Sevgili hocamızın konuşmalarından hatırıma gelen birkaç hatırayı naklederek devam etmek istiyorum Bize Ankara'dan bir minibüs misafir geldi. Bu misafirlerin yanında memleketimizde bulunan İpek Hoca diye maruf Hasan hocamız buranın merkez vaizi o da bulunuyordu. Üstadımız hazretleri görüştüler bir gün sonra mıydı pek hatırlayamıyorum buyurdular ki Hasan Hoca yaşlıları sen al yanına Üstadımızın yaş itibariyle ileride olmasına rağmen gençleri de ben alayım onlara nasihatte bulunalım buyurdular. Bir odamız vardı, o misafire has bir yerdi, oraya aldı genç kardeşlerimizi biz de arkasına oturduk oturduğunda şu hadisi şerifi okudular Cenabı Hak gençleri sever. Öyle gençler ki gençliklerini ibadet ve saatte geçiren kimselere muhabbet eder diye buyurdular ve bir hadiseyi anlattılar. Onu bilirsiniz.
Abdullah bin Mübarek hazretlerinin bir yolculuğu, bir gençle karşılaşması ve onun çok güzel beyanları. Üstadımız hazretlerine onlar Efendimiz aleyhissalatu vesselamın gerçek vekilleri Çünkü fahri kainat sallallahu teala aleyhi ve sellem gençleri bana emanet edin. Gençleri bana bırakın buyuruyor. Onların kalplerinde rikkat var. İncelik var. Hakkı kabule müsteahitdirler diye. Bakıyorum Üstadımız hazretleri de gençlere öyle bir sevgi, böyle bir muhabbeti Nebevi sevgiyle efendimiz aleyhissalatu vesselamın muhabbetiyle yerine getiriyorlardı. Diyoruz ki biz şimdi zaten sevgili kardeşimiz de buna işaret buyurdular. Eskiden büyüklerimiz ne yapıyorlardı? Minberde hutbe okuyorlar. Mihrapta namaz kıldırıyorlar, yerine göre mazu nasihat ediyorlar. Kürsüde hakeza.
Bugünün minperi, bugünün kürsüsü, bugünün mihrabı teknoloji kardeşimizin haber vermiş olduğu İnstagram'dan tutun artık neyse hatırımıza gelen bugün kullanılan bu aletleri bu teknoloji Allah'ımızın dinini yaymada, o diniyle ihya olmada kullanmak mecburiyetindeyiz Cenabı hak bizi bu noktada mesul tutar. Eğer bunu biz hakkıyla kullanmazsak çünkü efendimiz aleyhissalatu vesselamın hayatında var bu. Veda hutbesinde buyuruyorlar ki burada bulunanlar bulunmayanlara bu mesajımızı bu ilahi hitabı duyursunlar. Bu ne demek? Bu iletişim demek. O gün de bunu yapabiliyorlardı ama günümüzde bir zorluk var mı? Bir hadisi şerifi alabilmek için bin beş yüz kilometrelik yere gidiyorlar. Allah'ımızın diniyle ihya olmak için taa Medine'den İstanbul'a geliyor Ebay Yüber Ensari Hazretleri. Sahabe-i Güzin efendilerimizin çoğu dış ülkelerdedir. İslam'ı yaymak için memleketlerinin dışında irtihal etmişler.
Orada Cenabı Hakk'a ruhlarını teslim etmişlerdir. Bu dinimizin dinimizin gelişmesi için İlau Kelimetillah için yapmışlar Bugün de bunlar elimizdeki aletler de çok kolay Bunu en güzel şekilde kullanmaya gayret ederiz Üstadımız hazretlerini o günde diyorum ya vaaza davet ettiler. Bir Ramazan-ı Şerif. Üstadımız orada şartlar koştu. Buyurdu ki bana ücret takdir etmeyeceksiniz. Bizim ücretimizi alemlerin Rabbi olan Allah verecektir. Bu bize Hazreti Osman'ı hatırlatır. Hazreti Osman'ın develerle Medine-i Münevvere'ye kıtlık zamanında buğday getirdiğini fakat kim istese onlara vermiyor Para takdim ediyorlar diyorlar şu kadar verelim sizden daha fazla veren var. Diyorlar ücreti arttırıyorlar, bize ver sizden daha fazla veren var. Kim gelse fiyatı da artırsa ücreti de artırsa diyor ki sizden daha çok veren var.
