Gönlündeki Zenginlik ve Ruhani Arınma kaydında Allah bir kuluna hayır dilediği zaman Onun zenginliğini kalbinde yaşatır. Ne kadar evinde bulunmasa bile gönlündeki zenginlik ile hiçbir şeyim yok gibi. Zenginlerden de daha zengin olur. Çünkü Cenab-ı Hakk hayır murat etmiş. Gönlüne zenginlik ihsan buyurmuş. Bundan dolayı yokluktan dolayı şikayet etmez. Helal etmez. Bunlar görevli olan…
Gönlündeki Zenginlik ve Ruhani Arınma ne anlatıyor?
Gönlündeki Zenginlik ve Ruhani Arınma kaydında Allah bir kuluna hayır dilediği zaman Onun zenginliğini kalbinde yaşatır. Ne kadar evinde bulunmasa bile gönlündeki zenginlik ile hiçbir şeyim yok gibi. Zenginlerden de daha zengin olur. Çünkü Cenab-ı Hakk hayır murat etmiş. Gönlüne zenginlik ihsan buyurmuş. Bundan dolayı yokluktan dolayı şikayet etmez. Helal etmez. Bunlar görevli olan…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Allah bir kuluna hayır dilediği zaman Onun zenginliğini kalbinde yaşatır. Ne kadar evinde bulunmasa bile gönlündeki zenginlik ile hiçbir şeyim yok gibi. Zenginlerden de daha zengin olur. Çünkü Cenab-ı Hakk hayır murat etmiş. Gönlüne zenginlik ihsan buyurmuş. Bundan dolayı yokluktan dolayı şikayet etmez. Helal etmez. Bunlar görevli olan kardeş size söyledi Diyanet'in işte Diyanet menüsü orada çalıştım, o imanlar her yerine yiyin diye doğru. Ve izinsiz sonra da onu iyi edin dersin. Hazreti Ömer radiyallahu anh ile bir dilenci geldi. Dedi ki, yarın ver yardımda bulunun. Oradan da ne var? İşte biraz un var. O unu alıp ganimet mallarının önlerine bırakın, sonra da soklayabilirsin buyurdu. Evinde eğer varsa bir günlük yiyeceğin toplaman caiz değildir. Yine bir tanesi geldi, takıydın, hiçbir şeyim yok. Buyurdu ki, inan Ona buna el açma. Bunun eline bir balta verin.
On beş yıl var elde görünmesin, dağlar da uzun içsin. Dağlarda uzunsun, bölünme. Karşılarını bir yarısını evinin geçimi için bir yarısını da fakirlere infak. Zihniniz buyurmuş bilmez. Ancak eşdeğer iyileri mahrum istemekten bu tanımlara verilir. Böyle olanları siz de şahit oluyorsunuz, görüyorsunuz. Hiçbir varlığı olmamasına rağmen Cenabı Hak gönlüne bir zenginliği isyan etmiş. Halımız tarafından başvurunuyor biz isyan ediyorum. Eğer gönlüne Cenabı Hak zenginlik murat etmişse o el açmaz, çalışır, sorarlar. Bir başkası onun gönlüne Cenabı Hak onu düşürür, fark eder. Hiç akil görüyorum, yoksa görüyorum, der, kendim eder. Hadid-i Acemi'den anlatılır, Abdestullahü'l Sırrı. Uzay, hanize meşgul. Sonra da bir hadise ile uyanır. Halis'ten hasıl etmiş olduğu meblağ ile bir inek hazırlanır. Hata açıldığında ikrar edilecek bir durum affeder. Bunu gören Ali İbiadem İve'yi der. Allah'ın izniyle.
