Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Gönül zenginliği, Allah bir kuluna hayır dilediği zaman Onun zenginliğini kalbinde yaşatır. Ne kadar elinde bulunmasa bile gönlündeki zenginlik ile hiçbir şeyim yok demez. Zenginlerden de daha zengin olur. Çünkü Cenabı Hak hayır murat etmiş, gönlüne zenginlik ihsan buyurmuş. Bundan dolayı yokluktan dolayı şikayet etmez, el açmaz. Burada görevli olan kardeşimiz de söyledi Diyanet'in bizde Diyanet mensubu orada çalıştım. Toplayanlara vermeyin diye doğru. Böyle izinsiz. Toprağın izin verilmez. Hz. Ömer Radıyallahu Anh bir dilenci geldi. Dedi ki Ya Ömer yardımda bulunun. Torbanda ne var? İşte biraz un var. O unu alın, ganimet mallarının önlerine bırakın, sonra da toplayabilirsin buyurdu. Elinde eğer varsa bir günlük yiyeceğin toplaman caiz değildir dedi. Yine bir tanesi geldi, fakiydim, hiçbir şeyim yok.
Buyurdu ki dilenme, ona buna el açma. Bunun eline siz balta verin, on beş gün kadar da görünmesin, dağlar da uzun içsin. Dağlar da uzun itti, görülmedi. Karşılığını, bir yarısını evinin geçimi için, bir yarısını da fakirlere infak etti. Dinimiz bunu hoşgörmez. Ancak diss seherili vel mahrum istemekten utananlara verilir. Böyle olanları siz de şahit oluyorsunuz, görüyorsunuz. Hiçbir varlığı olmamasına rağmen Cenabı Hak gönlüne büyük bir zenginlik ihsan etmiş. Halefımız tarafından bahşolunuyor tabii, ihsan ediliyor onu. Eğer gönlüne Cenabı Hak zenginlik murat etmişse o el açmaz, çalışır, çabalar. Bir başkasının gönlüne Cenabı Hak onu düşürür hak ederim. Der ki Fakir görüyorum, yoksul görüyorum der, yardım ederim. Habib-i Acemi'den anlatılır Gatdesallahu Sırra. Bu zat faizle meşgul, sonra da bir hadise ile uyanır. Faizden hasıl etmiş olduğu meblağ ile bir yemek hazırlanır.
Kapağı açıldığında ikrah edilecek bir durum arz eder. Bunu gören Habib-i Acemi tevbe eder, Allah'ımıza yönelir. Hanımı sorar, der ki Ne yapıyorsun böyle? Evin hiç ihtiyacına bakmıyorsun. Suyuydu, elektriğiydi, kirasıydı, ekmeğiydi, aşıydı, pirinci, bulguru, yağı, ekşisi, nesi varsa hiç bakmıyorsun, çocukların ihtiyacı, bizim yiyeceğimiz, yiyeceklerimiz. Habibe Acemi Hazretleri, ben büyük bir kapıda çalışıyorum, ağımda çok zengin, ben haya ediyorum istemekten. Bir müddet sonra eve gelir, kendisi ibadet ve taatle meşgul, tövbeler günahlarından, Bakar ki evden yiyecek kokuları geliyor. Çuvallarda bulgurlar, pirinçler, fasulyeler, nohutlar, yağlar, etler, ev tamamen dolmuş. Nedir der bunlar? Hanım çok tebessümlü bir şekilde. Artık hangi ağanın kapısında çalışıyorsan senden çok memnun olmuşlar. Gayretini artırsın, çalışmasını çoğaltsın, biz de ikramımızı arttırırız diye selam da ettiler.
Tabii Halık'ı Zülcelal'e itimadı daha da itimadı çoğalıyor. Onu getirenler kim olsa diyebiliriz, işte getirmiş. Halık'ı Zülcelal tarafından ikram edilmiş, ihsan edilmiş. O getirenlerle çalışmasını artırsın, biz ondan memnunuz diyor. Böyle olacak olursa demek ki menyettabillah kim Allah'tan korkarsa Allah ona çıkış dolu yolunu siler ihsandir, ummadığı yerden buyruluyor zaten Ayet Cellenin devamında ve ummadığı yerden Cenabı Hak ihsandır. Büyüğümüz, üstadımız Kayseri'de bir fakir kendisinden yardım talebinde bulunur. Cüzdanında bulunan bir lira diyelim onu verir. O verişinden sonra Cenabı Hak onun on katını bir hayırlı kimse vasıtasıyla ikram eder, ihsanda bulunur. Biz Mevla-yı Zülcelal'e tam teslim olursak, gönül zenginliğine girersek, Cenabı Hak ummadığımız yerden de rızıklarımızı lütfediyor, ihsan ediyor. Bir ara Musa Peygamber'in hatırına geldi.
