Gençlikte İnanç ve Terbiye ile İbadetin Zevki kaydında Kuran-ı Azimüşşan'da bir ayet-i celile, Rum Suresi'nde elli dördüncü ayetinde. Bu bizim çocukluktan tutalım, yaşlılık ve son anımıza kadar hepsini içerisine alan bir ayet celle. Es'amü'l-lezî halakakun min dafin. O Allah ki sizi son derece aciz ve güçsüz bir bebek olarak yarattı. Mesela şuram ağrıyor diyemez. Başım ağrıyor, karnım…
Gençlikte İnanç ve Terbiye ile İbadetin Zevki ne anlatıyor?
Gençlikte İnanç ve Terbiye ile İbadetin Zevki kaydında Kuran-ı Azimüşşan'da bir ayet-i celile, Rum Suresi'nde elli dördüncü ayetinde. Bu bizim çocukluktan tutalım, yaşlılık ve son anımıza kadar hepsini içerisine alan bir ayet celle. Es'amü'l-lezî halakakun min dafin. O Allah ki sizi son derece aciz ve güçsüz bir bebek olarak yarattı. Mesela şuram ağrıyor diyemez. Başım ağrıyor, karnım…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kuran-ı Azimüşşan'da bir ayet-i celile, Rum Suresi'nde elli dördüncü ayetinde. Bu bizim çocukluktan tutalım, yaşlılık ve son anımıza kadar hepsini içerisine alan bir ayet celle. Es'amü'l-lezî halakakun min dafin. O Allah ki sizi son derece aciz ve güçsüz bir bebek olarak yarattı. Mesela şuram ağrıyor diyemez. Başım ağrıyor, karnım ağrıyor, böbreklerim sızlıyor diyemez. Ağrısını sızısını ancak ağladıyla ifade eder. Ver. Bu güçsüzlüğün ardından size kuvvet bahşetti. Ve bu kuvvetin ardından da size tekrar zayıflık ve ihtiyarlık verdi. Çünkü o sonsuz ilim ve kudret sahibidir. Dolayısıyla sizi yeniden diriltmeye de elbette gücü yeter. Burada eski geçmiş hocalarımızdan biri şunu dermiş ev hocadığı zaman deliği çoğalır. Eksiyi gediği çoğalır. Yaşlandıkça dizlerim artık kireçlendi, yürüyemiyordu. Sonra ben diyor ayağa kalktığım zaman başım dönüyordu. İlaç çantasını yanında taşıyorum.
Diyor benim günlük ilaçlarım şudur diyor. Pırtık zaafa diyor. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bize bir gencin yetişmesinde önemli olan esasları ifade kurdu. Yavrularınızı şu üç özellikle yetiştirin. Burada kullanılan kelime müstesnadır. Ettibu, yetiştiriniz, yiğitiniz, Sadece söylemekle kalmayın, örnek olun. Ona göre bir çevre hazırlayın. Habib-i Nebi yıkun peygamber sevgisi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Şimdi çok küçük kitapçıklar var. Ta Adem aleyhisselamdan, aleyhisselatu vesselam efendimize kadar peygamberlerin hayatını bir gencin hazmedeceği şekilde hazırlamışlar. Resimleriyle, neleriyle şimdi belki daha da değişmiştir. Bunlarla, nelerle eğitmeye çalışın. Ve hubb-i ehli beyti ehli beytim, Efendimizin yakın akrabalarının sevgisiyle ve kıraatil Kuran ve Kuran-ı Azimüşşan ile onu edeplendirerek onun hükümleriyle amil edebiyle edeplenmiş bir şekilde içsin.
O zaman dikkat edilecek husus nedir? Biz neye dikkat edeceğiz? Çünkü önemli, çok mühim. Biz gençleri anlatırken yetişmeleri hususunda üç hususu beyan ederdik. Derdik işte, bir gencin yetişmesi şu üç hususa bakıyor. Bir, aile. Bir çocuğun gelişimi, edebi, erkanı. Ailede anne ve babanın tavrı, kardeşlerinin yaşantısı buna göre şekil alır. Sonra diyorduk ikinci bir gencin yetişmesinde en önemli amil okuldur. Çünkü gençlikte alınan bilgi mermere kazınan yazı gibi unutmasın. Biz mesela yüksek okullarda okuduk. O yüksek okullarda bizi eğiten hocalardan, duymuş olduğumuz sözlerden ziyade ilkokuldaki öğretmenlerin söylediği söz daha çok hatırımızda kalıyor. Sebebini ifade ettim. Mermere kazınan yazı gibi gençlikte alınan bilgi yaşlılıkta buyruluyor su üzerine yazılan yazı gibi veya buz üzerinde. Bir de çevredir. Sağın soluna bakıyor, etrafına bakıyor. Ona göre şekil alıyor.
