Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Allah'ın Celle Celalühü göklerde ve yerdeki nice varlık ve imkanları sizin emrinize verildiğini görmediniz mi? Görmezler mi? Açık ve gizli olarak bolca ihsan ettiği nimetleri görmezler mi görmediniz mi? Bu ve üzerinde duracağımız, Lokman suresi yirminci ayeti celilenin, ta orta kısmında bir bölüm. Yalnız Kuran-ı Kerim ayetler birbirlerini tefsir ettiği gibi, ayetlerin içerisinde de kelimeler birbirlerinin hep tefsir eder. Bu şekilde geliyor, bak dikkat gidilirse mesela. Görmediniz mi? Allah'ın semada ve yerde, onun arasında size nimetler bahşettiğini ve bu nimetleri sizin emrinize verdiğini görmediniz mi? Şimdi semadan inen nimeti sayabilir misiniz? Küçücük bir odayı, küçücük bir odayı bir sobayla ısıtmak ne kadar kış gününde zor olur.
Ama bakıyorsunuz bir soba ile Halık ile gezen hem sizi aydınlatıyor hem de ısıtıyor. Bizi hem ısıtıyor hem de ışıtıyor. Bu bir tane var mı? Bir subay ile mümkün değil bir evi ısıtmak. Biraz da geniş düşünecek olursanız zorluk çekiliyor. Artık sayılamayacak kadar ısıtma adetleri dünyayı zor idare ediyor ama Rabbi Zülcelal'imiz bir güneş sobası ile nasıl ısıtıyor, nasıl ısıtıyor. Daha içindeki nimetleri sayamazsınız siz. Sayılmasın, mümkün değil. Allah'ın nimetini tek tek dedik. Toplu olarak saymaya kalkışsanız yine sayamazsınız. Bu sayamayacağımızdan dolayı Allah'ımız Gafur ve Rahim'dir. Çünkü şükrünü eda edemeyiz. Şükrünü eda edilecek gibi değil. Bu sadece bir güneşle güneşin daha biz kaygalarını anlatamadık. Bitmez tükenmez çünkü sayamazsınız da diyemezsiniz.
Onun birçok dertlere deva olduğunu, şu evimize gelen sıcak sular güneş enerjisi ile nasıl temin edildiğini, güneş enerjisi ile arabaları bile çalıştırmaya gayret gösterdiklerini, şu en azından hesap makinesinin ve saatlerin bile güneş enerjisi ile daha birçok hizmet alanları çalıştırılmaya gayret edildiği bir zamanda bu güneş nimetinin artık faydasını anlatmak mümkün değildir. Sadece demekteni Rabbil Alemin, demekteni Rabbil Alemin demekten başka bir caremiz Bunu da ağzı bütün demiş değiliz. Geçkin yemişsin ki. Şimdi Semalık ve Arzdaki nimetlere ibadet buyuruluyor. Bunun yanında Mevla-yı Zülcelal hemen. Bize nimetlerini açık ve gizli olarak bolca ihsan ettiğini haber verin. Onlar nedir? Çok az en büyük sahih ne ise onun artık en küçük birimini haber verebiliriz.
Yine de insanlar içinde ne bilgisi, ne rehberi, ne de aydınlatıcı bir kitabı yokken Allah hakkında tartışan kimseler vardır Celle Celalühühu. Bu kadar nimetler bahşulurken, yine de onun hakkında endişeye düşenler var. Siz bunu sadece bu şekilde de alamazsınız. İbadet ve taatte gevşeklik edeniniz vardır. Gaflete düşeniniz vardır. Bunu da ifade eder. Zaten gitsek ne yatırılır, ne uyulur, tamamen buna dönülür. Her işimiz buna dönerek onun verilmiş olduğu demirlere muvafık olarak yapılır. Bitmez daha Kuran-ı Azimüşşan'ın tefsiri yapılmış değil. Kimse onun tefsirini yapamaz. Allah'ın Rasulü yapar, en güzel tefsirini yapar. Allah'ın Rasulü. Bu zamana kadar söyleyin Esselam. Ta, Sin, Mim, kim izahını yapmış. Hep tefsirlerde, bunda Rabbi Zülcelal'imizin ne kastettiği ona aittir. Habibi ile kendi arasında sallallahu aleyhi ve sellem bir şifredir.
