Gönül Toprağı ve Meyvesi: Ruhun Mertebeleri ve Hikmet
Gönül Toprağı ve Meyvesi: Ruhun Mertebeleri ve Hikmet kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Toprağına göre, toprağına göre onun midesi olur. Toprağına göre değişir. Bir ara Abdülhamid Rahmetullah Ali hazretlerine Maraş tarafından üzüm getirmiştir. Çok ince kabuğu var. Hoşuna gitmiş. Buyurmuş ki bu havasından mı toprağından. Efendim havasında. Eğer toprağından deseler toprağa getirecek. Demek ki…
Gönül Toprağı ve Meyvesi: Ruhun Mertebeleri ve Hikmet ne anlatıyor?
Gönül Toprağı ve Meyvesi: Ruhun Mertebeleri ve Hikmet kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Toprağına göre, toprağına göre onun midesi olur. Toprağına göre değişir. Bir ara Abdülhamid Rahmetullah Ali hazretlerine Maraş tarafından üzüm getirmiştir. Çok ince kabuğu var. Hoşuna gitmiş. Buyurmuş ki bu havasından mı toprağından. Efendim havasında. Eğer toprağından deseler toprağa getirecek. Demek ki…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 17 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bismillahirrahmanirrahim. Toprağına göre, toprağına göre onun midesi olur. Toprağına göre değişir. Bir ara Abdülhamid Rahmetullah Ali hazretlerine Maraş tarafından üzüm getirmiştir. Çok ince kabuğu var. Hoşuna gitmiş. Buyurmuş ki bu havasından mı toprağından. Efendim havasında. Eğer toprağından deseler toprağa getirecek. Demek ki bulunduğu havanın şartlarına göre de meyveler tat ve lezzetini alıyor. Bakıyorsunuz yerine göre toprağına göre de değişiyor. Mesela Malatya'nın diyorsunuz, kayısı'sı. Bunu alalım, bizim bahçemize de dikelim, dikiyorsun ama o tad olmuyor, toprağa o tadı veriyor. Bunun için Cenabı Hak Kuran-ı Azimüşşan'da toprağı güzel olan memleketin meyvesi de güzel olur. Havası da değiştirebiliyor. Bunun yanında arz ettiğimiz gibi, dağına göre, bulunduğu yere göre suyun da farklılıkları var kendi arasında. Bu da neden?
İşte arz ettiğimiz gibi o ortam, o dağı ona göre suyunun tadı ve lezzeti, minerallerin farkı var. Bakıyorsunuz evliyaullah nefsinin mertebelerini geçmiş. Ruhunun mertebelerini geçmiş. Sırrın mertebelerini geçmiş, hak iate ulaşmış. Böyle kimselerin mübarek ağızlarından çıkan sözler de çok farklı oluyor. Mesela bizim gibi insanların sözleriyle onların sözleri arasında çok büyük fark var. Neden? Gönül alemi çok müstesna. Gönüllü nur dağlarıyla, nur dağlarıyla ilahi alem ile münasebet kurmak suretiyle dilinden çıkan hep hikmet oluyor. Mesela bir havuz düşünelim, havuz. Havuzdaki su ne ise akan suda ol diyor. Eğer gönül havuzu nefsin mertebelerinden mutmainne olmuş huzura eğmiş. Ahlaken kemale eğmiş. Edebi, ahlakı, ibadeti, ibadetinde ihlası, ihsanı, takvayı Cenabı Hakk'ı görür gibi taat yapma zevkine nail olmuş. O zaman onun mübarek ağzından çıkan sözler de müstesna olur.
Mesela belki Kuran-ı Kerim'i o kadar çok okumuyor. Hadis-i Şerifleri okurlar da oradan olmasa bile hep Kuran'a, Kuran-ı Azimüşşan'a ve ehadîsi Muhammediyeye uygun sözler çıkıyor. Toprağı dedik memleket olan, toprağı güzel olan memleketin meyvesi de güzel olur. Gönül toprağını bir kere ihya etmiş. Ne yapıyoruz biz? Şimdi bir arazi düşünelim. O arazide uygun olmayan taşıydı. Taşıydı. Ondan sonra uygunsuz maddeleriydi. Onları anı batıyor. Sonra toprağa dişiyor. Toprak hazır bir vaziyete gelince onun ürünü de çok baş oluyor. Oluyor. Şimdi gönül toprağını, evvela kötülüklerden arındırıyorlar. Küfür, şirk, nifak, büyük günah, küçük günah ve masivadan da aratıyor. Allah'ımızın dışındaki duygulardan da gönlünü kurtar. Bunu müteakiben ehil bir bahçıvan, bir meşayayı yizandan mübarek bir kimse, ona tohumlar veriyor. İstiğfar tohumu veriyor. Tevhid tohumu veriyor. Sanat-ı selam tohumu veriyor.
