Her zaman olmakla birlikte Ramazan-ı Şerif'te ibadet ve taate daha çok önem verilir. Çünkü rahmet ayıdır, mağfiret ayıdır, cehennemden azat olma ayı olması hasebiyle. Gece ibadeti hakkında Kuran-ı Azimüşşan'da Rabbi zülcelal'imiz birçok Ayet-i Celileler var. Korku ve ümit içinde Rab'lerine ibadet ve dua etmek üzere vücutları yatak görmez. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah için harcarlar. Ayet-i Celileler Secde suresinde, bu iki Ayet-i Celile-i Cemile birbirleriyle çok alakalı. Yaptıklarına karşılık olarak yani geceyi ihya etmelerinden dolayı, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez. Mana-yı münifi, onlar gecenin az bir kısmında uyurlardı. Seher vakitlerinde Rab'lerinden bağışlanmalarını dilerlerdi. Ve gala teala, essaibü billah, Manayı münifi.
Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse o inkarcı gibi midir? Resulüm. De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunu hakkıyla düşünür. Bazı müfessirine izam efendilerimiz, bilenlerle bilmeyenler mi hususunu Allah'ı Celle Celalü ve Resulünü sallallahu teala aleyhi ve sellem, bilenlerle bilmeyenler diye de izah buyurmuşlardır. Gıyamul leyl gece ibadet etme hususunda, efendimizin sünneti muhammediyesinde şöyle geçmektedir. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem gece ibadete, taate çok önem verirlerdi, özellikle. Ve ravabefih aynı zamanda ashabı Güzin efendilerimizi de bu hususta teşvik ederlerdi. Hem kendileri kalkıyor hem de ashabı Güzin efendilerimizi derken artık onların şahsında kıyamete kadar gelecek bütün insanlara hitap buyurmaktadır. Size gereken geceyi ihya etmektir.
Sizden önce geçen salihlerin bu huyu idi. Onlar geceyi ihya ederlerdi. Ve Gurbetun ilallahü Teala, Cenabıhakk'a da aynı zamanda gece ibadeti bir yakınlıktır, Allah'ımıza yakınlıktır Celle Celalühü ve mükefffiratun lisei at Hatalarımızın da bağışlanmasına sebeptir. Aynı zamanda gece ibadet ederseniz, bu sizi kötülüklerden de alıkor. Aynı zamanda vücudunuzdaki manevi olarak arınmanıza sebep olduğu gibi maddi olarak da bir şifadır size ve efendimiz aleyhissalatü vesselam Hazreti Ömer'in oğlu radıyallahu anh, Abdullah için şöyle buyurdu, Abdullah, Abdullah ne güzel bir kuldur. Bazı rivayetlerde Abdullah ne güzel gençtir tabirini de kullanmışlar. Çok güzel bir genç. Bir de gece katsa Hadis-i Şeriflerini ele alırken böyle yalın olarak ifade etmek çok yanlıştır. Şimdi biz burada onun batıni yönlerini, ruhani yönlerini ifademiz mümkün değil.
Amma velakin efendimiz Abdullah kalsın da gece namaz kılsın buyurmuyor. Bakın onu evvela bir sena ediyor, bir güzelliğini ifade ediyor. Cerhamdülillah bir güzelliğini ortaya koyuyor. Abdullah ne güzel genç ama o güzelliğini gece namaz kılmak suretiyle de süslese buyuruyor. Demek ki bize burada büyük dersler çıkıyor. Ne böyle ney gibi yatıyorsun kalk. Bak bir böyle deme var, bir de sizin güzellikleriniz var. Cömert bir insansın. Böyle hak hukuka riayet edersin. İnsani yönleriniz, şefkat ve merhametiniz var. Geceyi de ibadet etsek güzel olur. Bu tesir eder ama kalksak da dik dik ifade etsek bu yetmez. Ve Gale selim bin Abdullah bin Ömer Efendimizden sallallahu aleyhi ve sellem o selamı işitince, bundan sonra diyor Hazreti Abdullah gece uyumadı. Bana Resulullah böyle buyurdu diye uyumuyor. İlla galiğ, az bir müddet buyuruyor. O bedenin ihtiyacını gideriyor o anda.
