İyi şey konularda mütalaamız olacak. Birinci olarak sadece bir mukaddime halinde ifade etmek istiyorum. Gözlerimizin korunması hususunda, bir hastanın muayyen neresinde doktorun teşhisi neticesi hastalıkların en belirgin olanını ifade etmesi gibi, bizim kalbi ve ruhani hastalıklarımızın en başta gelenlerinden birisi, gözümüzün sağa ve sola uygunsuz yerlere kaymasıdır. Bu da nereye götürür insanı? Bu da insanı zinaya götürür. Cenabı Hak muhafaza buyursun. Zina nedir? Şer'i bir bağ olmadı. İki şahit, adi, şahit huzurunda. Allah'ın emri, peygamberin kavli, İmam-ı Azam'ın içtihadı, Tarafeyn'in rızasıyla mihrini de ifade ederek, aldın mı verdin mi, ahdinin sözleşmesinin dışında hiç bunlar olmaksızın bir kimseyle kurulan alakadır. Nikah bağı yok. Zina bu demektir.
Özdenimizin, sana ve sola kayması hususunda de Nur suresinde otuzuncu Ayet-i celiyyesinde esalbine, Evlenmek üzere olan kimselere, buyurulur ki Nur suresini mütalaa edin. Evlenecek gençlere Nur suresini okuyun. Çünkü orada Allah'ımızın, evlilikte dikkat edilecek hususları, beyanları var. Mesela Hucurat Suresi de ifade edilir. Daha ziyade evlilere, evlenecek olan kimselere hususen özellikle, aman ha derler Nur suresini mütalaa eder. Nur suresinde başından itibaren baktığımız zaman, zina fiili ifade edip onlara verilen ceza. O cezada sizi ref'et tutmasın, bir acıma tutmasın, bu Allah'ın emridir. Celle Celalüh diye ifade edilir. Daha sonra ilk hadisesi var. Aişei Sıddıyka Valide'mize radiyallahu anh. Yapılan iftiralar var. Onu müteakiben, ashab-i kerimin, Müminlere sen söyle, haramlara bakmaktan gözleri korusunlar. Kalplerini de Allah'tan gayrına bakmaktan korusunlar.
Çünkü bizim bir baş gözümüz var. Bir de hal gözümüz var. Kalp gözlerini de Allah'ımızın dışındaki bütün hallerden korusunlar, muhafaza etsinler. Gönüllerini korusunlar. Gözlerini nasıl başkasının namusundan koruyorlarsa, kalplerini de başkasının namusunu düşünmekten kurusunlar. Muhafaza etsinler. Bakılması caiz olmayan, yerilerden gözlerini kurusunlar. Hasetle bakmasınlar. İbretle baksınlar. Kim gözünü Allah'ın haram kıldıklarından koruyacak olursa. Bir başkasının namusu diyelim. Görsel cihadlarda olsun diyelim. Ne ve uğursuz gözünü eğer korursa. Allah'ımız onun gönlünde imanın tat ve lezzetini duyma neşesini lütfetmeye kefildir. Gözünü koruyor ya, bir başkasının güzelliğine bakmaktan, namusuna bakmaktan gözünü koruyor. Gözünü koruyunca Cenabı Hak onun gönlüne kalbine, imanın tat ve lezzetini lütfediyor, ihsan ediyor. Birinci olarak gözlerimizi haramlardan koruyacağız.
Evimizde koruyacağız baktığımız cihazlarda. Dışında da gördüğümüz haram olan bütün fiillerden uzaklaşıp bakmayacağız. Arabadayız, gözlerimizi koruyacağız. Ne olursa olsun. Toplu taşıtları olsun, insanların bir araya geldiği mekanlar olsun, ticaret merkezleri olsun, alışveriş yerleri olsun, gözlerimizi korumalıyız muhafaza etmiyoruz. Ne olur korumazsak, bütün gözler ağlayacaktır kıyamet gününde. Ama şu üç göz sahibi müstesna. Birisi de haramdan gözlerini koruyanlar. Göz çok mühim bir nimettir. Bir damla gözyaşı dökse, cehennemin ateşini söndürür. Bu kadar kıymetli. İkinci olarak riayet etmemiz gereken hususlardan birisi nedir? İsraf. İsraf denildiği zaman illa yiyecekte içecekte değil. Mesela kulağımızın duymasında bile israf var. Kulağın israfı nedir? Diyelim ki iki kişi konuşuyor ama uygunsuz sözler söylüyor. Bir başkasının aleyhinde de konuşuyor, gıybetli de oluyor, iftirada oluyor.