Tebliğ ve davette bulunuyor, acaba evin geçimi ne olacak diye düşünürken, Mevlamız ona mucize olarak asa verilmişti, asayla şu taşa vur. Vurdu bir taş çıktı, vurdu yine bir taş, vurdu yine bir taş, onun içerisinden bir kuş, diğer bir kuş da onun ağzına yiyecek getiriyor ve dualar meşhurdur Benim yerimi bilen, bana rızkımı veren, beni gören, bilen, duyan Rabbime hamdolsun, onu noksan sıfatlardan tenzih ederim diye yalvarıyorum. Demek ki gani bir gönle sahip olunduğu zaman Cenabı Hak lütf ediyor ve çalışmamızı da emrediyor. Takvayı, yani Allah korkusunu gönlüne yerleştirir ve tugayu pi galibi kalbine Cenabı Hak kendi korkusunu yerleştirir. Eğer Allah korusun iradesini şerre kullanmış ise o kimsenin de iki gözünün önüne getirip fakirliğini gösterir. Mutlu olmaz o, fakir olmaz. Çok varlıklı da olsa fakir. Bunu bize adet edinme olmuş. Bir başkalarına her şüphe çok görülüyor.
Varlıklı ayinelerde mesela evin ferdi veya hanımı bir başkasına yokluğunu çok izhar ediyor. Bu doğru değil. Niye doğru değil? Esselamla. Allah'ımız Habibine Duha suresinde nimetleri sıra diyor. İşte sen yetimdin, öksüzdün, cahiliye devrinde kaldın vesaire, bütün sıkıntıları gördün. Allah'ım sana lütfetti, ihsan etti, verdikçe verdi. Hatta o verecek, sen de razı olacaksın buyrulduktan sonra Ve enma mina mabeti rabikefahhidr. Rabbin nimetine gelince hamdi. Şimdi onu siktir. Bizim bir şeyimiz yok değil mi? Bu adet olacak artık. Daha çok bir kısım çevirilerde oluyorum. Şu denilse çok güzel olacak. Hakikaten hiçbir şeyimiz yoktur. Efendi çalıştı, çaba gösterdi. Yatmadı, uyumadı, istirahati de olmadı. Allah'ımız da bize bahşettikçe bahşetti, verdikçe verdi. Biz de hamdediyoruz sıhhatiyle, verdiği afiyetiyle, malıyla, mülküyle biz de bahşediyoruz. İnse bu güzel. O zaman Cenabı Hak artırır.
Sebebi ise Leşin şekartum lezîlerine koymuş. Eğer küfran-ı nimette bulunulursa azabım çok şiddetli buyurun. Kalbi zengin olanlar hayatta daima müsterih yaşarlar. Çok rahat eder. Şimdi hem maddi yönden rahat olur, yoksa onun hayatı biter. Kendisini öldürmeye kalkar, başka hallere girer, intihar düşünür. Çok büyük bir günahtır o. Eğer nefsani bir durum alacak olursa yine içi sıkırız. Rahat yok mu? Rahat edemez, mümkün değil. Çünkü kötü ahlak sebebiyle rahatsız, huzuru olmaz. Mümkün değil huzurlu olması. Kendilerini kötü ihtiraslara kaptırmazlar. Eğer gönül zenginliğine sahipse kötü arzulara, isteklere kaptırmaz. Gönlünde Allah korkusu yerleşenlerin kalbi yakin nuruyla dolar. Eğer Mevlamızın korkusu yerleşmişse o ancak yaşamakla hissedilebilir. Bunu biz nazari, böyle bir görünüş olarak ifade ediyoruz. Okuyoruz biz burada ama yaşanması eğer yaşadığımız zaman kalbinde yakin nuru hasıl olur.