Bunun yanında bakımı da icap veriyor. Nasıl mücahede ile yabani olan otlardan orayı ayıklıyor, temizliyor. Sonra suyun da zamanında alıyor rabıta-i Şerife ile kalbini bizzat mücaz olan Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin müsaade buyurduğu kimsenin kalbinin altına kalbini koyarak Ya Rabbi füyuzatı ilahiyyeni lütret diyor, onunla da sulanıyor. Elbette ki o zaman o kimsenin letaifi de, hal fidanı, hal letaifi öyle bir ürün veriyor ki kendi arasında zaten bin tane mertebesi var. Ruh da öyle, diğer letaifler de öyle. Nasıl ürün veriyor? Hadis-i şerifte aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyuruyor Cenabı hak kulumun taatlerini tartın. Tartıyorlar. Daha onun taatlerinden var mı? Ya Rabbi biz bildiğimiz, gördüğümüz ne varsa onu olduğu gibi kaydettik ve mizana koyduk. O zaman Rabbimiz buyuruyor ki benim indimde de onun bir ecir ve mükafatı var.
İşte bu gönül toprağı, istiğfarını okurken gözyaşlarıyla okunur. Kalbinde büyük bir nedamet var. Diğer evrad ve ezkarında da çok dikkatli. Mesela salatü selamında, aleyh salatü vesselam efendimize salatü selamı okurken onun ruhaniyeti ile de bir araya gelecek, buluşacak tarzda. Rabbimiz buyuruyor ki melekler ancak dudağın hareket ettiği taatleri yazabiliyor ama kalbin taatini bizzat Cenabı Hak veriyor. Şimdi bizim asıl derdimiz bu. Biz nasıl olacak da taatlerimizi gönül olarak ihya edeceğiz? Mesela iman nedir? Kelime-i Tevhid. La ilahe illallah Muhammedurresulullah. Bu nedir? Et-tevhid nedir? İman nedir? İkrarun dil ise dilin ikrarun. Bunu niye dille söylüyoruz? Dille söylemenin sebebi işte nikah yapılacaksa Müslüman olduğunu bilerek onun nikah merasini icra edilecek. Dili ile tevhidi okuyunca Müslüman olduğu anlaşılacak ki Müslüman mezarlarına konsun.
Mirası da da İslam'a göre taksim edilsin ama gönül tasdiktir. İşte bu kalbin halidir. Biz Tarikat-ı Aliye'ye giriyorsak imanımızın tasdik olması için giriyor. Sadece dil ile ikrar değil. Daha sonra ibadetler de yapıyoruz. İbadetlerimizin Rabb'ımızı görürcesine yapabilme duygusuna girişmek için. Ölçülemez. Cenabı Hak bazen melaike-i kirama öyle bir taat oluyor ki, öyle bir Rabbimize yakınlığı ile yapmış olduğu taat onun ecir ve mükafatını kaydedemiyorlar zaten. Kaydetmeleri mümkün değil. Cenabı Hak onu kaydediyor. Ahlaken de öyle. Çünkü ahlak tarif edilirken mesela mütevazi, tevazu sıfatı çok alçak gönüllü. Bedenen bunu gösteriyor. Müminlere olan saygısıyla, sevgisiyle, iltifatıyla alçak gönüllülüğünü cisim olarak gösteriyor. Ama asıl bunun mekanı nedir? Kalptir. Kalpte eğer tevazu duygusu yerleşmişse o bunu kolaylıkla yapar. Mesela cömertlik. Yapıyor ama çok canı gidiyor sanki.
