Bismillahirrahmanirrahim sadır hakkında Eszairbillah, elem neşrah leke sadrakallahallahülazim. Biz göğsünü genişletip hidayete ve hayra elverişli hale getirmedik mi? Daha bitmez anlamları olmakla birlikte çünkü Kuran-ı Azimüşşan'ın manası bir deniz, yedi deniz daha ilave edilse yine bitmez. Cenabı hakk'ın kudretini saymamız, ifade etmemiz mümkün değildir. Eğer bazı ayetlerde ne de hadis-i şeriflerde beynimize oturtamıyorsak, böyle akli düşüncelerle bilmem falan bunları yorumlamaya çalışıp da çıkamıyorsak sebebi şudur. Kuran-ı Azimüşşan'ı anlayacak bizde ölü elbab değiliz. Ölü elbab, Fahreddin-i Razi Rahmetullahi Ali Hazretlerinin ifadesiyle gönülle alakalı olan akıldır. Vahiy ile münasebet içerisinde olan Cenabı Hak'la manen alışverişte bulunan bir akıldır. Yoksa mücerret bir aklın bunu çözmesi mümkün değildir. Çünkü Mevlana'mız akıl merkebi çukura düşmüştür, çamura bakmıştır.
Ancak kurtaracak olan gönlümüzün Mevla ile bir an bile ondan uzak olmamasıyla mümkündür. Burada birçok manalar vermekle birlikte en güzel mahal olarak Hasan Basri Çantayı hocamız Bir kıymetli zat şunu söylerdi, eğer o mahal biraz genişletilecek olsa tefsirdi diye. Gerçekten biz de işin gerçeğine ulaşmak istiyoruz. O zaman hakikat ehillerine müracaat etmek gerekiyor. Biz göğsünü genişletip hidayete ve hayra elverişli hale getirmedik mi? Feyugan leh, elemnuvessi sadrake limarifeti. Allah'ımızın tanınması mümkün değildir. Buna kimsenin gücü ve kuvveti yetmez. Ancak kendini bize ne kadar tanıtmışsa o kadar tanıyabilirsin. Burada habibim biz senin göğsünü genişletmedik mi derken beni tanıma hususunda buyuruyor kalbini biz genişletmedik. Böyle olduğu halde aleyhisselatu vesselam efendimiz, biz seni hakkıyla tanıyamadık Ya Rabbi diye yalvarışta yakarışta niyazda bulunmuştur.
Ma abat neke hakka marifetik. Esrahiv billah femen yuri dillahu en yahdiyyehu yesrah sadrahudi İslam. O sadrın farklı olması önemli çünkü büyüklerimiz buyuruyor ki bizim Allah'a vuslatımız sadrımızın temizliği ile olmuştur. Cenabı Hak kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslam'a açar. Burada da hemen hemen aynı manayı vermişler, marifeti ilahi olarak. Yalnız Efendimize bir soru soruluyor, kalbin genişliği hususunda pak olması, temizlenmesi, arının durulması hususunda Hakk'a layık bir hale gelmesinde. Çünkü tecelliler kalbe, varidat ilahiye kalbe, füyuzat-ı ilahiye kalbe, biz çayımızı dahi temiz olmayan bardağa koyamıyoruz buna göre. Nurun yaklifuhullahu figal bil mümin. O kalbin genişlemesi hususunda buyuruyor ki Cenabı Hak mümin kolunun kalbine ilahi nuru indirir. Bir çamurlu çok bulanık bir su gösterilmişti görsel cihazlarda, çok bulanık.
Fakat onun üzerine böyle temiz su dökülüyor. Döküldükçe o artık kirini yok etmeye başlıyor. Temiz su dökülüyor, dökülüyor, dökülüyor sonra berrak bir su haline geliyor. Ne kadar gönlümüz günahlarla kararmışsa bile ne yapacağız? Günah işlemiyoruz ama ibadet kiri var. O benlik öyle ki okuduğum kitaplardan bile haber vermekten çekiniyorum. Bir milyon senelik ameline mal olur diyor, Arifani ilahi. Eğer biz günahlarımızdan dolayı, istiğfar ederken, giderken, Rabbimize dönerken, yalvarırken, yakarırken, emrolunan görevlerimizi icra ederken ne yapar? Cenabı Hak on nuru kalbimize indirir. Artık bunun tarifi yok, o genişliğinin. Çünkü Cenabı Hak'ın muhabbeti o gönle giriyor, tarif edilmez şekilde genişler. Bunu zaten halis bir sadık bilir bunu. Evradında, ezkarında bilir, kalbindeki o genişliği tarifi yok. Galu hel lizalike emaretun yarefu bîhe diyelim. Bu nasıl tanınır, bu nasıl bilinir?