Hassel-i Basri'nin Rahmetullah Ali bir namaz taati var. Habib-i Acemi faizle meşgul olan bir kimse. Bakın şimdi konuşuluyor. Türkiye genelinde meyvelerde vesair elmasıydı, armudu, ceviziydi, kaysısıydı, vesaire. Ne nimet varsa, hatta bu pancarlara kadar, efendim ekinlere kadar teşhir ettiği artık söyleniyor. Bunlar neden oluyor derseniz, iki sebebi var bunun. Diyanet camiasının göndermiş olduğu bir hutbede bu geçiyor. O hutbede, Esselam'a, ve haral fesadü fil berri vel bahribim ma kesebeteyi dinler. Karada ve denizde meydana gelen bu sıkıntılar, işte don olayı oldu, bu donda da meyveler olduğu gibi yok oldu, sizin elinizle yapmış olduğunuz hatalardan buyuruyor. Sami Efendi Hazretleri Nuşirevan'dan bir misal veriyor. Bu bir Nuşirevan ama genele şamil edebileceğimiz bir misal. Bu bir bahçeye uğrar, bahçe sahibi nar verir kendisine. Çok tatlı, çok hoş.
İkinci bir defa talepte bulununca onun tadı o kadar lezzetli olmasın. Bahçe sahibine der ki bu o kadar tatlı olmaz deyince, o da herhalde hakikat ehli, irfan ehli birisi olacak ki siz niyetinizi değiştirdiniz, meyvenin tadı da gitti. Birincide halis-ı niyetiniz ama ikincide niyetiniz bu bahçeyi nasıl alabilirim düşüncelerine daldın, meyvenin de tadı kalmadı. Bize misafirler gelirler Şeyh Mustafa Efendimiz, Rahmetullah Ali dedem ederlermiş ki, efendim siz bir pilav veriyorsunuz, bulgur pilavı, bunun yanında bir de turşu, biz başka yerlerde de yiyoruz, evimizde de yiyoruz ama bu tat nereden geliyor? Biz bu zevki başka yerde duyamıyoruz. Bak aynı tamam. Bizim evimizde de bir bulgur pilavı var, burada da var. Buradaki lezzet nedir efendim, biz bunu açıkça hissediyoruz deyince, bir, gelenler Allah için geliyor, bu tamamı pişirenler Allah için pişiriyor.
Mevlana'nın rızası bir araya gelince tap ondan diyor. Bize kıymetli bir hocamız gelirdi Kayseri'den İbrahim Hoca. Bir gün bir şey dedi, Dedi ki efendim ben çok yerde yemek yedim, ikram olundu. Fakat buradaki yediğim tam kadar hem lezzetli hem de sıkıntı vermeyen yiyecek görmedim. Demek ki dünyadaki hal bizim yaşantımızla alakalı. Bir gün Esad-ı Erbilya Hazretlerinin dergahında bir kısım kimseler pazara doğru çıkarlar. Evlatları Ali Efendimiz rast gelir. Nereye Hoca efendiler? İşte biz günlerce yemek yiyoruz. Af buyurun. Dışarıya çıkma ihtiyacı da duymuyoruz. Herhalde biz de karnımızda bir durgunluk oldu. Gideceğiz, buna ait müshil derler, böyle boşaltıcı bir ilaç alacağız. Dönün buyurur, dönün. Dergahın yemeği, dergahın yemeği cennet taamıdır, nur olarak iniyordur.
Bir gün üstadımız sohbetlerinde taamı yerken, böyle Zikrullah ile Allah'ımızın verdiğini düşünerek yerseniz onur olur buyurur. Evlatlarından, tabilerinden, kendisine muhabbet edenlerden birisi der ki Efendim siz böyle buyurdunuz, ben yemek yiyordum, lokmaların mideme nur şeklinde indiğini gördüm. Haram olmayacak, şüphe de bulunmayacak, helal taamı huzurla yiyeceğiz. Dinlemişseniz Hacı Hasan Efendimiz bir şey söylüyor, dua ederdim, bu sıra dualarım pek kabul olmuyor. Acaba gittiğim davetlerde yediklerimde bir şüphe mi var diyor. Bu kadar riayet etmemiz gereken husustur. Ehlullah buyuruyor iki yerde dikkatli olun. Bir söz söylerken bir de taam yerken. Tağamın helal olması abur cubur yememek, kimin verdiğini bilerek zaten aslında dikkat edersek mide bize sinyal gönderiyor. Doydun diyor aslında. Biz bunun üstüne daha da durmayıp yemek istiyoruz. Bu haber geliyor, bildiriyor.