Belki de aleyhissalatu vesselam efendimizin bir iltifatı da vardır bunda. Ona gece namaz kılsın derken bunu söyleyen Resulullah o acaba kalktığında nasıl hazlar duyuyor, nasıl zevkler duyuyor? Efendimizin mübarek sözüdür bu diye bu görevi icra etmesi, onda bambaşka da ilahi hallerin doğmasına vesile de olabilir. Efendimiz buyurdu ki sallallahu teala aleyhi ve sellem İçinden dışı, dışından da içi görünen köşkler vardır. Cennette böyle köşkler vardır. Dediler ki Ya Resulallah, limen, kim için? Ga buyurdu. Başta biz bu köşkü anlatamayız. Fakat çok şeffaf, muazzam. Şu bizim gözümüzle canlandırdığımız köşkler değil o. Dikkat edilirse biraz önceki ayet cellede Göz aydınlığı nimetler, kimsenin bilemeyeceği, zaten Hadis-i Şerifler var. Göz görmedi, kulak duymadı. Kalpten geçirmeye de kadir olamadığınız, sizin öyle tasavvur ettiğiniz gibi değil o, buyuruyor. Öyle köşkler.
Bu köşkler deyince bizim hatırımıza şöyle bir düşünce gelmesin. Biz o köşke geliyoruz, öyle güzel salonlar, öyle güzel odalar, ondan sonra koltuklar, o evin görüntüsü Rabbimizin azametini icap ettiriyor. Azameti ilahiyeyi gösteriyor. Cennette ırmaklar akıyor. İşte biri baldır, biri ne bileyim şaraptır, birisi sudur, süttür derken şu bildiğimiz sular, sütler olmadığını bilmekle birlikte, aşk-ı ilahinin zuhuruna sebep olan nehirlerdir. Bu dünyada da var. Hani nerede var? Rabıtamızı güzel yapsak var. Doyamasak rabıtamıza bir murakabe ehlinin, bu yanlış bir yola vesile olur diye çok korkuyorum, Cennetlerden üstün diyenler var. Çünkü cennetin bir maddi olan yönü var. Huriner, buna menkuhat ve külat denir, yemeler, içmeler. Bir de cennetü'l maarif var. Bu cennetü'l maarif, o cennet şu beden için maddi olan, cennetü'l maarif ise ruhların cennetidir.
Şimdi bir tarik ehli insan bunu yaşamadığımız için bilemiyoruz. Biz duyduklarımızı size nakletmeye çalışıyoruz. Cennetlerden üstün nimet Allah'ımızın cemalini seyre kalkarsa buna ne diyecek? Bak bir kimse gelirdi mürşidimize. İşte böyle deyip mevzuyu hiç anlatamıyorum, ortada kalıyoruz. Burayı olsun tamamlayayım da onu anlatayım size inşallah. Allah'ımız lütfederse. Nedir gece namazı? Gece namazı cennette öyle köşkler vardır ki içinden dışı, dışından içi görünür. Ama o köşkler dediğimiz gibi şu bakıyoruz Talas'taki köşk değil o. Yani onlar bildiğimiz bazı yerler var ya çok güzel boğazda olan köşkler değil o, bunlar değil. O köşkler asıl ruhani gıdanın verilmiş olduğu köşklerdir. O koltukta otururken öyle bir mevlamıza aşk var ki onlarda bambaşka ilahi zevkin içerisindeler. Yani cennetin nimetini sadece biz bu yönüyle almayalım.