Yakin kesin bir inanç. Daru'nun güzellikleri yaşayanlar tarafından anlaşılır. Onlar da ifade edemez, anlatamaz. Biz de hayran kaldınız zaten. Onların bu beyanlarından dolayı, nurlu harflerin beyanlarından dolayı. Gaflet ve günahlardan derhal tövbe ederler. Aç gözlü insanlar malca ne kadar zengin olurlarsa olsunlar, kendilerini fakir ve muhtaç sayarlar. Bu hal gözlerinin önünde, bir bela olarak dikilip kalır. Bu yüzden onlar daima ıstırap içinde yaşamağa mahkum olurlar. Kalp zenginliği nasıl büyük bir nimetse, açgözlülük de böyle kötü ve amansız bir şerdir. Gerçek zühtehirmenin yolu dünyaya muhabbet etmemenin yolu. Dinler. Bunu çokça okurlar bu hadis-i şerifi, bu ezberlerine girer. Hayırlı insanlar, tabii mümin olmak hayırlı olmak demek. İman eden kimse hayırlı demek. Müminler bu hadis-i şerifleri belli hadis-i şerif ezberlerinde olurlar.
Aynen bir hafızın Kuran-ı Kerim hıfzında olduğu gibi ayat-ı ilahiye, bunlar onların hıfzında olmuyor. Etdi meftenallahü alaik, tekün min abedinler. Bilir bunlar çok iyi bilirler. Etdi meftenallahü alaik, Allah'ın senin üzerine emanet etmiş olduğu vazifeleri yerine getir ki, tekün min abe dinler, insanların en ibadet karı olasın. Zaten yaratılış sebebimiz kulluk değil mi? Kullukta en güzel makamda ve mertebede olmuş olursun. Allah'ımızın farz kıldığını yerine getir. Zaten Arifani İlahi de bize o evlat ve ezkar ile ne yapıyorlar? Onu en verimli hale getiriyorlar. Bir toprak düşünün, toprağı en verimli hale getiriyor. Gübrelemek suretiyle, havalandırmak suretiyle, sulamak suretiyle vesair bir çiftçinin yapacağı işler çok iyi bir durumdur. Verimli hale gelir. Allah'ımızın sevgili kulları, ona has bulan sevgili insanlar da bu kulluk vazifelerini en yüksek dereceye getirir.
Mesela bir bakır parçası, bir demir parçası diyelim, bir bakır, bir gümüş, bir altın, bir yakut, bir züğürt. Hepsi de bir demir diyelim biz demir bir madendir. En güzel tabiri bu olabilir. Hepsi madem bunların. Demir de bir maden, çinko da bir maden, kurşun da bir maden, bakır da, gümüş de, altın da, yakut da, zümrüt de hepsi maden. Maden ama bir zümrüdü siz demirle ölçmeniz mümkün değildir. Tonlarca demir o zümrüne eşit olması mümkün değil. Bir parçasına eşit olamaz. Şimdi ibadet ve taati bizde rabıta ve murakebeler sayesinde bu dereceye çıkartmaya çalışıyoruz. Bak aynı vaziyeti yapıyoruz ama bunların taatleri bir zümrüt gibi kıymet ihtiva ediyor. Bir demir gibi olmuyor. Nasıl oluyor derseniz bire on, bire yüz, bire yedi yüz, Hesapsız Cenabı Hak veriyor. Çünkü değerini yükselmiş. Bir taharetinde dahi, bir abdestinde dahi şok yükseltmiş.
Elini yıkarken diyor ki, bakın asıl farkım da elini yıkarken elimle diyor kötülüğü itmem demek bunun. Böyle elini sordum, kötülüğü ben reddediyorum. Dinet anlamına gelir düşüncesiyle abdest atarım. Ondan sonra ağzını yıkarken, yapmış olduğum gıybetten, Yapmış olduğum kötü sözlerden, umur bunun aleyhinde konuşmalarda tövbe ediyorum yalandan iftira vesaire kötülüklerden diyerek abdest alır. Yüzünü yıkarken de harama bakmayın diye diğer azalar da buna fiazeleriz ve hab bir üstün şekilde alırlar. Onları da tam ifade etmek mevzuyu. Dağıtmak olur. Dağıtmadan kısaca söyleyin. Emmare nefsin arzu ve isteklerini yıkar. Ondan sonra bazen gönlüne nur doğar, bazen de zulmet doğar. Mülhime bunu da yıkar, mutmainne hali olur. Tam durulduğu zaman imanın. E böyle temizlenir onlar. Onlar şimdi demir gibi değil ki ibadet ve taatindeki, fehmede Allah yanındaki fazilet ve üstümüz zümrüt gibi olur.
