Taberani. Allahutaala bir meleğe bir beldeyi yıkmasını emreder. O melek, bu belde de hiç günah işlemeyen bir zatın da olduğunu bildirince Cenabı hak, belde halkı ile onu da al üst et. Çünkü o zat günah işleyenlere yüzünü ekşitmemiştir buyurdu. Beyhaki. Peygamber Efendimize sallallahu aleyhi ve sellem, içinde iyilerin de bulunduğu bir ülke helak olur mu, dendi. Cevabında evet. Günah işlenirken iyiler sükut ederse hepsi helak olur buyurdu, Mezar. Allahutaala depremleri iyilere öğüt. Müminlere rahmet, kafirlere ise azap kılar, İbni Asakir. Günahlar açıktan işlenmeye başlayınca iyi kötü herkes genel bir azaba maruz kalır. Depremler çoğalmadıkça kıyamet kopmaz bu hali. Ümmetim için depremler günahlarına kefaret olur. Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir. Kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.
Yoksa o ülkenin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler? Veya o ülkenin halkının güpegündüz eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceği konusunda güvenceleri mi vardı? Diğer bir Hadisesi de şöyle buyuruyor. Fuhuş ve ahlaksızlık, açıkça yapılıncaya ve dinhem ile dinara takılıncaya kadar şöyle şöyle oluncaya kadar kıyamet kopmaz. Ahmet bin Hanbel. Bu ümmet dört şeyi adet haline getirdiği zaman dört afetle karşılaşır. Bir. Zina mübah sayıldığı zaman depremler meydana gelir. Hükümdarlar, devlet kurumlarındaki yetkililer zulüm yaptıkları zaman yağmur yağmaz, kıtlık olur. Yük, Zekat, sadaka. Eda edilmediği zaman, mallar helak olur. Dört. Zümmiler, gayrimüslim vatandaşların, hukuku çiğnendiği zaman, devlet, müşriklerin eline geçer. Günahlar açıktan işlenip çoğaldığı zaman, zezdere ve felaketler meydana gelir.
İdealeciler, emrindekilere zulmettiği zaman, yağmurlular azalır. Kıtlık meydana gelir. Mahlukatın hak olunmasından maksat. Onların hak rızasını kazanmak yolunda amellerin en güzellerine tevessül etmeleridir. Dünyaya gelişin sebebi buyuruyor. Burada iki ayeti celile ayrılmış. Birisi Mülk suresinde, buyuruyor ki mahlukatın yaratılmasından asıl gaye, onların hak rızasını kazanmak yolunda amellerin en üzerine tevessül etmeleridir. Şirkin ve Münker fiillerin de terk edilmesi terakki gelişme için mana zaruridir. Amelden murat da kalbin ve cevahirinin kendilerine mahsus amellerdir.
Burada müellif hazretleri amellerin ahseni en güzelini bedenen yapılan taatin kalbe kılınan namazda Allah'ımıza haşyet saygımın bulunmasını, oruçta takvanın haramdan kaçınılması gerektiğini azalarımıza ve diğer taatlerde de istiğfarımızda gönülde bir pişmanlık duymak, zaten yapılan hatadan dolayı bir pişmanlık duymamak amelin kabul olmamasına işarettir. Bu Yecüc ve Mecüc anlatılır. Bunun üzerinde Elmalılı Hamdi yazı hocamız durur. Yecüc ve Mecüc bir dağın arkasından çıkıp gelecek bir ordu değildir. Yecüc ve Me'cüc, namazda uzun bir süre durmaya razı olmayanlar. Yecüc ve Me'cüc, Zipullah'tan kaçanlar. Yehcü ve Me'cüc, bire bildiğimi söylüyorum, Ürdün. Yehcü ve Me'cüc, öğüt ve nasihatten hiç istifade gitmeyen ve buna razı olmayan. Bir de Yecüc ve Me'cüc, Allah'ınızın değer vermediği kimselerdir.
