Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde, Ahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l Aziz'in Usaabe isimli eserinden Güzel Ahlak başlıklı sohbeti sunmaya çalışacağım inşallah. Olacağız. Herhangi canlı bir mahluk heykelini evde bulundurmak rahmet meleklerinin eve girmesine mani olacağından Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz nehyi buyurmuşlardır. İçinde köpek ve heykel bulunan eve rahmet melekleri girmez, buyrulmuş. Keza hadis-i Sahih'de Hazreti Aişe radıyallahu anha der ki, ben bir yastık satın almıştım. Üzerinde hayvan kuş resimleri vardı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, odamın kapısından içeri bakınca gördü. Odama girmeye durakladılar. Mübarek yüzlerinden anladım ki mutlaka bir şeyi kerih gördü. Kabahat ettiğimi anladım. Ya Rasulallah, ne günah işledimse tevbe edeyim. Acaba ne kusur eyledim, dedim.
Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Bu yastıklar nedir, buyurdu. Ben de Ya Rasulallah, sırf efendimizin üzerine oturup dayanması için satın aldım dedim. Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: Bu resimlerin, suretlerin sahipleri azaba azaba uğrayacaklardır. Hem de onlara tasvir ettiğiniz hayvanı canlandırınız denecek. Bir de suretler ve resimler olan eve rahmet girmez buyurdu. Buhari'nin diğer sahih hadisinde Abdullah bin Ömer radıyallahu anh'dan rivayetle Bir defa Resulullah, Kelime-i Muhteremeleri Hazret-i Fatıma'nın hanesine teşrif buyurdu. Fakat kapıdan geri döndü. Eve girmedi. Sonra Hazret-i Fatıma Hazret-i Ali geldiğinde söyledi. O da Rasulullah Efendimiz'e arz eylediğinde: Gerçek şu ki, ben onun kapısında birtakım suretler yazılmış kapı perdesi gördüm. Onun için döndüm. Benimle bu dünya beytinde ne münasebet var buyurdu.
Yani böyle süslü kapı perdesinin asılması dünya ziynetine meyletmek olduğu buyurdu da gönderildi. Eğer alçı veya bakırdan veya herhangi bir madenden müstakil olarak bir heykel yapılmışsa, bunun caiz olmayacağı daha sarihtir. Mahlukatı hayat vermek ve yaratmak ve şekr-ü suret vermek, Mahlukatı hayat vermek ve yaratmak ve şekr ü suret vermek, Halık Teala Hazretlerinin Halık, Muhyi, Musavvir ismi celiline ve sıfat-ı uluhiyete taalluk Lat isminde bir şahsın namını yad için yapılmışken, zaman geçmesiyle onu ilah ittihaz ederek tapınmak derecesinde müncer olmuştur. Halık Teala ve Tekaddes Hazretleri de Kuran-ı Kerim'in de ferman-ı Sübhanisinin pek müteaddit yerlerinde O halde yalnız bana ibadet edin. La ilahe illa Hu. O Allah ki hakikaten kendinden başka hiçbir ilah yoktur.
La ilahe illa enefam Hakikat şudur ki, benden başka hiçbir ilah yok, o halde ancak bana ibadet edin gibi ayet-i celilelerle ancak bana tapınız, benden tapacak ilah, mabut yoktur buyurmuştur ki kullarını aciz bir mahluka tapmaktan, tabbutten, tapınmaktan şiddetle nehiy buyurmuşlardır. Biz müminler de en büyük günah olan şirkten ve aciz bir kula taabbüdü andırır fiil ve hareketlerden sakınmaklığımız lazımdır. Nitekim söylendiği vechile Buhari'de Enes radıyallahu anh'dan şöyle rivayet edilmiştir. Bir kimse Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e sordu: Biz Müslümanlar yolda bir Müslümana mülaki olunca ona tazimen eğilmeli midir? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hayır, eğilmemelidir buyurdu. Binaenaleyh bir mümin hürmet ettiği herhangi bir zata mülaki olunca, ona karşı eğilmesi taabbud gibi bir tavra benzemiş olacağından caiz değildir.
Gerçi Halık Teala ve Tekaddes Hazretleri bütün söz, fiil, davranış, hal ve kalplerimize nazar buyurarak niyetimize göre sevap veya ikab vereceği şüphesizdir. Fakat velev ki kalbimize yanlış bir hareket ve söz niyet olmuşsa da yine fiilimizi ve kavlimizi de adap de adap ve ahlak-ı diniye-i İslamiyemize göre tatbik ederek ona göre tevfiki hareket etmekliğimiz lazımdır. Adab-ı diniye ve terbiye-i ahlak-ı İslamiyemizin bir gereği olarak, mukaddesatı diniyemize tazim etmek de lazımdır. Yöneticilere, başkanlara, büyüklere ve ilim sıfatını haiz olan ilmiyle amel eden alimlere de tazim ve ayağa kalkmak lazımdır. Fakat bu tazim taabbud tapınma şeklinde olmamalıdır. Mesela Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Sa'd bin Muaz radiyallahu anh meclisine geldiğinde, Seyyidinize, ulunuza kalkınız buyurmuştur. Fakat bu kıyam mescitte değildir.