Hanımı sorar. Der ki ne yapıyorsun böyle? Evin hiçbir ihtiyacına bakmıyorsun. Suyuydu, elektrtiriydi, kirazıydı, ekmeğiydi, aşıydı, filinci, bulguru, yavru, ekşisi, ne varsa hiç bakmıyorsun çocukların ihtiyacı, bizim yiyeceğimiz, yiyeceklerimiz, Habibacığın Hazretleri, ben büyük bir kapıya çalışıyorum. Anında çok sinirliyim, hayal ediyorum istemekte. Bir müddet sonra eve gelir. Kendisi ibadet ve taatle meşgul, tövbeyle günahlarından. Fakat ki geriden yiyecek kokuları geliyor. Şu anlarda bulgurlar, kirişler, fasulyeler, nohutlar, yağlar, etler. Ev tamamen olmuş. Nedirdir bunlar? Hanım çok tebessümlü bir şekilde, artık hangi ağanın kapısında çalışıyorsan senden çok memnun olmuşlar. Gayretini arttırsın, çalışmasını çoğaltsın, bir de ikramımızı arttırırız diye selamle ettiler. Tabii Halık-ül Zülcelal'e itimabıyla daha da itimatı çoğalıyor.
Onu getirenler kim olsa diyebiliriz, işte getirmiş Halık ve Zülcelal tarafından ikram edilmiş, İsrail edilmiş. O getirenlerle çalışmasını arttırsın. Biz ondan memnunuz, diyor. Öyle olacak olduysa demek ki, kim Allah'tan korkarsa, yecca ummadığı yerden Cenab-ı Hakk ihsandir. Büyüğümüz, yurttaşımız her şeyde bir fakir kendisinden yardım talebinde bulunur. Cüzdanında bulunan bir lira gelir onu verir. O veriltiğinden sonra Cenabı Hak onun on katını bir hayırlı kimse vasıtasıyla İslam eder, İslam'de bulunur. Biz Mevla-yı Zülcelal'e tam teslim olursa, gönül zenginliğine yersek, Cenab-ı Hakk ummadığımız yerden de rızıklarımızı lütf ediyor ihsan ediyor. Bir ara Musa Peygamber'in hatırına geldi. Tebliğ ve davette bulunuyorlar acaba evin geçimi ne olacak diye düşünüyorum. Mevlamız ona mucize olmayan hasar verilmişti. Asay evvel şır taşa vur. Vurdu bir taş çıktı.
Vurdu yine bir taş, vurdu yine bir taş. Onun içerisinden bir kuş, yer bir kuşsa onun ağzına yiyecek getiriyor ve dualar meşhurdur. Benim yerimi bilen, ana rızkumu veren, beni gören, bilen, duyan, aklıma hamd etsin. Onu noksansızlıklarıyla inci ederim diye Celal olsun. Demek ki gani bir günde sahip olunduğu zaman Cenabı hak fethediyor ve çalışmanızı reddetiyor. Takvayı yani Allah korkusunu gönlüne yerleştirir. Ve tugalu fi kalbi kalbine Cenabı Hak kendi korkusunu yerleştirir. Eğer, Allah korusun, iradesini şerre kullanmış ise, o kimsenin de iki gözünün önüne getirip fakirliğini gösterir. Mutlu o biraz o fakir. Çok varlıklı olmuşsa fakir. Bunun üzerine adet yerine olmuş. Bir başkalarına her şeyi bu çok bölünür. Varlıklı hamilelerde mesela ilim perde veya hanımı bir başkasının yokluğunu çok iyi hissediyor. Bu doğru değil. Niye doğru değil?