Bu sebepten dolayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti celileyi sizin hanginizin ameli en güzel olacağını imtihan etmek için demek hanginizin aklının en güzel olup haramlardan titizlikle kaçınacağını ve Allah'a itaatle ne derece gayret göstereceğini imtihan etmek için demektir diye tefsir etmişlerdir. Kalbin ve kalıbın kendilerine mahsus amelleri vardır. Kalp nasıl kalıptan üstün ise onun ameli de kalıbın amelinden üstündür. Marifetullah, Cenabı Hakk'ı tanıma gibiydi büyük bir devlet kazanılmadan salih amel işlemek mümkün olamayacağı cihetle kullara vacip ola, bunun yolunu tutmaktır. Bunun nazarı yolu sanatının incelikleri üzerinde tefekkür, Allah'ımızın yarattığı mahlukat üzerinde düşünmek. Bunun nazarı yolu, sanatının incelikleri üzerinde tefekkür ameli yolu ise onun emir, lerini tutmak, nehiylerinden kaçınmaktır.
Allah'ımızın yüce kudretini düşünmek, kudreti hususunda bir deniz yedi deniz daha ilave edilse yine Cenabı hakk'ın ilim ve hikmeti tükenmesi buyuruyor. Çünkü emirleri tutmak nehiylerinden kaçınmaktır. Emirleri ve nehiyleri anlamadan ibadet, taat olmaz. İtilaf, musibet iki kısımdır. Saidlere mahsus olan kısmı şakilere, azgınlara mahsu olan kısmı. Said cennet yaranına belayı ha sen vardır. Bu Said'in mükevvenatı matlub ve maksudu asrı olarak kabul etmeyip, bu dünya nimetlerini her türlü neyse bunları gaye kabul etmeyip bunu Cenabı Hak'ın rızasını elde etmek yolunda vesile kıldığı Masivayı Mevla'nın izniyle onun emir ve nehiylerine riayetle kurbiyete Cenabıhakk'a kalben yaklaşmaya, azalarımızla günah işlememek suretiyle yaklaşmaya tahsili kemalata vesile olarak kabul ettiği sebebiyledir. Böyle yapanların ameli ahsendir.
Şunu söylüyor Cenabı hakk'ın her bir eşyada kudretini görerek onun emirlerine sımsıkı yapışmak belayı hasene. Azgınlara ise bela çünkü şaki mükevvenatı makro ve maksudu astisi kabul etmekle şehavi hayvani duygularına ve bu arzulara mukayyet kalır ve bunlara hırs ateşinden kurtulamaz. Kaybettiği arzularından dolayı yanar tutuşur. Allah'ın kendisine ihsan ettiği ibadet taat kuvvetini ve kurbiyetine Cenabıhakk'a yaklaşmaya vesile olacak amellerini, fani maksatlarını, şehevatı nefsaniyelerini tatmine. Böyle yapanların ameli de iyi bir amel değildir. İnsan dört şeyden uzak değildir, bir. Dilinden ve gönlünden düşmeyen şey dünya ise bu kimse niyeti ve ameli kötü kimsedir. İki, dilinden düşmeyen şey ahiret. Gönlünden çıkmayan şey dünya ise o kimse de niyeti ve ameli kötü kimsedir. Üç, dilinden ve gönlünden eksik olmayan şey ahiret ise o kimse niyeti ve ameli güzel kimsedir. Gör.
Dilinden ve gönlünden düşmeyen şey Allah Teala'nın rızası ise bu kimse de niyeti ve ameli güzel olan kimsedir. Bunlardan birincisi kafirlerin hali. Ikincisi münafıkların hali, üçüncüsü hayırlı kimselerin ebrarın, dördüncüsü ise mukarrabinin Cenabı hakk'ın kendisine yaklaştırdığı hayırlı kulların halidir. Allahu Teala yarattığı insanın her zaman rızasını ne için yaratılmışsa o yolda istimal bulunmasını irade etmektedir. Kalbin mahuli kalahi, kalp ne için yaratıldı? Yani ne için halk olunduğunu sual ederse kişi, onun yaratılış sebebi maalesef ve tevidle meşgul olmak. Allah'ımızı tanıma ve tevhid ile meşgul olmaktır. Lisanın vazifesi de şehadet. Kelime-i şehadet Allah'ımızın varlığını ve Resulü'nün risaletini ve tilavetle meşgul olmak, Kuran Azimüşşan'ı okumakla, istihza, alay etmek ve benzeri kötü fiilleri tebrik etmektir.