Artık bunu biz şu şekilde de izah ederiz ve bu diğerlerinin hepsini bastıracak şekilde bir çocuğun yetişmesi konusunda. Televizyon deriz, bilgisayar deriz, internet deriz, görsel medya, bunlar çocuklarımızı, gençlerimizi şekillendiriyor. Değil gençlerimizi yaşlılarımızı da şekillendiriyor. Bir otelin bekleme salonuydu. Biz lobi kelimesini pek kullanmak istemediğimiz için böyle diyoruz ama yine de ifade ediyoruz. Bir tanesi dedi ki, girdi otelin bekleme salonunda, şurada gördüğüm herkesin elinden telif. Bak hiçbir kimse başını kaldırıp da yanındakine nasılsın, iyi misin, halini, ahvalini sorun. Biriyle misafir gelmiş, sayı da biraz çok. Ev sahibi hepsinin elinden telefon almış. Demiş, telefonları zir bir almış, şimdi oturalım görüşelim. Albüm. Baktığımız zaman gençlerin de hepimizin de sıkıntıları var. Sıkıntısız kimse yok zaten.
Çünkü Cenabı Hak İnsan zorluklarla, güçlüklerle karşı karşıyadır. Böyle yaratılmış. Bir ana karnı sapası var, hep sıkıntı. Çünkü vehnen ala vahn, bir anne onu ana karnında taşırken zorluk üzerine zordu. Bir tanesi annesinin sırtında tavaf ettirdi. Efendimize dedi sallallahu teala aleyhi ve sellem hakkını ödedim mi? Hakkını ödedim mi? Buyurdu ki o senin batnında iken, karnında iken, karnında iken alıp verdiği bir nefese dahi yetmez. Bak güçlüklerde insan. Doğuyor yine güçlük, okula gidiyor yine güçlük, evleniyor yine güçlük, evlendikten sonra yine güçlük, son alınır. Bu zorluklar nelerdir denirse bir kere zamanı iyi değerlendirme, bu hepimizin sıkıntısıdır. Çünkü Cenabı Hak, anillahi müritun, onlar boş işlerden uzaktırlar. Diyelim ki çalışıyoruz, yine de çalışsak Rabbimiz bizim boş durmamamızı tavsiye buyuruyor, Risale-i Nur. Bir işten yorulduğunuz zaman tekrar bir işe koyulun.
Eğer bahçede çalışmışsak, ondan sonra ne ile, artık Kuran-ı Azimüşşan'ı okumadan tutalım, ehadisi Muhammediye ve bizim öğreneceğimiz dini bilgiler hep bu elimizdeki cihazda mevcuttur. Onunla meşgul oluruz. Daha bizim sıkıntılarımız ve gençlerimizin problemi nedir? Bağımlılık. Bu bağımlılık nedir? Mesela bu misali vermek istemeye zaman mecbur kaldığımız için veriyoruz. Eli hiç durmuyor, masanın üzerinde eli durmuyor. Eli bütün hareket ediyor. Niye? Kumar oynamış. Kumarın çeşitleri de çok fazla. Ne kadar alışmışsa öyle bir bağımlılık yapmış ki eli durmuyor. Mesela dinlediği bir müzik. Bunu Allah korusun bundan çok haya ediyoruz ama şöyle diyebiliriz, bunun olumlu olanı da var, olumsuz olanı da var. Olumsuz olanın da o müziğin ritmine göre vücudunda hareketler başlıyor. Gülürken, konuşurken ona göre şekil alabiliyor. Çok etkiliyor. Bağımlılık bu. Neye alışmışsa onu bırakamıyor.