Biz aşırısına gidiyoruz, bu aşırısı da hastalıklar meydana getiriyor şüphesiz. Bu velayet anlatılırken velayet-i Suğra küçük velayettir, velayet-i kübra büyük olanı, velayet-i ulya en üstün olanı. Cenabı Hak'ın dostlarının derece-i huzuru da ahvali batınlarındaki hallerine göredir. Böyle yediğinde bir tat var. Ondan sonra bir yere baksa huzur duyuyor. Her halinde bir kuşun ötmesi bile onda başka bir manevi güzellikler meydana getiriyor. Bu nedendir? Kalbindeki huzurla alakalıdır. Bunu kaybetmemeye çalışacağız. Mesela erişiyoruz evradımızda, ezkarımızda bazen çok huzurlu olan Zikrullah'ta sohbetlerde devamı önemli. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz efdalu li ebaade etivemuhayin kalla az da olsa ibadetlerin kıymetli olanı devamlı olandır. Bunun devamıdır. Biz eski salikleri gördüğümüzde onların elleri hep dizlerinin üzerinde olurdu. Hep huzur içerisinde bulunurlardı.
Bambaşka bir zevke ererlerdi. Onlardan bir tanesi anlatıyor. Kendisi de ilim tahsili yapmış kişi, böyle diyor aşık bir zat, rabıtası güçlü, ibadet ve taatinde gayretli, o diyor rabıta halindeydi, ben de yanında oturuyordum. Öyle ki diyor o nasıl bir haz duyuyor, nasıl bir zevk alıyorsa onun kalbinden benim kalbime sanki kovalarla füyuzat-ı ilahiye dökülüyor diyor. Bu füyuzat-ı ilahiye insanın muhabbetine göre olur. Üstadımızın muhabbet harçlığı açsam, o zatın dairesine varsam diyor ya, mesela biz namaz hakkında konuşuluyor, bir kere abdestimizi alırken başta taharetin düzgün olması, rızkımızın helal olması, helal tamamı huzurla yemek, ondan sonra mescide gelirken Allah'ımızın huzuruna geldiğimizi düşünerek, tekbirlerimizi, onun azamet-i ilahiyyesini tefekkür ederek aldığımızda hasıl olabiliyor. Bizim mahalli bir tabirdir, varışına göre gelişim, bulgur aşına yar maaşım.
Allah'ımız Rahman Suresi'nde sahibine, heliliğin karşılığı iyiliktir. Bizim tavrımıza göre, Cenabı Hak bizim burada tavrımızın iki şeklinin olması gerekiyor. Bak bunu unutmayalım. Başta dua edin, biz unutmayalım ki şahsımıza da tesir göstersin ki faydalı olabilelim. Birincisi niyetimiz düzgün olacak, ikincisi ihlasımız, samimiyetimiz. Hasan-ı Basri'nin Rahmetullah Ali, Habibi Acemi faiz. İşte bela ve musibetler iki şeyden gelir bu diyanetin hutbesinde geçti. Birisi faiz, birisi de zina fiili. Anlatıyorlar ya bize ne güzel irfan ehilleri, bir, günahı işlememe var, günahı işlememe. Mesela faiz dedik, zina dedik, ayyuka çıkmıştır. Allah'ımız korusun, burada zina fiilini kişi işlemiyor, haramdır diyor, yapmıyor. Bunun ikinci bir şekli gönlüne bu düşünceler düşüyor, kalbine düşüyor, kalbine düşeni de defetmeye çalışıyor. Kolay çıkmaz da bu kuvvetli bir rabıta azalarımıza sahip olmaya bağlı.
Şimdi günahlar haber verilirken günaha götüren sebeplerin de ortadan kalkması gerekiyor. Mesela bir hastalık, müzmin bir hastalık, bu hastalıktan kurtulabilmek nedir? O hastalığa sebep olan illeti ortadan kaldırmak gerekir. Bunu eskiden anlatırlardı sineklerle, nelerle. İşte bu sivrisinek çok rahatsızlık veriyor, bataklık kurutulacak olursa sinek kalmıyor. Bakın bazı yerlerde sinek yok. Neden? Çünkü bataklıklar kurutulmuş, böyle zibiller vesaireler, uygunsuz maddeler ortadan kaldırılmış, ortalık temiz olunca bunu bir devlette gördüm ama bizim memleketimizde olması lazım, caddeleri bile böyle temizlik maddeleriyle arıtıyorlar. Böyle bir arıtmadan mümkün olmuyor. Demek ki biz başta kötülüğü kalbimizden çıkarmaya çalışacağız. Bu üç madde şuydu. Birincisi kötülüğü işlemiyoruz, ikincisi kalbimize geliyor, onu atmaya çalışıyoruz. Şimdi kimyada bir madde var, iyot. Bu Allahu alem o muydu?
Okumuştuk biz. Bir madde, O madde hiçbir madde ile uyuşmaz. Şimdi kalbimiz nur olacak olursa, uygunsuz olan hiçbir hal ile uyuşmaz o. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El Fatiha.