah'ımızın emrine dikkat ettikçe böyle tavsiye olunanlara kendi kalbine bağlı olur zaten. İçine belli olur. Vehbi olarak Allah tarafından nasıl dikkat edeceği ona göster. Size bir misafir edin. Sami Efendi Hazretleri buyurmuş ki, Hasan Efendi git şu cimmatı konuş Fatih konuşmamış. Ay bu ye emdir diyor işte Asım. Hani çok asiletli. Konuşmuyor, gelmiş ne yaptınız? İşte ben onları hissettim ki sen bize ne hakaret ediyorsun?
Biz sen de daha alası biliyoruz diyen insanlardır. Onun için sükut ettim, tebrik etmişsin. Bu Allah tarafından onun gönlüne geliyor. Ne kadar güzel, ne kadar güzel müstesna, müstesna. Abdülhak Şarani'nin Kudsesi Rıf, Nefakatri Kudsiyesi'nde İbrahim Cüsuki Kudsesi Ruten buyurdu ki, bir mümin sırra Allah ile muamelesinde sadık olursa, şimdi biz elhamdülillah inşallah öyle olur. Allah'ın huzuruna hepimiz de bir sadakat var. Diyor bak Şaban-ı Şerif girdi. Ümmet-i mübayidir buyuruluyor. Rahmet-i ilahiyyenin yağdığı bir zamandı. Aman dikkat edelim, emirlere diyoruz. İşte Berat Gecesi'nde yine öyle vazifelerimizi yapalım diyoruz. Böyle sadakat gösterirsek Cenabı Hak azze ve celle o kimseyi gizli ve aşikar olan şeylere vasıllar, aksinden salim olursa, nukuş demiştik, neyse ondan salim olur, eğer bir kimse, Nazi ve şerif olmazsa, o benim evladım değildir.
Evladü sulbüm olsa, yani benim diyorum, kanımda, canımdan, gelse dahi, gene edebi yoksa benim o evlatım değil, özgürür. Yukarıdaki şey de şuydu, siz diyor Allah'ın emrine Celle Celaluhu riayet ederseniz, Cenabı Hak Hazreti ve celle o kimseyi gizli ve aşikar olan şeylere vasıl kılar. Yani bilmediklerini malum eder Hazreti Şerif'te diyecek olursak, siz bildiğine zahmet ederseniz, Allah size bilmediğinizi malum eder. İlahi bir kimse, Allah'ımızın emirlerine, Resufte ve Beraya ve müddet-i taama riayet verse, o benim evladımdır buyuruyor. Tabii hepsi bir ayeti kerim bunları, züht dediği, züht çok uzun bir konudur. Zühd dünyaya muhabbet etmemek demek. Yani dünya gözünde hiç yoktur ama Allah ona her şeyi verir. Süleyman Aleyhisselam'a verdiği gibi vermiş. Süleyman Aleyhisselam'ın size bir soru soracağım. Kuran-ı Kerim'de diyor ki Allah'ım bana öyle bir mülk ver ki başkasında ulumasın. Bu nedir?
Şimdi konuşsun, serbestsin. Bak Kuran-ı Kerim okuyorsunuz. Ne demek bu? Allah'ım bana dil böyle demek, der ki, başkasında olmasın. Ne diyeceğiz onun? Başkasında olmasını istemiyor. Altın tahareliler, altın taşlarıyla değer bize bir insana sürdürecek. Altın tacı verdiniz mi bize? Verdiniz mi? Mülk burada ne anlama geldiğini düşünmemiz lazım. Mülk, hidayet edinmektir. Allah'ın emirleri demektir. O bunu istiyor. Onun hakim olmasını istiyor. Şimdi Süleyman Aleyhisselam'ın yetiştiği kadar bir mülke sahip olun. Tarihi verirsiniz. Süleyman Aleyhisselam'ın yetiştiği mülk müdahale verirsiniz. Cinniler hizmetinde, rüzgarlar hizmetinde. Hediye bir mülk var. Hiç kimse bilmez. Allah'ım, her nimeti vermiş. Vermiş. İdareyi de vermiş. Salgınatı da mülkü etkiliyor Allah'ımız ama zehre kadar muhabbeti fakat devamlı da özetliyor. Biliyorsunuz onun ölüm hadisesi var.