Demekten hicap ettiğimiz çok hususlar var. Hatta devletin bile bu hususta yardımları oluyor. Öyle ki cinnet getiriyor, deliriyor. Ona delirmeyecek kadar, aklını kaybetmeyecek kadar şu umutsuzlaşıp da başkasına zarar vermesin diye azar azar onu ölçerek, tartarak vermeye çalışıyor. Çok alışmış. Ne yapacak? Her tarafı kırıp devirecek. Her tarafı kırıp yıkacak. Mesela oturduğu koltuğu, onun ne zararı var? Öyle bir bağımlılık meydana gelmiş ki, o koltuğu böyle bir jiletle neyle kesmeye çalışır. Daha çok vücutlarını yapmış olduğu eza vesaireler. Hep bunlar kötü alışkanlıklardan ileri geliyor. Görünüyor, ona yaptırıyor. O meşgul olmuş olduğu hal ona yaptırıyor. Mesela ibadet ve taatle meşgul olan kimse, bir misal vermek gerekirse hastaneye götürülüyor, kendinden geçmiş bir vaziyette. Fakat kendi devamlı tespih çeker gibi şehadet parmağı oynuyor.
Doktor diyor ki neden böyle bunun, bu parmağı hareket ediyor? Tesbih çekmeye bağımlı, zikrullah'a bağımlı, Onun için yapın. Dikkat edilirse, mesela son nefese gelmiş bir kimse, bu dedem rahmetullah hali, vesaitlerinde olmuş. Hep namaz kılıyormuş. Ayağa kalkacak durumu yok. Ama elini kaldırıyor, tekrar göğsüne bağlıyor, abdest almaya çalışıyor. Niye? İbadet ve taat onda bağımlılık meydana getirmiş. Bunun aksini diyemediğim için bu şekilde örnek vermeye çalışıyoruz. Çok kötü bağımlılık. İsyanda olduğu zaman duramıyor, çıldırasın geliyor. Bak bu bağımlılığı yoluna girdiren mürşid-i kamilimizdir. Hangi şeyh bunu yapar? Huzuruna gelen öğrencilerden birkaç tanesine şu dağa doğru koşun diyor. Bu bir anlayış istiyor. Bu bir kavrayış istiyor. Mesela misal olarak vermek gerekirse, Necip Fazıl'ın çok güzel bir konferansı var, ham softa ve yobaz diye. Diyelim ki camide saf tuttu.
Ah gelebilse, sokakta oynayan genç yavrularımızla iştirak ediyor. Onlar namazda birbirlerini iteliyor. Biri bir diğerini omzuna vuruyor, onu yatırıyor. Daha neler yapıyor. Sonra gülüşmeler başlıyor. Ham softa ve yobaz olanlarımız çıkarın şunları bağırıyor. Fakat bilen kimseler bunlar alışacak diyor. Böyle yanar, şöyle yapar ama alışırlar. Biz camiye daha çok genç iken geliyordu. Üstadımız alıştırıyordu. Bilenler oluyordu, acayip hareketlerde bulunanlar oluyordu çocuklardan. O yaşlılardan birisi öyle bir kovaladı ki gençlerin, bir tanesinin şu ayağıma basıp yaraladığını hala unutamıyor. Çünkü ham softara'yı bas. Böyle olduğu zaman müridana bile büyük sıkıntılar açıyor. Biz böyle görmedik. Böyle olmaz. Nasıl alışacak? Bunlar ibadet ve taate nasıl alışacak? Böyle bir İslami cemaate nasıl ısınacak? Mürşidimizin yaptığı hareketleri hala anlatamıyor.
Sohbetinin ortasında o zaman bu çalışmalar yeniydi. Tek ondaydı. Vesaire giderdi. Birisine bunu yaptırdı, sohbetin ortasına. Bu büyük bir feraset, büyük bir akıllılıktır. Bir yanlışlık oldu diyelim. Kendi cemaatimizde bile, şehreler azalıyor. Ne oluyor? Onu bir dahakine sohbete getirebilirsin. Neden bu cemaatin içine girer. Neden bu amca bana öyle bir baktı ki, ben de rezil oldum. Bunun için, şeyhler için bir tabir kullanılıyor. Ruh bilimcisi. Sami Efendi hazretlerinin torunu şunu anlattı. Top oynuyorlarmış. Efendi Hazretleri geçiyor aman ona muhalif bir hareket olmasın diye bastırmak istemişler. Buyurulmuş ki gençlere dokunmayın. Bunlar bu ihtiyaçlarını bu şekilde gidersin, meşru bir şekilde yerine getirsinler ki bir daha bu arzulara kalmasın, daha çok şey anlatırım. Bunlar olur mu denir diye söyleyen iletişim problemleri mi?