Allah'ımız Hadibine Ruha suresini nimetleri sürer diyor. İşte sen yetimdin, öksürdün, siyahım getirdiği de kaldın vesaire bütün sıkıntıları gördün. Allah'ım sana bu çekti, isyan ettin diye bir kere verdin. Hatta o vereceksen de razı olacaksın. Şimdi işimiz yok değil mi? Bu alet olmuş alet. Daha çok girişim çevirilerde oluyor. Şu gelirse çok üzerimiz yok. Hacı Efendi hiçbir şeyimiz yoktu. İşte efendi çalıştı, çaba gösterdi. Yatmadı, uyumadı, istirahatli olmadı. Allah'ımız da bize bahşet, hiçe bahşetti, deldikçe verdi. Biz de ham veriyoruz sıhhatıyla, verdiği, afiyetiyle, malıyla, mülküyle. Biz de bahşediyoruz. Neyse bu güzel. O zaman Cenabı Hakk'a Eğer hüsran nimette bulunulursa azabın çok işareti budur. Gadmi zengin olanlar hayatta daima müşterek yaşar. Çok rahat bir eder. Şimdi hem maddi görünen rahat olur, yoksa onun hayatı ister.
Kendisini öldürmeye kalkar başka hallere girer, inci haritasını çok büyük bir günahtır o. Eğer nefsani bir Rum olabilir olursa yine çiztir. Rahat olun. Rahat edemez, mümkün değil. Çünkü kötü adalet sebebiyle rahatsız, huzur olmaz, mümkün değil huzur yorulmaz. Kendilerini kötü ihtiraslara kaptırmazlar. Eğer göğü zenginliğine sahipse kötü arzulara, isteklere kaptırmaz. Gönlünde Allah korkusu yerleşenlerin kalbi yakin nuruyla kılar. Eğer Mevlamızın ordusu yerleşmişse bu ancak yaşamakla hissedilebilir. Bunu biz nazari, böyle bir görür olarak ifade ediyoruz. Okuyoruz biz burada. Ama yaşanması eğer yaşadığımız zaman kalbinde yakin nuru hasıl olur. Yakın kesin bir inanç. Ra'nın güzellikleri yaşayanlar koronanların anlaşılır. Onlar da ifade edemez, anlatamaz. Biz de ayağım kalırız zaten. Onların bu beyanlarından dolayı, bu kalplerin beyanlarından dolayı.
Gafaber de günahlardan derhal tevbe ederler. Aç gözlü insanlar malca ne kadar zengin olurlarsa olsunlar kendilerini fakir ve muhtaç sayarlar. Bu hal gözlerinin önünde bir şerh, bir bela olarak zikir kalır. Bu yüzden onlar daima ıstırap içinde yaşamağa mahkum olurlar. Kalp zenginliği nasıl büyük bir nimetse, halk gözü de böyle kötü ve amansız bir şerhtir. Gerçek hüzünte ivmenin yolu, dünyaya mahvet etmemenin yoludur. Etti metteralullah valite sekün min tabbe dinler. Bunu, Kürtçe hükumet vadi-i şerifleri ezberlerine girer. Hayırlı insanlar, tabii din olmak hayırlı olmak demek. İman demek ki de hayırlı demek. Müminler bu hadis-i şerif sahibi olan alçı ezberlendi olmak. Aynen bir hafızın Kuran-ı Kerim'in hıfzında olduğu gibi ayat-ı ilahiye, bunlar, bunlar hüsündu. Şimdi bunlar çok iyi bilirler.
Ettim etterevallahu aleyhi, Allah'ın senin üzerine emanet etmiş olduğu vazifeleri yerine getir ki, tekun min abedinler insanların en ibadetkarı versin. Elletimiz sebeb lüzumluk değil mi? Kumlukta en güzel makamda ve merkede olmuş olursunuz. Allah'ımızın halis olduğunu yerine getir. Zaten Armutani İlahi de bize, o evlatbey ezkare ile ne yapıyorlar? Onu en verimli hale getiriyoruz. Biz toprak düşünün, toprağı en verimli hale getirir. Şu gelemez suretiyle, havalandırma suretiyle, sulama suretiyle ve sahi bir çiftçinin ya da her işte çok iyi durumlar. Birinde hale getir. Allah'ımızın sevgili kulları ona has bulan sevgili insanlarla bu kulluk vazifelerini en yüksek dereceye gelir. Mesela bir bakır parçası, bir demir parçası diyelim. Bir bakır, bir gümüş, bir alt üst, bir yakut, bir züğürt. Hepsine bir demir diyelim, biz demir bir madendir. En güzel kadiri bu olabilir. Hepsi madendir.
