Bismillahirrahmanirrahim. Usunul amel, güzel amel. Yehuul usnul amel, güzel amel nedir? El-İstikamedu aleyyi bi'sünne Efendimizin sünnet seniyyesine uygun şekilde amel etmektir. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan'ın aynı zamanda tefsir edeni, kapalı olanları tebyin açıklayanı ve teşri'ün hüküm koyabilme salahiyetine erişen aleyhisselatu vesselam Efendimiz, Allah'ımız buna bu iktidarı lütfetmiş, onun emri doğrultusunda hareket etmektir. Hüsnul amel. Nedir güzel amel? Temku't tezey yuni bihi, ameli ile kendisine süs vermek. İşte ben yillardan beri teheccüd namazımı hiç kaçırmam. Ibadetim de bir tembelliğim yok gibi bir hallere girmek. Gale ba'du, bir kısmı demiştir ki Nisyenü lamil, nefsehu ve amelhu velfenev bilhak, lilhak. Böyle kendisini unutuyor. Amel ederken ibadet ederken sanki kendisi yok. Yalnız Allahü Zülcelal'de de yok olmuş.
Demek ki öyle bir saatte ki hiç kendisi ortada bulunmuyor ama Mevla-yı Zülcelal de yok olmuş. Varlık izhar edemez. Diyelim ki buz parçası bunu suya attığımız zaman kaybolmuşsa bu buz diyemeyiz çünkü onda erimiştir, bunun gibi. Hüsnul amel, amellerin güzeli Amelin üzerüşüymüş, artık bizim üzerimize yüklenen ne ise Allah'ımızın bizi sorumlu kıldı, yükümlü kıldı, Zekat verilecek. Bunun edeplerine dikkat etmek ve sonra kulluğumuzu sırf Mevla için yapmak, böyle bir haz, böyle bir nişe, böyle bir kalbinde tat gibi bunları beklememek. İleride Allah'ımız yarın öldükten sonra da cennette şöyle bir mükafatta bulunur dememektir. Sırf onun için yapmaktır. Hüsn-ü'l-amel, amellerin güzeli ve cemabuha ve temabuha, ibadetin güzelliği ve olgunluğudur. İbadetin güzelliği nasıl olacak ki? Allah için yaparsak ihlasla öyle olur. Onu böler gibi taat yaparsa öyle olur. O zaman da kemale eder.
Şöyle bir vasiyette bulunuyorlar. İbni Ataullah el-İskenderi Rahmetullahi Aleyke bihuzni'l amel la bike kesvetihin. Ameli çok yapmak değil diyor iş. İşte şu kadar oruç tuttum, şu kadar namaz kıldım, şu kadar infakta bulundum, bu değildir diyor. Mühim olan Çok böyle elbise var. Kapaklar atıyor, dolaplar almıyor ama bir himmeti yok. Az bir elbise ama değeri çok yüksek. Bunun gibi. Bunu bize Elif Efendi dergahında Muhammed abi şöyle bir temsilde bulunurdu. Yahu diyordu, kovayı alıyorsunuz, şu madeni paralara tutuyorsunuz. Alın şu kulağın, altına tutun, gümüşe tutun, yakuta tutun, elmasa tutun. Niye siz diyordu kendinizi böyle ucuz işlerde meşgul ediyorsunuz? Allah için ihlasla yapın, samimiyet de yapın, onu ölür gibi yapın, bu ilahi nimete derin, diyordu. Farz farzı nedir, vacibi nedir, sünneti nedir, müstehabı nedir bunları bilmek.
Aynı zamanda biraz daha ileri gidiyor Abdül Vehhab-ı Şarani Hazretleri. Ve min ulumil gavmil keşfi yedi. Bir kere yaptığınız amelde iç gözlerinizle açılmış şekilde yapın. Yani gözü bağlı bir amel yapmayın. Allahu Ekber dediğiniz zaman demek istiyor, Cenabı Hakk'ın yüceliği sizin kalbinizle belirsin. Kıyamda durduğunuzda bütün mevcudatın zikrine ortak olsun sizin kıyamınız, dağlar kıyam halinde. Meleklerinde kıyam halindeki zikrinden nasip alsın. Mevcudatla da bir araya gelir, artık melekut alemiyle de bir araya gelin. Rabbimizi tanıyarak yapın ibadet ve taati. Bir kere yaptığınız ta'd, sizin gönlünüzde tesir bıraksın. Gece ta'd yapan kimseler alnındaki nurdan belli olurlarmış. Namaz kılanlar gündüz yüzlerindeki nuraniyetten belli olur. Kalbiniz böyle olsun demek istiyor. Bir kere siz amelinizin kabul noktasına bakın diyor.