Diyoruz ki biz duyduğumuz o güzel sözleri, böyle kısa bir sözleri, birbirimize duyuralım. Mesela Muharrem ayı, şu kadar bir söz bile yeter. Kısa bir cümle, Muharrem ayı Allah'ın ayetidir. Yeter. Böyle bir iz bırakabilmek mümin. Bunu diğer gruplar çok güzel kullanılıyor. Bunun örnekleri çok. Ama bir tanesinde değil. Yarım saat veya kırk beş dakikalık bir gurur. En sonunda kiliseyi gösteriyor, bir daha şikayet ayeti. Hiçbir için söylemiyorum. Bir kilise, bir de hac işareti. Onu da öyle parlatıyor ki, o onun zihninde kalıyor. Bunun güzel örneklerinden birisi şu, bir tanesi seher vaktinde daha yeni kundaktaki yavrusunu uyandırıyor. Diyorlar ki neden böyle yapıyorsun? Seher'e alıştırıyorum. Ne bilecekse. Onun dimağında, beyninde yer eder. Belki bu uygun düşmeyebilir de buna benzer. Bir küçük yavru bahçede dolaşıyor. Yalnız kulağına dinleme cihazı koymuş.
Onun böyle artık ne ise, kamu çok uzun. O topla meşgul, oyunla meşgul, huşu sağa sola, çok da uzun olduğu için kablo, böyle takılın ben. Meğer Kuran-ı Kerim dinletiyormuş. O yavrunun beynine Allah'ımızın kitabını nakşetmeye çalışıyor. Merhametli mahremiyet sıkıntıları, en önemlisi inanç noktasındadır. Sami Efendi Hazretleri'ne çok küçük bir yavru getirmişler, daha çok küçük. Çözüm ne olmuşsa Allah bir etmiş, anası babası onu öğrenmiş. Sonra çocuk olduğu için uygunsuz hareketler neler yapmaya başlamış. Ne bilsin? Yaşlı amcalar altmış, altmışın üzerinde, o çocuğu bu hareketine daralmışlar. Efendi Hazretleri buyurmuş ki o yavru bize Cenabı hakk'ın vahdaniyetini öğretti, bildiğini öğretti buyurmuş. İnsanların baktığımız zaman çoğu inanç ve ahiret düşüncesinden uzaklaşarak dünyevileşmişlerdir. Dünyevileştik.
Onu şuradan hesap edeceğiz, böyle konuştuğumuzda, görüştüğümüzde neleri çok konuşuyoruz? Mesela beynimizdeki ve kalbimizdeki düşünceler örnek vermek icap ederse nedir? Kafamızda, beynimizde kalan düşünceler nedir? Biz yatağa girip başımızı yastığa koyduğumuzda neleri düşünüyoruz? Bunu bilen üstadımız üçiktaş bir Fatiha okuyun, aleyhissalatu vesselam Efendimizin ruh tayyibelerini, eline ashabını, sadatı kiramın rabıta dönemindeysek rabıta ile, murakabe dönemindeysek murakebeyle yatın ve öyle oluyor. Gençlerimizdeki büyük sıkıntılardan biri uyku sıkıntısıdır. Uyku problemdir. Çünkü sabah kalkamıyor. Gecenin yarısı diyeceğiz, yarısını da geçiyor. Öyle uygunsuz işlerle meşgul olunuyor ki kalkanmıyor. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz de erken yatırıp derken kalkıyor ve hayatları programlı. Bu program yok. İstediği gibi, eve geliş saatleri belirsiz, annesine, daha çok annelerine söylüyorlar.
Anne kapıyı açıktır, geç gelebilirim diyor. O geç gelebilirim dediği saat üçtür. Saat üçte yatacak sabah namazı, gece ibadetlerini bilmiyoruz. Seherde Rabbimize yalvarıp ve karmaları. Mesela yemek sofrası, bir gencin ailesiyle beraber yemek yemesi kadar tatlı şey olamayız, bir memleketimizde bir komşu gelir. Çok iyi bir aile. Sofranın başında annesini görür, babasını görür, kardeşlerini görür, yavrularını görür, imrenir. Diyor ki siz hep böyle mi hayatınızı geçirirsiniz? Evet. Siz babanın hayat yoldaşı bir ay, Ananınki de aynı. Ve eve baba sarhoş bir kafayla geliyor. Çocuklar perişan bir vaziyette, yatak neyi okuyor? Birisi bir tarafa döşemenin serilmiş vaziyette, biri bir tarafa yıkılmış. Ne düzen ne intizam hiçbir fikrim. Çünkü kural takip edilecek bir esas yok, öğretilmemiş. Diyelim ki biz öğretiyoruz, neler anlatıyoruz? Fakat çocuk bilmiyor. Çocuk çok iyi biliyor.