O cennetteki artık ırmaklar Muhammed suresinde on dördüncü ayet-i celile ilmel yakine, aynel yakine, hakkal yakine, marifetullaha, ünsü ilahiyeye, Allah ile dostluğa, gurbet-i ilahiyeye sayılamayacak nimetlere doğru gider ama onu tadabilmek ve o köşke girmek buradaki yaşantımızla alakalı. Bir kısım kimseler buyuruyorlar ki orayla buranın hiç farkı yok diyorlar. Yani burada elde edemezsek orada mahrum etmesin Cenabı Hak. İyi çalışmak gerekiyor. Bak bizim kaybımız iki yerde. Bunu iyi muhafaza edelim, kaydederiz inşallah. Birisi yemek yerken, ikincisi de söz söylerken. Bunu kaydedersek çok yoruldum. Bir yemek yerken. Ne demek yemek yerken? Helal gıda. O helal olan gıdayı da kimin verdiğini düşünerek. Bak okumuyoruz, okusak büyüklerimizin eserlerinde, üstadlarımızın, sadat-ı kiram efendilerimizin onlar yemekten önce bir silsine-i şerife okuyorlar.
Üç İhlas bir Fatiha ruhaniyete gönderiyorlar. Kalpleri de zikretmeden yemek yiyorlar. Ondan işte bu güzelliğe, bu nuraniyete, bu tecelliyatı ilahiye mazhariyetin sebebi bu. Medine'deydi, mübarek bir zattı. O bize şunu anlattı. Davetlere pek gitmez. Bu Adana'da Hasan Efendi Hazretleri de öyle. Davet ederlermiş. Niyetliyim demiş. Zaten yıl orucu tutuyor. Tutmadığı zaman da niyetliyim. Yani ben davetlere böyle ulu orta bir yere gitmeye, gitmemeye niyetliyim şeklinde. Zaten orada Kürt Mustafa Efendi diye mübarek bir insan varmış. Hiçbir davete gitmemiş, içinde bir karışıklık olur diye. Bu gitmeyişinin neticesi bak, letaifler her letaifin kendi arasında bin perdesi var. Öyle zikretiverdik geçiyoruz öteye, oradan bir diğerine Bu güzel. Amma velakin derinleşmemiz gerekiyor. Muğurunu görerek geçiyor. O Medine'deki mübarek zatı davet etmişler. Davet eden de ihvanlardan, aynı yolun saliklerinden.
Bakın yine üstadlarımızın eserini okursak orada göreceğiz. Gafillerle olmayın. Kendi diyor derviş arkadaşlarınızdan gafillerle de bulunmayın diyor. Kendi evradlı ezkarın ama gafil onlarla da diyor buluşmayın. Gafil demeyin de idare ederek böyle hak Allah'ımızın yolunu göstererek dikkat edindinmek isteniyor. Ben diyor davete zorla götürdü diyor. Şöyle bir baktım. Bir üzüm, bir de balık gördüm diyor. Elhamdülillah dedim diyor. Onlardan biraz aldım. Hassas gözlerine görünmez mi? Bak memleketimiz olduğu için anlatamıyorum. Bir kimseyi anlatacağım size. Yemek yiyemiyordu. Allah'ımız gönül gözlerini açmış. Yemeklerin içerisinde acayip mahluk görüyordu. Sonra ona güzel bir koyundur, neyse artık bir hayvan helal olan kesiliyor, kavurmalar yapılıyor ancak onu yiyebiliyordu. Böyle erişiyorlar. O anlattığımız bizim erişmemiz sizin duanıza bağlı, birbirimize dua edeceğiz.
Hakkal yakeyni ve kurbiyeti ve vuslatı ancak bu şekilde zaten o hale geldiği zaman ona Cenab-ı Hak bildiği ile amel edene bilmediklerini malum ediyor. Yeter ki biz bildiklerimizi bir dikkat ederek yapsak, bilmediklerimiz malum oluyor o zaman. Efendim kim giriyor oraya denirse Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimiz, sözü çok tatlı. Mesela tatlı bir söz söyleniyor, kırk yıl geçiyor unutamıyorsun. O iltifat neydi diyorsunuz. Ne güzel bir ifade. Zaten kalbinin güzelliği her şeyi düzeltir onu. Gönüllerindeki o marifet nuruyla dilleri de düzgün, gözleri de her şeyi de. Yemek yedirenler İnsanlar uykuya daldığı zaman kalkıp namaz kılıyorlar. Uyutamazsınız zaten, bunları mümkün değildir. O Mevla ile olacak. Ya Muhammed, Sallallahu Teala Aleyhisselam, ne kadar yaşarsan yaşa öleceksin. Vahbib menşite feinneke mufariku Kimi ne kadar seversen sev ondan ayrılacaksın.
