Gece İbadeti ve Manevi Arınma kaydında Çünkü rahmet ayıdır, mağfiret ayıdır, cehennemden azad olma ayı olması hasebiyle. İdre ibadeti hakkında Kuran Azimüşşan'da Rabbi zülcelalimiz birçok ayeti celileler var. Korku ve ümit içinde Rablerine ibadet ve dua etmek üzere vücutları yatak görmez. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah için harcarlar. Esair bilinen. Ayet-i celîlene…
Gece İbadeti ve Manevi Arınma kaydında Çünkü rahmet ayıdır, mağfiret ayıdır, cehennemden azad olma ayı olması hasebiyle. İdre ibadeti hakkında Kuran Azimüşşan'da Rabbi zülcelalimiz birçok ayeti celileler var. Korku ve ümit içinde Rablerine ibadet ve dua etmek üzere vücutları yatak görmez. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah için harcarlar. Esair bilinen. Ayet-i celîlene…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çünkü rahmet ayıdır, mağfiret ayıdır, cehennemden azad olma ayı olması hasebiyle. İdre ibadeti hakkında Kuran Azimüşşan'da Rabbi zülcelalimiz birçok ayeti celileler var. Korku ve ümit içinde Rablerine ibadet ve dua etmek üzere vücutları yatak görmez. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah için harcarlar. Esair bilinen. Ayet-i celîlene secde suresinde. Bu iki Ayet-i Celile-i Celile birbirleriyle çok alakalı. Yaptıklarına karşılık olarak yani geceyi ihya etmelerinden dolayı onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez. Manayı müifi. Onlar gecenin az bir kısmında uyurlardı. Seher vakitlerinde Rablerinden bağışlanmalarını dilerlerdi. Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse o inkarcı gibi midir? Resulüm. De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunu hakkıyla düşünür.
Bazı müfessirine nizam efendilerimiz bilenlerle bilmeyenler mi hususunu Allah'ı Celle Celalü ve resulünü sallallahu teala aleyhi ve sellem bilenlerle bilmeyenler diye de izah buyurmuşlardır. Gece ibadet etme hususunda, efendimizin sünneti Muhammediyesinde şöyle geçmektedir. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem gece ibadete taate çok önem verirlerdi özellikle. Aynı zamanda ashabı güzün efendilerimizi de bu hususta teşvik ederlerdi. Hem kendileri kalkıyor hem de ashabı güzün efendilerimizi derken artık onların şahsında kıyamete kadar gelecek bütün insanlara hitap koyulmaktadır. Size gereken geceyi ihya etmektir. Sizden önce geçen Salihlerin bu huyu idi. Onlar geceyi ihya ederlerdi. Ve Gurbetun illallahu Teala Cenabıhakk'a da aynı zamanda gece ibadeti bir yakınlıktır. Allah'ımıza yakınlıktır Celle Celalühühu Hatalarımızın da bağışlanmasına sebeptir.
Aynı zamanda gece ibadet ederseniz, bu sizi kötülüklerden de alıkoyur. Yani hani ceset. Aynı zamanda vücudunuzdaki manevi olarak arınmanıza sebep olduğu gibi maddi olarak da bir şifadır size. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Hazreti Ömer'in oğlu radıyallahu anh Abdullah için şöyle buyurdu. Abdullah ne güzel bir kuldur. Bazı rivayetlerde Abdullah ne güzel gençtir tabirini de kullanmışlar. Çok güzel bir genç. Bir de gece kalksa namaz kılsa buyurdular. Efendimizin bu hadis şeriflerini ele alırken böyle yalın olarak ifade etmek çok yanlıştır. Şimdi biz burada onun batıni yönlerini ruhani yönlerini ifademiz mümkün değil. Amma velakin Efendimiz Abdullah kalsın da gece namaz kılsın buyurmuyor. Bakın onu evvela bir sena ediyor. Bir güzelliğini ifade ediyor Yeran kılma. Bir güzelliğini ortaya koyuyor. Abdullah iyi güzel genç. Ama o güzelliğini iyice namaz kılmak suretiyle de süslese buyur diyor.