O otuz yaşına da gelse, o ilk anda ailede görmüş olduğu tavır ve hareketleri unutamıyor. O adeta beynine kazınmış. Ne diyor, babam diyor öyle bir kimseydi ki eve selamla girerdi. Annemin hal ve hatırını sorardı. Bak kendisi çok uygunsuz hareketlerin çizsin. Yapmış olduğu bir hizmeti vasfederdi, teşekkür ederdi. O da onu kapıya kadar pilav uzardı. Derdi ki babanız gelecek, acaba hangi yemekleri arzu eder. Bu kalıyor bilmiyor. Mesela kocası geliyor. Onu biraz moralsiz görünce, Ahmet Bey şöyle bir oturun, yemek yenecek ama ben size iyi bir arzusunda biliyorum. Kahve yapayım, bunu biz bir rahat. İçmeden evvel rahatlıyor zaten. Öyle kimseler var ki psikolojisi bozulmuş. Eve gideceğim ama diyor hanım beni nasıl karşılayacak? Çehresi azgın bir vaziyette mi karşılayacak? Yoksa tebessümle güler yüzle mi karşılayacak? Bir tanesi ailesinde muzdarip olmalı ki, yaşanmış, genç ama yaşlanmış.
İçinde ata ata ata midedeleri açılır. İclalımızın misafir olduğu bir eve gitmiştir. O evdeki hanım kardeşimizin misafire olan ikramını, ikramı öyle çorbalar hazırlama, tövbeler, vesaireler, tatlılar onlar değil, çoğu güler bir yüzle kocasını ve misafirini karşılamalarını görünce ben demiş böyle bir aileye sahip olsaydı, yaşım kırk olsa yirmiye inerdi. Arzu ve isteklerin de gayri meşru yollarla tatmin etme arayışları neden başlar? Hayatın boşluğunda. Çünkü bedenin bütün ihtiyaçları karşılanıyor. Gezmesi, tozması, eğlenmesi, her şey. Ona mahsus yerler mevcut zaten. O sizin bildiğiniz yerlere girmiyor. O isyanın işleneceği ortam da çok önemli. Öyle bir ortam ki, onun ışıkları bile önemli. Giriş kapısı önemli, oturacağı koltuğu önemli, sandalyesi, ondan sonra masası, hep bunlar ona göre ayarlanıyor. Genç bizim istediğimiz restoranda bilmem falan gitmiyor. O ona göre ayarlanmış yerleri var.
Işıklarıyla, neleriyle çok cezbediyor. Müzikleriyle, falan ona göre gidiyor. Bütün gönlü orayı istiyor. Oraya bir tablo asılmış, La ilahe illallah Muhammedun resulullah oraya girmiyor. Ama tevhidi hatırlatacak güzel bir tablo olursa oraya giriyor. Tevhidi hatırlatacak ama. İnancını hatırlatacak, Allah'ımızın varlığını beyan edecek, itikada müteallik, o bilgileri veren tabloları görünce oraya imreniyor. O düşündürüyor zaten o tabiat resimden Ama müstesna olacak. O tablolardan satılanlar var, değeri biçilecek gibi değil. Mesela diyelim ki biraz yaşlanmış adam, eski kanunlar var. Üzerine de diyelim ki elde etmiş olduğu samandır vesairdir, onlar balyelenmiş bir şekilde üzerine konmuş. O yaşlı da böyle bir inek, onu götürüyor. Cam fıstık, inektir götürüyor. Haya ederim bakar diyeceğim, ondan anlaşılmasın, kötüsün götürüsü götürüyor. O da onun yularından çekiyor.
