Allah'ımız kitabı Kerim'inde onlar gençlerdir ama gençlerin burada iki tane özelliği var. Birisi iman birisi de hidayet. İman, altı esas buyrulur iman. Her şey zaten imanla. Mesela gözümüz baktığında gördüğümüz eşyadan ibret alabiliyorsan, bu imanın gereğidir. Mesela hayırlı sözler dinliyorsak ve bunu arzu ediyorsak, bu imanın icabıdır. Bunun gibi, hidayet rabbımızın açmış olduğu yol. Artık bitmez ve tükenmez. Bunun sonu yok. İlimde de sonu yok. İlimde hidayete inersek, nefiste hidayete inersek nefsimizin ıslahında onun artık ulvi derece ve makamlara ermekte sınırı yok. Mesela nedir? İbadet ve saatte, ibadet ve saatte de hidayete ermek bunun sonu yok. İhlas ama hepimizin iflası bir olmaz. Allah'ımızın seçtiği kulların iflası elbette ki daha müstesnadır. Bunun gibi. Ülşidimizin gençler hakkında yazmış olduğu bir şiir.
Yine hadisi şerif Arş-ı Azam'ın bölgesinde yedi sınıf insan, gölgelenecek. Onlardan bir tanesi de ibadetillayı taala. İbadet ve saatte gençliklerini tüketen kimselerdir. Biz buna ne deriz? İbadet ve taatle gençliğini ibadet ve taatin zevkiyle geçiren gençlerdir. Mürşidimiz yazmış. Misal veriyorduk. Onların dilinden akan sözler dedik ya bir havuz düşünelim. Havuzdaki su ne kadar üstün değerde olursa o derecede bizlere faydası olur. Biz çayımızı yapmakta dahi değerli olan bir suyun elbette ki tadı başka olacaktır ve sonra biz gıda olarak onu içtiğimiz zaman da şifa olacaktır Rabbimizin izniyle. Çünkü bunun yanında çorak sular da var. Daha başka insana denk getiren, çok süreçli olan sular da var.
Onların mübarek gönülleri diyoruz takva suyuyla doğduğu için Allah'ımıza yakın olma mukarrem sıfatını elde etmek suretiyle bu nur ile dolduğu için onların mübarek ağzından dökülen kelamlar da elbette önüne geçen hayırlı sözlerdir. Genç var ki imana kuvvetli, başta ele aldığı iman. Hani iman olmazsa Mehmet Akif Rahmetullah Ali şairimizin dediği gibi paslı yürek. Sinede yük paslı yürek. İman olmadıkça bir değeri yok. Bizi Allah'ımızın lütfuna erdiren cennetine ve cemaline götüren nedir? İmandır. Cennetin fiyatı tevhittir buyuruyor. Ama arz ettiğimiz gibi tevhidin de aşamaları var. Sadece dilimizin la ilahe illallah demesiyle değil, kalbin de tasdik etmesi. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar, insanlar uykudandır, ölünce uyanır. Şu gönlümüzün öldükten sonra uyanmaya bırakmadan, onun uyanması şu demek. Diyor. Orada gönül hayat bulmuyor.
Burada hayat bulmazsa orada hayat yok gönül için. Gönlün hayatı imandır, ibadettir. Rabbimize olan yakındır. Ona olan sevgidir, muhabbettir. Değer verdiklerine Rabbimizin değer vermektir. İşi o zamana bırakmadan şimdi de imanımızın bütün hayatımızı kuşatması icap ettiğini büyüklerimiz anlatılır. Dedik ya gözümüz baktığında ibretle bakış imanın gereğidir. Kulağımızın duymuş olduğu bir sesi, Rabbimizin zikri niyetiyle dinlememiz imanın gereğidir. Her şeyi bilir. Evimizdeki güzel geçim imanın gereğidir. Çünkü Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sizin en hayırdınız eviyle, ailesiyle güzel geçinendir buyuruyor. Mesela ticaretimizde haksızlığı terk edip helal ticareti, helal kazancı Eğer hedefliyorsa bu da imanın gereğidir. Çünkü helal kazanç içerisinde olan kimseler diye buyruluyor, Allah'ın dostudur diye. Demek ki iman öyle bir nur ki her zerrede kendisini gösterir. Her zerrede.