Artık efendimiz aleyhissalatu vesselamı hali arz edince Hazreti Osman böyle bir şey yapmaz ama sebebi nedir? Çağırıyorlar, Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimiz ya Osman, neden böyle yapıyorsun? Ya Resulallah, ben onu hiçbir kimseden esirgemem. Ashab-ı Güzin kardeşlerimizden ama öyle bir Rabbi zülcelal'imiz var ki o sonsuz veriyor mükafatını onun rızasının yanında verdiklerinin hiçbir kıymet ve değeri yoktur. Ondan dolayı büyüklerimiz hep ilahi rızaya değer vermişler. Bunu nasıl biliriz biz? Mesela bakıyoruz bir dağ dağ o dağ o kadar kıymetli değil taş ve topraktan ibaret ama öyle bir değer var ki onda mesela kurşun var, gümüş var, altın var. Gümüş ve altunun o toprakta bulunmasından dolayı çok büyük kıymeti haiz oluyor. Bizim şu vücudumuz su, hava, ateş ve topraktan ibaret ama iman insanı ebedi cennete götürüyor. İslam insana değer veriyor, kıymet veriyor.
Hele ihsan mektebinde bulunmanın ve bunu yaşamanın kıymeti ölçülemez. Bundan dolayı biz Rabbimizin vermiş olduğu bu değeri koruyarak, muhafaza ederek değerimizi ve kıymetimizi Cenabı hakk'ın yolunda hizmetle göstermemiz gerekir. Üstatımız Hazretlerine bazı nasihatte ücret vermek istediklerinde şunu söylüyor. Buyuruyor ki isyandan kurtarmaya vesile olduğum iki genç bana yeter. Bakın nasıl yollar göstermiş. Artık anladık aleyhissalatu vesselam Efendimizin burada bulunanlar sözümüzü başkalarına da duyursun. İslam böyle yayılmıştır. Biz sizin aciz bir kardeşiniz olarak sohbet mahallinde kapıya yakın yerde otururdum. Çünkü gelen ve gidenlerle meşgul olurdum. Oturduğumda da devamlı kayıt yapıyordum. Üstadımız hazretlerinin mübarek sözlerini kaydederdim. Allah'a şükür ki kaydetmişim. O kaydettiğim sözler şimdi okuduğumuz kitaplarda yok. Yazmıyor, kitaplarda geçmiyor.
Bu ledünni ilme sahip olan efendimiz Hazretlerinin hikmetle dolu olan gönüllerinden dillerine sirayet etmek suretiyle ondan dökülen mücevher kelamlar. Mesela onlardan bir tanesi suyu suya, havayı havaya, ateşi ateşe, toprağı toprağa kendinizi de Mevla'ya verin buyuruyor ama ne güzel bir söz. Çünkü biz bunun için yaratıldı. Mevlamız için yaratıldı. Mevlamız bizi kendisine kul olmamız için yarattı ve asıl hedef de Rabbimizi tanımak ve onu da tanıtmaktır. Tanıtmanın yolları da sevgili kardeşlerimin kardeşimizin anlattığı hususlardı Görürdüm Üstadımız hazretlerini yaşlılar için bir ifadede bulunurlardı Buyururlardı ki yaşlıları emekli ettim emekli ettim demek onları ibadet ve taatten alıkoymak değil Sizin yerinizi gençler doldursun diyor ve bunu istiyordu Efendimiz hazretleri hiçbir şey olmasam dahi okulda en çok çabam ve gayretim görüyordum. Hocalarımız değerli kimselerdi.