O bunun kafasında çok düşünceler hasıl ediyor. Bak diyor bizim geçmişimiz rızkını temin etmek için tarladan bu ekinleri neleri, ne hale getirmiş, çalışa çalışa yüzü bir haritaya dönmüş sanki. Saçı, sakalı, şekli, giymiş olduğu elbiseler, işte bizim geçmişimiz rızkımızı temin etmek için bu güçlüklerin arasına altına girmiş, bizse bunu kolaylıkla elde ediyoruz diyor. Sonra da o yaşlı adam tarlasından evine geldiğinde evinde bir seccade görüyor. Anlatmaya gerek yok, o seccade yetiyor veya kollarını sıvamış abdest alacağı belli. Havuluyu üzerine almış. Bunlarla ancak kula getirilebilir, başkaları bu hususta öyle bütçeler ayırıyor ki. Biz mesela yatırımlar yapıyoruz. Evet, elbette ülkenin kalkınması için ekonominin düzelmesi için yatırımlar yapılacak Ama beyine yapmış olduğu yatırımlar onların daha fazla görünüyor.
Bir gencin yetişmesinde şekillenmesindeki yatırım, bir ilaç sanayine yapılan yatırım gibidir adeta. Yeter ki yavrusunu kendi düşüncesi içerisinde yetiştirebilsin. Ruhunu doyurmadıkça yavruların, onlar bu isteklerini gayri meşru yollarla tatmin etme arayışı içerisine gireceklerdir. Mecburen kötülüğün kaynağı baktığımız zaman inançla alakalıdır. O yavruya ne üretilecekti? İlk başta, mesela aşı devreleri geliyor, aşı devrelerinde kırk senelik, elli senelik, örnek olarak söylüyorum, ağaçlar var, onlara yapılmıyor. Genç fidanlara yapılmıyor. Bir öz var, bir hafiyet var. Efendimiz bunu buyuruyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Peygamberlikle şereflendiğim zaman gençler koştu, yaşlılar kaçtı diyor. Onların kalbinde bir incelik var. Hakkı kabule müstahitti, ey ashabım, onları size emanet ediyor. Daha genciyken onları ne ile aşılayacağız biz? Kendisini görüp gözeten Mevla var.
O bizi murakabe ediyor. Böyle yetişen Seyyid Bin Abdullah Et-üseri Hazretleri, üç yaşında gece namazını kılmaya başlıyor. Dayısı Muhammed Sevvar'a Rahmetullahi aleyh diyor ki dayı kalbim kararlıyor. O da o genç beyne işlediğine bakıyor. Neyi işliyor o beyne, o kalbe? O ruha vermiş olduğu Allahu min, Allahu nazır, Allahu şahit, Allah'ım benimle beraber o görüyor, biliyor, duyuyor. Yapılanların hiçbir zaman boşa gitmediğini anlatacağız. Diyeceğiz ki her ne yaparsak yapalım o kayıt altına alınıyor. Ve Cenabıhakk'a karşı hesap vereceğimiz düşüncesi gönle yerleştir diyor. Böyle bir insana baktığımız zaman insan beden ve ruh olarak ikiye aittir. Bir şu vücudumuz var, bir de ruh yönümüz var. Evet bu azalarımızın yanında iç azalarımız da var. Elimiz var. El alıyor, veriyor. Ama iç elimiz nedir? O da Mevlana'mız gibi elinin birini arşa kaldırıyor, birisini de halka indir.
Allah'tan alıyor halka, haktan alıyor halka. Batıl şeylerle meşgul olursa ruhumuz gıdasızdır. Diyoruz ki bu genç kardeşimiz çok zayıf bir dünyaya sahip. Evet zayıf olabilir de güçsüz. Hemen yorulmuyor. Bir zafiyet ver. Neden? Beslenememiş. Beslenecek, sağlıklı bir şekilde beslenecek. O beslenmeyişi onun beyninde de etkiler meydana getiriyor, beslenecek. Bizim beslenme çantaları boşuna değil, okula yeni giden bir yavrunun, o beslenme çantasıyla beynine de etkisi var onun. Beyninin güçlenmesine de sebep. Ne yapıyoruz? Aman ha, bunun sağlıklı bir gıda alması gerekir. Günümüzde jelatinli yiyecekler diyoruz dikkat edelim, o jelatinli yiyecekler. Evimizden yemiş olduğumuz bir tabak yemek elimizle bahçelerde elde ettiğimiz domatestir, bunun yanında patlıcantır, kabaktır, bunları kurutuyoruz, konserveleri yapılıyor. Bunun da sağlıklı olması gerekir. Eğer tüm sermede olması sağlıklı olacak.