Demek ki bize burada büyük dersler çıkıyor. Ne böyle ne gibi yatıyorsun kalk. Bak bir böyle deme var. Bir de sizin güzellikleriniz var. Cömert bir insansın. Böyle hak hukuka riayet edersin. İnsani yönleriniz, şefkat ve merhametiniz var. Geceyi de ibadet etsek güzel olur. Bu tesir eder. Ama kalksak da dik dik ifade etsek bu gitmez. Ömer Efendimizden Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu selamı işitince, Bundan sonra diyor Hazreti Abdullah gece uyumadı. Bana Resulullah böyle buyurdu diye uyumuyor. İlla galine. Az bir müddet uyuyor. O bedenin ihtiyacını gideriyor o anda. Belki de Aleyhissalatü Vesselam efendimizin bir iltifatı da vardır bunda. Ona gece namaz kılsın derken bunu söyleyen Resulullah o acaba kalktığında nasıl hazlar duyuyor, nasıl cipler duyuyor, Efendimizin mübarek sözüdür bu diye bu görevi icra etmesi onda bambaşka da ilahi hallerin doğmasına vesile de olabilir. Ya Resulallah.
Efendimiz buyurdu ki İçinden dışı dışından da içi görünen köşkler vardır. Cennette öyle köşkler vardır. Delirler ki ya Resulallah, Lime, kim için? Gaye buyurdu. Başta biz bu köşkü anlatamayız. Fakat çok şeffaf, muazzam. Şu bizim gözümüzde canlandırdığımız köşkler değil o. Dikkat edilirse biraz önceki ayet içinde de uyanlarıdır. Göz aydınlığı nimetler kimsenin bilemeyeceği. Zaten hadis-i şerifte var. Göz görmedik, kulak duymadı. Kalpten geçirmeye de kadir olamadığınız sizin öyle tasavvur ettiğiniz gibi değil o, buyuruyor. Öyle köşkler. Bu köşkler deyince bizim hatırımıza şöyle bir düşünce gelmesin. Biz o köşke giriyoruz, öyle güzel salonlar, öyle güzel odalar, ondan sonra koltuklar, o evin görüntüsü Rabbimizin azametini icap ettiriyor. Azameti ilahiyeyi gösteriyor. Cennette ırmaklar akıyor.
İşte biri baldır, biri ne bileyim şaraptır, birisi sudur süttür derken şu bildiğimiz sular sütler olmadığını bilmekle birlikte aşkı ilahinin zuhuruna sebep olan nehirlerdir bu dünyada da var. Hani nerede var? Rabıtaamızı güzel yapsak var. Doyamasak rabıtanıza bir muratebe ehlinin bu yanlış bir yola vesile olur diye çok korkuyorum. Cennetlerden üstün diyenler var. Çünkü cennetin bir maddi olan yönü var. Huriler buna menkuhat ve menkulat denir yemeler içmeler. Bir de cennetül maarif var. Bu cennetül maarif o cennet şu beden için maddi olan, cennetül maarifse ruhların cennetidir. Şimdi bir tarik ehli insan bunu yaşamadığımız için bilemiyoruz. Biz duyduklarımızı size nakletmeye çalışıyoruz. Cennetlerden üstün nimet Allah'ımızın cemalini seyre kalkarsa buna ne diyor ki? Bak bir kimse gelirdi mürşidiimize, işte böyle deyip mevzuyu hiç anlatamıyorum, ortadan alıyor.
Buraya olsun tamamlayayım da onu anlatayım size inşallah. Allah'ımız lütfederse. Nedir? Gece namazı gece namazı cennette öyle köşkler vardır ki içinden dışı dışından içi görünüyor. Ama o köşkler dediğimiz gibi şu bakıyoruz Talas'taki köşk değil o. Yani onlar bildiğimiz bazı yerler var ya çok güzel boğazda olan köşkler değil o. Bunlar değil. O köşkler asıl ruhani gıdanın verilmiş olduğu köşklerdir. O koltukta otururken öyle bir mevlamıza aşk var ki onlarda, bambaşka ilahi zevkin içerisindeler. Yani cennetin nimetini sadece biz bu yönüyle almayalım. O cennetteki artık ırmaklar Muhammed suresinde on dördüncü ayeti celile ilmel yakine, aynel yakine, hakkal yakine, marifetullaha, rünsüp ilahiyeye Allah ile dostluğa, kudreti ilahiyeye sayılamayacak nimetlere doğru gider ama onu tadabilmek ve o köşke girmek buradaki yaşantımızla alakalı.