Allah yolunda hizmette canı gidecek gibi oluyor. Fakat kalbine sehha duygusu, cömertlik duygusu yerleşmişse hiçbir şeyi aldırış etmiyor. Bunun için aleyhissalatu vesselam efendimizin şairlerin de ifadesi var. Kelime-i Tevhidin la'sından başka hiçbir şeye la, hayır dememiştir. Bunu gayrimüslimler ifade ediyorlar. Diyorlar ki bu nasıl bir peygamber? Hiç malının malının verilmesinden çekinmiyor. Koskoca bir sürüyü feda ediyor. Bir koyun sürüsünü feda ediyor. Çünkü kalbinde o güzel duygu hasıl. Nurdan yaratılmış. Ben Allah'ın nurundan halk olundum, buyuruyor. Kamil müminler de benim nurumdan. Burada okuyacağımız Caferi Sadık, Haddiseallahu Sırrı Hazretleri bu nurun artık mazharı diyebileceğimiz Rabbimizin sevgili kullarından biri. Gönlünden taşan ve dilinden dökülen kelamlarına bakıyoruz. Ve kalp. Alaametü'l arif. Şimdi alim olur. Çok okuruz, biliriz. Madumatımız olabilir.
Ama arif olmak Rabbimizi tanımak demek. Hadis-i Şerifleri de göreceksiniz. Eğer Rabbımızı tanıyarak taat yapılacak olursa onun bizim yaptığımız gibi taatlerle ölçülemeyecek ecir ve mükafatı kıymet ve değeri vardır. Rabbimizi tanıyarak yapılan. Biz bunu nasıl yapacağız, nasıl tanıyacağız, bak neler ifade ediliyorum. Nasıl erişeceğiz buna? Bir, azalarımızı muhafaza edeceğiz. Şöyle düşünelim, biz bir kap düşünelim, ona ne koyuyoruz? Bir su koyuyoruz diyelim. Bir su kabı. Eğer su kabında böyle bozulmalar, delinmeler var ise ne yapar? O koymuş olduğumuz su damlaya damlaya o delikten içinde hiçbir şey kalmaz. Şimdi gönül kabımızı, azalarımızı muhafaza ederek, eğer beynimiz fasit görüşlerde bulunursa, gözümüz Rabbımızın yasaklamış olduğu yerlere nazar edecek olursa, kulağımızla elimiz ayağımızla kap telindi demek. O zaman ne kadar taat yaparsak yapalım, taatimizin ecir ve mükafatı kalmıyor.
Çünkü kap delik onun başta düzeltilmesi gerekir. Barajları görüyoruz. Barajlarda ne kadar uğraşılıyor. Aman ha suyu sızdırmayalım diye. O sızması bir ayrı. O daha bir güçlenmesi için, onun muhafazası için, o bir ayrı. O teknik bir durum. Bunun yanında velhasıl suyun içinde muhafazası için çünkü birçok yerler çorap, araziler bile yıkanmak suretiyle verimli bir hale gelecek o su vasıtasıyla. Şimdi çok uğraşıyorlar. Ona göre malzemelerini, ona göre ne Hicabi görse, ne Hicabi görse bunları yerine getiriyorlar. Bunun gibi gönlümüzün yapılan taatlerin hiç hayırsız bir hale gelmemesi için asalarımızın muhafaza indirilmesi gerekiyor. Bununla çok uğraşıyorlar. İkinci olarak Rabbimizin azamet-i ilahiyyesini düşünerek ben öyle bir huzura varacağım ki orada ne yaparım? Acaba ne olur benim halim diye Rabbi Zülcelal'imizin azamet-i ilahiyyesi.
Onun kemal sıfatları ile muttasıf noksan sıfatlardan da noksan sıfatlardan da münezzeh olduğunu gönül idrak edecek. Gönül bilecek. O zaman muhafaza olabiliriz. Demek ki Cenabı Hakk'ın Azameti İlahisi büyük bir huzura varacağımızı esamle. O büyük bir huzura varacağımızı düşünebilmek. Hazreti Hasan radiyallahu anh efendimiz irtihal ediyor. Artık ölüm halleri belirmiş fakat bu anda ağlıyor. Diyorlar ki ya Hasan niçin ağlıyorsun? Sen Resulullah'ın torunusun Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Buyuruyor ki bilmediğin bir huzura varacağım. Acaba orada ne diyecek? Azalarımız korunacak, kimin huzurunda olduğumuzu bileceğiz ve yapılan hataların da cezasını düşünmek suretiyle kalp kazırlı, kalp kabımızı yaralamamaya ve delmemeye çalışacağız. Diyelim ki bir arabamız var bizim, bir şey düşünelim, bir kamyon da düşünebiliriz, bir otobüs de düşünebiliriz. Çünkü onun benzinin konmuş olduğu deposu nedir?