Onlardan yapılan yemek daha tatlı olur. O jelatinlü olan yiyeceklerden, hazır yiyeceklerden bünyeye daha faydalı olur. Ruhumuzun gıdası verilmeyecek olursa o zaman batıl işlerle meşgul olmaya başlar. Mutlak o boşluğu dolduracaksa zaten. Ruhen doymuyorsa nefsinin doyumuna başlar. Şehevi duygular, hayvani düşünceler, hileler, gutalar hiç arzu edilmeyen tavırları yapmaya başlar. Çünkü ruhunda doyum yok. Ruhu doysa o kimseyi siz dağın başına bırakın huzur içerisindedir. Çünkü Mevla ile olmuştur. O ruhunun doyumunda, esamve ve huve makuma inemakuntum siz nerede olursanız olun Allah ile beraber olduğu düşüncesi yerleşmiş ona. Allah Celle Celalühü sizinle beraberdir. Onunla beraber oluşu artık kötülüğe tamamen bir sert oluşturmuştur. Arzusu nedir? Onun tek arzusu Mevla'dır. Çünkü gıdayı o yönde alıştırır. Manevi boşluk neyi meydana getirdi yavrularımızda, kumarı meydana getirdi.
Hiç Arzu edilmeyen helaka sebep olan satanizmi meydana getirdi. Sapık ve yanlış akımlara gönüllerini kaptırmaya başladı. Bu deizm deniyor da, deizm yaşanıyor zaten, camide beş vakit namazını kılan adam da deizmin içerisinde. İnançsızlığı. Biz zannediyoruz ki bu daha çok gençlerde, onlar Allah'ımızın varlığını kabul ediyorlar Celle Celalü'l-ü Ama yaşantı noktasında kabul etmiyorlar. Bunu elinde tesbihi seccadesi üzerinde oturan dervişim diyen de yapıyor. Hani adam tespih-i ibadete atın, bakın yeni evlenen bir çifte söylediği söze hepsi için demiyor, sadece bir örnek. Biz gençliğimizi yaşayamadık, bu dervişim diye ne yapıyorduk? Onlar hayat sürsünler. Hayat sürsünler dediği, hayal hayvani bir hayat. Hal. Bu deizm değil de nedir? Çok ibadet ve taat ve haccı hiç kaybetmiyor. Bir tanesi ağlıyor. Diyor ki her sene hacda doyurdun, bu sene Arafat'ta vakkaya duramadın.
Hepsin demiyor, böyle yanlış anlaşılmasın. Bakın ne söyleyeyim, düğün hayatta bir defa. Olur. O da çarkısız olacaksa hiç olmasın. Bu deizm değil de nedir? İnanç noktası mühimdir. Mekke döneminde inen ayetlere baktığımız zaman hep itikatla alakalıdır, inançla alakalı. Allah'ımızın varlığı. İslam uleması, bir çocuğun yetişmesinde, onun ilk dinlendiğinde öğrettiği ayetler şudur, esam. Bu değil. Ayet-i celîde şu Allah'ımızın vahdaniyeti, birliğin, onun asla eşi ve benzerinin olmadığı, ortağının da bulunmadığı, ona öğretiyor. Ementü billem ve keferuk tagut. Allah'ımıza imanı başta rap ile başlıyor. Rap, küfrü, şirki, nifakı, batıl düşünceyi, batıl yaşantı, hepsini terk eder. Ondan sonra, yeni dillenen yavruya öğrettiği ayeti celle şu İnternette açıyoruz. Diyoruz ki Kuran-ı Kerim dinleyelim. Burada Sa'diyye'ni dinliyoruz. Abdus Samed'i dinliyoruz. Mustafa İsmail'i girdim. Halil'i Hüseyin.
Çok fazla bir rahatım. O şekilde aşere girmiş, takribi görülmüş, tayyibeyi bitirmiş Mustafa. Bunun yanında üç yaşında bir yavru, daha da yaşı küçük olabilir. O orada Fatiha suresini okuyor, onu dinliyor. Öyle bir yavru ki kız çocuğu başını dökmüş, Şems suresini mihraba geçen imamlık yapan hocamızdan kıraat olarak daha düzgün bir şekilde okuyor yerine göre. Onu dinliyoruz. O bize etki yapıyor. Zaten yaşlı başlı. O okuyup. Bahçeye girdiğimizde çok meyve veren ağaçlarımızla görüyoruz. Ama yeni dikilmiş üç tane elma var. Veya üç tane onda şeftali eder. Üç tane, ne diyelim, kiraz var. O hoşumuza gidelim. Allah'ımızın da sevdiği bu. Cenabı Hak geçtiğini ibadete itaati tüketenleri sever.