Bir kısım kimseler buyuruyorlar ki orayla buranın hiç farkı yok diyorlar. Yani burada elde edemezsek orada mahrum etmesin Cenabı Allah. İyi çalışmak gerekiyor. Bak bizim kaybımız iki yerde. Bunu iyi muhafaza edelim, kaydederiz inşallah. Birisi yemek yerken, ikincisi de söz söylerken. Bunu kaydedersek çıkıyorlar. Bir yemek yerken. Ne demek yemek yerken? Helal gıda. O helal olan gıdayı da kimin verdiğini düşünerek. Bak okumuyoruz, okusak büyüklerimizin eserlerinde üstadlarımızın, sadatı kiram efendilerimizin onlar yemekten önce bir silsinei şerife okuyorlar. Üç İhlas bir Fatiha ruhaniyete gönderiyorlar. Kalpleri de zikretmeden yemek yemiyorlar. Ondan işte bu güzelliğe bu nuraniyete bu tecelliyatı ilahiye mazhariyetin sebebi bu. Medine'deydi mübarek bir zattı. O bize şunu anlattı, davetlere pek gitmez. Bu Adana'da Hasan Efendi Hazretleri de öyle. Davet ederlermiş, niyetliyim demiş.
Zaten yıl orucu tutuyor. Tutmadığı zaman da niyetliyim. Yani ben davetlere böyle ulu orta bir yere gitmeye gitmemeye niyetliyim şeklinde. Zaten orada kırk Müjde Efendi diye mübarek bir insan varmış. Hiçbir davete gitmemiş, içinde bir karışıklık olur diye. Bu gitmeyişinin neticesi bak letaifler, her letaifin kendi arasında bin perdesi var. Öyle zikretverdik geçiyoruz öteye, buradan bir diğerine güzel amma velakin gelinleşmemiz gerekiyor. Bunu görerek geçiyor. O Medine'deki mübarek zatı davet etmişler. Davet edilen de İhvan'larda aynı yolun saliklerinden. Bakın yine üstatlarımızın eserini okursak orada göreceğiz. Gafillerle bulunmayın. Kendi diyor gerviş arkadaşlarınızdan gafillerle de bulunmayın. Kendi evraklı ezkarlı ama gafil onlarla da diyor buluşmayın. Gafil demeyin de idare ederek böyle hak Allah'ımızın yolunu göstererek dikkat edindirmek istemiyor.
Ben diyor davete zorla götürdü diyor. Şöyle bir baktım, bir üzüm, bir de balık gördüm diyor. Elhamdülillah dedim diyor, onlardan biraz aldım. Hassas gözlerine görünmez mi? Bak memleketimiz olduğu için anlatamıyorum. Bir kimseyi anlatacağım size. Yemek yiyemiyordu. Allah'ımız gönül gözlerini açmış. Yemeklerin içerisinde acayip mahluk görüyordu. Sonra ona güzel bir koyundur neyse artık bir hayvan helal bunlar kesiliyor. Kavurmalar yapılıyor ancak onu yiyebiliyordu. Böyle erişiyorlar. O anlattığımız bizim erişmemiz sizin duanıza bağlı, birbirimize dua edeceğiz. Hakkal yakini ve kurbiyeti ve vuslatı ancak bu şekilde zaten o hale geldiği zaman ona Cenabı hak bildiğiyle amel edene bilmediklerini malum ediyor. Yeter ki biz bildiklerimizi bir dikkat ederek yapsak bilmediklerimiz malum oluyor o zaman. Efendim kim giriyor oraya denirse, Nebi Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz sözü çok tatlı.
Mesela tatlı bir söz söyleniyor. Kırk yıl geçiyor unutamıyorsun. O iltifat neydi diyorsun ne güzel bir ifade. Zaten kalbinin güzelliği her şeyi düzeltir onu. Gönüllerindeki o marifet nuruyla dillerle düzgün gözleri de her şeyiyle. Yemek yedirenler. İnsanlar uykuya daldığı zaman kalkıp namaz kılıyorlar. Uyutamazsınız zaten. Bunları mümkün değildir. O Mevla'yla olacak. Ya Muhammed Salliteala Aleyhisselam ne kadar yaşarsan yaşa öleceksin. Kimi ne kadar seversen sev ondan ayrılacaksın. Bunun için işte mevzu çok dağılıyor. Bizimle ebedi olarak devam edecek bizimle gidecek salih ameller, salih amel mutmainle olmadıktan sonra gerçekleşmez büyüklerimizin sözleri. Ne amel istersen işte onun karşılığını bulacaksın. Müminin şerefi gece kıldığı namazladır. Ve onların şerefi, fazileti, üstünlüğü de insanlardan hiçbir beklenti içinde değildir. İşte şöyle bir ihtiyacımız var.