Onlarla kulağımızı korumak, muhafaza etmek, israf etmeyecek. Çünkü çok mühim bir nimettir. Kuran-ı Azimüşşan'da çokça ifadedir. Göz ve kulak. Mesela elin bilen israfı vardır. Elimizi hayır yolda kullanmak nedir? Onu, onu emrolunduğu şekilde, emrolunduğu şekilde hareket ettirmek demektir. Diyelim ki birileri yüklerini taşımakta zorlanıyor, sen alıp yardım ediyorsun. Üç yüz altmış eklemin vücudumuzdaki sadakası durumunda olur. Yok eğer hırsızlığa uzanırsa, bir başkasına zulüm olarak, hakaret olarak, düşmanlık olarak, vurup kırma şekline dönecek olursa haksız yine, bu İsradır ayağımızla. Hayırlı mekanlara gidersek, bir hasta ziyaretine gidiyoruz. Diyelim ki bir kardeşimize çok acıyoruz. Onunla da bir bağımız var. Bu bağdan dolayı varıp ona, yanlış olan ticari hususunu, yanlış olan, ahlaki durumunu diyoruz ki, şu yaptığın tavırlar dinimize muvafık değildir.
Yani bu kadar tamahar ol, ahireti unutmayalım diyoruz. Vesai hususlarda onu girse ve ıslah, hakkı tebliğ, sabrı, öğretmen, ona sabrı telkin için girilecek olursa, bu ayağı ne için yaratılmışsa onu o şekilde kullanmış olur. Yok eğer iki kişinin arasını bozmak için yürüyecek olursa, israfında demektir. İsraf nedir? Yiyoruz, doymuş olur. Doyduktan sonra fazla yemek yiyoruz. Diyelim ki biz bakıyoruz. Bakarken boş bakamama. Boş bakarsan israf olur. Ne diyeceğiz? Mesela akan suya bakıyoruz devamlı akıyor. Allah'ımız lütfetmiş, ihsan etmiş devamlı akıyor. Diyeceğiz ki benim gönlüme neden Allah'ın nuru atmıyor. Bunun gibi düşüncelere davet etsin. İnsanın yapmış olduğu her fiilde haddi tecavüz etmemesidir. Mesela bir dostluk kurmuş. Dostlukta da aşırı gitmeyeceksin. Eğer aşırı gidilecek olursa sevdiğini insan Allah'ı sever gibi sevecek olursa yanlış yapmış. Ne olacak?
Çocuğunu öpüp kucaklarken Rasulullah'ın bir ümmetin niyeti ve düşüncesiydi. Bir arkadaşına da öyle sevgi ve muhabbetle ilgi de aşırı gitmedi. Haydi bir gün arası bozuldu. Düşmanlığında da aşırı olmayacak israf olmuş olur. Çok aşırı canını alacak kadar, onun cesedini ortadan kaldıracak kadar bir düşmanlık bu israfdır. Misli misline, misli misline Kuran-ı Azimüşşan'da, Allah'ım bu şekilde buyuruyor. Yoksa İslam her hareket. Yürürken de yürüyor. Çok süratli değil. Çünkü müminin baharında gider. Çok ahırda değil, o kibre de delalet edebilir. Orta bir günmüş. Ama diyelim ki bir yerde yangın çıkmış. Oraya yardım edilmesi gerekiyor. Sürdürülebilir oraya koşarsın. Cihada gidilecek koşarsın. Onun dışındaki hareketlerimizde ölçülü olmak, Bütün tavırımızda ölçüyü kaybetmemektir. İkramında bile öyle. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar ki külfet olmamalı. İşte bizim oturmalarımız oluyor.