Dini adiye hizmetli, büyüklerine hürmetli adam olacağı belli. Hani öyle bir söz söylüyor ki biz dolu şairlerin sözleri var. Ama bir şair olarak değil, bir hikmet ehli olarak bizim anlamamız için şiir kalıplarında veriyor bunu. Vezinler de veriyor. Anlaşılsın diye. Ama söylediklerini söz kitapların da yazacağı bir söz değil yerine göre. Bakıyoruz, Rabbimizin gönüllerine indirmiş olduğu kelamları söylüyorlar. İman, başta imanı aldı. İman olmayınca hiçbir şey olmaz. Mesela yapmadığı hizmet yok. Bütün dünyaya hizmet ediyor ama iman olmadıkça bir değeri yok. Onun değeri nedir? İmandır. Dini aliye hizmetli, ali olan dinimiz bizim yaşamamızdan maksat nedir? Dinimiz için yaşıyoruz biz. Çünkü Rabbimiz kitabı Kerim'inde din Allah'ın oluncaya kadar mücadele edin. Demek ki gayretimiz ve çabamız bitmeyecek. Öyle sınırlı bir gayret, çaba yok.
Mesela kişi biraz yaşı ilerledi mi, biz bu kapı zamana kadar hizmet ettik. Bundan sonra da gençler bu işi yürütsün demeyeceğiz. Yediden yetmişe hepimiz. Genç koşacak ama yaşlımız duasıyla koşacak. Gönüldeki muhabbetiyle koşacak. Mal ve mülkünü dinimiz uğrunda sarf etmek suretiyle koşacak. Yorgunluk yok. Eğer yorgunluk olsaydı Ashabı Gözün efendilerimiz yaşlı olduğu halde cihada gitmeye can açıyor. Kaçıracağız diyor. Bak gençler istiyor ama yaşlıları da istiyor. Ya Resulallah bizimle gitme diyorlar. Bak hepimizin bileceği aşikar olan Eba Eyyub el Ensari Hazretleri. Bunun dışında onların yolunu izleyen büyüklerimizde de bunu görüyoruz. Seksen yaşını geçmiş olmalarına rağmen durmuyorlar. Bak yabancılardan misafir vermemeye çok uğraşıyorum. Bir Yahudi yüz yaşına yakın bin sahifelik eser hazırlıyor. Yüz yaşına yakın. Kendi inancımı insanlara empoze etmek için, insanlara aşılamak için.
Hani o zaman bizim durup dinlenmemiz yok. Dinimizde emeklilik diye bir şey olmaz. Bu dinin dini hizmetlerin emeklisi yoktur. Emeklisi, esrarı ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadette bulun. Yılmak yok. Hep beraber koşacağız. Büyüklerine hürmetli. Adam olacağı belli. Büyüklerimiz belli. Başta aleyhüssalatü vesselam efendimiz. Peygamberan insan. Ashabı Düzgün. Tabii. Tebei tabii. Onları takip edenler. Daha sonra mezhepte imam olanlarımız, o mezhepte söz sahibi olan hüküm verebilme yeteneğine sahip müştehidinil zam efendilerimiz. Ulemai kiram, Meşayı ilzam. Bize yol gösterenler, mesela bizim ufkumuzu açanlar, mesela tefekkürde ufkumuzu açıyor. Necip Fazıl'nin rahmetullahi Ali öyle sözleri var ki ufkumuzu açar. Yüzüstü çok süründün. Ayağa kalk. Sakarya atıyor bize. Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun diye. Yani iki olmama. Gayret ve çabayı göster. Ne diyor?
Mesela burada divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun derken bütün insanlar bitse dahi, tükense dahi ben bu azmimi kaybetmeyeceğim. Öyle bir söz söylüyor ki, Aleyhissalatü Vesselam efendimizin mübarek sözüne dayanıyor. Ya hak hakim olur ya da Muhammed ölür. Öyle bir söz söylüyor. Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun derken Alparslan'ın rahmetullahi o beyaz kepenli giyiyor, arkamdan kim gelirse buyursun dediği gibi. Böyle bir azim. Bak ufkumuza söylüyor. Velilerin sözlerine bakıyoruz. Onlar da bizim gönül kapılarımıza açıyor. Allah'ımıza Vuslat'ta öyle sözler söylüyorlar ki marifetullah'tan söz ediyor. Diyorlar ki Allah'ımızı tanıma nimetine ulaşalım. Tarikatı Aliye'ye girmenin sebebi bu işte. Bunu bilince kişi öyle bir yapışır ki öyle bir yapışır ancak bu yol vasıtasıyla ulaşacağım diye. Çünkü onlar daha evvelden bu yolları geçtikleri için bize yol gösteriyorlar. Mesela biz ne diyoruz?