Abdülhav-ı Şarani Hazretleri, yapıyorsunuz ama acaba amelimiz kabul oldu mu, olmadı derdine düşün diyor. Yapılır hemen ama indi ilahide makbul oldu mu? Daha üzerinde duruyorlar. İbadetinizin kalitesini artırın diyor, İbn-i Atavvül Edemi, Rahmetullahi Hazretleri. Bir kere ibadetinizi sırf şirktirken burada şirk ikilemek demek, üçlemek, sayıyı çoğaltmak. Burada Allah için yapmış olduğunuz taati insanların beğeni onların bölünmesinden azade olarak yapın, Allah için yapın. Gizlide nasıl yapıyorsanız, açıkta nasıl yapıyorsanız, gizlice de öyle yapın. Birbirinden muvaffak düşsün. Aynı zamanda gösterişten uzak olsun. Ucut taatini beğenmek. Aman ha bu gibi kötü huydan da korunun. Ve'l İhlasu fil libade ve nef ü şirki bilhalp. İnsanlara gösterişten uzak olun. Sırf Allah için yapın. Yine burada ibadet fetahatı bir başkasına duyurmaktan da uzak olun.
Abdurrahman es-Sülemi Rahmetü'l-Vali Hazretleri bu şekilde izah ediyor. Katiyen, nefsaniyet diye bir şey olmasın görülüyor. Abdülkadir Geylani Hazretleri de masala halillahi Teala ve lem yekun fi-yi şerikun İbadetinize hiçbir kimseyi ortak kılmayın. Çünkü salih amel vuve erkanı şerîa dinimizin en önemli esaslarından birisidir. Amelin salih olması hüvem tabaakün Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem daima vebatına. Hem yapış şeklimizle bedenen hem de hal olarak, hal olarak Resulullah'a uysun sallallahu aleyhi ve sellem. Efendimize iç olarak uyması bu yaşanan bir hal bunu izah eder. Edemez insan. İbadet ve taatin ilahi nimetinden nasiptar olmak demek olur. Diyelim ki secde Allah'ımıza kulun en yakın olduğu zamandır o kurbiyeti, o yakınlığı anlayabilmek. Amelin salih olunması, Rabbimizi tanıyarak yapılmasıdır İbn-i Arabi Hazretleri, Gatte Sallallahü's-Sure'a.
Ve vel-ilmübillah ve hüve eftalül amel. Izahını kim yapar bilmiyorum bunun izahı yok. En tatlı taamlardan kişi tadar izahını yapamaz, tatlı idi, ukdeder. La ticaru tekel amelis salya. Salih amel gibi pazar diyeceğiniz derin bir malı pazarlıyoruz, Allah'ımıza arz edeceğimiz salih amel gibi bir taat yoktur. Bütün nefsaniyetten arı, arzu ettiği şekilde Cenab-ı Hakk'ın yapılan taat en büyük ticarettir. Bir kere amelinize riya girmesin buyuruyor. Riya, halkın görmesini istemek ve onların takdirini arzu etmek ve bir de bu yaptığınız amelle kendinize süs vermeyin. Sen biliyor musun ben ne kadar hac yaptım gibi ve ucub ibadetimizle gururlanmaktan uzak olmak veren önemli olan bir husus yaptığımız taatle muamelemizin düzelmesi. Diyelim bir kimseyle ortaklık yapıyoruz, ortaklığımız da hilekarlığa girmemek. Diyelim evimizdeki geçimimizin en güzel şekilde olması.
Ticaretimizin de insanlar arasındaki muamelelerimizde de düzgünlük gerçekten insanları imrenlendirecek bir halin olmasıdır. Çünkü muamelede esas olan vazifeyi Allah için yapmaktır. Allah için yapacağımız vazife de yaptığımız vazifenin hakkını vermek, sonra konan ilahi sınırları aşmamak, vermiş olduğu nimetten dolayı şükretmek, hükmüne razı olmak, musibete sabır ve ona büyük bir aşk, şevk, muhabbet içerisinde taatimiz yapmaktır. Mualmelemizdeki bir yön ise o da nefsimizle olan davranışlarımızdır. Bu da cehd, gayret göstereceğiz. İlahi korkuyu taşıyacağız, sıkıntılara katlanacağız, nefsimizin her arzusunu yerine getirmeyip onu dizginleyeceğiz, doğruluğu talep edeceğiz, Allah için samimi olacağız. Böyle bir başkasının artık arzu ve isteklerinden, onların takdirinden uzak olacağız ve kalbi yokluğun içerisinde olacağız.