Birileri öyle ikramda bulunuyor ki, sayısız belirsiz tabakların verdiği ikramları yedirdiği içirdiğini değil israfa gitmemek. Orta yol tutuyorlar. Büyük lerimizden bir zatı davet edenler de, kütliyetli bir pilavdır. Fazla olmasındır. Zaten rahatsız olurlar orada. Her tavırda, artık neyi anlatalım, neyi söyleyelim, bütün yaşantımızda. Mesela uyku yatıyoruz. Bunda da israf var. Hakdi tecavüz etmeyeceğiz. Eğer dört saat uyuyorsak buna alışmış isek biz, bunu fazlalaştırmamak. Altı saate alışmış isek fazlasına gitmemek. Her şeyi de böyle. Üç konuşurken haddi tecavüz etmemek, bir sözü kırk kere tekrar etmemek, neyse merakını en güzel şekilde ifade etmektir. Onun dışına dalmamak. Mesela sesin tonundan ile israf etmemek. Efendimizi anlatırken Tevrat'ta, aleyhissalatü vesselam Efendimiz için buyruluyor ki pazarlarda, çarşılarda, işyerlerinde, sokaklarda bağırıp çağıranlardan değil.
Bunda bile ötürü olacak. Rabbi zülcelal'miz müsrif, israf bilenlerin ateş yarağını olduğunu biliyor. Mesela bizi yaratan kim? Mevlamızdır. Bunda da israf var mı? Eğer yaratan Mevla'nın dışında bir başkasına yönelecek olursa, ona taat yapacak olursa bu israf. Çünkü senin Halık'ın. Yaratanın o. Demek ki israf yememizde, içmemizde de, diyelim biz bir gezimizde, bir pikniğimizde de aşırıya gitmemek, normal. Artanları da hakir ve yoksun. Tabağın tabağı dibinde bırakıp, onu da kaldırıp çöp sepetine atmamak. Hatta onu yalama. Buraya bir zat gelirdi. Bir bal icap etti, yemesi gerekti veya bir tedavi için. İyice tabakta balı bırakmadı, yedi. Ondan sonra da bulaşığına bir su döktü. O su ile de halamını gözemek suretiyle şerbet gibi içti, bırakmadı. Burada bir abdest aldı. Abdest alırken musluğu, aldıktan sonra hemen kapatıyor. Elini yıkıyor, kapatıyor.
İkinci defa yıkaması icap ediyor, açıyor tekrar fırlatıyor. Bir zat anlatmıştı ben abdest alırken, çeşmeden suyu, musluktan diyelim şarıl şarıl akıtır. Bol suyla abdest aldım. Bana dediler ki, anlatıyorum zat. Sami Efendi Hazretlerinin, abdest suyunu siz dökeceksiniz. Bunu nimet kabul ettim. İşte havluyu tutuyorum, abdest hizmetinde bulunuyorum. Musluğu öyle açtı ki, çok az açtı yıkayabilecek şekilde. İşi bittikten sonra yüzünü yıkıyor ya, mübarek yüzlerini yıkadıklarını kapatıyor. İhtiyaç duyduğunda açıyor, tekrar kapat. Ondan sonra diyor, ben dikkat ettim, riayet ettim. Yanlış yaptığımı anladım. Bilhassa bu ivmelerde de hatta parmağı yalamak bile berekettir. Asıl kat el denir. Elleri yalamak. O yağını kalanları yalamak. Çünkü Cenab-ı Hak, Onlar bütün nimetlerden sorulacaktır. Bunda emeğin kırıntılarına buyuruluyor.
İşte ne yapalım o kırıntılar hususunda da, ya bizim kabımızın önüne kuşlar da gerek, diğer tavuklar da var, mahluk da var. İnsanın ayağının değmeyeceği yere ne yaparız? O ekmeğe ufaklarını dökeriz. Ama bizim ekmeğimizde de yine geride kalanlar var. Onları ısıtırız yine yeriz. Şimdi en hamdulillah imkanlar çok. Bir fırına bırakırız, o fırında elimin içini mi yiyoruz. Dışını yiyoruz, içi kalıyoruz. İçini fırına korur, kurutur yine gelir. Aynen pasta börek gibi olur. Bir peyibille, bir çökelekle yendiği zaman. Çünkü biz büyüklerimizle, efendilerimizle, onların hanelerinden bunu gördük. Pilav yapılıyordu mesela akşam, Akşam pilav yapılıyordu. O pilav artıyordu. Mesela bulgur pilavı. O sabahında çorba olup öne geliyordu. Bunun gibi işte. Diyelim ki evimizde böyle elbise parçaları neleri. Biz parçaları, onları bir araya getirir. Şimdi ne yapıyorlar? Temiz olmak şartıyla seccade da yapıyor.