Bir de buna aşina olan, Allah'ımızın gönlüne nur ihsal ettiği kişiler müstesna. Öyle çözülmesi kolay değil. Nasıl ki Rabbimizi hakkıyla takdir edemiyorsak, biz onun nimetlerini de hakkıyla takdir edemeyiz. Hakkıyla da onun ayat-ı hidayetini anlatmaya tahfatimiz, gücümüz etmez. Ancak vermiş olduğu kabiliyet, vermiş olduğu artık akıl, fehim, memüre ifade edilebilir. Ne kadar lütt etmişse kendi tarafından. Essahudiler, Bu nimetlerin hem zahiri, şöyle zahiri denen baktığımız zaman gözümüzde görüyoruz. Elimizde de tutuyoruz. Zahiri korkutmak. Gözümüz görüyor, o bir kitaptır ve elimiz tutuyor, görür mü, biliyoruz. Gebaatimiz şeklin-i şemalimiz. Batını, bu manevi, batıni nimetler o elle tutulup gözle görülen varlıklar değildir. İşitmek, kulağımız var, kulağı görüyoruz ama işitme duyusunu nasıl siz isabet edeceksiniz? Duyuyoruz, ses geliyor Ama bu sesi siz yakalayabilir misiniz, dediniz size.
Mümkün değil. Duyuyoruz, neyi duyuyoruz? Konuşulanları duyuyoruz. Bir de konuşulmasına rağmen, Rahip aleminden gelen sesler niye duyurmuyor? Daha konuşuyor, taş konuşuyor, bulabilirsen burada nelerin konuştuğunu, en azından sadece hayvanatın içerisinde kuş türlerinin konuştuğunu dahi biz anlayamıyoruz. Bulabilirsem size Nemid Suresi'nden haber vermeye çalışayım. Buyurun Kelime-i Şehadet. Kelimesi ile gündemize hüsnü hatimler tevfik ediyor. Bir kuşun dahi ötüşünü duyuyoruz ama ne dediğini anlayamıyoruz, aslında duyamıyoruz. Ne söylüyor? Göçen diye bir kuş. Bu götü, normal bildiğimiz kuşların uçuş şekli var. Ama ötekerken ne diyor, bak duymuyor. Bu batıni nimetlerden tabii sizin haberiniz olur Cenabı Hak. Bizi de haberdar etsin eğer duyabiliyorsanız siz duyuyorsunuz. Ne diyoruz bu bütçeye göçü ne söylüyor? Diyormuş ki, Ey Allah'a asi olan haddini aşanlar, Cenab-ı Hak'tan özür dileyiniz.
Bunu söylüyormuş. Hüdhüd, bunu bilirsiniz. Hüdhüdmüş. Bu da diyormuş ki bak duyabiliyor muyuz? Burdan buradan sesleri duyuyoruz. Bir suyun şırıltısını duyuyoruz ama ne diyoruz su? Bunu bu kulak duyuyor ama bir iç kulağı var, bu nefsi duyacak bunu. O duymuyordu, duyuyor ama o kulak açılmamış. Sağır. Halbuki gusül, Esrarı Hiçbir mahlukat yok ki Rabbi Zülcelal'imizi zikretmesin. Hiç insanın kendisini tembelliğe atmasına gerek yok. Bunların hepsi konuşuyor. Bakın Hüdhüdhuşu diyor ki Niye duymuyor bunlar? Bazen arabalar çalışmıyor. Benzin eğer içerisine siz bir avuç toprak atacak olursanız, mümkün değil araba çalışmaz. Demek ki bu çalışan azalarımız Rabbimize uygunsuz hallerimizle bu hale gelmiş. Hüdhüdhüd kuşu diyor ki merhamet etmeyene merhamet olunmaz. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.