Demir de bir maden, çinko da bir maden, kurşun da bir maden, bakır da, gümüş de, altın da, Yakup da, zümrüt de hepsi madem. Madem ama değil zümrütdür, siz demirle göçmeneniz mümkün değildir. Tonlarca demir o zümrede eşit olması mümkün değil. Bir hakikate eşit olamaz. Şimdi ibadet ve taatize rabıta ve murakebeler sayesinde bu dereceye çıkarttığı yapabilirdur. Aynı gazeteci yapıyoruz ama bunların saatleri bir hüzün gibi ilme istila ediyor. Bir demir gibi olmuyor. Nasıl oluyorsunuz derseniz, yine olur. Olur. İğrenç, bire yedi yüz, ezabu'l mudahata, nibal üstadi sapsız, Cenabı hak ediyor. Çünkü değerli yükselmiş. Bir taharetinde dahi, bir abdestinde dahi çok yüksekmiş. Evini yıkarken diyor ki, asıl farkında evimi yıkarken, elimle diyor, Kırçıllığı ikna ediyor bunu. Ben de evlilik soğudu. Kırkınlığı ve net geliyorum. Nimet anlamına gelir düşüncesi makyaj.
Onun adına aldım yatarken yapmış olduğum gıybette, yapmış olduğum kötü sözlerle, onun onun aleyhinde konuşmalarda tövbe ediyorum yalandan, iftira vesaire. Kötülüklerle, diyerek abdest alır. Yüzünü yıkarken de harama bakmayın diye. Diğer ağalar da buna kıyas ederiz. Rahat üstün şekilde alırlar. Onları da tam Fatih etmek mevzuyu sağlık olsun. Saldırmaktır. Tanıtmadan bu sürece söyleyeyim. Emmare, geçtin aldığın diye isteklerini yıkar. Ondan sonra bazen gönlüne nur doğar, bazen de zimgat var. Mülhime bunu da ikaz. Mümin ne hayyunu, tam bulunduğu zaman imanı, örgütün düzeniyor orada. Onlar şimdi devir gibi değil ki, ibadete, taatindeki, dinmeti, Allah yanındaki, farklı etmezler istiyoruz, yurtiçi gibi olur. Hatta değeri bilim düşünemez. Asıl kalk bunu yetmiyor. İşte ne olacağı, Ne olacağı bilmem efendimdir. Ne olacak? Evi büyülarımın çok mazur göreceksiniz.
Kişi bilmediğinin düşmanıdır diye bir hazine önerme olarak ifade eder. E, bilmeyenler. Siz hiç bilmediniz mi? Konuşsanız neler konuşuyorsunuz siz? E, biz ne? Böyle konuşturuyorsunuz. Bir tini tini çarptırıyoruz. Allah'ımız bizi bakışacağız. Büyüğümüze, Rasulullahullah'ın sırra belli bir vazifeler var. Sabretevizin yazılmaları kalemde değil. Bu noktalara gelince daha evvel bize haber verseydiniz. Dinmeleri bu şeyi çıktı değil mi? Çok şükür. Asıl sufiler bir tabirde bulunurlar. Menlem yezuk lem yarar. Takmayan bilmez. Mesela bunlar kalınca dünyanın yakın endişesi zevze kadar gamın gözünde. Hiç, ilk farkı kız olur. Çünkü dünya gam, keder masası dilindeki noktalarıdır. Dini çalışma hale getiren olumsuzluklar. Bundan dolayı bunlar neşeli anında, keder anında ve Rabbimizden bildiği için beyin perdeleri çok iyi çalışır ve çok zeki çok akıllıdırlar. Niye?
