İhsan Mektebi program mısın bir bölümünde daha sizlerle birlikteyiz sevgili dinle işlem. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirahü'l azizisin. Hz. İbrahim Aleyhisselam isimli eseriyle birlikteliğimiz devam edecek bu bölümümüzde de biiznillah. Haccın faydalarına dair bir sohbeti bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Önce ayet-i kerime zikrediliyor. Ya İbrahim, sen nas'a insanlara hacca ilan et. Onlar senin beytini ziyarete yaya olarak ve her zebun deveyle uzak mahallerden gelirler. Binaenaleyh nas'ı davet et ve binitli oldukları halde gelsinler, ziyaret etsinler. Fahr-i Razi ve Nisaburî'nin beyanları vechile İbrahim aleyhisselam beyti bina edince Cenabı Hak nassı hacca davet etmesini emretti. İbrahim aleyhisselam Cebel-i Safa ve Cebel-i Ebu Kubeys üzerinde ey nas, Allahü teala şu beyti haccetmenizi size farz kıldı diye nassı hacca davet eyledi.
Tefsire nazaran bu ayet-i celilede haccı ilan ile emir, yani ezzenin hitabı Resulullah'a olması da muhtemeldir. Vacib Teala ve Tekaddes Hazretleri hac emrini beyandan sonra hacdan asıl maksadı beyan etmek üzere buyurur ki: NASA sen haccı ilan etki onlar kendilerinin dünyevi ve dini menfaatlerine hazır olsunlar. Onlar malum olan günlerde eti yenilen hayvanlardan Allah'ın kendilerine merzuk kıldığı, rızıklandırdığı kurbanlar üzerine ismi ilahiyi zikir ve o kurbanlarla Allah'a takarrıp etsinler, yaklaşsınlar. O kurbandan siz yiyin ve şiddetle fakra müptela olanlara it'am edin, yedirin. Haccı bitirdikten sonra üzerlerinde olan kiri izale etsinler. İhramdan çıksınlar. Tırnaklarını bıyıklarını kessinler. Tıraş olsunlar ve nezirlerini adaklarını ifa ederek Beyt-i Şerifi tavaf etsinler.
Hak Teala Hazretlerinin kullarını hacca davetle emir buyurmalarındaki başlıca hikmet şudur: Müminlerin dünyevi ve uhrevi menfaatleri, afv u mağfiretleri, birbirleriyle ülfet ve ünsiyetleri, orada mevcut olan mübarek mahalleri ziyaretle feyiz ve bereketinden müstefid olmaları, tevhit yolunda birliklerini temin etmeleri, Kabe'yi Muazzama'ya teveccüh ve ziyarette de şarktan ve garptan gelen müminlerin cümlesinin farksız olduklarını görmeleri, end-i ilahide zengin ve fakir hepsinin müsavi mertebede bulunduklarını anlayıp etrafı aleminde ehli İslam'ın halini bilmeleridir. Allah'ın hayvanattan rızık olarak verdiği kurbanlar üzerine malum günlerde Allah'ın ismini zikrederek kessinler ki hayvanlar, Bismillah ile tathir ve tezkiye Bismillah ile kurban edilen hayvanların etlerinden yemek sizin için mübahtır.
Binaenaleyh kendiniz yediğiniz gibi çokça fakir olanlara da yedirin ki bu suretle itham-ı taam cihetinden Cenabı Allah'a takarrup edesiniz, yaklaşırsınız. Ayet-i celilesinde beyan buyrulan Menafi, medarik tefsirinde beyan olunduğu vechile ef'ali Hacca hac fiillerine müteallik menafi diniye ve dünyeviyedir. Dini ve dünyevi faydalardır. Hacda hem mali hem de bedeni ibadet vardır. Oruç ve namazda yalnız bedeni ibadet vardır, zekatta ise yalnız mali ibadet vardır. Haccın farz olmasında iki hikmet beyan olunmuştur. Birincisi dini menfaatlere hazır olmaktır. İkincisi ise muayyen günde Cenabı Allah'ı zikretmektir. Çünkü müşrikler hac günlerinde kurbanlarının üzerine putlarının ismini zikrettikleri için ona mukabil Allah Teala Hazretleri ehli İslam'a kendi ismi celilini zikretmelerini emir buyurmuştur. Beyt-i şerifi tavaf etsinler buyrulmuştur. Tavaf üçtür.
Kudüm tavafı Mekke'ye yeni gelen kimsenin tavafıdır, sünnettir. Tavafı ziyaret Arafat'tan sonra farz olan tavaftır. Bu tavaf yapılmazsa hac fasit olur. Tavafı veda Mekke'den ayrılan kimsenin tavafıdır ve diğer nafile tavaflar da vardır. Beyt-i Şerife Atik denilmesinin hikmeti. Yeryüzünde ibadet için en evvel bina edildiğinden eski bir beyt olmasına binaen Beyt-i Atik ismiyle yağ dolulmuştur. Bir de Beyt-i şerifi Cebabire'nin tasallutundan azat etmek için Cenabı Hak Beyt-i Şerife atîk buyurmuştur. Akıllı olan dünya nimetlerine aldanmaz. Allah'tan başka bir şeyle sevinmez. Zira Allah'tan başkası batıl ve yok olmaya mahkumdur. Fani ve zevale mahkum bir şeyle sevinmek akıl ve irfankarı değildir. Eğer hem dünyada Allah'ın asilere mühlet vermesindeki hikmet nedir dersen sana cevap verilir. Muhakkak Allah Teala dünyada asi kullarını hemen cezalandırmıyor. Onlara mühlet veriyor.