Bunun için işte mevzu çok dağılıyor Es-Selamu Vel'bike Bizimle ebedi olarak devam edecek, bizimle gidecek salih ameller. Salih amel mutmainne olmadıktan sonra gerçekleşmez büyüklerimizin sözleri. Ne amel işlerseniz işte onun karşılığını bulacaksın. Müminin Gece kıldığı namazladır. Ve onların şerefi, fazileti, üstünlüğü de insanlardan hiçbir beklenti içinde değildir. İşte şöyle bir ihtiyacımız var. Bunu bir türlü yerine getiremedik. Bunu halledebilir misiniz? Vakti ya. Onlarda öğüne bir hal olmaz. Mevla'da size yorulmayıp bir şey anlatıvereyim. Bu Ürgüp'te üstadımızın Abdurrahman Pişkin diye bir evladı vardır. Ruhu şad olsun. Bu mürşidimizi çok severdi. Medine'de oturuyorlar veya Mekke'de Ankara'dan bir vaiz Efendimiz konuşmasında Ensar ve Muhacirinin kardeşliğini anlatmış. Hoca Efendi duygulanmış. Efendim demiş, şu yanında bulunan kimseyi bana uhrevi kardeş olarak tayin buyurur musunuz?
Evet buyurmuş. Hoşuna gitmiş. Otururdu üstadımızın yanına, Efendimiz öyle şeyler hiç sevmezdi. Öyle zahiri görüntüler, bilmem planlar, öyle kucaklamalar, ondan sonra ne bileyim sarılmalar, bunları hiç istemezdi. Sarıldığı kimseler var o ayrı. O zaten Cemalullah'ı anlattığını fırsat kursam ona söylemiş inşallah. Şimdi gelirdi, otururdu ne kadar samimiyse biz üstadımızın halini biliyoruz biiznillah. Sevmez o hareketleri. Böyle sakalına elini uzatır, ı böyle bir muhabbetle yanıyor adam. Şimdi şeker hastalığı da var, diğer rahatsızlıklar da var. Ondan dolayı tuzlu yiyemiyor. Efendimiz, zeytin diyorlardı. Ne zeytin? Sele zeytini, şimdi her yerde var. Bir köyde dahi var bu yiyecekler, içecekler, en uzak köyde bile mevcut. Bu sele zeytini tuzsuz olduğu için üstadımız, mürşidimiz ve bununla iktifa buyuruyorlar. Sele zeytini tükenmiş. Bak, kimseden bir şey istemiyor ya. Diyecek de kimse yok.
Bu Abdurrahman efendinin rüyasına biiznillahi teala girmiş. Abdurrahman, oğlum, sele zeytinim tükendi. Hemen Ürgüp'e bir dolaşmış marketler, bakkallar vesaire. Yok Ürgüp'te Hemen Ankara'ya atlamış, Ankara'dan bulmuş. Allah'ımız bir kulunu severse, onun ihtiyacı için kendisinin gayret ve çaba gösterilmesine gerek yok. Dağı taş da onlara hizmet eder. Bu ayrı bir konudur. Evet efendim. İnsanlardan hiçbir beklentisi yok. O Cemalullah'a ait o amcayı anlatayım, çok tatlı. Düvenden bir kardeşimiz olacaktı bizim. Bu saatçi olan burada mısınız? O kardeşimiz çok iyi biliyor, hatta anlattı. Mürşid-i kamilimizde gördüğüm bir özellik var. İnsanları dengeli bir şekilde götürme. Yani iltifatlarla, iltifatlarla onu kaybetmiyor, onu tembelliğe götürmüyor, yerine göre de tazilde bulunuyor. Çünkü Resul-i Ekrem aleyhisselatu vesselam Efendimiz Mübeşşirine ve Münziri itaatkarları müjdeliyor.