Bizi talim eden kimseler kıymetli kimseler. Fakat onlardan alacaklarını hissediyordum biiznna Teala. Asıl menbaın zamanın kutbu olduğunu bildiğim için onların himmet-i alileriyle bizim pek öyle paramız da yoktu. Bir minibüs iki yüz liraydı. Bir minibüsü bulana kadar ne kadar uğraşırdı. Cenabı Hak lütfeder, ihsan eder. Biz okuldaki münasip gördüğümüz kardeşlerimizin mürşid-i kamilimize getirirdik. En büyük karımız bu oldu. Okulumuzun hemen hemen Rabbamızın izniyle üçte biri ona müntesip kimselerden oldu. Bizim mezun olduğumuz kardeşlerimizle yıllık toplantılarımız oluyor. Orada müşahede ettim. Efendimiz hazretlerini gören kimselerde bir farklılığı bir değişikliği hizmet hissettim. O değişiklikte şu. Cihat aşkı.
Onların bulundukları yerde sadece kantın dediği gibi vazifeyi vazife olarak değil de vazifeyi Rabbimizin rızası için yapmak ve Allah'ın kullarına ne kadar ulaşabiliriz de isyandan kurtarmaya vesile oluruz çabasını duyan kimseler olarak gördüm. Onların değil konuşmaları sohbetten aldığım izlenimle bunu söylüyorum, onların konuşmalarından daha ziyade görüntüleri bile yeter dendi. Kayseri'ye iki kişi geldi. Biri Sami Efendi hazretlerine nesep olarak yakın. Bir şey demiyorum. Fakat bunun yanında ruhi yakınlığı olan İzmir'de Mustafa Dursun Aksoy diye Sami Efendi hazretlerinin hulefasından bir kimse vardı. Hacı Hasan Efendi hazretlerini tanıyanlardan birisi oydu. Sami Efendi hazretleri üstadımızı herkesten sormuyor. Mesela Kayseri'de Talastı Hafız diye Mehmed Efendi çok cezbeli, aşk ve muhabbetli kimseye soruyor. Diyor ki Hassan efendiyle görüşüyor musunuz? Geri çiçekten müstesna bir kimseydi.
Nereli olduğunu pek kestiremiyorum. Sami Efendi Hazretleri ihvanından birine buyuruyor ki Hasan efendiyle görüşüyor musunuz? Herkese söylemiyor. Onun değerini, kıymetini bilen kimselere soruyor. Efendim çok arzu ediyorum ama bir türlü görüşmem mümkün olmadı Ankara'ya geliyor bakıyor tanıdığı kimseler böyle bir arabaya biniyorlar onlara soruyor bu Sami Efendi Hazretlerinin himmetidir hiç şüphesiz Nereye gidiyorsunuz deyince Yahyaallı Hasan Efendi Hazretleri geldi Gölbaşı'nda onu ziyarete deyince tahammül edememiş caddenin ortasında da olsa yabancılar da bulunsa bir Allah demiş ama feryat etmiş. Gökte arıyordum yerde buldum diye Mürşidimizin huzuruna gelmiş. Sevgiye bakın, aşka bakın, muhabbete bakın, o merdivenin tutacak korkuluk deriz biz ona. Onu öpüyormuş, acaba mübarek eli şuraya mı değdi, buraya mı değdi diye. Bir hadisi şerifi var efendimiz aleyhissalatu vesselamın.
Bir gün Ashab-ı Güzin'le oturuyorlar. Otururken Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimiz geldi. Arzu ediyorlar ki Ali efendimiz hemen yanı başında bulunsun. Fakat bunu Ashab-ı Güzin efendilerimiz teferruüs edemiyorlar. Fakat Sıddık Azam dizini biraz çekiyor. Efendimizin yanında bir yer ona açmış oluyor. O kadar memnun oluyor ki sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz alimin kıymetini yine alim bilir. Fazıl'ın kıymetini yine Fazıl bilir diye. Gördüğüm şu Hissettim ama biiznillahi teala ziyaretlerimde hissettim. Ve sordum kendilerine Size olan iltifatı bir değişik mi dedin. Çünkü karşılarken ağlamaklı bir şekilde karşıladığını gördüm. Düşünün şimdi. İçeri giriliyor. Girildiğinde Hazreti Yusuf'u anlatıyor. Öyle bir heyecan gördüm ki şunu hatırlıyorum. Yusuf Aleyhisselam aynaya bakıyor. Aynaya baktığında güzelliğini müşahede edince o güzellik efendimizden geliyor.