Hatta değeri bile üçülemez. Asıl fark buradan geliyor. İşte ne olacağı, ne olacağı bilmemek ender gelir. Ne olacak? Deli büyülü atmayı, onu çok mazur göreceksiniz. Kişi bilmediğinin düşmanıdır diye bir kaziye önerme olarak ifade edilir. E bilmiyor yapsın. Siz hiç duymadınız mı? Konuşsanız neler konuşursunuz siz? İşte bizi böyle konuşturuyorsunuz. Bir teneke gibi çağırt duruyoruz. Allah'ımız bizi bağışlasın. Büyüğümüze, Gatyasallahu'l- sırra, belli bir vazifeler var. Sadra Tevhid'in yazılmaları kalemle değil. Bu noktalara gelince daha evvel bize haber verseydiniz demeleri bu zilki görünce oluyor. Bakın sufiler bir tabirde bulunuyorlar. Mellem yezid lem yari, patmayan bilmez. Mesela bunlar kazınca dünyanın bütün endişesi zerre kadar kalır gözünde. Hiç iltifat etmez ona. Çünkü dünya gam, kederle tasası beyindeki noktaları gelir. Beyni çalışmaz hale getirir olumsuzluklar.
Ondan dolayı onlar neşe anında, keder anında da Rabbımızdan bildiği için beyin perdeleri çok iyi çalışır ve çok zeki, çok akıllıdırlar onlar. Niye? Olumsuzluk beyin perdelerini kapatırdı onun için. Olumsuzluk beyin perdelerini kapatır. Onlar hayri ve şerrihi min Allahu Teala, hayır ve şerrin Allah'ımızdan olduğunu bilmesi hasebiyle beyin perdeleri açılıyor ve ciddi insanlardır. Peygamberler için ne kullanılıyor? Fıtra, ne fetane, akıllılıktır. Bakın peygamberlerimizin çekmiş olduğu ezaya efendimizden söyleyelim, sallallahü aleyhi ve sellem. Bir hadisi şerifte Aleyhissalatü Vesselam efendimiz, eğer eza çekerseniz beni düşünün buyuruyor. Çekmiş olduğu ezada, bak Mekke'nin fethi. Ne dedi? Kardeşim Yusuf'un dediğini söylüyorum, bugün sizin yüzünüze hatalarınızı vurmayacağım. Allah sizi bağışlasın, merhamet edenlerin en merhametlisi Rabbimizdır.
Yine bak, peygamber ahlakına beyin damarları neden çok çalışıyor, peygamberlere hatin denmesi, fetanet denmesinin sebebi nedir, onu gösterecek size. Bak, büyük bir zulüm çekiyor Yakup aleyhisselam, öyle kolay değil. Normal bir evlat da değil Yusuf aleyhisselam. Nübüvvet kokusu. Etinden, kanından, kemiğinden süzülerek gelmiyor sadece. Onun nurundan geliyor. Ayriyeten bu var. Etten, kandan, kemikten gelmek değil ki iş. Kenan da geldi. Bu değil. Asıl onun nurundan gelebilmek. Bizim bütün arzu ve isteğimiz, arzu ve isteğimiz, bunları beyin perdelerimizi çalıştırarak anlayabilmek. Yahu evlat olabilmek için, bilhassa Hüseyin, Hazreti Selman'ı düşünelim, Suheyb-i Rumi'yi düşünelim, Bilal-i Habeşi, ne 7 bildiğimiz bir husus, hiç efendimizle ne 7 münasebet var mı? Yok. Ama ehli beytim deyip bağrına basıyor. Bizim de iki cihan güneşine sevdiklerine ehli beyt olmamız iş bu.
Nasıl olacak bu, bunlar nasıl oldu? Arz ettiğim hadis oldu. Size okuduğum ayet ve hadis-i şeriflerdeki sırra ermek oldu. Neyle oldu? Allah'ımız hayır murat edince kalbine zenginlik lütetti. Ne demek o zenginlik? Yakin sırrı demektir. Nuh'dur o. Bunu kim söylüyor? Bunu büyüklerimiz söylüyor. Yoksa biz bir diyemem ben, kendimi bir hoca sınıfına koyamam fakat içinizde var. Onları da temsil ederim. Mesela bir hoca kardeş gönül zenginliğidir ama büyüklerimiz öyle demez, Allah'ın verdiği bir Nuhdur derim. İmanın kesin bir inancın oluşmasıdır ve Rabbi Zülcelal'imiz onun kalbine kendi korkusunu yerleştirdi. Bunlar o işte bunlara oluş bulaşmak, bunlara eşek etmek. Etinden, kanından, kemiğinden gelmek bir şeyi ifade etmiyor. Asıl onun ilminden gelmek gerekiyor, irfanından gelmek gerekiyor. Marifetinden ve hakikatinden doğmamız gerekiyor. Buna yaklaşacağız biz. Nasıl olacak?