İtaatsiz olduğumuzda onları azarlıyor diyoruz ama keşke Arapça'yı güzel bilsek de, imza ediyor diyebilsek. Çünkü aleyhisselatu vesselam efendimiz hakkında kullanılan kelimeler çok mühimdir. Bak Musa aleyhisselamın hali Rabbimizle konuşmaya giderken ne yapıyor? Bir veliyi görüyor. Döndüğünde kemikleri bile kalmamış. Ya Rab bu nedir deyince o benden öyle bir makam istedi ki kendi çalışmasıyla elde edemezdi. Bak Yusuf aleyhisselam teşekkür ediyor kardeşlerine. Eğer diyor siz beni kuyuya atmasaydınız on iki sene zindanda kalmasaydım, yillarca uzakta bulunmasaydım, aslında Yusuf aleyhisselam uzak değil. Bunu Yakub aleyhisselam çok güzel biliyor. Eza etmesinler diye yerini bildirmiyor. Siz diyor buna vesile oldunuz diyor. İşte müridinden birisi Ebu'l Hasan-ı Arakani Hazretlerinin bakmış, aslanın üzerine yük vurmuş, sonra elinde bir yılan, onu da değnek gibi kullanıyor.
Bunu gören evlatlarından biri kendinden geçince ne yaptın efendi Hazretleri diyor. Bunu diyor sen iltifatlarla beslemişsin. Bak bu da olmuyor. Büyüklerimiz mürşid-i kamil dediğimiz zaman gelişigüzel değil. Evlatlarını nasıl yönlendireceğini biliyor. Sami Sultanımız zaten demiş kalpte Sallallahu Aleyhi Sırra. Hasan Efendi imtihan edilecek ihvan kalmadı, yapma buyurmuş. Kalben imtihan edin. Çünkü o kalpte olan insanlar az şekliyle. Onu inşallah başka bir zamana korur. Vakit gelince hemen dersiniz. Çok hususlar var yani insanların elinde olana göz dikmeyince Rabbimizin onlara lütfettiği, ihsan ettiği pek çok nimetler nasıl anlatayım? Öyle bir dost tutmuş ki, onlar öyle bir dost tutmuş ki, işte bir tanesi ağlarmış ya, velilerden bizzat demiş ki niye ağlıyorsun seni ağlatan nedir? Dostum öldü demiş.
Ölmeyen dost tutsaydın Biz iyi sarıssak Rabbi zülcelal'imizin, kitabı kerimine iyi sarıssak, Habibi'nin sünnet seniyyesine sallallahu teala iyi sarıssak, evliyaullahın edebine erkanına emin olun konuştukları söz, öyle bizim okuduğumuz kitaplardaki söz değil o. Biz zahiren okumuşuz. Kuran Azimüşşan'ın makasıdı şer, buna riayet etmek suretiyle yetmiş bin batın manasını ifade ederler. O gönüllerindeki nur ile şurada elimizde diyelim ki bir ara memleketimiz ne yapmış? Acı çekirdeğin içi ile aydınlanmaya çalışmışlar, acı çekirdeğin. Sonra idareler çıkmış biliyorsun değil mi, böyle bir gaz lambası. Ondan sonra çıra diyoruz gaz lambası. Ondan sonra lambalar, daha neler neler. Şimdi gönüllerindeki ilahi nurun fazlalığı ile Esselamle, Rabbene edmim nene nura ne vavfirlene innekala külli şeyin kadir. Buyuruyor ya. Bunları dua ederler, Cenabıhakk'a yalvarırlar.