Sallallahu Aleyhi ve Sellem her şeyin membağı odur. Çünkü miraç hadisesinde Cebrail Aleyhisselam'ı görünce, aleyhissalatu vesselam efendimiz onu bütün heybetiyle müşahede ettiğinde kendinden az bir geçer gibi oldu. O anda Halık ve Zülcelal buyurdu ki Ya Muhammed Kendinden geçme. Eğer Cebrail Aleyhisselam senin içindeki güzelliği görse ebedi kendine gelemez diye. Yusuf Aleyhisselam bakıyor aynaya. O güzelliğini müşahede edince ben eğer satılacak olsam çok büyük bir meblağ, büyük bir paraya satılırım diye. Bu sözünden dolayı çok az bir kıymete satılıyor, onu anlatıyor. Coşuyor böyle. Onu bizzat müşahede ettim. Oturdular, şunu görmemiştim. Sami Efendi Hazretleri, üstadımızın ellerini kendi ellerinin içine almış, bunu görmedim. Ama bugünkü gibi bir çekim vasıtaları olsaydı keşke çektirmezlerdi ama tabii gönle çekiliyordu onlar. Şunu müşahede ettim.
Üstadımızın üstadına efendim deyişini bir duysaydı. Allah'ım o anda hatırıma geldi. Leylau Mecnun geldi. Kaysu ile şirin geldi. Ne sevgi o. Bütün Sami Efendi Hazretleri Üstadımızın yüzlerine bakıyor böyle Hasan Efendi Hasan Efendi diyor böyle hep bunu tekrar ediyor O da efendim derken ne büyük bir saygı Allah'ım ne büyük bir sevgi Dedim ki size olan bu iltifatı herhalde başkasına yapmıyor dedim Yani görmüş değilim bir diğerlerini Ama bambaşka bir hali seyrettim Buyurdular ki hasetlik olmasın diye belli etmezdi Belli kimselere söylüyor ama Hasan efendiyle görüşüyor musunuz diye. Hatırlıyorum dokuz yüz altmış dört Mürşid-i kamilimiz hacca gittiler. O hac dönüşünde kasabaya geldiğinde otobüsle şöyle bir caddeyi dolaştılar. Ellerinde mikrofon otobüsün içinde size efendimiz aleyhissalatu vesselamın selamını getirdim diyor ama cemaat birbirine yani cemaat karışıyor böyle.
Otobüsü sanki yiyecek gibi koşuyorlar. O zaman Cenabı hak ona gavsiye brik etmiş. Onun nuru onun nuru Sami Efendi hazretleri de bu Kırşehir'de Mucur'dan İbrahim Efendi. Öldüyse Cenabı Hak rahmetle muamele buyursun. O geldi ve ona nefyu ispat dersini tarif etti. Sonra efendimiz Hazretleri öyle bir edebe dikkat ediyor ki Sami Efendi Hazretlerine diyor ki Efendim, Mucurdan geldi İbrahim diye bir kimse evladınız. Ona nefy ispatı tarif ettim. Acaba yanlış mı hareket ettim? Kendi memleketimin dışındaki bir ihvana müdahale etmekle acaba sui edep mi ettik deyince Hayır Hasan efendi Siz umuma aitsiniz diyor. Herkesle görüşebilirsiniz diye. Mürşidimizde bambaşka bir edep vardır. Bu ilahi edeptir. Edebin edebin ledünni olan kesbi değil vehbi olan yönüdür bunlar. Efendim Kayseri'ye Mustafa Dursun Aksoy. Mürşid-i kamilimizi bu bilirdi. Büyüklüğünü bilirdi.