İbadetimizi yapıyoruz. Elhamdülillah onlar öyle demiyor. A, ibadeti yapıyoruz ama ibadet bizde ne kadar değişir ediyor? Mesela Allah diyoruz Celle Celalühü. Allah dediğimiz aleyhissalatü vesselam efendimiz buyuruyor ki nice Kuran okuyanlar var ki, han kere şu boğazından aşağıya inmez buyuruyor. Bize mübarek yol yaptığımız vazifelerde sadece Allah zikri celali değil, tevhidimizde de salatü selamda da ölüm tefekküründe, rabıtamızda, murakabemizde, yaptığımız bütün taatlerimizde, tuttuğumuz oruç vesaire vazifelerimizi önüne indirebilmek, önüne indirmek. Bak bunun misali çok kolay. Her zaman da verirler bize. Bahçemize diktiğimiz bir fidan. Fidanı insan boşuna dikmez. İsterse çam olsun. O çamı o yapraklarının, o artık dallarının dudaklarının ona göre. Onun vermiş olduğu artık ne isteniyorsa onu veriyor çam ağacı zaten. Görüntüsüyle güzelliğini veriyor.
Dikkat edilirse onlar aynı zamanda tevhidin de işaretidir. Aynı zamanda tevhidin işareti görürsünüz, gittikçe vahdaniyete doğru gider. Böyle üst tarafı da yayılım. Dal budak salmaz. Sadece bir yerde toplanarak gider. Allah'a gittiğinin işaretidir o Celle Celalühü. Tefekkür edersek, mesela kupkuru bir sopa gibi olması değil edep. Onun o güzel kokusunun da yayılması. Bir gölgelik olması aynı zamanda. Bunları temini. Bunun dışında meyve ağaçları diyelim sadece bir kuru ağacı dikmiyoruz. Bunu hedeflenmiyoruz. Burada hedeflediğimiz onun meyveleri oluyor. Gençlerin meyvesini Rabbimiz nasıl haber verdi? Sadece sadece nefsani ve şehevi arzularını tatmin eden kimse olarak ifade buyurur mu? Dinimizin ölçüleri içerisinde onu yapacağız. Ama Cenabı hak bir gencin meyvesini sadece bir ayet-i kerimede iman ve hidayet olarak buyuruyor.
Gencin meyvesi imandır ve hidayet hem kendisi halkın yolunu buluyor hem de başkasına viside oluyor. Gencin meyvesini Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz nasıl haber verdi? İbadet ve taatten zevk duyar. Bunu sadece bir mescide girmiş, orada Allahu Ekber deyip namaz kılıyor. O namazın meyvesi var elbette. Ki. Sadece bununla sınırlı kalmamak, mesela diyelim ki hangi meslekteyiz? Mühendislik diyelim. Elektronik de olabilir vesair de olabilir. Onda en üst dereceye erişebilmek. Neden? Bu da Rabbamızın bize bir emri, bir tavsiyesidir. Müminler oldukça siz en üstünsünüz buyuruyor. Ve sonra öyle bir ifade ki Aleyhissalatü Vesselam ben siz köle değilsiniz. Siz bir başkasının eli altında esir bir kimse değilsiniz. Siz hürsünüz. Allah'ın emrine riayetle kullukla hürsünüz veren üstünsünüz. Mesleğimizde de en üstün olabilmek. Şimdi diyelim ki devletin idaresi, idaresi. Bir zalimin elinde olsa ne yapar?
Suriye'yi görüyoruz işte. Buna benzer birçok misaller var. Ne yaptı? Milyonlarca insanı helakine sebep oldu. Hana doymuyor kana. Ama adil olacak olursa kendi memleketini düşündüğü gibi bunun dışında dış ülkeleri de düşünüyor. Mesela görüyorsunuz Şu aşılarda neden? Zengin olan ülkeler ne yaptı? Bastırdı parayı. Bastırdı. Ne kadar alabilecekse hepsine sahip olmak için varlığını harcıyor. Bunun dışında hakim yoksul, bir yiyecek içecek bulamayan o ülkeler ne oluyor? Ama adil olursa onları da düşünür. Çünkü bir genç ve Müslüman olarak hepimiz bilhassa gençliğimiz aleyhisselatu vesselam Efendimiz. Çünkü burada dini adiye hizmette buyuruyor üstadımız. Komşusu açken tok olarak sabahlayan kamil mümin değil. İşte komşumuz Afrika'daki o fakir yoksun. Müslüman mı? Genç var ki insafa gelmiyor. Görüyorsunuz o sığınmacılar neler? Boklarla giderken.