Çok geniştir. Biz yakıt almışız ama yakıt deposunda bir delinme varsa o yakıt heba olacak, yok olacaktır. Ondan inşallah gönül depomuzu, okuduğumuz istiğfarla, tevhidle, salatü selamla, bilhassa derslerimizin bil kemiği durumunda olan tefekkür-ü mevtle, rabıta ile, zikrullah ile Güçlenip kuvvetlendirmeye çalışacağız. O zaman ne yapar? Muhafaza eder. O zaman içine konan ne ise onu korur. Aynen bir ambar gibi. Ambar delik deşik olsa konan mahsul yok olacaktır. İçinde haşerat bulunursa o da mahsulü hayırsız bir hale getirecektir. Bunun için kalbimizi, kötülüklerden arındıracağız Rabbimizin izniyle. O zaman ne olacak? Bu gönül ambarına koymuş olduğumuz evrad ve ezkarımız, vesail taatlerimiz korunacak ve muhafaza olacaktır. Buna işareten Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyorlar. Ahlakı güzel olan kimseler, ahlak güzel olduğu zaman gönül kabı korunmuş ve muhafaza edilmiş olur.
Gönül kabı korunmuş olur. Gündüzünü sa'yp, gecesini kaim, gündüz oruç tutuyor, gece de namaz kılıyor. Onun ecir ve mükafatına inişir diye buyruluyor. Güzel hak, ahlak hakkında birçok ve hadisi Muhammediye var. Çünkü biz Rabbamızın huzuruna güzel ahlakımızla varacağız. Mesela esas, öyle bir hal ki şekillerinden, şemaillerinden, biçimlerinden, görünüşlerinden mücrimler tanımlıyorlar. Alınlarından ve ayaklarından Allah'ımız muhafaza buyursun, nar-ı cahime sürükleniyorlar. Bu Ayet-i Celilede on iki bir rivayette de on dört sıfatta insan anlatılır. Huylarımıza göre. Mesela onu bunu inciten insanların yılan akrep sim aslında. Allah korusun bir yerden aldığı sözü diğer yere nakledip araları bozan kimselerin böyle bir tilki gibi vesair suretlerde olacağı haber verilir. O zaman biz cennetimizi burada hazırlayacağız. Burası misal alemidir. Yani insan oraya vardığında şekillenmiyor bu.
Buradaki hayatımıza göre. Şimdi liselerin ne soru oldu? Bir sınavı oldu. Bu liselerin sınavında sözel diyelim. Ondan sonra fen diyelim veya matematik. Ağırlıklı olan bu. İmtihana girdiler. Eğer söz elde başarılıysa ona göre okulunu tanzim ediyorlar. Yok eğer fende galip gelmişse o zaman ona mahsus okullarda en güzel dereceyi elde etmiş oluyor ve buna göre de yerleştiriliyor. Demek ki çalışmamıza göre fende çok iyi çalışmış, en güzel yere gelmiş ve diğerlerinde de öyle. Biz burada Allah'ımıza kulluğumuzu eğer riyadan, kibirden, ucubten, benlikten korumak suretiyle halis bir taatte bulunursak, esselamle, yapmış olduğumuz amellere göre orada Cenab-ı Hak, melekleri vasıtasıyla cennetin kapısında bulunan Rıdvan ashabına, Selamun aleyküm, dıttum fetkuha halidin. Yapmış olduğunuz güzel amellere mukabil girin cennetlere ebedi olarak bulun. Demek ki işi burada halledeceğiz.
İnsan öldüğü zaman ameli tamamen bitmiş oldu. Her şey burada. Bir kimse idi bunun kardeşi Medine'de ihya etti. Cennetü'l-babiye defnolumdu. Hem hac yapma hem de ömre niyeti ile gider. Kardeşinin kabrini de de ziyaret eder. Kabrini ziyaretten önce bir rüya görür. Kardeşi der ki aman ha buraya öyle kolay girilmiyor. Ne yaparsanız yapın, şu dünya hayatında Rabbimizin emrine Kuran-ı Kerim'de buyurulduğu üzere sımsıkı sardım. Gücünüz yettikçe sağlık. Sadece Allah korkusunu taşıyorum diyerek değil. Allah'tan korkarak yapıyorum diye siz cihet ve gayretinizi bırakmayın, artırın gayretinizi ve çabanızı. Gücünüz yettikçe Allah'u zülcelalden korkun. Daha ötesi ise Hakk'a tükati tam manasıyla korkuyu elde edin. Bir kere gönül aleminizde ruhunuzda bu belirsin. Buraya büyüğüne kolay girin. Tabii bilemediğimiz için biz o alemi bu şekilde devam edip.
