Bismillahirrahmanirrahim, güzel ahlak anlatılır, hep güzel ahlakın diğer bir ahlakı. Mesela istikamete ihtiyacı vardır, bütün taatlerde, huylarda. Diyelim sabır, sabrın da ölçüleri var. Şükür, şükrün de ölçüleri var. Sabrın ölçüleri hiç şüphesiz bela ve musibete sabır, onu en güzel şekilde karşılayabilmek, emri ilahiyeye sarılıp ibadet ve saatte daim ve kaim olmak, bunun yanında neh yolundan kaçmak. Şükürde de öyle ama sadakat hiçbir şeye muhtaç değildir, istikamet. Messıt doğruluk nedir? Kultü dedim. El ve fevu bil ahd. Biz, ezer bezminde Rabbimize, sen bizim Rabbimizsın diye söz verdik. O verdiğimiz söz bütün ibadet ve taati her şeyi içerisine alır. İtikadi inanç noktasında ele alır, ibadet noktasında ele alır, ahlak noktasında da ele alır.
Mesela yolda karşılaştığımız bir kimseye selam vermek, hal ve hatırını sormak, ihtiyaçlarını gidermek, işte gerekli tavsiyelerde bulunmak, bir kardeş bilerek Allah yolunda hakkı ve sabrı tavsiye etmek bunun gibi. El-Vefavu bil ahit, ahit'te verdiğimiz söze vefalı olmak. Bak, Cenabı Hak bizi en güzel bir şekilde yaratıyor, hem de bu aleme donanımlı olarak gönderiyor. Şu kadarı yeter, şu cümle kafi. Kainat dediğimiz zaman şu gördüğümüz dünyadan ibaret değil. Çünkü öyle alemler var ki bu dünya mikroskobun altında görülemeyecek kadar küçük. Rabbimizin bir meleği, bir meleği iki omuz arası bin yıllık yol anlaşılmaz, akıl yetmez. Onun için Sübhanallah, seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, kemal sıfatlarınla muttasıfsın der, ancak bize düşen kulluktur. Bunun dışında hiçbir şey yok. Böyle bir Rabbimiz sadakatte şimdi kainat dindiği zaman uçsuz ve bucaksız tarifi zor.
Şu vücudumuz onun kopyası, Allah'ımızın nimetleri sayılamaz, ilahi nimetleri. Bir kere bizi insan olarak yaratması, İslam olarak Müslüman kılması ve İhsan Mektebinin öğrencisi yapması, daha birçok nimetleri onun kopyası da insanın ruhudur. Sadakat nedir? Sevgide Cenabı Hakk'a ulaşmaktır. O kadar güzel söz söyleniyor ki biz aslında bunları ifade ederken bir anda geçiyoruz. O bir çırpıda haber verilip de bırakılacak bir konu değil. Sevgide Cenabı Hakk'ı görmek ne demek? Biz bütün eşyayı görüyoruz, hele şu mevsimde ilkbahardır, yeşillikleri de görüyoruz, bunun yanında dağları da görüyoruz, suların çağlayışını da görüyoruz, kuşların ötüşünü, artık çiçeklerin rengarenk oluşunu bambaşka bir güzellik var. Burada sevgiyi infirat, o gördüğümüzde takılmayıp bunu yaratan Mevla ne güzel halk etmiş diyebilmektir.
Bir ticaret sahibi var, şunu anlatır der ki ya nasıl olsa kazanıyoruz, o kadar da elektrik yansın. Bak, siz çok iyi birisiniz. İşte sudur, harcansın. Bu ticaret yerinde üç kuruşun, beş kuruşun hesabı sorulmaz. Bu ticaret elli değildir işte. Birisine demişler ki şu eşyayı al, o kadar ucuz eşyayı alacak kadar varlıklı değil. Hakikaten dünyevi nimetlere erişmiş bir kimse, dünyaca ünlü belli sayıların içine giriyor. Bak bu, biz bunu cimrilik olarak görmeyelim, Takımımızda dahi, bir denizin kenarında olsak dahi suyu israf edemeyiz. Girdiği zaman iş yerine üç tane lamba ise yetecek kadarını bırakıp ikisini söndürüyor. Bu iktisattır, bu dinimizde bir esastır. Diyor ki o ticaret ehli, o aldırış edilmeyen üç kuruşuna, beş kuruşuna, suyuna, elektriğine vesaire harcamalarına benim çok ihtiyaçlarımı giderir diyor. Tecrübe çok büyük bir yetenektir insanda.