Böyle kendilerini kurtarmak için selamet bir yere gidelim zulümden diye kaçarken onlar patlatılarak hiç acıma şefkat merhamet diye bir şey. Onların denizde boğulmasına sebep oluyor ve sonu yangınlar çıkarlar. Kendi ülkesinde bile böyle buz halidir. En çok yangın bakım evlerinde çıkıyor. Yaşıtların kaldığı yerlerde çıkıyor ve bunu açıkça gördünüz. Bu hastalıkta neden? Bir üstte, yaşlılar, üssün gitsin dediler. Açıkça söylediler bunu. Ama yüreğinde iman olan ve imanı her tarafı kuşatan kimseler ne diyorlar? Onlar bizim bela dafiamızdır. Belalar ve musibetler yaşlılar hürmetine abid, ibadet ehli yaşlılar hürmetine ortadan kalkar diyor. İnsaf yok. Onlarda şefkat merhamet olmaz zaten. Katiyen. Mesela yolda girerken gazetelerin altında da olabilir, bir örtüde açar böyle acaba bu nedir diye. A, bu ölen babanmıştır. Ondan sonra geçelim dedim. Yok misal. Şefkat yok, merhamet.
Öğüt versen tesiri olmuyor. Büyük küçüğü bilmiyor. İnsan olmayacağı belli. Genç var ki abdestini alıyor. Beş vakit namazını kılıyor. Halis müminleri buluyor. Adam olacağı belli. Zaten gönlümüz Mevlayı zücelal'e dönük olacak olursa hep o önündeki kimseleri ararız. İbadete ehli, taat ehli, zikir ehli, Rabbimize gönlü aşık olan kimseleri arar. Sohbet mahallerini arar. Zikir yerlerini arar. Kimde böyle nerede büyük bir zat var ise onu ara dizinin dibine oturmak ister. İsterse hiç konuşmasın. İstifad edelim, faydalanalım diye. Çünkü ruhumuz bedenimize benzemez. Beden mesela bir yiyecek içecek. Belli bir ölçüde yendiği zaman ondan sonra bıkarım kimse ama ruhun doyumu böyle değil. O tarafa dönersek ama, nefis tarafına dönersek o kendisinin tatmini olan yerleri arar. Ama ruhunun aşklarını bilirse o da hep o tarafa yönelir. Doymaz. Mesela bize yerine göre böyle bir zorluk gelir.
İbadet ve taatten zorluk gelir. O nedendir? Nefsimize meylettiğimiz için. O tarafa dönmüşüz. Ama ruh tarafına dönecek olursak doyamaz. Gecesi de taat gündüz de taat olur. Genç var ki cami görmemiş, secdeye yüzün sürmemiş, alim yanında durmamış, insan olmayacağı belli. Şimdi kendimizden devamlı üst sınıfta olan insanlarla alaka kuracağız. Yoksa bizi batırır. Mesela diyelim ki adam çamura mı gömülmüş veya bir suya mı Böyle batağa doğru giden batmaya doğru giden kimseye tutunursak o da bizi batırır. Ama sahilde olan bir kimse olursa, onun bize elini uzatmasıyla biz de tutmak suretiyle kurtulmuştur. Kurtulur necata ederiz. Bunun gibi. Kurtara nefsini emarelikten kurtarmış, ileri sınıflara geçmiş. Nefsin onda hiçbir kötülüğü yok. Nefis artık ruha arkadaş olmuş vesair noktalarda da Rabbimizin razı olacağı ameller yapmak suretiyle kendisini nefsin elinden kurtarmış. Aklını esarette bırakmamış.
Aklı nefsinin esiri değil. Nefis aklının esiri. Diyor ki aklı bak diyor. Öyle bir kitabı kerim ki, bütün kitapları ve sahifeleri içerisine alan, eksik olan hiçbir şey bulunmayan muazzam bir kitabı Kerim ve sözde Rabbimizin sözü. Buna uymam gerekirdir. Eğer akıl nefse hakim olacak olursa, eğer nefis akla hakim olursa o zaman Allah korusun yüzünü de açmaz, görmek de istemez. Bunun dışındaki artık nefsani, hayvani duyguları tahrik eden eserlere ve hayata yönelir. Sadece eser de değil. Eliyle de o tarafa gider, ayağıyla her şeyimizi Allah korusun. Ondan kendimizi esaretten kurtaracağız. Elimizden geldiği kadar onun için dedim büyüklerimizin böyle Allah'ımızın sevgili dostlarının vermiş olduğu evrak ve ezkara sımsıkı tutunacağız. İmamı Azam tutundu. Eğer iki sene olmasaydık imam helakteydi diyor. Helaki, aynelyakin ve hakkal yakine erişmemek ilimde. Mezhep imamlarımız da öyle dolu.