Ne kadar taat yapsak bile hiçbir şey yapamadık duygusunun hazır olmasıdır. İnsanlar ile muamelemizde halim, yumuşak oluyor. Al, böyle nefsimize ait olanları da bağışlama, alçak gönüllü olmak, cömert olmak, Allah için şefkat ve merhamet içerisinde nasihatte bulunmak, ölçülü hareket etmek, dünyevi hususta. Çünkü biz bu dünyanın içindeyiz, dışında değiliz. Şu içinde bulunduğumuz dünyadaki muamelelerimiz nasıl olacak? Ervıl la bid' dur. Diyelim ki çok büyük servete mazhar olanlar var, bak biz ise o servete ulaşamamışız. Bulunduğumuz halden razı olmak, 'l ifaru bil mevcud, elimizde ne varsa onu Mevla'mızın yolunda sarf etmeye azim ve gayret göstermek. Ve telepü taleb-i mefhut, elde olmayan bir şey için illa bu da olacak dememek. Eğer incelenecek olursa çoğumuzun durumu bu şekilde.
Bir başkasının evine gitsek, o evde perdenin dahi kalitelisini görürsek, döşemenin, koltuğunun, vesair eşyanın, bu da bizde olsun düşüncesinden kurtulmaktır. Nedir? Çok olduğu zaman üzülmektir, hakkını yerine getirebiliyor muyum bunun diye. Bizim burada kıymetli bir hocamız, Kasır Hoca diye, o imamlık yapıyor. Memleketin, artık bilmiyorum, Allah yanında kıymet nedir, Madden ileri görünen kimseleri ziyaret edince ağlıyor. Diyor ki bu kadar nimet şükrünü eda edebilecek mi? O da bir ibriği varmış. Bir de yoğurt torbası. Onun için ağlıyormuş. Dünyanın muhabbetini içerimize koymamak, gönlümüze koymamak. Eğer bunları yerine getirirsek hakikaten Mevla'ya layık bir kul olmuş oluruz. Es'sulü'l Muamelet Hamsetul.
Muamelemizin, en muamele bildiğimizde amel etmek gibi, davranışımız, yaşantımız, fiiliyen harekatımız, bir arabayı kullanmamız dahi, bir telefonu kulağımıza tutmamız dahi, bir yürüyüşümüz, bir bakışımız, bir duymamız, her türlü hareketimiz. Talebu'l-aymiri'l-kıyami bil levamir. Allah'ımızın emirlerini yerine getirmek için talimde bulunmak malumatımızı bu şekilde istemek. Ve Sohbetul Meşşaihi vel havasi litebassur. Gönül alemine, iç alemine dışta kalmayıp kabul edilip öze ermenin yolunu meşayih-i kiram ve seçkin insanların sohbetiyle elde etmektir. Böyle kendi kafasına göre bir yorum, bundan uzaklaşmak. Hani bir yorum yapılırken acaba bu usta Kitabı Kerim ne buyuruyor, Hadis-i Şerif'te ne buyruluyor ve Ulema-i Kiram'ın sözleri nedir? Bunlara öncelik vermek, kendi kafamıza göre Allah'ımızın kitabını ve Hadis-i Muhammediye'yi ve hadiseleri yorumlamamak.
İşte dünyanın hali şudur, neden bir başkaları şu kadar maaşa diyor, biz o kadar kalmıyoruz dememek ne demekti? Az ve çok, Cenabı Hak neyi takdir etmişse ona razı olabilmek, başta rıza halini göstermek. Çünkü kendimizden üstün olana bakmamak Efendimizin bize tavsiyesi Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Kendinizden aşağı olana bakın. Daha bir yukarı olana dünyalık olarak bakmayın. Ahiret olarak bakın. Niye ben Ashab-ı Güzin efendilerimiz gibi, ben neden sadatı, zan, hazeratı gibi amel edemiyorum diye buna bakma. Yoksa dünyevi yönünden o ileri gitti, biz gidemedik demeyin, kendinizden aşağı olana bakın. Yaptığınız vazifeyi herkes vazife yapar. Der ki Evrad ve Ezkar'ında bizden daha çok lafza-i Celal okur, bizden daha çok lafsayı celal okur, bizden daha çok tevhid okur, bizden daha çok nafile namazlar kılar, bu değil. O yaptığımız vazifeyi mutmainne sıfatında huzur içerisinde yapabilmek.