Bunu bir türlü yerine getiremedik. Bunu halledebilir misiniz? Onlarda öyle bir hal olmaz. Mevla'dan size yorulmayın bir şey anlatıvereyim. Bu örgütte üstadımızın Abdurrahman Pişkin diye bir evladı vardır. Ruhu şad olsun. Bu mürşidimizi çok severdi. Medine'de oturuyorlar veya Mekke'de. Ankara'dan bir vaiz efendimiz konuşmasında Ensar ve muhacirinin kardeşliğini anlatmış. Hoca efendi duygulanmış. Efendim demiş şu yanında bulunan kimseyi bana uhrevi kardeş olarak tayin buyurur musunuz? Evet, hoşuna gitmiş. Otururdu müstahımızın yanına. Efendimiz öyle şeyler hiç silmezdi. Öyle zahiri görüntüler, bilmem planlar, öyle kucaklamalar, ondan sonra ne bileyim sarılmalar, bunları hiç istemezdi. Sarıldığı kimseler var, o ayrı. O zaten cemaliullah'ın anlattığını fırsat kuracağım ona söylemiş Allah. Şimdi gelirdi otururdu ne kadar samimiyse biz üstadımızın halini biliyoruz bir iznimle.
Sevmez o hareketleri. Böyle sakalına elini uzatarak böyle bir muhabbetle yalıyorum. Şimdi şeker hastalığı da var, diğer rahatsızlıklar da var. Ondan dolayı tuzlu yiyemiyor. Efendimiz zeytin diyorlardı. Zeytin sele zeytini. Şimdi her yerde var. Bir köyde dahi var bu yiyecekten, içecekler. En uzak köyde bile mevcut. Bu sele zeytini tuzsuz olduğu için üstazımız, mürşidimiz, bununla iktifa buyuruyorlar. Sele zeytini tükenmiş. Bak kimseden bir şey istemiyor ya. Diyecek de kimse yok. Bu Abdurrahman Efendi'nin rüyasını bir iznillahi teala girmiş. Abdurrahman oğlum sene zeytinim tükendi. Hemen Ürgüp'ü bir dolaşmış marketler bakkallar vesaire yok Ürgüp'te. Hemen Ankara'ya atlamış. Ankara'dan bulmuş. Allah'ımız bir kulunu severse, onun ihtiyacı için kendisinin gayret ve çaba gösterilmesine gerek yok. Dağı taş da onlara hizmet eder. Bu ayrı bir konudur. Evet efendim.
İnsanlardan hiçbir beklentisi yok. O Cemalullah'a ait o amcayı anlatayım çok tatlı. Dever'den bir kardeşimiz olacaktı bizim. Bu saatçi olan burada mısınız? O kardeşimiz çok iyi biliyor hatta anlattı. Mürşid-i kamilimizde gördüğüm bir özellik var. İnsanları dengeli bir şekilde götürme. Yani iltifatlarla iltifatlarla onu kaybetmiyor. Onu tembelliğe götürmüyor. Yerine göre de tazirde bulunuyor. Çünkü Resulü Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Mübeşşerine ve Münderi. Itaatkarları müjdeliyor. İtaatsiz olduğumuzda onları azarlıyor diyoruz ama keşke Arapça'yı güzel bilsek de, imza ediyor diyebilsek. Çünkü aleyhisselatu vesselam Efendimiz hakkında kullanılan kelimeler çok mühimdir. Ebul Hasan-ı Arakani Hazretlerinin Şeyh Sinan diye birisi var. O ziyarete geliyor. Hanım çok bela bir hanım. Efendi hazretlerine çok eza ediyor ama onun büyük hikmetleri var.