Bir ağaca dayandı böyle asaya, çenesini koydu. Şimdi cinniler, cinniler çalışıyordu. Süleyman aleyhisselam'dan endişe diyorlar. Süleyman Peygamberimizin başı garipsa istediklerini yapacağız dedi. Bu bir şey diyecekler. Bunun için terk etmedik. Böyle de dayandı. Bunun çok hikmetleri Kişinin son ana kadar hakiki yem gevşememesi gerekir. Hep vazifemize devam. Gayri yaşlandıkça gençler baksın. Bir ayetimiz varsa koşacağız. Ölürtü bunlar. Genç de koşacak, ihtiyar da koşacak. Şu dünyadan ne yapabiliriz? Ne olarak karlı oluruz o zaman? Böyle bir zühüht züğürttü. Yani Süleyman Peygamber'i Allah'ımız büyük bir devlet İsa buyurmuş. Mesela Zülkarney bir devlet ve İsa aynı zamanda. Süleyman aleyhisselam değil. Resulullah Peygamberimiz diyor. Bunlar aynı zamanda Peygamber ve bir de o zamanın saltanatında en yüksek seviyede bulunan kimseler.
Yani bunlar da bizdeki bazı düşünceleri, yanlış düşünceler ortadan algılıyor. Yani nasıl oluyor da böyle bir vazife varken dünya işi, imeleri havadan sinir. O zaman Kuran-ı Azimüşşan'la münasebetimiz çok güzel olursa bunların hepsini çözeriz. Sıddîk-ı azamda o mal olmasaydı, o dokuz köleyi nasıl azade kurtaracaktır? Bilal-i Habeş için dedim, ağırlığınca altın veririm onu kurtarırım. Ümeyye bin Halef deme, bu olacak herhalde. Zalim. Eli altında ünlü yatırmış, üzerinde taşları doldurmuş. Ya vahi, ya vahi diye bağırdı. Hiç onun dediğine aldırış etmiyor. Efendimizin ciğeri yandı. Neden Ya Rasulallah deyin Yasti'ye Azam, Ya Sıddık Bilia'dir Mekke'nin en kızgın çürünün üzerine yatırmışlar, Mardin'de. Üzerine taşları koymuşlar. Tevhid inancinden vazgeçmesini istiyorlar. O da ya Vahi, ya Vahi diyor. Dayanamam. Sittega'dan malı olmasına neden yapacak bunu? Mazlumu dinimizin sevabıdır.
Malın olması akçe nasıl gideceksin? Zekatı nasıl gideceksin olacak? Şurada diyanetimizin birçok görevleri var. Hep bütün açılıyor, sevgi açılıyor. İşte şu hizmetleri yapın diyorlar. Menübillah. Olmazsa nasip edeceğiz. Bir yer hayıtlı kurum. Züht dedi burada. Vera bu biraz daha ilerisi. Allah'ımızın korkusunun önüne gelmesi. Daha bir korku da dikkatli olmak ve milleti taamı çok yememeye riayet etmedi diyor. Yine İbrahim'i desturku'l, sesimizi buyurdu ki ilimden, şuraya bitireyim artık bunu inşallah, ilimden arzını ve vacibini ve nafile olanı da edada ilimden aks etmesi vaciptir. Bir kere öğrenecek. Çünkü matbuna mani olur. Bak burada bir şey söylemiş, şunu çok iyi ayrıştırmamız gerekir. Bak burada, fesahat ve belagat diyor. Belaat ilmi olmayanın tefsir ve meşgul olması da doğru değildir, Belaatlık önemli. Buradaki tesadüf ve belagat dediği böyle konuşmak, herkes ben üstünü düşüncesi var.
Oh bunu o olduğunu şişe şişe konuşma hadis-i şerifte için. Bu belagat, ilmi belagattır bu, ayrı bu. Kuran-ı Kerim'de çok önemli, Kuran-ı anlamları var. Onu bilecek mutlaka. Çünkü matlubuna mani olur. Kamil mümin alameti, dinimizdeki ve hakikatte münakaşa ve cidali terk etmektir. Ve o ve melaniğe düşmemeli ilmi olan münazara ait. O yapılır, bunu yapar. Mesela hangi bir hunuydu hatırlayabilsem. Kuran'ın bakimi anlamları var. O anlamın nasıl ifade edileceği doğru mu değil mi, o fikri ve yine buyurdu ki mümin, sadık mümin alameti ve şarkındandır ki, ilk diyor hidayet halinde, hazzından alakasını kesip darlığa ve telefata razı okumak. Böyle bir sıkıntı çektiği zaman, o sıkıntıyı neyi pek göz önüne almalı. Dün bir bunun hususunda söyleyelim, bak açlığımızdan düşsek bilerdin terk etmeyecektik. Şu iddia etsin, Efendimiz buyurdu ki Uhud Muharrem'sinde elli tane okçu var.