Mescitte ibadetle meşgul iken veya Kuran-ı Azimüşşan okunurken kalkmak caiz değildir. Şimdi de hesaba çekilmek konulu sohbeti sizlere aktarmak istiyorum. Hazreti Aişe radıyallahu anhadan: Nebi muhterem sallallahu aleyhi ve sellem: Kim hesaba hesaba çekilir, buyrulur. Allahu alem. Arzdan maksat sevgili Nevjerim, amellerin tartılmak üzere insanların mizana yahut amellerin sahiplerine günündeki hesap Ashabı Yemin denilen o Said insanları hakkında pek kolay geçeceği Kuran-ı Kerim'deki ayet-i kerimelerle malumdur. Ashab-ı Yemin muhasebeye maruz kaldıkları gün Gufran ile Mübeşşer ve amellerinin kendilerine arzında taksiratlarıyla beraber nail oldukları niam-i Uzmaya muttali olacaklardır. Beşareti Gufran'a makrunu olmayan, yani affedilme müjdesine nail olmayan muhasebe ise ağırdır.
Hesabattan zan de bizzat münakaşa azap olmuş Rahmet ve merhamet Allahu Teala Hazretleri, iptida rahmetini halk buyurduğunda yüz cüz halk buyurdu. Bu yüz rahmetinden doksan dokuz cüzünü indi İlahide alıkoydu. Yalnız Bir cüzünü bir cümle mahlukatına irsal ve ihsan buyurdu. Eğer bir kafir, Allahu Teala Hazretlerinin katındaki rahmetin vüs'atını bilmiş olsaydı, genişliğini bilmiş olsaydı, Cennetten ümidini kesmezdi. Ve eğer bir mümin de Allah Teala hazretlerinin endindeki azabı bilmiş olsaydı, Cehennem azabından emin olamazdı. Yani müminler daima iki kanat mesabesinde olan beynel havf ve racada kanat mesabesinde olan beynelhavv ve raca'da bulunmalıdırlar. Cenab-ı Allah mahlukatı yaratınca Levhine ki Allah'ın indinde o arştan üstündür, rahmetim intikamıma galiptir diye yazmasını kaleme emretti.
Allahu Teala mahlukatı yarattığı ve onların mukadderatını tayin buyurduğu zaman Zat-ı Uluhiyetine ahd-ı misak-ı havi olan şu mektubu da kendi arşına koydu ki, mazmun-ı şerifi benim rahmetim gazabıma galiptir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Allah katında kulların en ziyade sevgilisi ahlak-ı hamideye malik olandır. Fukara ve zuafaya merhamet edenlere Cenab-ı Hak merhamet eder. Rıfk-u şefkat yani insanlara yumuşaklıkla lütuf ve merhamet eylemek akıl ve hikmetin başıdır. Küçüğümüze merhamet etmeyen ve büyüğümüze hürmet ve itaat etmeyenler, kamil ümmetimizden değildir. Cenab-ı Allah'a hasem ederim ki, bir kimse bila azap cennete girmez, illa ki Rahim olsun. İnsanlara merhamet etmeyenlere Cenab-ı Hak merhamet buyurmaz. Kendisine iltica edenlerin ricasını kat eyleyenlerin ricasını Cenabı Allah kabul buyurmaz.
Haksızlık yapan kimseyi hakkını almaya kadir olduğu halde affedeni, Cenab-ı Allah da kıyamet gününde affeder. Musa Aleyhisselam, Ya Rabbi, senin end-i uluhiyetinde eaz ibadın kimdir? Diye sual ettikte, Hak Teala Hazretleri kendisine eza edenin cezasını vermeye kudreti olduğu halde afveyleyendir, buyurdu. Müslim kardeşinin çıplak olduğunu görüp de, setir ile alemde rüsvay etmeyen kimsenin, Cenab-ı Allah kıyamet gününde ayıplarını setreder buyurulmuştur. DİNEYİCİLERİMİZ, İKSAN MEKTEBİ PROGÜNKÜ PROGÜNKÜ PROGÜNCÜ Güzel Ahlak başlıklı sohbeti sizlere sunmaya çalıştım. Bir sonraki programımızda bir başka sohbette buluşmak üzere Allah'a emanet olunuz.