Geçmişlerimize bakarsak, diyelim ki bir dikiş bununla meşgulüz, iğneye ipliği getirmişiz, bir söküğü dikiyoruz. Bak burada ipliğin kalan kısmı var, onu alıp evdeki döşeme ne ise, halıysa, kilim ise altına bırakıyor. Eskimiş bir gömlekle olur, bir yelekli olur, bir fanila da olur, onu atmıyor. Onu başka bir yerde kullanıyor, düğmelerini, o eski çadırları bilen olursa, o çadır direğinde göz göz konacak bir eşyanın konduğu madde vardı, bir bez parçası vardı. Bakarsınız birinde çakmak var, birinde kibrit var, birinde iğne var, birinde düğmeler var vesaireler var, harcamıyorlar. Diyelim pilav yapıldı, bu arttı. Bunun artan kısmını sabah çorba yapıyorlar. Ne kadar varlıklı olsak bile harcamada iktisat dinimiz de bir esastır, ölçülü olabilmek. Öyle ki bu konu çok uzun. Biz hepimiz Allah'ımız göz vermiş bakıyoruz ama boşa bakmamak, Kaybettiğimiz nokta, bunu söylemek istiyorum.
Az bir şeyden kaybediyoruz. Sami Efendi neden kazanıyor ve emsali hakkın dostları neden kazanıyor? Dinin emirlerini incelikli bir şekilde yaşamaktan kazanıyor. Nedir misal verebilir misiniz derseniz, imamın seccadesi, diğer seccadeler de var. O imamın seccadesini, onların alt kısmına değil, üstünde bırakıyor. Mesela mübarek ellerini duada açarken, öyle gelişi güzel asmıyor, şu baş parmağını yine elinin üzerine bırakıyor. Çok, işte buraya geldik Kuran-ı Kerim konmuş. Sami Ben de Hazretleri bu Kuran-ı Kerim konurken bir yere, onun Fatiha kısmını başa getiriyor, öyle bırakıyor. Son hastalıkları müstesna mübarek ayağını uzatmıyor. Diyelim hanelerine girdiler, ayakkabılarını kıbleye doğru bırakıyorlar. Anlatmakla bitiremeyiz. Öyle bir incelikli İslami hayatı yaşıyor ki, daha annemizin yüzünü kardeşi hayatında görmemiştir.
Öyle incelikli yaşıyorlar ki yabancıların göreceği yere, kadınların elbisesini yıkanmış bir vaziyette asmıyorlar. Bu bitmez, bu gönülle alakalı. Gönlümüz Cenabı Hakk'a dönerse, Mevlamız bunu bize hiç okumadan, işte biz İslami kuralları okuyacağız, bunları görmeden Cenabı hak kalbine ilham ediyor zaten, kalbi onu ikaz ediyor, yapma diyor. Şimdi arabalarda bile biz görüyoruz, şeridi biraz değiştirecek olsan kendiliğinden hemen toparlıyor araba. Diyelim ki arka üstü gidiyorsun, bir de bakıyorsun araba külüte diyor. Bak vurdu herhalde ipeği bir zarar açtı diyorsun, bakıyorsun yok ikaz ediyor. Bu bir madde, bu bir teneke, bu bir demir ama Allah'ımız ibret almamız için bize neler gösteriyor? Gözümüz bakıyor baktığımızda eşyada Esma'yı görebilmek, bizim eserden müessire geçebilmemiz. İbrahim Müneten Kafkas Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri veliyi tarif ederken bu şekilde.
Buraya bir vaiz geldi, yani eserden müessire geçer. Hatırlayanları bilmiyorum. Sadece bir vaazında bulundu, konuştu, dakikalarca konuştu ama bir yere öyle bir isabet etti ki, ora can alıcı bir noktaydı. Benim gibi insanlar nasıl anlar bilmem. Fakat biz lütfu ilahi ile orayı ömrünün sonuna kadar unutamıyorum. Dedi ki düşünün, iki kişi evden çıkıyor, ikisi de işe giriyor. Birisi işte ne diyelim inşaat işlerine gidiyor. Birisi bakkaldır, kimisi markettir, vesairdir, sarraftır. Neyse, mesleğine gidiyor. İkisinin gidişi de farklılığı dedi. Birisi demedi bunu da izah etmeye Rabbimizin izniyle çalışıyorum. Birisi zikri dahil, halbuki seccadesinin başından kalkmış ama yine zikrediyorum. Bir diğeri de giderken, bir başkası da bizimle beraber çalışırdı ama dünyalara malik oldu. Ben onu geçeyim, onun elinde olmasın da bende olsun düşüncesiyle giderse kaybeder.
Hem dünyada kaybeder hem de ahirette kaybeder. Fakat bir diğeri böyle olan kardeşlerimiz var, haberlerini de alıyorum. Ben diyor alışveriş yapacağım, alışveriş yapacağım. Birkaç artık liste var evden mi verilmiş, nasıl verilmişse bunlar hep ibadet ve taat. Evden çıkarken bir helalleşme, bir hatırini sorup bir isteğin var mı deme ibadet ve taattir bu. İblis de veriyor, diyelim beş madde ikisini almış veya üçünü almış, dördüncü ve beşincisinde başkasını gösteriyor. Diyor ki bunu da başka bir ticaret yerinden kal, o da nasiplensin. Bunun getirisi nedir? Bir meşgul olun, bunun getirisi nedir? Bunun getirisi bir kere komşusu, dükkanını diyelim açık bıraktı. Onun dükkanının aynı zamanda bekçisidir.