Onların yaşadığı gibi yaşamaya çalışacağız. Öyle olacak. Yoksa şekil olarak olmaz o. Arz edecek peygamberler hayır ve şerrin Allah'ımızdan olduğunu bilince, bak biz okuyoruz amentü'yle, öyle değil o. Onu biz nazari olarak söyler, geçeriz onu. Onlar yaşarlar. Peygamberlere varis olan ulemai kiram bunu yaşar. Her alim değil. Size sabah anlattım. Araf suresinden anlattım köpeğe benzetiyor Cenabı Hak. Hak. Öyle bilmediği bir meseleyi karıştırmaya başlarsa, ondan sonra onun ahlaki yönünü ifadeye, bilmem plana kalkarsa, Allah'ımız Araf suresinde kıbleye benzetiyor. Bilmediği ondan, bundan duymuş olduğu sözle hareket etmeye kalkar da hayırlı kimselere kara çalmaya çalışırsa Cuma suresinde merkebe vezire verir vardır. O ceh, gerçek alim. Bir gün mektebi yok diyen üstadımız o. Onun üstadı Sami Ramazanoğlu medreseler mi bitirdi?
Ama üstazı-ı Adisi Es'Adi El-Bili Hazretleri her kitaptan birer sahife ya okutmuş ya okutmamış, bir de icazet duası yapmış, tamamdır. Şimdi efendim bunlardan mahrum olmamak için çok arz ediyorum. İfade edemiyorum, milyarda birinde asrıyem, Yakup Aleyhisselam diyor ki Ben sadece gam ve kelerimi Allah'a arz ediyorum ve ben sizin bilmeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından vahiyle biliyorum dedi. Bunun az bir izahına geçecek olursak, aslında Yusuf Peygamber öyle uzaklarda değil, çok yakında. Fakat kardeşleri hakaret etmesin diye Hazreti Yusuf'u gizliyordu. Biliyorum, bilmediğinizi Allah'tan biliyorum dinmesinin sebebi bu. Daha nineleri biliyorum. Bir Sure-i Yusuf'u okumak, manevi derinliğe ayırmak, manevi mertebelerin derecelerini, makamları görmek demektir Sure-i Yusuf. Yani bir hikaye değil o. Dün açtık, elimizde bir eser olmayınca Sure-i Yusuf açıldı.
Açılınca, Bakın, İbrahim Peygamberimizde de aynı özelliği görürsünüz. Şimdi bizden istenen bu. En'am Suresi'nde İbrahim Peygamberimiz diyor ki ben yüzümü tamamen Rabbime çevirdim. Bak, nefsin hiçbir arzusuna çevirmiyor onlar, kalmamış zaten o yok. Büyüklerimiz nefsin hallerinden anlatmazlar zaten, nefsaniyetten konuşmazlar. Hep geliştikleri için ruhaniyetten konuşurlar. Bir sabah vakti buradaki görüşmemiz sükuti idi. Hiç konuşmadı yani, mühim olan bu. O ne demek niye sükut ettiniz, bir ayet okusaydınız, bir hadis-i şerifden güzel kelamı kibarları sükut ne ya? Bunlar balı tarif etmemiz gibi. İşte arı şöyle peteği hazırlar. O altı, o altı gen daha çıkartılamamıştır. O ölçüme niye girmez o? Arıya vahyettik derken bir peygambere vahiy gibi de değil onun. Biraz iyi anlayabileceğiz inşallah. Şimdi o gözenekleri, o balın peteğe dökülüşü, bu nasıldır o?
Bunu ancak arzettiğim, onların sadece et ve kan kemiğinden değil, manevi yönünden gelen insanlar bilir onlar. Arının, beynin Resulullah'a salavat demesiyle binlerce arı balı döküyor oraya. Bunu görse adam, bunu bilecek olsak, biz anlasak, Allah'ımıza imanımız sadece okuyup geçmekle, Kuma suresinde dendiği gibi kitapların adedi belirsiz, yüklenmişiz ama hayırlı insanlara da muhalif olur. Ne olacak bu? Hiçbir mana ifade etmiyor. Ama aynel yakine ermiş, hakka yakine ermiş ise, hakka yakına ermişse o arının salatü selam ile ballarını, peteğe döküşünü görürse onun imanı yakin haline gelmiştir. Şimdi bizim bizim durumumuz şu. Biz balı anlatıyoruz, batıyoruz şöyle döker, bin bir çiçekten alır, saatlerce uzağa gider, yine yolunu şaşırmaz gelir döker diyoruz biz.