Bir diğeri konuşuyor, anlatıyor tabi fakat cemaat cemaat hep Mustafa Dursun Aksoy Efendi'ye bakıyor. Öyle bir oturuş, öyle bir görünüş ki hani hiç konuşmasına gerek yok. Bize gelenler olurdu, Konya'dan bir cemaat geldi. Onlardan bir tanesi dedi ki bize Neden Hasan efendi konuşuyor dedi. O kimseyi de biliyorum, ismini de biliyorum. O şöyle otursun biz onun mübarek cemaline bakalım yeterdir. Konuşmasına gerek yok. Bizim çok kıymetli bir öğretmenimiz var, şimdi emekli oldu. Ben diyor öğrencilere getirdim. Efendi Hazretlerinin istirahatli olduğu söylendi. Biraz da rahatsız olduğu Fatih yine de yok dememişler. Gelsin demişler. Ben diyor öğrencilerimi getirdim, hiç bilmezler diyor. Hacı Hasan efendi nedir, işte o şöyle bir görevle, vasiyetle ne de anlamazlar diyor. Fakat diyor getirdim, onu görünce bir akıp başladı diyor. O getirmiş olduğum öğrencilerde hepsi ağlıyor diyor.
Biz buna çok şahit olduk. Sevgili kardeşlerim, yani onlar onlar aslında iç alemini göremiyoruz biz. Gördüğümüz dışı mesela onları tanıyamazsınız, buyuruyor ya, La yarifuhu mogayiri, benden başkası tanımaz, buyuruyor. Neden tanımaz? Halbuki biz görüyoruz, tanıyoruz. Burada iç alemini tanıyamazsınız buyuruyor. Burada Sami Efendi hazretleri, Katdesallahu Sırr-ı Güzin kitabında son bölümünde şöyle bir cümle var. Buyuruyor ki Günahta hantallaşmış bir topluluk, onların huzurunda otursa biiznillahi teala mafurin zümresine dahil olur. Yani af ve mağfiret olmuş olurlar. Onları tanıyanlar, içine ilahi manevi gözüne nur-u nübüvvet sürmesi çekilen, kalbine de bu ilahi nur verilen kimseler tanır diyor. Yoksa tanınmıyor. Yoksa bilinmiyor. Aynı senin gibi benim gibi bir insan olarak görülüyor. Ama gönül gözleriyle bakıldığı zaman bambaşka bir müşahede hasıl oluyor.
Eğer fazla zamanınızı almamış olursam burada gencin kıymeti hususunda bir şeyler ifade etmişim layık olmayarak. Aleyhissalatu vesselam efendimizin Cenabı hakk'ın yanında tövbekar olan gençlerden sevgili bir şey yoktur. Tekrar okumak istiyorum. Cenabı hakk'ın yanında tövbekar olan gençlerden sevgili bir şey yoktur. Bu sevgiye mazhariyet kadar büyük bir nimet olabilir mi? Sadaka rasulullah. Hayseri'nin cami kebirinde bizim öğrencilik dönemimizde Eyüp Hoca diye birisi vardı. Bir izni-i tane hatırlayalım. Hutbeye çıkar. Hutbede hadis-i şerifleri ayet-i celileleri okur gibi okurdu. Böyle bizim gibi Ama bir huzur veriyor. İster manasını anlayalım ister anlamayalım. Söz, fakri kainatın mübarek femi saadetinden çıkıyor. Neden Ashab-ı Güzin beş binin üzerinde hadisi şerifi duyuyor da onu muhafaza edebiliyor? Binlerce Hadis-i Şerif. Fahri kainatın mübarek dilinden çıkıyor.
Onun vükelaasından, vekillerinden Sami Efendi Hazretlerinin okuduğum devrede İmam Hatip'teydim Ziyaretine gittim buyurdu ki İkmale mi kaldınız Hz. Öyleydi Şimdi bütünleme deniyor Haziran'da mı imtihanınız buyurdu ve bir söz söyledi Bugün de hiç anlamadım, hiç anlayamadım Marifetullah'ı tahsin için okuyalım dedi. Hiç bilemedim Ama o velinin sözü şu gönlüme yazıldı, mermerek hazırdır gibi yazıldı. Ta bunu yıllar sonrası ancak çözebildim. Marifetullahı tahsil için okuyalım. Okudum bildim deme diyor ya Yunus Emre Gerçekten okudum bildim demeyelim Her şeyin bir hakikati var Bunu aleyhissalatu vesselam Efendimiz Hz Zeyd'e ifade buyuruyor Zeyd ibn-i Harise'ye Her şeyin bir hakikati var. İmanının hakikati nedir ya Zeyd diye buyuruyor. Ya Rabbi, ya Resulallah, gecelerim gündüz oldu. Benim yanımda altın ile toprağın hiçbir farkı yok. Cennetleri açıktan seyrediyorum.