Üzerinizden düşman gitse bile terk etmeyeceksiniz buyurdu. Siz düşmanı tepeleseniz, düşman da sizi tepelese o mevki terk etmedi. İlk anda bir ganimet görünümü verdi, terk ettiler. Efendimiz'in huzuruna uymayınca, Ebu Sufyan da o zaman oldu mu arkadan sardı. Dikkat edeceğiz. Çünkü evet değişmişsiz yerin. Zira felah ve matdubuna zafer sahih olmaz. Yani bir sıkıntılara diyor niye katlanacağız. Bu dünya rahat edeceğimiz bir dünya değil. Yani hiç rahat ilerini görmezsiniz. Bize mürşilimiz değil. Bak dedi, Hacabullah'ın canınızı çok severken üvey kardeşi idi ama çok sever. Dedi ki Hacı Abdullah bizim rahatımız, ne biçim orada yok, dedi. Otururlar derdi. Onun bin bir kişi var kafasında. Çin'e gidecek, oradan bir yere girecek, meseleler ve biz neden Van'a kadar mihenkeler. Amma diyor ki bak bizim Evvela kahika'ımız herkesin kendine gelen bir sıkıntısı var.
Halbuki ben dış devletlerden söyleyeyim size. Bir devlet reisinin iki yüzden aşağı değil hizmetçisi. Hiç aşağı değil. Ama onun da ona göre bir sıkıntısı var. Ona göre bir derdi var. Cenabı Hakk'ın adalet sıfatı var, hep dengelemdir. Sen diyelim çok fakirsin ama sıhhatlisin. Adam çok zengin ama sığacı yok. Dengeli her şeyi dengeli. Bu dünya rahat edeceğimiz dünyadır. Bu dünyadaki rahatımızın Allah'ımızın emrine ne kadar dikkat edersek? Sadık bir kul. Evet. Ancak hazzı tek, ezaya sabır şerr ve hayırda tahammül ile olur. Yani baban şu ilildi değil de feryadı figan koparmaya gerek yok diyor bize. Çok güzel bir söz. Ezaya sabır, şer ve hayrına tahammül ile olacaktır. Yine, bedeni ve kalbi ile sadık olan mümin amel eder, Kedan ile şak şaka etmez. Ne demek istiyoruz artık? Yani boş konuşma Allahu alem ve yine zamanımızın ehli şakşakaya razı oldular, ameli terk ettiler.
Yani boş konuşmaya razı oldular, diyor. Bak amel cihetine gelince onu terk ettiler, demiş. Ve yine buyurdu ki lokmada helalini aramalıdır. Diyeceğimizde helal olmasın, aramalıyız. Bunun üzerinde bütün durur Allah'ımızın sevkini kullanır. Çünkü Rabbimiz sizin için takdir olan rızkın tayyib olanı, tayyib Mehmet temizdir, temiz olan bu iliniz. Lisanı haramda oldukça ameli vefa etmez. Yani eğer diyor, lisanımız da doğru olmazsa amelimiz de güzel olmaz. Ameli harama ulaşırsa lisanı da temiz olmaz. Sadık bir müminin alametindendir. İnsanların kendisini tezkiye edilmesine iltifat etmez. Yani gençler dövüyorlar adamı. Sen şöyle iyisin, böyle iyisin, onlar hepsi iltifat etmez. Tezkiye edip dikkat eder. Bir kere kendisini diyor, nefsini teftiş eder. Ya ben hangi mertebeliyim? Ne haldeyim? Bak, baht daha yıllar oldu. Gazmimi zikrettemedim, ruhumu zikrettemedim. Düşün tefekkürle.
Kamil müminin sadakati malum olmak için Cenab-ı Allah'a vasıl eden bu yolda sadık bir mümin cildini ikna eder. Yani vücudunu buyurula feda eder. Ciğerini parçalar, cesedini zahir kılar. Uykuyu uçurur. Kalbini sapin kılar. Ömrünü eritir. Mürid bir müminin sermayesi muhabbet ve teslimdir. İnatlık asasını, muhalefet sevdasını bırakıp, Üstadının emri altında şükrettir. Üstadına teslimiyeti artan kul, bu yolda kalmaktan da diniyyet etmiş. Burada da kardeşlerimizle yapacağımız, birbirimize haklı, dikkat edeceğimiz hedeflerden anlattık. İnşallah görüşürüz, zamanı
Kaynak: Genel
Hak Ve Hukukta Hüsn-ü Edeple Ruh Arınması | Mihmandar