Mesela Bayezid-i Bistami Hazretleri'ne hanımı aynısını yapıyor. Bir gün hanım kardeşimiz annemiz diye hemen elini çekiyor. Böyle hiç itaatli bir şekle bürünüyor. Ne hanım diyor sen daha bundan beş on dakika önce çok hakaretli halin var, üstadın bana emretti diyor. Bayezıd yetişecek kemale erecek. Kendi eliyle mümkün olmayan bazı aşacağı haller var. Bu haliyle diyor anlatmakla bitiremem. Bak Musa Aleyhisselam'ın hali Rabbimizle konuşmaya giderken ne yapıyor? Bir veliyi bölüyor. Döndüğünde kemikleri bile kalmamış. Ya Rab bu nedir deyince o benden öyle bir makam istedi ki kendi çalışmasıyla elde edemezdi. Bak Yusuf Aleyhisselam teşekkür ediyor kardeşlerine. Eğer diyor siz beni kuyuya atmasaydınız, on iki sene zindanda kalmasaydım, yillarca uzakta bulunmasaydım aslında Yusuf aleyhisselam uzak değil. Bunu Yakup aleyhisselam çok güzel biliyor. Eza etmesinler diye yerini bildirmiyor.
Siz diyor buna vesile oldunuz diyor. İşte müridinden birisi Ebu'l Hasan Arakani Hazretlerinin bakmış, aslanın üzerine yük vurmuş. Sonra elinde bir yılan. Onu da değnek gibi kullanıyor. Bunu gören evlatlarından biri kendinden geçince ne yaptın efendi hazretleri diyor. Bunu diyor sen iltifatlarla beslemişsin. Bak bu da olmuyor. Büyüklerimiz mürşid-i kamil dediğimiz zaman gelişigüzel değil, evlatlarını nasıl yönlendireceğini biliyor. Sami sultanımız zaten demiş kalpte Allahü sırra, Hasan Efendi imtihan edilecek ihvan kalmadı, yapma buyurmuş. Kalben imtihan edin. Çünkü o kalpte olan insanlar az şekliyle. Onu inşallah başka bir zamana korur. Vakit gelince hemen dersiniz. Çok hususlar var yani insanların elinde olana göz gitmeyince Rabb'ımızın onlara lütfettiği ihsan ettiği pek çok nimetler nasıl anlatayım?
Öyle bir dost tutmuş ki, onlar öyle bir dost tutmuş ki, işte bir tanesi ağlarmış ya, velilerden bizzat demiş ki, neye ağlıyorsun seni ağlatan, nedir? Dostum öldü demiş. Ölmeyen dost tutsaydın. Biz iyi sarılsak Rabbi Zülcelal'imizin, Kitabı Kerim'ine iyi sarılsak, Habibi'nin Sünneti Seniyyesine Sallallahü Teala'nın iyi sarılsak, Evliyaullahın edebine erkanına emin olun konuştukları söz, öyle bizim okuduğumuz kitaplardaki söz değil o. Biz zahiren okumuşuz. Kuran Azimüşşan'ın makasıdı şer, buna riayet etmek suretiyle yetmiş bin batın manasını ifadelerle. O gönüllerindeki nur ile Şurada elimizde diyelim ki bir ara memleketimiz ne yapmış? Acı çekirdeğin içiyle aydınlanmaya çalışmışlar. Acı çekirge. Sonra idareler çıkmış biliyorsun değil mi? Böyle bir gaz damlasını. Ondan sonra çıra diyoruz gaz damlasını. Ondan sonra dambala daha neler neler.
Şimdi gönüllerindeki ilahi nurun fazlalığıyla Onların dua ederler, Cenabıhakk'a yalvarırlar. Mesela biz de yalvarsak böyle olur. Ama onlar o makam o halde olduğu için asıl gerçekleşen onlardadır. Zaten hadisi şerifler de var, kiminin nuru ayağının ucuna kadar buyuruyor aleyhüssalatü selamlerimiz. Kiminin nuru Yemen'e kadar diye buyuruyor. Gönüllerindeki o ilahi nurun ziyadeliğiyle gelişemedikleri nokta yok. Rakkımızın lütuf pekelamiyle. O zaman şaşıp kalıyor insan. Hemen bitireyim. Eğer biz bu mübarek günlerde on ayeti celile okuduğumuz zaman o kimse gafillerden sayılmaz diye buyruluyor. Gece kalkıyoruz on ayeti celile okuyoruz. Onlar gafillerden yazılmaz. Bak emirdir Cenabı Hak. Gafillerden olmayın emri ve bildirirler ehli ekibi. Şimdi bu gafleti iki şekilde ele almışlar. Birisi bizim gibi insanların gafleti, bir de Ehlullahın ibadet ve taatte Rabbimizi görür gibi taat yapmaları.