Kim her bir azayı ne için yaratılmışsa o yol o yolda kullanmak hususunda ahdi cilahiye vefa göstermezse Cenabı hakk'ın gazabına maruz kalır. Bazı vakitlerde Ebu Cehil Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin arkasından yürüyüp ağzını burnunu oynatarak istihza eder, alay ederdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bu hale muttali olduk da bu hali müşahede ettik de yapmakta olduğun gibi bol buyurdular. İlla bu Ebu Cehil değildir. Allah'ımızın ve Resulü'nün emirlerini alaya alan, onu hiçe sayarak yapmakta olduğu gibi ol buyurdular, mevsim kafir ölünceye kadar aynı hal içinde oldu. Utbe Bin Nebi Muayt, lanetullah da efendimizin yüzüne tükürük attı. Attığı tükürük dönüp kendi yüzüne geldi, baras illetine tutuldu.
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Mekke'deyken kafirler arasından geçmekte oldukları bir vakitte onlar cem olup Resulullah'ın arkasından kendisinin nebi olduğunu zanneden şu adamı ha diye alay etmeye başladılar. Resulullah her zaman aramızda. Onun ehahadisi Muhammediye'si, sünneti Muhammediyesi. Amin. Kitabı Kerim her zaman aramızda. İlla bunu o güne uyarlayarak düşünmeyeceksin. Çünkü Kuran-ı Kerim hayattadır, canlıdır, hadisi şerifler canlıdır. Onun bulunduğu zamanda da onun emirlerine muhalefet de aynı cezai mucittir. Efendimiz yürürken arkasından Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisinin Nebi olduğunu zanneden şu adam ha diye alay etmeye başladılar. Rasulullah'ın beraberinde Cibril de vardı. Alay edenlerin vücutlarına parmağıyla dokunmakla cümlesinin vücutlarında birer yara açılıp büyüdü.
Bulaşıcı hastalık halini almış olmakla yanlarına hiç kimse yaklaşmayıp o halleriyle yok oldular. Ehli inkarın yaptıkları gibi ehli hakkın sevmedikleri bir şeyle onlara taarruz edenlerin hallerini buna kıyas etti. Sadatı sufiyeye Allah'ın veli kullarına Sıddik-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen Rabbimizin sevdiği kullara hakikat ehillerini tanedenlerden, Onlara ayıplayanların hallerini de bunlara kıyas. Onların bu kendi hallerinin gazabı ilahiyi celp edeceğini bilmediklerini de düşün ki bunların niceleri düştüklerini de bilmezler, şefaat de bulamazlar. Bilesin ki nimet geldiğinde ferahlanır, Nimet vereni unutmak gafillere mahsus bir ferahlanmadır. Çünkü Cenabı Hak azze ve celle bizati mahbuptur, in'am ve ihsanından dolayı değil onun nimetleri de kendi katında mahbup olduğu için mahbuptur. Onu ve ilhamlarını onu sevdiğimiz için severiz. Bu da bizim kurtuluşumuzdur.
Cenabı hak azze ve celle zatmin mahbuptur. Mutlak sevilmesi gerekir. İnan ve ihsanından dolayı değil, onun nimetleri de kendi katında sevgili olduğu için mahbubtur. Onu ve inanlarını, onu sevdiğimiz için severiz. Üç zümreye dünya ve ahiret fitnesi dokunmaz. Kadere iman ve ikrar edin. Nücuma itibar etmeyin yıldızlar. Sünnetime sarılan, bu sebeple kader I ilahi unutup münecimleri tasdik etmemek ve imanı bulandırmamak gerekir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha. Dedem o şiirini okumuştum size Peygamberimizi görmüştük sallallahu tealaü tealanın onun üzerine ne yüzle sana varam diyor. Bunu düşünelim, onun huzuruna nasıl varacağız? Artık dememe gerek yok, yorum size ait ben okudum. İşte şu şunu yaptı, bu bunu yaptı deyip de fitne çıkarmaya vekil bir kimse değil. Ama Hakkı söyledi. Allah'ımızın kitabından, Resul'ün, Sünnetinin. Onun için benden hiçbir söz çıkmaz başka.
Kıymetli misafirlerimiz camımızın alt kısmında çorba grubumuz olacak buyurun inşallah afiyet olsun