Olumsuzluk beyin perdelerini kapatırız onun için. Olumsuzluk beyin perdelerini kapatırız. Onlar hayyyi ve şerhi minellahu Teala. Hayin ve şerrin Allah'ımızdan olduğunu bilmesi hasebiyle beyin perdelere aşığı ve ciddi insanlardır. Peygamberler için ne kullanılıyor? Fıkra, bu etale akıllılıktır. Bakın, peygamberlerimizin çetin olduğu ecza'ya Efendimiz'den söyleyelim, sallallahu aleyhi Bir hadis-i şerif tabii ki, aleyhissalatü vesselam ve Efendimiz. Eğer eza çıkarseniz beni düşünün, buyuruyor. Çekmiş olduğu edada, bak Mekke'nin teki. Ne dedi? Kardeşim Yusuf'un dediğini söylüyorum. Bugün sizin yüzünüze, hatalarınızı vurmayacağım. Allah sizi bağışlasın merhamet edenlerin en merhametlisi Rabbimizdir. Yine bak, peygamber aladına, beyin damarları neden çok çalışır? Peygamberlere tapin denmesi, tetanet denmesinin sebebi nedir? Ulusturtirdikçe. Bak, büyük bir hüm şekli.
Yakup aleyhisselam öyle kolay değil. Normal bir eda da değil Yusuf aleyhisselam. Bahis. Bu bir lezzet kokusu. Etinden, kanından, kemiğinden çizilerek gelmiyor sadece. Onun gururundan geliyor. Ayrıca bu var. Etten, kandan, kemikten gelmek değil ki iş. Kenan bu değil. Asıl onun nurundan gelebilirler. Bizim bütün arzu ve isteğimiz, arzu ve isteğimiz bunları beyin perdelerimizi çalıştırarak anlayabilmemiz. Yahut ceza bulabilmek için bir dahası eylesin. Hazreti Şerman'ın ismi, Süheyl-i Rumi ismi, İlala-i Habeşi. Ne 7 bildiğimiz bir husus, hiç Efendimizle ne 7 münasebet var mı? Yok. Ama ehli beytim deyip bağrına başlıyor. Bizim de iki cihan güneşine sevdiklerine ehli beyt olmamız, diş bu. Nasıl olacak bu? Bunlar nasıl oldu? Arz ettiğim halde oldu. Size okuduğum ayet ve hadis-i şerifte tek edip sırra ekmek oldu. Ne ile oldu? Allah'ımız hayır murabiyle kalbine zenginlik mı etti?
Nerede bu zenginlik? Vahyin söylüyor demektir. Nuh'dur o. Bunu kim söylüyor? Bunu söylüyor. Yoksa hiçbir diyemem, ben kendini bir hoca sınıfına koyamam. Fakat içinizde var. Onları da temsil edin. Mesela bir hoca kardeş gönül zenginliğidir. Ama büyüklerini söylediler. Allah'ın verdiği bir nurdur, demiş. İmanın, kesin bir imanın oluşmak içindir ve Rabbi Zülcelal'ımız onun kalbine kendi korkusunu yerleş. Bunları, bunlara bulaşmak, bunlara eşlikler. Esinden kanından senin elinden gelmek hiçbir şey ifade etmiyor. Asıl onun kiminden gelmek gerekiyor. Bir kanından gelmek gerekiyor. Marifesinden ve hakikatinden doğmamız gerekiyor. Bunu yapacağız biz. Nasıl olacak? Onların yaşadığı gibi yaşamaya çalışacağız. Peki şimdi bunlara bulmaz o. Az önce peygamberler hayır ve şerrin Allah'ımızdan olduğunu dilince, biz bakıyoruz, daha önce öyle değil o. Onu biz nazari olarak söyler geçeriz onu.