Hak dostları Hanefi dedevüne, Şafii'de de, Maliki Hanbeli'de yüksek derecede ilimde otorite olan kimseler Allah'ın sevgili dostlarına boyunlarını eğitmiştir. Islahımız için ne gerekiyor demişler. İlim kendi başına hidayete iliştirmez de onun için. İlmin haşyet olması için Cenabı hakk'ın korkusunu temin etmesi için müracaat etmişler. İlmimiz de olmuyor demiştir. Bir noktaya kadar gidiyor. Ama ilmin meyvesini ancak nasıl diyebiliriz? Hikmet olunca yiyebiliriz. Marifet olunca yiyebiliriz. Onun için müracaat ediyoruz. Genç var ki Kuran elinde, Allah'ın zikri dilinde, büyük uzakların yolunda adam olacağı fiil. Büyük zatlar, Nebiler sıddıklar şeyhler ve salihler. Koskoca peygamber Mus'b Aleyhisselam bile Cenabı hak'ta tazarru' ve niyazında yalvarışında Kuran Azimüşşan'ın diliyle bakın ne diyor. Allah'ım dünyada ve ahirette dostum sensin. Beni salihler içine kat.
Müslüman beni Müslüman olarak öldür ve salihlerin içine kat diye dua edin. Böyle anladığımız okuduğumuz zaman biz bunu yüzlerce defa duyduk demeyeceğiz. Duyduğumuzun gönlümüze ne kadar girdiğinin muayenesini yapacağız. Acaba okuduğum Kuran azimüşşan benim gönlüme nur olarak ne kadar girdi? Efendimizin hadisi şerifleri ne kadar gönlümde yer etti? Vesaire. Genç var ki kahvede yatar. Evin eşyasını satar. Deryayı günaha batar. İnsan olmayacağı dedi. Genç var ki ilme çalışır. İrşad ve ıslaha alışır. Büyük tuzaklarla buluşur. Adam olacağı belli. Devamlı büyük insanlar. Mesela şeyh Edebali'yle buluşuyor. Bizim padişahımız kimle? Şeyh Edebali gibi bir üyeliğine münasebet bulunuyor. Bunun yanında idimde gerçekten gerçekten ilerleyen kişiler hep ehlullahın eteğine sarılmış. Yine Necip Fazıl'ın rahmetullahi dediği hatırımıza geliyor.
Resulullah'ın diyor mantosuna diyor, böyle sarılın diye ne güzel ifade ediyor. Ona sığının ve onun artık vekili olan durum, vekili durumunda olan insanlara sahip. Fena fillah olmuş. Cenabı Hak'ta yok olmuş. Varlığı Mevla'yla beka billah olmuş. Bunlarla. Yoksa bizi helaka götürür Allah korusun. Çünkü takip edeceğimiz insanı Cenabı Hak bize tadit buyuruyor. Kuran-ı Kerim'de. Kimi takip edeceğimiz bile haber veriliyor Rabbimizin Kitabı Kerim'inde bildiriliyor. Öyle gelişigüzel kimselere değil, gönlünü Rafi Zülcelal'imize teslim etmiş kimselere bağlanmamızı Cenabı hak bize bildiriyor. Allah'ımıza tamamen her şeyine teslim olmuş kimselere buyur diyor. Onların yollarını izleyin. Ancak o vesileyle Mevla'yı bulursunuz. Çünkü biz kendi başımıza diyelim ki tıp fakültesinde okuyoruz. Diyoruz ki o kadar gitmeye gerek yok. Kitapları alalım.
O kitapları alıp okumakla biz tıp fakültesinden mezun olamıyoruz. Neden? Bir delil olacak insan istiyor. Onun delaletiyle ne yapıyoruz? Derslerimizi daha güzel öğrenmiş oluyoruz ve tıplılığımızı da atıyoruz. Biz de Mevla'mızın yolunu böyle kendi başımıza değil, Bu yolu aşan dedik ya fenafillah ve beka billah. Nefsinin ıslahını temin etmiş, nur olmuş. Kimselerin eteğine yapışmak suretiyle. Bu eteğine yapışmak emri vermiş olduğu Allah'ımızın emirlerine resulünün tavsiyesine sımsıkı sarılmakla ondan başka bir şey çıkmaz onların dilinden zaten.