İnşallah dedikleri istikamette yürümeye gayret ederiz. Aklımızı başımıza alırız. Aklımız vahye, müstenit bir akıl olur. Arifin alameti İşte yemek şu hazırlandı mı? Bu hazırlandı mı? Niye bu kadar az oldu? Şöyle daha tatlı olsaydı? Başkasının evinde şöyle tatlı oluyor yiyecekler, içecekler. Burada niye böyle diyerek rencide de gitmeden. Ne varsa onunla yetinmek. Elhamdülillah ademe. Mevlana'mızın hanelerine girdiğinde işte bir çorba ne var mı dediğinde yok. İşte bunun yanında bir katık, o da yok, bir ekmek dahi bulunmayınca sevinerek der ki söyleseniz ya evimiz Resulullah'ın evine döndü. Çünkü Aişe-i Sıddıka validemiz radiyallahu anh aylar geçerti de ocağımız tutmaz. Öyle ki şu yataklar, bu yataklar demiyor. Basit de olsa onunla yetiniyor.
Hazreti Selman radiyallahu anh efendimiz anlatılırken bir abasının olduğu, hem kendi vücudu alilerini setrettiği, hem de hem de yorganı ve döşeği olduğu haber veriyor. Yine hayatında nerede bir ağaç gölgesi varsa orada istirahat duyuldu. İlla böyle mi olsun? Velhasıl öyle olmasa bile, öyle olmasa bile bunun için bize şöyle olsun, böyle olsun diyerek bunun kavgasını yapmamak, Allah'ımıza hamdetmek, şükretmek, kendimizden aşağı olana bakmak, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin hadisi şeriflerinde insana şükrü artırır. Yok daha yüksek şu şuyla bu böyle dersek bu kanaatsizliği meydana getirir. Hiç bulamayanlar var dersek şükrederiz. Velhasıl bu dertlere düşmemek buyuruyor. Asıl ahiret derdine düştü. Esanı Siz dünya hayatını seviyorsunuz, ahireti terk ediyorsunuz. Meşguliyeti de Rabbi Zülcelal'imizin emirleri. Mesela bizim evimizin önünde diyelim çok güzel bir son model araba, var. Son model.
Tabi gün geçtikçe değişiyor. İşte şartlara göre o tarihte en üstün araba ne ise o mevcut. Fakat biz bunu kullanmıyoruz. Kalkıyoruz ta eskimiş. Son böyle ilk çıkanlardan ismini söylemek istemiyorum hakir görme anlaşılmasın diye böyle engin görme, çok basit arabalara biniyoruz. Ne derler? Derler ki yahu senin kapinin önünde en güzel vasıta var. Neden bu basit arabalara biniyorsun? Hani Allah'ımız bize öyle değerler vermiş ki bunu Rabbimiz Kuran Azimüşşan'da BAGARA suresinde geçer. Şimdi Musa Aleyhisselam'ın kavmi ne diyor? Diyorlar ki Allah'ımız bıldırcın eti ve kudret helvası ile onlara ikramda bulunuyor. Diyorlar ki, ya Musa biz bundan usandık diyorlar. Usandık. Ne istiyorsunuz? Biz diyorlar yerin bitirdiği soğan, sarımsak, merdiven, nohum bunu istiyoruz. Rabbi Zülcelal'imiz buyuruyor ki değerli olana değersizi tercih ettiler.
Allah'ımız bize değer vermişken, hilafet nurunu ihsan etmişken, esrarını vermişken, sonra Esma-i İlahiyeyi öğrettik diye buyuruyor hepsini emanetleri yüklemişken. Beni nehir aldı ne sema aldı kamil müminin kalbi aldı buyurmuşken biz kalkar da bu gönlümüze onun dışındaki arzuları doldurursak bundan da daha berbat olur bizim harfimiz. Böyle yaya kalmayalım. En güzel vasıtalara binelim. İbadetimizi ihlasla yapmak suretiyle ihlas vasıtalarına, sonra Rabbımızı tanımak suretiyle marifet-i ilahi vasıtalarıyla ona ulaşmaya gayrettir. Yine buyuruyor. Çok güzel sözleri var. Bunlardan okumak istiyorum. Talabdud dünya selate. Dünyayı buyuruyor, üç talakla boşadık. Tabii kadının boşanmasında üç talak denir. Buna işareten ifade buyuruyor. Ben buyuruyor dünyanın muhabbetini üç talakla boşadım. Bu eserimizde Hace Ubeydullahi Ahrar Hazretleri de var. En zengin kimsedir devrinde.