Onlar yaşar bunlar. Peygamberlere varis olan ulema'yı, sıram bunu yaşar. Her abim değil. Şimdi sabah anlattık. Araf Suresi'nden anlattığım kıbleye benzetiyor Cenabı. Böyle dinlediği bir meseleyi karıştırmaya başlarken, ondan sonra onun ahlasın gönlü, badireye bilmem filan kalkar, Allah'ımız A'raf Suresi'nde Kıbbeye Billediği, bundan duymuş olduğu sözle hareket etmeye kalkar da hayırlı kimselere arapsalmaya tanışırsa tüm mahzuresinde merkebelerdir. Bu cüzi gerçek abi. Bir gün mektebi yok diyen üstadımıza. Onun üç tanesi Sami Ramazanoğlu, Katlesallahu Sükar medreseler mi bitirdi? Ama Üstad-ı Aisi Es'ad-i Erbili Hazretleri her kitaptan giren sa'yüse Hazretleri her kitaptan giren sa'yüse Hazretleri her kitaptan giren sa'yüse İfade edemiyorum, milyarda birinde aşıya. Eserle. Tarafından vahiyle biliyorum, dedi.
Bunun al bir izahını kesecek olursak, aslında Yusuf peygamber böyle uzaklarda değil, çok yakında. Fakat, vecdleri hakaret gitmesin diye Hazreti Yusuf'u gizliyordu. Bilmiyorum. Bilmediğini de Allah'tan biliyorum, kıymetini severim, bu. Daha neleri biliyor. Bir Sure-i Yusuf'u okumak, manevi derinliğe ayırmak, manevi mertebelerin derecelerini, makamları görmek demektir Sure-i Yusuf. Yani bir hikaye değil mi? Dün asıl elimizde bir eser olmadan Sure-i Yusuf asıldı. Affedeince Şimdi bizden istenen bu. En'am Suresi'nde İbrahim Peygamberimiz diyor ki, ben yüzümü tamamen Rabbime çevirdim. Bak, miskin, miskin, arzusuna çevirmiyorum. Kalmazdı zaten oğlu. Büyüklerimiz nefsini hallerinden anlatmazlar zaten, efsaniyetten konuşmazlar. Hep geliştikleri için ruhaniyetten konuşurlar. Bir sabah vakti buradaki görüşmemiz sükuti idi. Hiç de olsun. Mühim olan bu. O ne demek? Niye sükuti ettiniz?
Bir ayet okusaydınız, bir hadis-i şerifden bize kelam-ı kibarları çıkıp mıyız? Ya? Bunlar bazı armut etmemiz gibi. İşte arı şöyle tepeyi hazırlar. O altı gen daha çıkartılamamıştır. O ölçme niye girmez? Tarriye vahiy isterken bir peygambere vahiy gibi de değil o. Biraz iyi anlayabileceğiz inşallah. Şimdi bu gözenekleri, o balın feteğe dökülüşü bu nasıldır o? Bunu ancak alg ettiğim, onların sadece es ve kan kemiğinden değil, manevi yönünden gelen insanlardır o. Arının, beynin Resulullah'a salavat demesi ile binlerce arı bağı döküyoruz. Bunu göze alın, bunu bilecek olsak, biz anlasak Allah'ımız ve imanımız sadece okuyup geçmekle, İmam Suresinde dendiği gibi kitapların adedi belirsiz, yüklenmişiz ama hayırlı insanlara da muhalif olur. Ne olacak bu? Mana ifade etmiyor.
Ama ay ne yakine ermiş, halka yakine ermiş ise, halka yakine ermişse o arının salatü selam ile ballarını feteğe döksün görürse onun imanı yakin haline gelmiştir. Şimdi bizim durumumuz söylüyor. Biz balı anlatıyoruz. Bakıyoruz şöyle döker, cindir şişekten alır, saatlerce uzağa gider, yine yolunu şaşırmak gelir döker diyoruz. Ama sıkıntı olarak gönül bademimizde bir açıklık olursa onunla hiç konuşmadan Rabbi Zülcelal'imizin Hizni İbrahim iteala nur-i ilahisinin gönlümüze inmesini temin edin. İşte bu artık. Bundan dolayı, Arifani İlahi, sıkılumuzdan etmeyen konuşmamızdan edemeziz. Sarıyer Dini Hazretleri için anlatılır, Yaşlılık dönemlerinde, kumlarına girerek gürültülerini, manevi zenginliğe giren, burada biz güney zenginliğini anlatıyoruz, ta diğerine geçemedik.