Onu ne yapıyor? Çok güzel bir şekilde esneyen yerler içinde kullanılıyor. Mesela iplikler vesaireler bir araya getiriyor. Şu sabunları bile. Burada kullanılan bir ifade ne var ki? İlik diye ifade edelim. O sabunları kalıntısını bile alıp bakın. Onları bir araya getir. Ah biz yoksulları bir görsek, onların haliyle de hallensek, bir hramını değil zerresini harcamayız. Boş yere bırakmayız. Bir yere gitmiştik. Allah'ıma surette ikram edilecek. Ev ihtiyaçları için varıldığında, hiçbir turpu gördüğünde bizim yakınlarımızda ana diyor turp da varmış. Diyor. Yok. Bulamazsan niye denediniz? Bu hem varlıklı anımızda, hem yokluk anında, iktisada bir ayet gidersek ne olur Allah'ımız dereceler nuteder ihsan et. Bir suyun dahi diyelim, bir denizin kenarındasınız. Canım deniz olduğu gibi su. Abdesti ve celleure da bire israf etmemeyi, hep bize büyüklerimiz, öğütlerde İsrafı gibi.
Şimdi görüyoruz bu israf halini. Şimdi büyüklerimize dikkat ederseniz, şimdi üzümler kesildi, bağlar kaynatıldı. Ne yaparlar bir tanesini dahi düşürmezler. Bir nimettir. Bize yine geçmiş Allah'ın sevgili kullarından, şöyle bahis ederlerdi. Bir eve geliyor ulema-i kiramdan bizzat. Ekmek ufağı süpürülüyor. Süpürülürken ekmek ufağını müşahede ediyor. Diyor ki bu ekmek ufağı bağırıyor, feryat ediyor. Beni neden böyle bıraktınız, yiyiniz. Yeğiniz aman ha israf etmeyin diye o ekmeğin kırıntısı bağırıyor. Ne kadar güzel güzel öğretmişler. Diyorlar ki ekmeğin ufaklarını ne kadar yerseniz, o kadar Allah size huriler lütfeder diye böyle alıştırmışlar. Varlıklı bir insan ikramda bulunuyor. İkramda bulunurken, davet ettiği kimse ne olsa zengindir diyor. Kendi kafasında zengindir yediğimi yerim yemediğimi bırakın. O Varlık Sahibi de oturuyor. Çok Varlık sahibi Allah'ımızı lütfetmiş, ihsan etmiş.
O tabağını siliyorum. Ekmek ufaklarını böyle yalıyor. Bir diğerine de yarı bırakmış. Diyor ki onu bitireceğiz, onu bitireceğiz. Bitirtiriyor ve iktisada alıştırıyor. Yine çok varlık sahibi bir insan belki çokça da söyleyeyim. Evine giriyor iki tane lamba yapmış. Çok varlık sahibi. Kendisine mahsus, hem yerde hem de havada vasıtalarda giden bir insan. Tarifede bir uçakla girince hayret ediyorlar bu kadar zengin. Tarifede uçakla gidiyor, hususi uçakla gitmesi gerekirdi. Diyor ki ben iki lamba yatacak kadar zengin değilim. Çok güzel söylemiş israf etmemeyi öğüttü. İsraf etmek. Allah'ımız vermiş ne yapalım. Kifayet miktarı yiyeceğimiz kadar, onun dışındakileri Rabbimizin yolunda sarf etmek. Çok önemli olan. Mesela biz daha nelere dikkat edemiyoruz? En çok yanlışlıklarımızdan birisi. Bunları sadece bir giriş olarak ifade ediyor. Bir giriş olarak.