Neyse, bin işçi çalıştırıyor fakat öyle yatağa yorganı yok. Set caddesinin üzerinde ibadetle meşgul, uykusu geldiğinde dizlerinin üzerine doğru başı iniyor veya sağa ve sola böyle yaslanmak suretiyle istirahatini temin ediyor. Yemesinde de içmesinde de Allah yolunda sarf ediyor ama kendisi ancak bölecek kadar. Dünyanın muhabbetini gönüllerine koymamışlar. Soruluyor. Kişi ne zaman mütevazi olur efendim diyorlar. Ben intisabeleri otuz sene oldu. Ben kırk senedir şöyle taat yaparım, şöyle ibadette bulunurum, şöyle hayırlarda bulunurum diye kendisini beğenmemek. Kendisi için bir makam ve bir hal görmemektir. İşte ben şöyle haller yaşıyorum dememek. Devamlı mütevazi bir hali arz etmek. Böyle halkı da en şerli bir kimse olarak görmemek. Allah'ım korusun belki nefsime esir olmak suretiyle ben de bu hale düşebilirim diyerek onların da hidayetini istemektir. En güzeli.
En güzelini zaten efendimiz buyurmuş Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Kendisine çok hakarette bulunanlara, hayatına kast edilenlere hidayet dileyen efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem. O değerli olan değer size tercih etme hususunda. Diyorlar ki ve bir zamanlar ya Musa, biz bir tek yeme asla katlanamayacağız. Artık bizim için Rabbine dua et. Bize yerin bitirdiği şeylerden sebzesinden, kapağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın dediniz ya. Ya o daha üstün olanı daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Yani siz Rabbimizin muhabbeti varken, resulünün muhabbeti varken Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir evliyaullah'a muhabbet varken, geceleri ihya etmek varken, gündüzleri dillerimize sahip olup işlerimizi helalinden kazanmak için gayret ve çaba varken haksız ticareti mi tercih ettiniz? Gece gafletle uykuları mı tercih ettiniz?
İbadetin yerine boyun ve eğlenceyi mi tercih ettiniz? Manalar verir Ehlullah. Zaten bizim sıkıntımız da budur. Hicaplan var. Biz bunu evlerimizde bile görürüz. Güneş doğmuş fakat içeriye bir türlü güneş aksetmiyor. Sebebi perde. Perdeyi açmamışız. Eğer perdeyi açsa güneş içeriye vuracak velev aydınlanacak. Eğer nefsimizin on beş hevası arzu ve isteği anlatılır, nefsimizin arzu ve isteklerine dur desek onu bir tarafa çeksek ilahi alemden gelen füyuzatın ışığında, validetın ışığında, tecelliyatın ışığında kalbimize vuracak ama gönül penceremizi o tarafa açmıyoruz. Bir açsak, o perdeyi de yırtsak. Ne bu benim çektiğim? Dünyanın muhabbeti ne olacak? Bize dinliyorlar mı Allah'ın dostları el karda, gönül yarda, elimiz dünya işiyle, bizim gönlümüzde Mevla ile olsa da şu perdelerden kurtulsak. Şöyle bir silkini verirsem kurtulacağız.
Ashab-ı Büzin, eğer kitabı kerimimizde vasfediliyorsa silkinmişler. Şirke veda demişler. Küfre veda demişler. Efendimizin huzurunu oturmuşlar Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Onun nuruyla da Cenabı Hak'tan ihsan buyurulan istifade etmiş, faydalanmışlar. Kil nerede bulunuyor, mikrop nerede bulunuyor? Şimdi mikrop bu hastalıkta demiyorlar mı? Aman ha, maske diyor. Mesafe diyor. Diyor. Ondan sonra temizlik. Temizlik. Maske, mesafe. Bunu söylüyoruz. Şöyle biz ağzımıza maskeyi geçirsek desek ki bu ağzı Cenabı hak bize boşuna verirler. Çünkü hataların zuhuru dil ve namustandır. İyice korusak biz maskeyle dudağımızı, dudağımızı birbirine yapıştırmak suretiyle kötü söz ve kelamları konuşmamak suretiyle kurtulacağız. Ve sonra temizliğe dikkat etsek hastalık bize bulaşmayacak. Mikrobun barındığı yer zaten kirli olan yerlerde ve karanlık ve dizme yerlerde olur.