Birlenmiş ki o diniliğe yaşlılık diye dinlediğimiz, o dinlemeyen gönüllerinizi verip bildikleri zaman Allah'ınızı doğru uzatarak düşer. Buna bize Rahmetullahi Ali'yi vurdu. Haktat alameti geldi. Hüseyimiz birine sordu. O yüzden ki Haktat ne demek olsun. O da elini vurdu, iffet çıkarmaya. Buyurdular ki, inşallah sonunda yine bu meselelerin nüfuz edilir. Hak Hak demek Hak Hak demek. Daha ışığında dolaşıyoruz demek. Bundan dolayı bu gibi insanlar siz bakarsınız, bir yere gittiniz. Eğer konuşacağınız, görüşeceğiniz bir arkadaşınız yoksa kalitesiz zor. Gittik, kurarız. Rabbim, ne asker arkadaşım var şurada, ne akrabadan bir kimsen var, ne bir hemşehen var. Hiç kimse yok. Uzatından neşeden düştük diye. Hayır. Onlar da işte bizim içimizde kalıyor. Ne akrabadan bir kimsesi var. Ne akrabası hep gördün mü? Yok var. Ama Allah'ımıza talip olan yok. Rabbiz zülcelal'imizin nuruna erişen yok. Yok.
Afgan arkadaşı yok mu? Var. Ama onun zikrullah arkadaşı yok. Tefekkür arkadaşı yok. Murakabe arkadaşı yok. Hemşehrilsin. Niye olmasın? Koskoca bir ilçe borçlu olur. Var ama onun onun sabrındaki mahrem, sırlara erişecek olan temsilcisi yok. Ondan dolayı rahipdir. Efendimiz bu dünyada garip gibi veya bir yolcu gibi yaşayın bilmez mi? Gitmek gereken birisi budur. Yol gülmez. O devamlı yolda öyle durup eğlenmez. Siz aman ha ikinciden sonra ortalık buzlanmaya başlar diye çaba gelir diyorsunuz. Onlar da hayatın sonuna doğru gözüm görmekte, kulağım duymakta, Allah'ım yürümekte buzlanmalar meydana gelir diye, bencil-i mahsusuna erişmek için çok acil hareket ediyorlar. Ediyor. Bir gün Mevla-ı Zülcelal'a kavuşacağını. Yolsuz budur. Gariple ne kadar tanıdığın da olsa halini arzlenecek bir ses var. Sorusu bu mu? Bu hadis-i şerifleri tamamlamaya çalışalım.
Allah'ın senin üzerindeki taş kıldığı saatleri yerine getir ki, insanların en çok veren iyi ibadet edenlerinden ulaş. Ne demek ibadet? İbadet demek sadece kulluğu yerine getirmekten bedenen ibaret Siz bilmiyorsunuz tabi, eğer bilmediği içindir. Ne var? Eğer böyle eline kaldırırsa işte bu yönü tanımadığıdır. Ona tanıyoruz. Bundan duran geçiririz biz. Rabbi Zül Celal'mizi tanımak için halk olundur. Onu tanıyacak olan gönüldür, gülündür. Onu tellerine sığacak. Veci senelik ma haramallahu aleyh sepu min ev rahimler. Eğer Allah'ımızın yasaklamış olduğu üstün hallerden kaçarsanız, insanların da en çok Rabbi-i Zülcelal'nizden korkanı olursunuz. Velhamdülillahi rabbil alemin. Sekun mina mainler. Allah'ım bizim ebelde senin için ne takdir etmişse o takdirine razı ol. O zaman insanlar nereden gelir olursun?