Evet, Aynen şey gibi bu, uçağa biniyoruz. Uçağa bindiğimizde en kıymetli olan yerler var. Oranın belki diğer yerlere nispeten iki katıdır ücreti. Koltuğu da farklı, ikramı da farklı, her şeyi de farklı. Onlar Esselam. Güç ve kuvvet sahibi her şeye muktedir Rabbi Zülcelal'imizin katında oldukları için. Onların her şeyi farklı. İkramı da farklı, izazı da farklı, Allah'ımızın lütuf ve keremi tarif edilemez. Bunu dünyadayken yakalamış elde etmişler. Bu dilinlerde bile var. En kıymetli olan yerleri var. Vesaire. Eğer yüz ayet-i yerle okursa Ganitim yani ibadet ve taatler daim, İbadet ve taat de daim olan kimselerdir Allah'ımız kitabı Kerim'inde ifade buyuruyor. Eğer bin ayet okuyacak olursa o artık diye geçer ki bu kantar diye geçer de artık hesap edemeyiz. Yeciyez Dağı mı desek, Ağrı Dağı mı desek, Geverest tepesi mi desek? Allah'ımızın vereceği nimet sayılamayacak şekildedir hiç şüphesiz.
Efendimizin huzurunda Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kimseden bahsedildi. Dediler ki ya Resulallah bu yattı mı dümdüz gider. Düz gider. Başını yastığa koydu mu gece kalkma ne yok? Sabah uyandırdı. Buyurdu ki Nebiyyesin Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cenabı hak korusun, hiç hoş bir haldeydi tabii. Nasıl tarif edeyim? Şeytan kulağına gübrelemiştir diyeyim artık. Ne diyeyim gübre? Bunu muhaddisin efendilerimiz ele alırken o kimsenin kerih olmasındandır diyor. Yani bu fiil bir odanızın veya salonun ortasında yapılır mı? Onun için özel bir yer vardı. Demek ki diyor ne haber hiliyse bu ifade kullanılmıştır diye tabirlerde de bulunmuşlardır. Yine ona benzer hadis-i şerifler almış. Şimdi bu ey örtülüp bürünen Resulüm derken bunun üzerinde bile çokça dururlar. O örtüyü haber verirler, uzunca geçer o. Geceleyin kalk. Az bir kısmı dışında geceyi ibadetle geçer.
Gecenin yarısını ibadetle geçer. Yahu ondan biraz azalt. Bunu şu şekilde izah buyurmuşlar. On iki saatlik bir gece üzerinden hesap edilecek olsa yaklaşık az bir kısmı hariç bütün gece dokuz, on bir saat. Gecenin yarısı altı saat. Yarısından biraz azı dört beş saat. Yarısından biraz fazlası yedi sekiz. Burası çok duygulandırıyor bizi. Efendimizin Aişei Sıddıka validemiz radiyallahu anh'la rivayet ediyor. Hatta insanın gönlü tahammül etmeleri. Mübarek ayakları yarıldıncaya kadar diyor. Tabii bu şişinceye kadar, ne olursa olsun mübarek ayakları şişinceye kadar, bundan zorlanma yok. O aşkıyla yapıyor zaten Allah'ımıza olan muhabbetle yapıyor. Hatta burada Aişe Sıddıyka validemiz Radiyallahu Anh'a diyor ki ya Resulallah sizin gelmiş ve geçmiş bütün hatalarınız bağışlanmasına rağmen neden böyle yapıyorsunuz? Buyurmuşlar ki Allah'a şüpheden bir kul olmayayım. Şu alıp verdiğimiz bir nefes dahi.
İbadet ve taatimizin buna denk gelmesi güç. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin ruh tahribelerini, ashabını, peygamber al nizam ve piranizamın bütün geçmişlerimizin mümin, müminatın ervahına bir Fatiha üç iflası.