Havz-ı kevser'de cennet ehlinin ab-ı kevser'den içtiklerini müşahede ediyorum diye ifade ediyor. Buradan anlıyoruz ki her şeyin bir hakikati var. Genç kardeşlerim, bizim asıl eğileceğimiz nokta bu. Bakın zahiren çok şeyler öğreniriz biz. Belki malumatımız diyeceğim ama biraz dikkatli söylemek istiyorum. Bazı eşhas, mühim kimselerden daha ziyade malumatımız olabilir. Fakat bize gereken nedir? O öğrendiklerimizi zahiren değil, batınen talim edebilmemizdir. Misal veririm ama mevzu çok değişir. Mesela biz sohbetlerde dinlerdik. Sami Efendi hazretlerinden anlatayım. Askerdeyim. Onun muhabbeti gönlüme girdi. Duramıyorum ama. O muhabbetten duramıyorum, içime girdi, tahammülüm yok. Onu anlatmazsam hiç rahatım, huzurum yok. Halk askerde ben onu kime anlatabilirim ki? Halk karşımda Levent diyeyim. Böyle bir kimseydi. Dedim ki bizim şöyle bir üstadımız var.
Anlatmaya başladım Sami Efendi Hazretlerini anlatıyor. Anlatırken dedi ki ben onunla görüştüm dedi. Allah'ımız öyle bir kimseye denk getirmiş ki biz dedi Uludağ'da Bursa'da kampa gelmiştik. Ömer Öztürk getirdi bizi. Sami Efendi hazretlerini davet ettiler ben gördüm onu dedi. Bunu şunun için söylüyorum. Ulu dağ'da Sami Efendi hazretleri esamne Bu ayeti celleyi okuyor. Bir mana veriyor, anlaşılıyor. İkinci manada biraz düşündürüyor. Üçüncü bir manada gözler açılıyor. Anlayış zor anlayışta zorluk çekiyorlar. Bakıyor, anlayanlar olmadığı için sözü kesiyorlar. Yani Rabbimiz öyle bir gönül, öyle bir hal lütfetmiş ki onlara öyle bir anlayış lütfetmiş ki yedi batın yetmiş bin batın manası Maide suresinde elli dört. Ayet celle-i Samre. Diyorlar ki bir kimseye buna mana ver, gece olsun veririm diyor. Neden gece diyor? Sure-i Yusuf da görürüz.
Yusuf'un on bir kardeşi Baba diyorlar bizim için istiğfar et. İstiğfar ederim diyor. Bundan müfessir-i nizam efendilerimiz buyuruyorlar ki Seher'i bekliyor. Seherde duaların kabul olduğu vakit. Bu zat da gece diyor. Gece sır perdelerinin açıldığı zaman. Gece anlayışı elbette ki müstesna. Arifani ilahiye verilen Allah'ın dostlarına manevi emanetler gecedir. Muhyiddin Arabi hazretleri buyuruyor ki ben Beytullah'ta altınuluğun karşısında fahri kainattan emanet olarak gelen cübbeyi saadeti giydim diyor. Genç kardeşlerimiz, hatiyen, geceyi ihya etmemek mümkün olmamalı bizde. Bakın biz ilim yayma cemiyetinde bulunduk üstadımızda Efendimiz hazretlerinin biraz istirahati gerekti Orada isim de verebilirim Hasan Erpar'ım.