Mesela biz de yalvarsak böyle olur ama onlar o makam o halde olduğu için asıl gerçekleşen onlardadır. Zaten hadis-i şerifler de var. Kiminin nuru ayağının ucuna kalır buyuruyor, Aleyhisselatu vesselam Efendimiz. Kiminin nuru Yemen'e kadar diye buyuruyor. Gönüllerindeki o ilahi nurun ziyadeli ile erişemedikleri nokta yok Rabbimizin lütuf ve keremiyle. O zaman şaşıp kalıyor insan. Hemen bitireyim. Eğer biz bu mübarek günlerde on ayeti celile okuduğumuz zaman o kimse gafillerden sayılmaz diye buyuruyor, gece kalkıyoruz on ayeti celile okuyoruz. Onlar Gafillerden yazılmaz. Bak emirdir Cenabı hak Gafillerden olmayın emir de bildirirler. Emir gibi. Şimdi bu gafleti iki şekilde ele almışlar. Birisi bizim gibi insanların gafleti, bir de ehlullahın ibadet ve saatte Rabbimizi görür gibi taat yapmaları. Aynen şey gibi bu uçağa biniyoruz. Uçağa bindiğimizde en kıymetli olan yerler var.
Oranın belki diğer yerlere nispeten iki katıdır ücreti. Koltuğu da farklı, ikramı da farklı, her şeyi de farklı. Onlar, Güç ve kuvvet sahibi her şeye muktedir. Rabbi zü'l-celal'imizin katında oldukları için onların her şeyi farklı. İkramı da farklı, izazı da farklı. Allah'ımızın lütuf ve keremi tarif edilemez. Bunu dünyadayken yakalamış elde etmişler. Bu trenlerde bile var. En kıymetli olan yerleri var, vesaire. Eğer yüz Ayet-i Yelle okursa Ganitin, yani ibadet ve taatle daim, ibadet ve taatle daim olan kimselerdir Allah'ımız Kitabı Kerim'in de ifade buyuruyor. Eğer bin ayet okuyacak olursa o artık mu kantarin diye geçer ki o kantar diye geçer de artık hesap edemeyiz. Cerziyes Dağı mı desek, Ağrı Dağı mı desek, Everest tepesi mi desek. Allah'ımızın vereceği nimet sayılamayacak şekildedir hiç şüphesiz. Efendimizin huzurunda Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kimseden bahsedildi.
Dediler ki Ya Rasulallah bu yattı mı dümdüz gider. Düp düz gider. Başını yastığa koydu mu gece kalkma ne yok? Sabah uyandığıdır. Buyurdu ki Nebi-i Ekrem Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Cenab-ı Hak korusun hiç hoş bir hal değil tabii. Nasıl tarif edeyim? Şeytan kulağına gübrelenmiştir diyeyim artık, ne diyeyim gübre? Bunu Muhaddisin efendilerimiz ele alırken o kimsenin kerih olmasındandır diyor. Yani bu fiil bir odanızın veya salonun ortasında yapılır mı? Onun için özel bir yer vardır. Demek ki diyor, ne kadar kirli ise bu ifade kullanılmıştır diye tabirlerde de bulunmuşlardır. Yine ona benzer hadis-i şerifler almış. Şimdi bu ey örtülüp bürünen Resulüm derken, bunun üzerinde bile çokça dururlar. O örtüyü haber verirler, uzunca geçer o. Geceleyin kalk. Az bir kısmı dışında geceyi ibadetle geçir, gecenin yarısını ibadetle geçir, yahut ondan biraz azalt.
Bunu şu şekilde izah buyurmuşlar, On iki saatlik bir gece üzerinden hesap edilecek olsa yaklaşık az bir kısmı hariç bütün gece dokuz, on bir saat. Gecenin yarısı altı saat, yarısından biraz azı dört, beş saat, yarısından biraz fazlası, yedi, sekiz. Burası çok duygulandırır bizi. Efendimizin Aişe-i Sıddıka validemiz radiyallahu anh'a rivayet ediyor, bitirmemi. Kennen Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, yakum minel leyl, hatta tetefapla ragadema, insanın gönlü tahammül etmiyor. Mübarek ayakları yarılıncaya kadar diyor. Tabii şişinceye kadar, ne olursa olsun, mübarek ayakları şişinceye kadar bundan bir zorlanma yok. O aşkıyla yapıyor zaten Allah'ımıza olan.