Gönlümüzü rabıtalarla, murakabelerle, zipullah ile aydınlattığımız zaman orada kil kalmayacaktır. Hele okuduğumuz evrad ve ezkarımızla can-ı gönülden okuyabilirsek. Üç tanedir. Eğer dünyaya muhabbet etmiyorum deyip de ibadete çekilen kimse o zühtü ile işte ben başkaları hep kötü sözler söylüyorum. Ondan sonra hiç aldırış etmiyorlar, taatleri yok. Ben ise ibadetteyim diye bir rüyaya kapılacak olursak benliğe, bu gönülde bir perdedir. Gönlümüze hiçbir nurun inmesine yer bırakmaz. Mani olur, engel olur. Zaten ibadet rüyası kadar büyüyüp hata yoktur. Şöyle yaptım, böyle ettim demek gibi. Bir gün Sami Vel'imiz hazretlerini ziyaret eden üstadımız onun görevlilerinin birisine bir söz söylüyor. Der ki ben intisap edeceğim. Aman ha Hasan efendi de bu ne demek? Bir intisap edip yeniden ben çaba göstereceğim, gayret göstereceğim. Halbuki Sami fenimizi ilk gördüğü günlerde hilafet almış.
Vermiş Cenabı Hak, ihsan etmiş. O da der ki yeni Sami Fendi hazretlerinin huzurundan geliyorum. Ağlayarak buyurdular ki bu Saminin hali ne olacak yarın huzur-u ilahide? Bu halde olmak bu şekilde zahi zühdünü görmeyecek. Görürse bu perdedir. Ve la abi dubial ibadeti. İbadet eden kimse de ibadetini görmeyecek. Yaptığımız ne diyecek? Cenabı hakk'ın bu kadar ihsanına karşılık olmaz zaten. Alim de ilmi ile. Eğer iftihar edecek olursa bu bir perdedir. Ve galib buyurdu ki, Ne mutlu o kimseye ki, kaygı ve kederi Allah'tan başka hiçbir şey değil. Dünyevi sıkıntılar duymuş, şu olmuş, bu olmuş, yakınından olmuş, uzağından olmuş, olmuş dolmuş bunlara hiç aldırış etmiyor. Yeter ki ben Rabbimden gafil olmayayım. Yeter ki Rabbımla münasebetin benim güzel olsun. Onunla irtibatım kesilmesin. Yani beyin olarak. İltibatımız kesilse ne olur? Hep hasetlik düşünmeye başlar.
Bir başkasının aleyhinde olmak vesaire. Yani hilekarlık, bunları düşünür. Yok eğer Rabbımızla münasebeti olursa beynimizin yüce kudreti düşünür. Endişesi diyor bu olacak. Rabbim'la şu beynimin alakası diğer bütün azalar bunun gibi zaten. Devamlı irtibatlı. Gördüğü eşyada yüce kudreti seyle ne yapıyor? İmanının kemalini temin etmiş oluyor. Gözü gördüğü ile meşgul olmuyor. Şu güzel ne derken tabi şimdi bahardır. Her taraf güzel görünüyor. O güzelliği Rabbımızdan görür. Yani ona takılmaz. İşte şöyle eğlensek, şöyle istirahat etsek ne demez. İşte pikniğimizi nerede yapacağız ne demez. Onu yaparken bile benim ruhani pikniğim nasıl olacak? Ruhumu daha nasıl şu bahar gününde ortamlığının içerdiği gibi, suların coştuğu gibi ruhundaki ilahi muhabbet coşkunluğu nasıl olacak diye hep bunlar düşün. Ne güzel ifade buyurmuş. Ve semyad, ünne. Kulağı da duydu ile meşgul olmaz.