Bunun sebebi de Allah Teala'ya affı ihsan etmek, kullarına azap vermek ve onlardan intikam almaktan daha sevgili olduğunu kullarına göstermek, bu sebeple kullara da Allah Teala'nın şefkatini ve iyiliğini ve ihsanını bildirmek. İşte bunun için Allahü Teala ateşi insanlara ziyafet veren iki adam suretinde yaratmış. Biri kim benim davetime gelirse ona ikram edeceğim, kim gelmezse ona bir şey yok diyor. Diğeri de kim benim davetime gelirse ona ikram ederim, kim gelmezse onu hapsederim ve döverim diyerek kereminin çokluğunu beyan ediyor. Bu iki misafirperver arasında elbette ki fark vardır. Hiç şüphe yoktur, ikincisi birincisinden daha cömert ve çok daha kerem sahibidir. Allahu Teala mahlukatını şu kavliyle davet ediyor. Allah insanları Darüsselam'a davet ediyor. Sonra Cenab-ı Hak bu davet etme işini Resulüne verdi. O da insanları İslam'a çağırdı.
İşte bunun için akil olanın Allah'ın davetine icabet etmesi ve hüsn-ü ihtiyarı ile güzel bir tercihle Allah'a dönmesi icab eder. Çünkü gerçek Maksud ve Hakiki Kabe odur. Bütün kafileler ona gider. İyi bil ki hakiki Mekke insanın suret-i cismaniyesidir. Kalp ise Kabe'dir. Hakiki tavaf huzur-u Rabbani de kalbin tavafıdır. Beyti Muazzama'nın suretini ziyaret etmekle Beyt'in sahibini ziyaret etmek arasında büyük fark vardır. Rivayet olunur ki velilerden bir arif hacca gitmek istedi. Bu veli kulun bir de oğlu vardı. Oğlu babasına nereye gidiyorsun babacığım? Dedi. O da: Beytullah'a gidiyorum cevabını verdi. Beytullah'ı gören muhakkak ki Allah Teala'yı görür zannetti ve babasına dedi ki, ne olur babacığım beni de götür. Babası cevaben, oraya henüz gidemezsin dedi. Bunun üzerine çocuk ağlamaya başladı. Çocuğun ağlamasına tahammül edemeyen baba onu da alıp götürdü.
Ne zamanki mikata vardılar, ihrama girdiler, telbiye getirerek harem-i şerife dahil oldular. Beytullah görünür görünmez çocuk ölü olarak yere düştü. Babası dehşetle oğlum ciğerparem nerededir dedi. Beytullah'ın bir zaviyesinden şöyle nida olundu: Sen Beytullah'ı istedin ve buldun. O ise Allah'ı istedi ve buldu. Çocuk onların arasından alındı. Yine başka bir ses de şöyle çağırdı: O çocuk şimdi ne yerde, ne cennette, ne de bir boşlukta. Belki o her şeye kadir olan Allah'ın yanında sadıkların oturdukları yerdedir. Kim ki Allah'a teveccüh ederek her şeyden yüz çevirir ve cihetten imtina eder, hak onun kıblesi olur, o da herkese kıble olur. Nitekim Adem Aleyhisselam meleklere kıble olmuştu. Zira Adem Aleyhisselam Allah ve melekler arasında bir vesileydi. İbn-i Abbas radıyallahu anhüma'dan rivayet olunmuştur.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurdular: Ne zamanki Adem cennetten yere indirildi, Allahü Teala ona, Ey Adem, git benim için bir ev yap, onu tavaf et ve beni onun yanında zikret. Meleklerin arşın etrafında yaptıklarını sen gördün, işte sen de öyle yap buyurdular. Bunun üzerine Adem Aleyhisselam adım adım yürümeye başladı. Yer ona dürüldü, sahralar küçüldü. Ayağının bastığı her yer mamur hale geldi. Böylece Adem Aleyhisselam Beytullahil Haram'ın yerine kadar geldi. Cebrail kanadıyla yere vurdu. Yedi kat yerin dibine geçti. İşte oraya Beytullah'ın temeli oturtuldu. Melekler Adem Aleyhisselam'a taş taşıdılar. Her biri otuz adamın kaldıracağı kadar büyüktü. Taşlar şu beş dağdan getirildi. Tur-i Sina, Tur-i Zeyta, Turi Lübnan Şam'da bir dağmış, Cudi, Cezire civarında bir dağ ve Hira, Mekke'deki Nur dağı.