Ama Şuputi olarak gönül alemimizde bir açıklık olursa, onlar hiç konuşmadan Rabbi Zülcelal'imizin biiznillahi teala nuru ilahisinin gönlümüze inmesini temin ediyorlar. İşte bu az. Bundan dolayı Arifani İlahi sükutumuzdan istifade etmeyen konuşmamızdan edemezmiş. Sadi Erbili Hazretleri için anlatılır, yaşlılık dönemlerinde kollarına girerek yürüttükleriniz manevi zenginliğe giren, burada biz gönül zenginliğini anlatıyoruz, daha diğerine pek geçemedik, Derlermiş ki o inil diye yaşlılık diye dinlediğiniz, o inlemeye gönüllerinizi verin. Verdikleri zaman Allah'ımızın nuruyla dolarlarmış. Buna bize Rahmetullahi aleyh oldu, patlak, alarmca geldi. Üstadımız birine sordu. Buyurdular ki patlak ne demek? O da elini vurdu, bir ses çıkardı. Buyurdular ki inşallah sonunda içine bu meselelerin nüfuz edilir. Tak tak demek, hak hak demek. Daha dışında dolaşıyoruz demek iste.
Ondan dolayı bu gibi insanlar siz bakarsınız, bir yere gittiniz, eğer konuşacağınız, görüşeceğiniz bir arkadaşınız yoksa garipsiniz orada. Ne diyor, gurme. Ya biz ne asker arkadaşım var şurada, ne akrabadan bir kimsem var, ne bir hemşehrim var, hiç kimse yok. Uzak bir memlekete düştük diye garip. Onlar da işte bizim içimizde garip. Ne akrabadan bir kimsesi var. E, ne akrabası hep öldü mü? Yok, var. Amma Allah'ımıza karib olan yok. Rabbi Zülcelal'imizin nuruna erişen yok. Asker arkadaşı yok mu? Var. Amma onun zikrullah arkadaşı yok, tefekkür arkadaşı yok, muharebe arkadaşı yok. Hemşehrlisi. Niye olmasın? Koskoca bir ilçe var dolu var ama onun onun, sadrındaki mahrem, sırlara erişecek olan hemşehrisi yok. Ondan dolayı gariptirler onlar. Efendimiz bu dünyada garip gibi veya bir yolcu gibi yaşayın dinmesinin hikmetlerinden birisi budur. Bir yolcu gibi. O devamlı yolda öyle durup eğlenmez ki.
Siz aman ha ikindiden sonra ortalık uzlanmaya başlar diye çok acele ediyorsunuz. Onlar da hayatın sonuna doğru özüm görmekte, kulağım duymakta, ayağım yürümekte buzlanmalar meydana gelir diye, menzili maksuduna erişmek için çok acil hareket ediyorlar. Bir gün Mevgai Zülcelal'e kavuşacağım diye yolcu budur. Garip de, ne kadar tanıdığı da olsa halini arz edecek kimsesi yok. Yoksa olur. Bu hadisi şerifleri tamamlamaya çalışalım. Allah'ın senin üzerindeki farz kıldığı taatleri yerine getir ki insanların en çok veren iyi ibadet edenlerinden olasın. Ne demek ibadet? İbadet demek, sadece kulluğu yerine getirmekten bedenen ibaret değildir. Tanımaktır, bunu tanımaktır. İşte burada. Bizim, siz değil misiniz tabii? Eğer bilmediği için derse, ne var? Eğer böyle elini kaldırırsa işte bu yönünü tanımadığın demek. Ona tanıtıyor ya. Ondan dolayı mesulüz biz.
Rabbi Zülcelal'imizi tanımak için halk olunduğumuzu. Onu tanıyacak olan gönüldür gönül. Onun perdeleri açılacak. Eğer Allah'ımızın yasaklamış olduğu çirkin hallerden kaçarsanız, insanların da en çok Rabb-i Zülcelal'imizden korkanı olursunuz. Allah'ımızın ezelde senin için ne takdim etmişse, o takdirine razı ol, o zaman insanların en zengini oluyorsun. Velhamdülillahi rabbil alemin, aleyhüssalatü vesselamlerimizin ruh tayyibelerine, ashabına, peygamberanıza ve piranıza bütün geçmişlerimizi mümin ve mümünatın ervahına el Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.