Yani kulağını batıl olan yerlerden çevirir Allah'ımızın Kitabı Kerim'de buna ait birçok Ayet celleler mevcuttur. Laga buyurdu ki Açlık aynen bir bulut gibidir. Yağmurları taşıyan bir bulut gibi. Kul aç kaldığı zaman kalbine hikmet damlaları inmeye başlar Beni fazla da bir açıyla doğru görmez efendilerimiz. Çünkü aşırı riyazetler dimağı yorar dediler ve yetecek kadar. Efendimiz bunun ölçüsünü Sallallahu Aleyhi ve Sellem vermiştir hiç şüphesiz. Daha yeme arzulu iken halkın. Buyurmuşlar ki Cafer-i Sadık Kaddesallahu Sırr Hazretleri'nin ve galele lehu racülüm, bir kimse diyor. Dülleniya ala amelin etegarrabubihi illallah. Efendim, hani olur siz Mevla'yı bulan kimselersiniz. Biz ise nefsimizin bataklığında çırpınıp duruyoruz. Daha hala dindiği halde yanımıza bir kişi daha alalım. Allah'ımızın yoluna bir kişiyi daha davet edelim. Gelmiyorlar ki, çalışmıyoruz. Ki. Bunu ayrı mütalaa ederim.
Hatta mütalaasını da bırakırım. Çünkü Cenabı Hak söz dinlemeyenlerden Habibim uzak. Allahü'len ya leamelin etebar rebubihilallah. Allahü Zülcelal'e nasıl dedi biz yakın olabiliriz? Bunu biz dilimizle ifade edemeyiz. Cenabı Hakk'a yakın olmanın manevi güzelliklerini anlatamayız. Olursa onların gözünde şu dünya bir buğday tanesi kadar dahi önemli kıymeti kalmaz. Bak bunun için mahkemelerde en çok sıkıntı mal davasıdır, mülk davasıdır. Böyle hiçbir şey olmaz, kalbinde hiçbir eseri kalmaz. Dünya onun gözünde Rabbamızın kitabı Kerim'inde bildirildiği üzere bir meta, değersiz. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bir hayvan laşesi kadar bile önemini, olmadığını beyan buyuruyor. Zuhur ederse bu olur. Ahdib evliyae. Allah'ın velilerini sev buyurdu. Seviyoruz. Seviyor bu değil. Canımızı veririz. Allah onların gölgelerini üstümüzden eksik etmesin. Bu değildir. Ya nereye?
Onların edebiyle edeplenmektir. Mesela malımızı mülkümüzü olduğu gibi getirip önüne koysak buna sevilmez ağlarlar. Adana'da elli beş senesinde üstadımızın vaazında böyle bir kadın cemaati hocamıza bir ikramımız olsun derler. Bunu duyunca kürsüden ilan eder. O paralarda kocalarının hakları var. Yavrularının hakları var. Almıyorum. Ben Allah için kendimi vakfettim, yoluna demiştir. İşte bu edep ismi. Onlar buna niye sevinmezler? Sevindikleri bir gün Sami efendimizin yakınlarından bir kimse şunu anlattı bize, arabasıyla Medine'yi ünlemelerde ziyaretlerde bulunurken, dedi ki Sami Efendimiz şu kadar evrak ve ezkar okudu buna deyin Allah'ın yolunda kullarının ihyası için nasıl bir hizmet edilmiş maddi ve manevi buna sevindir dedi. Hani onların sevinçleri Rabbimizin razı olacağı ameller olur. Yoksa bunlar onları sevindirmez. Onları sevmek yolunca gitmektir.
Burada Mürşid-i Kamilimiz bir kişiyken tabii buradan olmuştur belki. Daha ziyade o günkü vasıtalarla, işte bineklerle, köyleri, kentleri dolaşıp oralardaki yapmış olduğu vaazu nasihatlerle, sohbetlerle. Bir kişiye bin kişiye konuşur gibi gösterdiği gayretle Cenabı hak katında sevgili olmuştur. Caferi Sadık, kalpte Sallallahü Sırrı Hazretleri'nde öyle bir gönül var ki, ve bilelle leh, bu ayrı bir konuymuş. Kendisi buyurmuş ki, lev, udinelli, lev, edinelli, bana izin verirse, şefaat için, ben başta bana eza ve cefa eden kimselere şefaat ederim diyor. Artık bunun üstünde bir kelam olmaz. Böyle bir nura mazhariyet var. Çünkü kir koymamış. Hep nur üstüne, esselamü nurun alaan nur üstüne nur, nur üstüne nur olmuş. Cenabı Hak şefaatlerini mazhar kılsın. Edepleriyle edeplendirsin, yollarından ayırmasın. Velhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.
Kaynak: Genel
Gönül Toprağı ve Meyvesi: Ruhun Mertebeleri ve… | Mihmandar