Yıllar oldu Efendim dedi, yaz günü geceler kısa imtihanlarımız da var Ben teheccüd namazını kılamıyorum Evladım, yatsıdan sonra kıl inşallah kabul olur Sonra Sami Efendi hazretlerimizi ziyarete gittik. Mürşid-i kamilimiz buyurdu ki efendim bir öğrenciniz bir soru sordu acaba hata mı ettim? Yatsıdan sonra kıl dedim. Çünkü mazeretini beyan etti deyince olur dedi. Sonra üstadımız bize döndü Efendim oğlum kendinden fetvalı, bu da öyle yapıyor dedi. Dediğimi bilmiyorum Okuldan geliyorum Gençlikte uyku hele bugünlerde gecenin kısa olduğu vakitlerde çok tatlı oluyor. Diyorum ki gece kalkamam belki kalkamayacağım kılayım diyorum. Yaştan sonra Bir gece kalktığımı bu hatırayı anlatmak istiyorum. Temettü için değil asla. Gece kalktım, Sami Efendi hazretleri razı olmadı zaten. Buyurdu ki gece on beş dakika ihya etsin. Onun yerine gündüz iki saat yatsın Hasan efendi.
Onun için bana farz sanki Üst lazım dedi bana onu Efendim bana böyle dedi. Gece kalktım. O gençlerle konuştuğu odada ders çekiyorum Baktım bir ayak sesi Efendimiz hazretleri şöyle bir nazar etti. Onun nazar edişinde çok şeyleri hissettim bir izni-i Teala. Dedim ki sabah olacak cemaat geldiği zaman onlara bunu anlatır. Geldiler, sohbet buyuruyorlar. O sohbet içerisinde buyurdular ki benim on yedi yaşında bir ihvanım var. Gece kalkmış. Seccadesi üzerinde oturmuş. Gözlerinden yaşlar dökmüş, evlat ve ezkarını okuyor diye Halbuki hiçbir şey yok Efendim, velhasıl bizim gençlerimiz ibadetli ve taatli olacaklar, hepimiz olacağız. Dikkat edeceğiz, burada ibadet ve taate işaret ediliyor. Sami Efendi hazretleri, Kaddafi razı olmadılar, aman ha geceyi ihya etsin diye.
Efendimiz aleyhissalatu vesselam bu okuduğum hadisi şerifte Tahkika Cenabı Allah ibadete devam eden gençleri melaike-i kirama gösterip onlarla mübahat yani ısrarı meseleler ve azamet eyler. İşte kan dökecek, fesat çıkaracak kimseler diyordunuz. Bakın kullarım nasıl ibadette ve saatte diye meleklere karşı gösteriyor. Uzuyacağı için ifade edemeyeceğim. Konuşmaların arasında hazırladığım bazı notlar oldu. Hazırlanan notlardan okuyayım dedim. Hazırlandığı için bir kıtasını olsun okumak istiyorum. Efendimiz hazretleri bizim irşad olmamız, ıslah olmamız için bir şiir yazdılar. Onlardan bir kıtayı söylüyorum. Sivayı gönlüne koyma, libası takvanı soyma, Faciri fasıka uyma. Öğdüm tut, azma kuzum. Gençlere vermiş olduğu değer ne kadar şok ise Genç var ki diye bir şiir yazdılar. Buradan da bir kıtayı şefaatlerine mazhariyet ve himmetlerine erişebilmek için okumak istiyorum.
Genç var ki Kuran elinde Allah'ın zikri dilinde büyük zatların yolunda adam olacağı belli. Biz kendi kendimize bir şey yapamayız. Derler ki ya zengin olacaksın ya da zenginin yanında bulunacaksın. Biz şimdi zengin olamadığımıza göre ruhen ve manen, sadatı kiram efendilerimizin yanında olacağız. Kalben ve ruhen. Muvaffakıyetimiz hep buna bakar. Anlatsam bitiremem. Anlatsam bitiremem. Bakın mürşidimizin çokça okumuş olduğu bir kelamı okuduğumuz eserlerde manzurum oldu. Şu, kün mallah Allah ile ol. Eğer Allah ile olamazsan Cenabı hak ile olanlarla ol ki yusilke illallah senin Cenabıhakk'a kavuşmana vesile olsun. Velhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha.