Gençlerle İletişim ve Rehberlik Sanatı kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ve ala alihi ve sahbi ecmain. Bir kısım kardeşlerimiz sorular hazırlamışlar. Evet efendim, hoş geldiniz. Onlara cevap vermek istiyorum Rabbimizin lütufek keremiyle. İnşallah. Muhterem efendim. Ocak ayında birçok şehirde seneyi devriye programları gerçekleştirilecek…
Gençlerle İletişim ve Rehberlik Sanatı ne anlatıyor?
Gençlerle İletişim ve Rehberlik Sanatı kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ve ala alihi ve sahbi ecmain. Bir kısım kardeşlerimiz sorular hazırlamışlar. Evet efendim, hoş geldiniz. Onlara cevap vermek istiyorum Rabbimizin lütufek keremiyle. İnşallah. Muhterem efendim. Ocak ayında birçok şehirde seneyi devriye programları gerçekleştirilecek…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ve ala alihi ve sahbi ecmain. Bir kısım kardeşlerimiz sorular hazırlamışlar. Evet efendim, hoş geldiniz. Onlara cevap vermek istiyorum Rabbimizin lütufek keremiyle. İnşallah. Muhterem efendim. Ocak ayında birçok şehirde seneyi devriye programları gerçekleştirilecek olan Hacasın efendimiz Kudüs'e Sirruh'un dinleyicilerimize de tavsiye olması açısından çocuklarla, gençlerle, yaşlılarla neler konuşurdu, onlara neler tavsiye ederdi, onlarla nasıl iletişim kurardı, seyircilerimizi bu konuda aydınlatabilirseniz çok seviniriz efendim. Bir bahçeye girdiği zaman çiftçi bir ziraatçi hiç böyle büyük elmalarla ağaçlarla meşgul olmaz. Hep genç fidanlara bakar. İşte o daha çok meyve veriyor.
On senelik yirmi senelik bir elma ağacı, armut ağacı, kayısı ağacı vesaire hiç onlara bakmaz da kayısının genç olan elmanın genç olan armudun genç olan fidanına bakar. Bir diğeri belki sandıklar dolusu elmalar ve meyveler vermesine rağmen iki üç tane dalında meyve varsa onları sever. Üstad-ı Alimimizin durumu aynen buna benzer. Yaşlılar için emekli ettim buyururdu. Emekli ettim demek artık namaz yok, oruç yok, ibadet, taat yok değil. Sizi emekli ettim, şu oturacağınız yerleri artık gençler işgal etsin. Siz Allah'ın yolunda malınızı, mülkünüzü feda etmek için gayret edin. Çünkü asıl mal sizinle kalacak olan maldır, varislerinize bıraktığınız değil diye bunu ifade ederlerdi. Ankara'dan bir grup gelmişti. Evimizde pek müsait olmamasına rağmen cömert olan üstadımız ayaklı başlı yattılar. Yattılar. Görüşecek onlarla memleketimizde bulunan bazı ilim ehli insanlar onlara yaşlıları verdi.
Siz bunlarla meşgul olun. Kendi görüştüğü odalarına da gençleri aldılar. Biz de aralarına girdik layık olmayarak. Şu hadis-i şerifi okuduğunu hatırlıyorum Cenabı hak gençleri sever, gençliklerini ibadet ve taatle devam ettiren kimseleri diye böyle başladılar ve anlattılar, zaten onlar geldiği zaman çok sevinir, memnun olurlardı. Bizim gibi insanlar gelince mahrum olmasınlar diye okurdu tabii. Kitaplardan onlara ise kitap taşmazdı, coşardı böyle. Böyle genç bir grup gördü, buyurdu ki ölmek istemiyorum dedi. Halbuki bu insanın elinde değil. Bununla şunu demek istiyor. Bunları yetiştireceğim diyor Allah'ın izniyle. Kendilerinin vaaz ve nasihatlerinde de öyle.
İpek hocamız diyor ki efendim bak vaaz-u nasihatte bulundunuz, isyan mahallinde olanlar geldi, sizin meclisinize oturdular, onları sulanmayacak mısınız, onları büyütmek için devam etmeyecek misiniz İrşad ve ıslahınıza diye üstadımızı bazı nasihate davet ederlerdi. Onlara olan sevgisi müstesna idi, böyle gelindiği zaman görüşmelere tabii yediden yetmişe insanlar bulunuyordu. Orada büyük bir şefkatini şöyle hissediyorum biiznillahi teala, çocuklara göre konuşurdu. Diyelim ki daha ilkokul çağında, ilkokul çağındaki çocuklara göre konuşur şunu buyururlardı, ben onlara göre konuşacağım, siz büyükler de sabırla sükunetle dinleyeceksiniz der, onları da teselli ederler. Zaten onun konuşması değil. Üstad-ı Ali'mizin bir seneyi-i devriye münasebetiyle böyle parlamenterlerden birisi olsa gerek şunu söyledi, çok güzel bir söz söyledi.
Dedi ki Acrasen Efendi kafanızı yarıp da içerisine ilim bırakacak bir kimse değil. O gönüllere hitap eden bir kimsedir. İlim ehlinin şunu demek istiyordu. İlim ehlinin haşyet sahibi olması, bir tacirin bir tacirin cömert olması, bir fakirin sabırlı olması, bir varlıklı insanın şakirinden olması için gönüllere teveccüh eden bir kimsedir diye de ifade etmişlerdir. Evet efendim. Hacasın efendimiz Kudüs'e sirun o iletişim ve ulaşımın zor zamanlarında zor, çok zor şartlara rağmen bir an bile hizmetten, hizmetten geri durmadığını biliyoruz. O zamanın şartlarına rağmen ülkeyi karış karış gezerek verdiği hizmetlerden de bahsedebilir misiniz efendim? Haya inerek söylüyorum iki tane hayvan vardı bizde merkep diyoruz biz buna. Bunun birisi ile mahallenin ortasından bir havuz var bahçelerin sulanması için akan bir su. Onun köprü gibi olan yerinde taşın üzerine çıkar.
Ah buyurun hayvana biner, kirazdı. Kesteniç, Dereköy, Gazi Köyü, Tombak, Sarıca, Öksür, buraları hep İrşad ve ıslah için biiznillahi teala giderlerdi. Gittiği yerlerde de dönüş sorulduğu için kalırlardı. Hani hayvanlardı o zaman. Bunu mahallemizde bulunan Abdullah amca şöyle ifade eder. Bendir Mercedes'te onu götürdüm getirdim, Mercedes'i merkep. Götürürdüm üstazı alimiz, Yahyalda merkez camiinde vazı nasihatte bulunurlardı. Vücudu alilerinde de ter vardı. Şöyle o ter daha ziyade insanların sıkıntısı onun üzerindeydi. İç giysi su içerisinde kalır dış gömleği çeker hatta pardu suya kadar sirayet eder. Yalnız bir hal gördüm Öyle beşeri de olsa ter kokusunu biz üstadımızdan görmedik. Buna da şahidim. Hep mis gibi koktuğunu gördüm. Halbuki bu insanda normal olabilir ama onda mis gibi bir koku geldiğini görüyordum.
Bir üst başlarını değişirler memleketimizde varlıklı insanlardan kendisine de çok yakın olan kişilerin evinde üstün değişir merkebe biner, onunla mahalleye gelirlerdi. Daha sonra cipler vasıtasıyla gidip gelmeye başladılar. Jeep de öyle rahat değil. Çokça sallar, çokça insanı rencide eder ama Cenabı hakk'ın aşk ve muhabbeti onda böyle bir sıkıntıyı duyurmazdı ona, hissetmezdi bile. Çünkü efendimizin Mekke'den Medine'ye hicretlerini düşünürler, hizmetlerini düşünürler, kabilelere gidişlerini, taife gidişlerini düşünürler, onlara bal olurdu bunlar. O iplerle gidip geliyordu. Daha sonra rahatsızlıkları sebebiyle olabilir. Çok güzel o günün şartları içerisinde, o günde de Mercedesler vardı tabii, onlar da gidip geliyordu, gittiği yerlerde mutlak hizmet verirlerdi. Şunu şuna şahittim, nerede otursa başına toplanılırdı, sanki bir mektepti, bir mektep gibi.
Diyelim ki biz itikadi bilgiler alacağız, o hususta en çok okumuş oldukları bir hadisi şerif ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, yetmiş ikisi dalalette. Bu ateşlemek değil illa. Yani günahların nispetine küfür de diyemezsiniz, ateşte buyuruluyor ama küfür de diyemezsiniz. Eğer Allah'ımızın emirlerinden birisini inkara kalkar o ayrı. Yani küfür mevzuu çok zor olduğu için bunda biz konuşmakta duruma düşüyoruz. Çünkü ehli kıbleyi tekfir etmeyin diye buyruluyor. Küfür damgası öyle kolay kolay vurulmaz. Bu hadisi şerifi okurlarda yetmiş ikisi dalalette birisi hidayette, hidayette olan peygamberimiz ve ashabının yolunu tutanlardır diye. Mesela bir tanesi der ki kendisine ya biz ne yapsak ne içsek ezelde takdir edilmiş, yazılmış, çizilmiştir. Bizim durumumuz aynen rüzgarın önündeki bir süprüntü gibidir. Bir ırmağın, bir çayın diyelim önündeki gazel gibidir. Bizim elimizde bir şey yok.
Eskiden evvelden ne yazmışsa o dediğinde ona hafifçe bir dokunurlar. Hafifçe diyorum ben ama dokunurlar. Niye böyle yapıyorsun yüzüme benim vuruyorsun deyince eser de böyle yazmış ne yapacağım der. Ona en güzel cevabı verirler. İtikadi konularda çok hassaslardı. Mesela onu verirdi. Bakarsınız vücut bilgisi üzerinde de hayret ettiğim çok malumatları gördüm. İnsanın iç organları ve dış organları hakkında eli öyle bir anlatırlardı ki kepçeyle anlatırdı. Bir kepçe diyelim ki bir taşı kaldıracak veya bir toprağı kaldıracak bir zorluklar içerisinde onu alacak, geri yukarı kaldıracak, işte belli bir yere kadar getirecek, ne kadar güçlükler çekiyor. Ama Allah'ımızın kepçesi öyle mi buyururdu?
Bak siz her tarafa elinizi döndürebiliyorsunuz, çok rahat bir şekilde kavruyorsunuz, yerine göre o kepçe ezebiliyor, o kepçe sıkıntı verebiliyor ama elinizle ezilmemesi için çalışırsanız çok yumuşak bir şekilde tutuyorsunuz, ezmek isterseniz sıkıyorsunuz bir limonu, sıkar gibi sıkıyorsunuz, bir gülü de okşar gibi tutuyorsunuz diye bu hususta çok bilgiler verirler. Mesela bir kaşı anlatırlar, bir kipri anlatırlar, ter geldiği zaman işte kaşların mani olduğunu, kipriklerin engel olduğunu çok bu hususta malumat ve bilgiler verirlerdi. Yani insan yapısı üzerinde bazen o tip kimseler de geliyordu. Mesela ibadet ve taat hususunda çokça görüşürlerdi, kendisine olabilir, bu meyveli olan ağaçlarda oluyor, işte daha çok menkıbelere yöneliyor, fıkhi bilgilerden vermiyor dediğinde derhal guslü anlatmaya başlarlar.
Guslü öyle anlatırlar ki kadınlar bölümünden dört beş tane kadın biz cenabet halindeymişiz diye hemen çıkarlar. Çünkü kulaklardaki küpelere kadar haber verirdi. İşte o küpeleri eğer çıkartılmışsa pamuk bir iplik o suyu almak suretiyle bu ihtiyaç giderilir. Göbek kısmı diyelim içe doğru olanlar göbeklerini yoklarlar, edip yerlerine kadar dinde utanma yoktur diye anlatırlardı. Mesela soğuk su döküldüğünde gözleri çok yumacaklar, Yumdukları zaman o kırışmasından dolayı aralarına su giremeyecektir. Yoklamaları gerekir. Mesh etmeleri icap eder. İşte o zaman şimdiki gibi kullanılan sıvı temizlik aletleri yoktu. Sabunla iyice kafalar kaşına kaşına kaşına temizlenecek. Tırnaklar temizlenecek. Eğer işçiyse, çiftçi ise, rehberse, işte güzelce kesilmek suretiyle tırnakların arası temizlenecek boyacılar tabi ayrı bir şekilde mütalaa edilir. Böyle tek tek tek tek anlatırlardı.
O caminin imamı der ki efendim siz güzel güzel İslam tarihinden anlatıyordunuz ibadet ve taatin fezailinden ben ise fıkhi bilgiler veriyorum siz böyle anlatınca ben ortada kaldım ne yapayım efendim diyor. Ondan sonra o mevzuyu ona bırakıyorlar. Şimdi Zihni Efendi Hazretleri'nin fıkha dair eserlerini okurlardı. Çok gördüm ellerinde eserleri çok görüyordum. Hiçbir an okumaktan boş kalmıyorlardı. Fıkhi meseleyle sorulurdu, kendisine gelirdi. Allah'ın izniyle cevaplardı. Hocalara haber gönderirken derdi ki bak fetvanıza göre değil, takvanıza göre bu kimseye hüküm vermeye çalışın. Çünkü o kutsi ulvi bir yoldadır aman ha yanlış yapmayalım diye ifadeler hocaları da sigaya çektiğini biliyorum. Verdiğiniz bu fetvadan dolayı ne olacak yarın huzur-u ilahide nasıl bunun altından kalkacaksınız diye ifadeler anlatırlardı, tek tek söyleyerlerdi.
Mesela bir imama tahareti anlattılar, buyurdular ki siz Kayseri'de büyük bir caminin imamısınız, şimdi o imamlar yok. Taharette su ile mutlak temizleneceksiniz, ondan sonra temiz bir bez ile kurulanacaksınız. O bez devamlı orada kalmayacak, her kurulanmadan sonra yıkanacak. Hemen küçük su yolu diye ifadelerde kalkılmayacak. Bunu Sami Ramazanoğlu Kattesallahu Sırri Hazretleri'nden de alarak ifade buyururlardı, bir dosya kağıdı, bir bardak su, onu boşaltıp ağzını udosse kağıdının üzerine bırakırlar, dört yere bırakmalarına rağmen ağzından sızıntılar meydana gelir. Bu sert bir cisimden böyle meydana geliyor da etten meydana gelmez mi hemen kalkmayın, öksürmek suretiyle uyluklarınızı biraz sıkmak suretiyle, öksürüğünüz olmasa bile öksürmek suretiyle bunun çeşitli usulleri vardır fıkıh kitaplarımızda. Bununla aman ha yok edin diye onlara da malumat ve bilgiler verirlerdi.
Mesela bir çiftçi gelmişse çiftçilere nasıl bir tarlanın hazırlanması gerekir, tohum nasıl atılır, budama işini çok iyi bilirlerdi, nasıl budanır, nelere dikkat edilir bunu da ehline göre, gelene göre haber verirlerdi. Mesela Efendimiz bizim üstazı alimiz bazı gelen kimseler olurdu, böyle siyasetle meşgul olanlardan onlara yol gösterdi. Aman ha yalan söylemeyin derdi, buna şahidim. Aman ha yalan söylemeyin, insanlara acıyın, şunlar benim yolumdadır, şunlar benim yolumda değildir diye bir ayrım yapmayın. Çünkü milyonlarca insanın vebali sizin üzerinizdedir. Dikkat edin, siz daha çok mesulsünüz. Ya Ebazer, Efendimiz Aleyhisselam iki kişiye de olsa baş olma demeleri bunun vebalinin ağırlığından dolayıdır. Tek tek anlatır. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın hicretini çok güzel bir şekilde beyan buyururlardı.
Nasıl bir yol takip ettiklerini, gece çıktıklarını, mağaraya gizlendiklerini, izlerini belli etmemeye çalıştıklarını, o yönde çok malumatlar verdiğini biliyoruz biz kendilerinin. Mesela insanları rencide etmeme üzerinde çok duruyordu. Çok duruyordu. Çünkü onlar da Allah'ın kullardır yapmayın diye. Bir kimseye hala üzülüyorum. Dedi ki bak şurada da güzel insanlar var deyince öyle bir karşı çıktı ki onun huzurunda biz edebimizden ağzımızı açamıyorduk. O insan çok sıkıntılara da uğradı sonra. Yani üstadımızda birleştiricilik yönü çoktu. Mesela o ihtilal dönemlerinde neden hangi hocayı konuşturalım, ne yapalım diye böyle alakadar olan kimseler yönetimle düşünürken üstadımız hakkında hiçbir endişe duymazlar. Aman ha o konuşsun, herkese hizmet eden herkese hakkı göstermeye çalışan bir kimsedir, yanlı hareket etmez diye onu takdir buyururlardı.
Mesela üstazı alimizin anlatmakla bitiremeyeceğim her hususta bilgiler verişi. İmkan yok tüketmemize bizim. Okulumuzdan gelenler oldu. O zaman Yüksek İslam Enstitüsü sonra ilahiyat oldu. Müdürlerimiz geldi, ondan sonra öğretmenler geldi. Onlara şimdi çokça konuşulan dinler arası diyaloğu konuştu. İsmini öyle söylemedi ama ashabıyla Allah'ı sevdiklerini celle celalü iddia edenlere söyle, habibime tabi olsunlar. Musa Aleyhisselam da gelse Resulullah'ın devrinde ona tabi olacak diye dinimizin ali olduğunu ashabillah bütün görüşlere din dinimizin hakim olduğunu ifade eden ayeti celilelerle nelerle malumat verirlerdi. Sonra hocaları çok toplarlardı. Onlara bir mevzu açar, kitaplarınız tozlanmasın der. Başında arz ettiğim gibi birinci konuşmada geçmişti. Son noktayı vururlar, mührü basarlar, ifade ederlerdi. Bir gün hayret ettiğim bir konu var.
Memleketimizde arabaşlar içilir, tabii afiyetle içilsin ama ondan sonra da çay içiliyor. Bu hepsi için geçerlidir. İlla arabaşı değil, bir mantı diyelim, bir börek diyelim, bir yemek diyelim. Bunlar bittikten sonra hemen çay da içilmez zaten tıbbende doğru değildir. İşte o esnada diyoruz ayetlerden, hadislerden, fıkhi bilgilerden verilsin. Yenilmesin değil, yenilsin ama cennet taamı gibi yenilmez o. 0. Yenirken elli bin yıllık yoldan geldi acaba şükrünü eda edebilecek miyiz diye yenir. Yoksa bu daha çok bilmeyen kimselerimiz oluyor Böyle kahkahalarla gülmelerini, niyetmeler dini vazifelerimizi bilmediğimizden olur bu. Bir hususta anlatacağım size. Şimdi bir iş yerinde bulunmuştum orada namaz kılmamız icap et, kıldım orada bir levha diyor ki bu iş yerinde bulunmak için diyor şu şartlara haiz olmamız gerekir. Şimdi bu iş yerinde böyledir de mümin olmamız için gereken şartlar yok mu bizim?
Ahzab suresi otuz beşinci ayet celilede müminler, Müslümanlar, sadıklar, yolunda sarf edenler, oruç tutanlar, namaz kılanlar, zekat verenler, neyse artık zikredenler, ibadet ve saatte bulunanlar diye sıralanır. Müminun suresinde on ayeti celile kim yaşarsa cennete dahil olur diye buyuruyor aleyhissalatu vesselam Efendimiz. Mümin olmamız şartları icap etmez mi bunları yapmamızı? O zaman biz neyiz, neden bunlar oluyor derseniz çünkü ticaret ehli ise bakıyor komşusuna ona göre hareket ediyor. Bir ev hayatı ise komşusuna bakıyor, akrabasına bakıyor, bir kimselere bakıyor, onlara göre hareket ediyor. İnsanlar arasında insanlar nasıl oturup kalkıyorsa o şekilde. Halbuki biz başıboş bırakılmış bir varlık değiliz. Biz sorumlu bir varlığız. Bizim şahsi vazifelerimiz de var.
Nefsimizi de ehlimizle ateşten koruyacak, onların ateşe girmesine mani olacak Kuran kıraati, Resulullah muhabbeti ehli beyt sevgisiyle yetiştirmemizi bize aleyhisselatu vesselam Efendimiz buyuruyor. Mesela ev hayatımızı ve aşiruhunine bil maruf en güzel şekilde muamele edin diye buyuruluyor. Ticaretimiz ise Onlar o büyük mahkemeye geleceklerini hiç düşünmezler mi de aldıklarında tam ama başkalarına verirken eksik ölçüp eksik tartanların vay haline ayetlerine bakarak düzgün bir ticareti ancak Kitabı Kerim'den almış oluyoruz biz. Yani ona buna bakacak olursak tamamen şaşıracağız biz. Ne olacak? Şimdi diyelim ki deniz çok dalgalı, öyle dalgalar var ki öyle fırtınalar var ki neredeyse koskoca gemileri yatıracak, Olduğu gibi batacak. Ne yapacak? Onu rıhtıma çekeceğiz. Demir diyeceğiz. Öyle pamuk iplikleriyle değil, demir çeliklerle böyle çelik halatlarla bağlayacağız.
Öyle olacak ki biz İslam'ın rıhtımına çekeceğiz. Çünkü selamettir kelimeden belli zaten. Şimdi büyüklerimizin alanına çekeceğiz Ehlullahın. Onlar devamlı insanlara hayırlı olan kimselerdir. Öyle teslimiyetimiz de gelişigüzel değil. Tam candan. Öyle bir çelik halat ki esam ne ya yüellezine hemen ve atiyullahe ve atiyul resul ve ulli emr minküm. Allah'a resulüne ve sizden olan ulli emr'e itaat edin, otorite olan kimsenin mutlak sizden olan diye buyuruluyor emri ilahiye muvafık düşen kimselere itaatımızda da çok sağlam ve güçlü olmak. Size bir şeyi burada hemen demek istiyorum kendilerinden alarak buyururlardı ki bir kurt sürüye girmek isterse çobanlı başta yok etmeye çalışır. Ondan sonra sürüye girer. Yani bize yol göstermek isteyen insanların gelişmek üzere konuşmalarına müsaade etmezlerdi.
Katiyen Buna çok dikkat ederlerdi çünkü bizim itaat edeceğimiz yer olacak ve gelişik üzere sözlere de hiç aldırış edilmemesi gerektiğini çünkü iki taraf dinlenmeden verilen hüküm yanlıştır. Namuslu olan kimselere, mukarrebun olan kullara şahit yok, ispat yok. Şuradan duydum, buradan duydum. Katiyen inanılmaz. Biz yani gönülden Allah'ımızın emretmiş olduğu kimselere itaat ederiz, dikkat ederiz, riayet ederiz. Şimdi kendilerine kendilerine geldiğimde böyle bir yemek durumu olmuştu. Orada da elhamdülillah tavsiyeleriyle yemekle çay arasında hayırlı kelamlar edildi. Demek istiyorum ki efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem günün başıyla sonunu hayırla geçirenler ikisi arasında olanlara da zaten hayırla geçirirse ikisi arasında kötülük de yapmaz o. Küçük günahları bağışlanır diye. Geldim. Bir tanesi anlatıyor kendisine. İşte efendim dünyanın durumu şu, şurada şu oluyor.
İngiltere'de işte soğuklar şu şekilde, Fransa'da bu durumda, Almanya'da şudur, işte vesaire yerlerde bu şekilde, tabii dinliyorlar. Mütevazi bir mürşid-i kamilimiz. Orada bulunan birisi dedi ki, bak yavrum, bak yavrum, dünyanın planı Gavsil azamın elinde olur. Şöyle bir baktılar buyurdular ki haberi var bu kimsenin diye bu işlerden olabilir. Allah'ın izniyle malumat sahipleri idi bunlardan haberdardı. -Evet efendim dünyadaki gelişmeleriydi, dünya Müslümanlarını nasıl takip ederdi, onlarla ilgili neler düşünürdü. Gönül gözüyle takipleri bir başka. Gönül gözüyle takipleri bir başka. Bunun yanında radyo dinlerlerdi. Titizliği nasıldı radyo dinlemekte, basılı görsel medyayı takip etmekte? Her zaman da gazete gelirdi. Yavrunun birisi çok acele bir şekilde okurdu. Çünkü kendi eline pek almazdı.
Şimdi Sami Ramazanoğlu Kuddi sallallahü sırra üstadımız, gözümü öyle manasız yazılara bakmaktan, bakmakla zayi etmekten Allah'a sığınırım, buyurmuşlar. Bak haberdar oluyorlardı biiznillahi teala. Şimdi garibimize giden şu. Bu daha çok bilmeyen yerlerde oluyor. Geliyor mesela efendim durumlar şu, ya o senden daha iyi biliyor. Eğer diplomaysa onun diploması senden üstün. Hangi yönde dersen senden üstün o. Takipte de senden üstün. İki taraflı gözetliyor o Allah'ın izniyle. İç gözleriyle de fehim de var, anlayış da var, akıl da var. Bir diğerinde akıl yok mu? Akıl nefsin elinde kalırsa ona akıl denmez, aklın salim olması gerekir. Şer'i emirlerin doğrultusunda olması gerekir. Vahye muvafık düşmesi icap eder, onların aklı o. Böyle biliyorum cinsinden gelip de anlatmaya çalıştı mı en çok üzüldüğümüz bu olurdu. Biz de derler ki bağcıya tere satmak gibi. Bağcıya tere satmak gibi.
Sonra anlatırlardı zaten insan. Derler ki bu doğru veya yanlış. Yok yanlış söyletmesin Cenabı hak Medine'de Hacı Ahmet Ata sayar diye bir zat onun huzurunda bulunuyor. Dedi ki oradaki bulunanlara biraz konuşun dinleyin dedi. Cemaatten biri de efendim biz İslam'ın şartı beştir, altıncısı da haddini bilmektir. İnsanın haddini bilmesi gerekir. Otur, güzel dinle, dinleyeceksin. Dedim ya size Temel Karamollaoğlu'ndan dedi ki, hacı sen efendi de öyle kafanızı yarıp da içine ilim girdiler insan değil. Onu da verir Allah'ın izniyle. Asıl siz kalbinizi doyurun diye. Bizim okuldan gelen hocalarımız bir gün çilek festival oldu, üstadımız yemek verdiler. En mühim özelliklerinden birisi de budur zaten. Şimdi on iki tane bu yolun özelliğini sayarak bitireceğim zaten.
Şimdi onlardan birisi dedi ki efendim dedi bu İslam'ın güzelliğini iyi takdir edebilmek için küfür içerisinde olalım ki takdir edebilelim. Estağfurullah buyurdular. Estağfurullah Allah'ımız küfre götürmesin diye çok güzel malumatlar bilgiler verirler orada. Size bu yolun güzelliklerini şöyle anlatacağım. Allahu Zülcelal, Allahu Zülcelal çok o Gafur, rahim ve settardır. Affedici olmak ve kusurları bağışlamak. Efendimiz aleyhisselatu vesselam da ne vardır? Şefkat vardır, merhamet vardır ve bir de rıfk muamelesi çok yumuşak. İnsanları kırmadan dökmeden hakkı gösteriyor. Sıddık-ı Azam radıyallahu anh birisi doğruluğudur. İkincisi de Resulullah'a olan Allah'ın emirlerine olan Celle Celalühü sadakatıdır. Hazreti Ömer emir ve nehye riayetidir. Hazreti Osman'da geceleri namaz ve fakir yoksula ikramıdır. Hazreti Ali Radıyallahu Anh ise ilim ve cihattır.
Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın. Biz eğer Hacasın Efendi, Hadis-i Şerif Hazretleri'ni tanımak istiyorsak Kuran'ı çok okuyacağız. İnşallah. Öyle yüzünden okuyup geçmeyeceğiz, manasıyla ve hayatımıza geçirmeye çalışacağız. Eğer tanımak istiyorsak Hadis-i Şerifleri çok okuyacağız, Eğer tanımak istiyorsak onların bizzat manevi delaletiyle, delaletiyle işe başlanılan yeni dünya dergisini sadece biz kendimiz almakla değil, en az on kişiye haydi bir kişi diyelim ama o bir kişiyle kalmak olmaz, dünyalara ulaşmamız gerekir. Bunlar hakikaten onların tavsiyesidir. Bir gün haşdayım, bir sıkıntı duydum böyle, geldin. Birileri dedi ki bu dergiyi kapatalım. Nasıl kapatıyorsun? Nasıl kapatıyorsun? Ne demek kapatmak ne demek yorulmayacak. Rahat çocuğunu rahat hareket ettirecek. Hanımıyla rahat. İçine böyle bir derdin içine girmek istemiyor ki. Tabii onlar için çok basittir.
Ama evliyaullahın yolunu takip edenler için mühim olan ferhat gibi dağları delip geçmektir. Gatiyyen dedim. Gatiyyen nedir? Şimdi hayla teşvik için söylenebilir. Neyse o gün de bir yardımda bulunduk. Diğerleri elhamdülillah bu iş devam etti. Bir kimseye soruyor üstadımız, cevapta biraz zorlandı, bir diğerine mübarek tükürüklerini yüzüne sürdüler. O cevap verdi bizzat alakadar. Bir kardeşimiz anlatıyor. Ben diyor yeni dünya dergisinin diyor hazırlandığı yerde biraz diyor istirahat ettim ve hemen uyandım. Hemen uyandım. Arkadaşlar dikkat edin ben Resulullahı gördüm diye sallallahu aleyhi ve sellem. Yazıların çok güzel olduğunu biliyoruz. Olabilir. Şimdi yememizden içmemizden ve görsel cihazlarda gözlerimizin kirlenmesi, boş sözler konuşanların kelamlarıyla biraz bunlardan da kalplere kirler bulaşmasından dolayı anlayışlarımız azalabiliyor.
İnşallah bunu biz evrad ve ezkarımıza riayetler, rabıtamızda, murakabemizde, zikrimizle insanlara faydalı olmak suretiyle atar. Bunu çok geliştireceğiz Allah'ın izniyle. Bir kere kendi arkadaşlarımız mutlaka alacağız. Diyelim ki ben iki tane alabilirim iki alacağım. Ben yahu yüz kişiye de ulaşırım, o da yüz tane alacak. Hepimiz bir derde düşeceğiz şimdi, hepimiz bir derde düşeceğiz. Mutlak ben alıyorum ama şimdi diyelim ki en kıymetli kullar anlatılırken nedir? Yoksuna yediren içilen demek. Siz tefsirlere bakacak olursanız onlarca ruhi yöne hitap eden tefsirler elimizde Allah'ın izniyle. Orada ifade ederken sadece midelerini doyurmak değil kafasını da doyur. Mesela Yeni Dünya Dergisi'nde itikadi bilgiler veriyor sevgili kardeşimiz, ırmak gibi akıyor. O konuşurken biz aynen yemek yiyorum zannederim. Mesela ahlaki bilgiler veriliyor, ruhumuz dinleniyor.
İbadet ve taata ait bilgiler veriliyor. Bizim önümüzü açıyor, ufkumuzu açıyor ve bütün günümüzde ne önemli meseleler varsa mesela sokak çocuklarını ele aldılar, o kadar güzel işlemişler ki hayran kaldık. Akşam bir yerde bulunmuştum, huzurlu ve mutlu bir aile diye bir kurum. Orada yapılan çalışmalara bakmıştım. Bakıyorum dergimiz onları ele alıyor. Çok güzel. Bunu hoca olan kardeşlerimiz söylüyor. Diyorlar ki bize bir aylık bilgi burada var diyorlar. Bir aylık. Biz siz kardeşlerimizi sonsuz imanınızdan dolayı seviyoruz. Bu dergimizi aldığınıza inanıyorum. Etrafa da yaydığınıza da inanıyorum. Daha çok yayacağınıza da hiçbir şüphem endişem yok. Çünkü siz hakikaten takdirle imanını takdirle karşıladığımız kimseler olarak seviyoruz, muhabbet ediyoruz inşallah geliştiririz. Müşriklere karşı malınızla canınızda ve dilinizde cihat edin. Bu ibadettir. Bu bir taattir.
Allah'ın yoluna davet edenden, hakkı tavsiye edenden, ben müminim, Müslümanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir? Dergi diyoruz, hep ayetlerle, hadislerle izah edilir. Cenabı Hak aleyhisselam'ın, nun ve'l-galemi ve mayasdurun. Kalem ve onun yazdıklarına yemin ediyor. Burada hep çocuklarımıza, üniversite öğrencilerine vesairelere hizmet için yol gösterir. Burada ne yaparız? Allah'ın izniyle o yavrularımızın da aydınlanması için okullarda nerede güzel hizmetler verileceğine inanıyorum. Siz kardeşlerimiz rengi de olur diye çok endişe duyduğum için siz bu işi daha iyi bilirsiniz ve genişletirsiniz. Cenabı Hak cümlemizin yolunda muvaffak kılsın. Amin efendim, çok teşekkür ediyoruz. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi serin sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Gençlerle İletişim ve Rehberlik Sanatı | Mihmandar