Rivayet olunur ki Allah Teala Beytullah'ın yerini yeryüzünü yaratmadan iki bin sene önce yaratmıştır. Bu yer su üzerinde beyaz bir köpük halindeydi. İşte bu kürei arz köpüğün altına döşendi. Ne zamanki Adem Aleyhisselam yeryüzüne indirildi, yalnızlıktan Allahü Teala'ya şikayet etti, Cenabı Hak da ona yakutlardan yapılmış Beytül Mamuru indirdi. Beytül Mamur'un Yeşil Zümrüt'ten iki kapısı vardı. Biri şarka, diğeri ise garba açılırdı. Bu Beytül Mamur'u Cenabı Hak bugün Beytullah'ın bulunduğu yere yerleştirdi ve Adem Aleyhisselam'a şöyle hitap etti. Ey Adem ben sana bir beyt indirdim. Arşımın etrafında tavaf edildiği gibi sen de onun yanında namaz kıl. Allahü Teala Hacer-i Esved'i indirdi. Hacer-i Esved beyazdı. Cahiliye devrinde hayızlı birinin dokunmasıyla siyah oldu. Adem Aleyhisselam Hindistan'dan Mekke'ye yürüyerek yola çıktı.
Cenabı Hak Adem'e Beytullah'ı göstermek üzere bir de melek verdi. Mücahit de denildi ki Adem niçin bir şeye binmeyip yürüyerek geldi? Mücahit cevaben şöyle dedi. Hangi hayvan onu taşıyabilirdi? Onun bir adımı üç günlük yürüyüş mesafesindeydi. Adem Aleyhisselam Mekke'ye geldi. Beyti ziyaret etti. Haccın rükünlerini tamamladı. Haccın menasikini yapmaktan fahri olduktan sonra melekler onu karşıladılar ve şöyle dediler: Haccın mübarek olsun ey Adem. Biz senden evvel iki bin yıl önce bu beyti hacc ettik. İbn-i Abbas radıyallahu anhama şöyle buyurdular. Adem Aleyhisselam Hindistan'dan Mekke'ye yürüyerek gelip kırk defa hacc etti. Böylece o günden itibaren Beytullah'ı Nuh tufanına kadar mümin olan zürriyeti de tavaf etmeye devam ettiler. Allahü teala Hacer-i Esved'in Nuh tufanında gark olup kaybolmaması için Cebrail'i göndererek onu Ebu Kubeys Dağı'na gisletti.
Tufan'dan sonra İbrahim Aleyhisselam zamanına kadar Beytullah'ın yeri boş kaldı. İbrahim Aleyhisselam Beytullah'ı yeniden bina ederken oğlu İsmail Aleyhisselam'a insanlara bir alamet olması için bana güzel beyaz bir taş getir dedi. İsmail aleyhisselam babasına bir taş getirdi. Babası onun bundan daha güzelini getirmesini emir buyurdu. Bunun üzerine İsmail aleyhisselam daha güzel bir taş aramaya başladı. Bu arada Ebu Kubeys dağı seslendi. Ey İbrahim senin için bende bir emanet vardır. Gel onu al. İbrahim Aleyhisselam o taşı aldığı zaman bir de gördü ki bu Adem Aleyhisselam ile cennetten indirilen, beyaz cennet yakutlarından bir taştır. İbrahim'le İsmail Aleyhisselam Beytullah'ın binasını tamamlayınca Cenab-ı Hak onlara acil mükafat olarak bir at verdi. Bu at diğer vahşi hayvanlar gibi vahşi idi.
Ne zamanki Allahü teala İbrahim ve İsmail Aleyhisselam'a Beytullah'ın duvarlarının yükseltilmesine izin verdi, onlara şöyle buyurdu: Ben size bir hazine vereceğim ki onu sizin için hazırladım. Sonra Rabbül Alemin İsmail aleyhisselama vahiy buyurarak atları çağırıp hazineyi getirmesini emir buyurdu. Fakat İsmail aleyhisselam ne atları çağırmasını ne de hazinenin nerede olduğunu biliyordu. Allahü teala ona ne vech ile dua edeceğini talim buyurdular. İsmail aleyhisselam öyle dua edince Arabistan'daki bütün atlar geldi ve onun yanında toplandı. İsmail aleyhisselamın emrine girdiler. Bundan sonra da insanlar atlara bindiler ve onları yedirip içirdiler. Hakikaten atlar hayırlı hayvanlardır. İşte bu hayvanlar bize babamız İsmail Aleyhisselam'dan mirastır. İbrahim Aleyhisselam'ın Süryanice ve oğlu İsmail Aleyhisselam'ın da Arapça konuştuğu rivayet edilmektedir.
Fakat onlardan her biri diğerinin söylediğini anlardı. Aziz dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızı bu rivayetlerle sona erdiriyoruz bugün. İnşallah bir sonraki bölümümüzde yine sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahü Zerrahü'l azizsin Hazreti İbrahim Aleyhisselam isimli eserinden bir bölüm daha aktarmayı murad ediyoruz Rabbimizin izni ve inayetiyle.