Ayetlerle, hadislerle, günümüzle alaka kurarak, hadiselerle beyanını Allah'ımız lütfederse ileriye görür. Es-sık doğruluk yok. Nedir doğruluk? Es-sık, Asr-ı Kudli şeyin, her şeyin temeli doğruluktur. Her şeyin temeli. O zaman ölçüyü bulmamız lazım neye göre hareket edeceğiz biz. Bir ölçü koymamız gerekir. Bizim hocalarımızdan bir zata, öğrencilerden biridir ki, hocam şöyle bir konular var onu tartışmak istiyorum sizinle deyince, evladım tartışacağız ama bir hakemin olması lazım. Bir hakem tayini konuşacağız şimdi. Ama neye göre konuşacağız? O da diyor ki, hocam siz tayin edin hakemi. İlim ehli gözat. Diyor ki ben İbni Abidin Rahmetullahi Ali hazretlerini ölçü olarak kabul ediyorum onun eserlerini. O da İbni Abidin'de kim diyor. İbni Abidin kim biliyor musunuz? Hanefi fukasında en önemli bir zattır. Mevlana Halid Hazretlerinin halifesidir.
Ricalühuvahip erenleri diye İpek hocamızın yazmış olduğu eser, onun risalelerinden çıkartılmıştır. Üçleri, yedileri, kırkları, hüpaba, yüpaba, ebdalini oradan haber veriyor. Bir ölçünün olması lazım. Allah'ımız ölçüyü koymuş. Kitabı Kerim ve habibinin sünnetlerini bize ölçü olarak koymuştur. Askı, külli şeyin, pek şeyin esasıdır. Akıl olarak düşünecek olursak, şimdi aklı olan kimse sıdk üzere olur. Doğru hareket ediyor. Aklı varsa aklını Allah'ın kitabına teslim etmiş, Habibinin emrine, Ehlullahın tavsiyelerine arz etmiş ise, o akıl sadim bir akıldır. Düzgün bir akıldır. Akıl, akıl insanı yanlış yola götürmez böyle olduğu zaman. Kedi. O aklen bilir zaten. Yalanın çirkin bir hal olduğunu bilir. Hazreti Ömer radiyallahu anh efendimiz diyor ki, ben cahiliye dönemindeyim. Her şey serbest. İçki de serbest, yine işte serbest. Her türlü kötülük serbest. Ben yalan söylemezdim. Yalan söylemezdim.
Niye? Onun dönüp dolaşıp tekrar bana geleceğini hesap eder bilir. O cahiliye döneminde bile beynini Bileceğiz ki dinimiz hayrın dışında hiçbir şey bize emretmez. Emrettiği her şey hepsi hayır. Ne emretmişse hayır. İyilik olarak, şahsiyet olarak, şahsiyeti düzgün olan bir insan, Bir kereye yalandan tamamen uzaklaştırır, onu men eder. Onu o güzel tavrı doğruluğa doğru götürür. Ve bunun birçok yönleri var. Bir kere doğrulup başta dilde, yer. Nedir? Söylediği söz doğru olacak. Dilinden çıkan söz doğru olacak. Doğru konuşacak. Amelde doğruluk nedir? Bir kere Rabbisi'l celalimize itaat, ona tam bir saygıyla tavırları, yaşantıları ona uygun olacak. Emri ilahiye muaf olacak. Halindeki doğruluk nedir? Gerek gönlünde gerek azalarıyla yapmış olduğu hareketlerde nedir? Sırp Mevla için yapıyor. Sonra birinci olarak riayet edeceğimiz nedir? Gözlerimizi haramdan koruyacağız.
Siz bunu kardeşlerimize kaydedip, tek tek anlatacaksınız. Bugün nasip olursa bir yerde görüşeceğim ama burada kaydettim. Birincisi gözlerimizi haramlardan koruyacağız bunu. Siz oturma arkadaşlarınıza tek tek tek diyeceksiniz. İkinci olarak neye dikkat edeceğiz? İkinci olarak İsrafa itme, üçüncüsü doğru olacağız. Dördüncüsü Sünnet. Sadece bir Hadis-i Şerif okuyacağım. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizden Sünnet iki şekildedir. Sünnet yol demek, takip edilecek yoldir. Hud ve vezminde takip edilecek yol demek. Üç şey de bu mümkün olur. Birincisi imandı. Bir kenara Allah'ın emrine tam bir canı gönülden teslim olacağız. İkincisi teslim olduğumuz inandığımız esası yaşayacak. Üçüncüsü nedir? Samimi olacağız. Efendimizin sünneti ve adil imamın göstermiş olduğu bir yol. Elveda.