Bunun için akıl olarak hem dünyevi hem uhrevi olarak yüksek olan fakat takip edemediğimiz, onun ruhi yönünü bilemediğimiz, ham softa ve yobazlığı ileri götürdüğümüz mürşid-i kamilimiz yaşlıları emekli ettim, ben gençleri istiyorum buyuruyordu. Yaşları emekli etti de namaz kılmayacak bunlar. İbadet taat yapmayacak mı? Mutlak yapacak. Sami Efendi gibi zamanın futbol aktarımı yaşlılara sınır koymayın. Mevcut derslerini çeksinler. Onun dışında ne kadar okuyabilirlersin? Ne kadar okuyabilirlersin? Fakat gençleri arzu ediyorlar kurtulsun diye. İnanç, inanç olduğu zaman bu onu düşünmeye sevk edecektir. İnanç, iman, bunu güzel saatler yapmaya sevk eder, inanç, kendisini geliştirmeye başlar. O gelişmesi talip olur, salik olur, müntehi duruma gelir, bu kadar diyorum, bunlar bir tarik ehlinin yeteceği husus der. Fakat bu konularda da yetişeceğiz.
Canım, halktan kaç aslandan kaçtıkları gibi bir minkir suretini mi göreceğiz? Bu ham softa ve yobazlıktır. Kötülüğünden kaçacağız, iyiliğine koşacağız. Ona çok güzel nasihat diler. Eğer böyle düşünürsek Asr suresinin inkarına gider. Çünkü onlar birbirleriyle karşılaştıkları zaman haklı tavsiye ediyorlar, sabrı tavsiye ediyorlar. Kötülüklerinden kaçacağız. Ama ısrarları için koşacağız. Çevresindekilere yardım etmeye insanı kılavuzlar inanmış. Uygunsuz hareket ve davranışlardan uzak durmasına sebep olur. O zaman biz yavrularımıza ne yapacağız? Cenabı hak'ı tanıtmaya çalışacağız. Kimdir bu? Tanıtma konusunda bize örnek olan Abdülkadir Geylani Kaddesallahu Sırr-Razir. Bir programıydı, layık olmayarak bizi de çağırdılar. Biz de bir üstünlük görmeyin. Dedem öyle buyurmuş. Nakşimedi, Nakkaş'a gider. Vasfını kim kabul eder? Nispetimiz sultanını. Bir tanesi çok büyük böyle medihle mektup yazmış.
Baba bunun altından nasıl kalkacaksın deyince, çok kolay demiş. Ben İstanbul'a gittiğimde böyle septik çukurlarını temizlemeye çalışanlar vardı. Giymiş olduğu tulumlar belli. Ona nezafetli efendim, temiz efendim, pat efendim dese hiç inanır mı? Çünkü o gübreleri temizleme ile meşgul. Ben diyor kalbimdeki hasetlik, kalbindeki hayvani, ne diyelim adavet gibi, buhul gibi, kin gibi, kanaatsizlik gibi kötü ahlakları temizlemekle meşgulüm benim. Üstünlüğüm neden olacak ki, pak oluşum neden olacak? Eğer vas etmişse vasfettiği bir yakıt diyelim, bir bina çok güzel, sanatsal bir şekilde yapılmış, tablo diyelim. Onu övmek niye gider? Onu yapana gider. Ben diyor beni İrşada vesile olan, benim sağıma vesile olan üst ağzıma gider diyor. İnançla ilgili konularda doğru bilgi almaktır, herkesten de değil.
Böyle inancı düzgün, salih, Efendimizin ve asabi güzinin hayatını kendisine örnek alan kişiler, gönül dünyalarını ne yapacağız, ihmal etmeyeceğiz ve örnek olacağız ve irademizin de güçlü olması gerekir. İnandığı gibi yaşamayı bir kere kalbe yerleştireceğiz. Model, örnek olacağız. İbadetin zevkiyle yetiştirmeye gayret edeceğiz. Ne helaldir ne haramdır onları öğreteceğiz. Bir yavrunun yetişmesindeki hataları çok iyi bileceğiz. Yapmış olduğu bir yanlışlıkla Allah yakar demeyeceğiz. Allah sever demeyi üreteceğiz. Kolaylaştıracağız, zorlaştırmayacağız. Elhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.
Kaynak: Genel
Gençlikte İnanç ve Terbiye ile İbadetin Zevki | Mihmandar