Gaf Suresi ve Maneviyat: İlahi Nimetler ve Ruhani Arınma
Gaf Suresi ve Maneviyat: İlahi Nimetler ve Ruhani Arınma kaydında Bir de Gaf suresi olunca, Gaf Suresi'nde geçen birçok hakikatler. Nebiyy-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Cuma günleri Gaf suresini okurlarmış. Bu da hatırımızda kalsın. Kaf suresini de okuyalım. Cuma günleri okur da Efendimiz aleyhissalatu vesselam, yalnız onlar ve Ashab-ı Kiram ufuduklarının anlamlarını bilirlerdi. Ki. Muhakkak…
Bir de Gaf suresi olunca, Gaf Suresi'nde geçen birçok hakikatler. Nebiyy-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Cuma günleri Gaf suresini okurlarmış. Bu da hatırımızda kalsın. Kaf suresini de okuyalım. Cuma günleri okur da Efendimiz aleyhissalatu vesselam, yalnız onlar ve Ashab-ı Kiram ufuduklarının anlamlarını bilirlerdi. Ki. Muhakkak büyük bir gerçek var burada. Onun her Cuma Kaf suresini okumaları. Bir özetleyecek olursak şu Kaf suresinde, başta Allah'ımız yüce kudretine delalet eden işaretlerini bilin. Arzdan anlatıyor, semadan anlatıyor, yağmurun yağı nasıl yeryüzünü hayata kavuşturduğunu, nebatatın, bitkilerin, meyvelerin meydana geldiğini haber verir. Çok hakikat biz buna girersek nedir? Terneme tükenir. Giremezsiniz. Semadan yağmurlar indirmek suretiyle öyle bir nimet lütfediyor, ihsan ediyor ki, tahrif edemezsiniz onu. Şimdi yerin altında ve üstünde nimetler.
Hem yerin üstünde bildiğimiz elmasıdır, ne bileyim, güney ülkelere gidecek olursak ortak halkı, nalemtiyesidir. Kuzeyine doğru gidecek olursak fındığıdır vesairdir. Sonsuz nimetler ve alttaki kaynaklar, madenler. Biter mi? Anlatmakla bitmez. Rabbimiz semavatın yaratılış şeklini haber veriyor. Yeryüzünün döşek halinde nimetler sunduğunu bize ifade buyurdu. Tabi alacağımız dersler pek çok, Semavat ve arzın birbirleriyle alakası ile nasıl meyvelerin, nasıl nibaha ve bitkilerin meydana geldiği haber Şimdi yer semayı seviyor, sema da yeri seviyor. Eğer semayı yeri sevmese bir damla düşürmez. Yerde onu alıp kabul ediyor, ta yerin derinliklerine kadar iniyor. Eğer semadan sular inmeyecek olsa, semadan sular inmeyecek olsa ne olur? Rabbimiz muhafaza buyursun. Halık-ı Lemyezen essayibübilne. Rabbi Zülcelal'imiz, suyunuz çekilecek olsa söyleyin bakalım size kim su kaynatacak, size kim su verecek.
Ne nimet biter? Efendimiz boşuna Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hav suresini, cuma günleri okumuyor mu? Bir manası var kadın. O su ne demek? O su, esnau kulle şeyhin hayt. Her şeyin hayatı sudur. Bu güney bölgelerinde biraz yağmurun kesildiği zamanlarda, bütün haberlerde de gösterdiği, gazetelerde de gösterdiği, Arzın nasıl bir yarık yarık, çatlak halinde susuz kalışını bir çöl gibi oluşunu gösteriyordu. Yağdırmayacak olsa ne olur o yağmur, eserle. Rabbimiz bize Mevla-yı Zülcelal'imiz, müddett-i suresinde de, yüce nimetini, ihsanını öyle haber veriyor ki Esselam. Sizi hakir bir sudan yaratmadık. Haydi kesilsin su, ne olacak? Allah muhafaza buyursun. Afrika'da açlık baş gösteriyor. Yillardan beri bunu duyuyoruz ve çok derin kuyular açılmak suretiyle o insanlar hayata kavuşturuluyor. Şu memleketimizde bile bir köyümüzün suyu yoktur.
Üst bir köyden geliyor, kavgalar başlıyor suyunu kesin. Çok köyü bir sıkıntı. Su bir hayattır. Esselamü. Bu artık zahiri olan bir nimettir. Batıni olan, eğer gönlümüze ilahi rahmet suları, tecellileri, varigatı İlahiye, luzatı İlahiye akmayacak olsa ne olur? Şimdi yağmur yağmadığı zaman kuruyor, her taraf kuruyor. Hayvanlar telef oluyor, insanlar kafir. Haydi gönül sularınız bu Ayet-i Celile'de kesilecek olsa ne olur? İbadet ve taat yapabilir mi kişi? Gözünden yaş akar mı? Kesilmiş artık. Gölme su gelmiyor ilahi rahmet suları ne istiğfarla ne tevhidle ne salatü selamla ne rabıtalarla ne zikirlerle ne murakabelerle ne tevekküllerle, ne müşahedelerle bir iniş olmayınca ne olacak? Göz kuruyacak, kuruyunca ne olacak? Bütün haramlara bakmaya başlayacak. Halbuki kuru masa bir sinek başı kadar gözümüzden yaş atacak olursa, ceset cehenneme haram kılınır, kulak da öyle.
Gaf Suresi ve Maneviyat: İlahi Nimetler ve Ruhani Arınma ne anlatıyor?
Gaf Suresi ve Maneviyat: İlahi Nimetler ve Ruhani Arınma kaydında Bir de Gaf suresi olunca, Gaf Suresi'nde geçen birçok hakikatler. Nebiyy-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Cuma günleri Gaf suresini okurlarmış. Bu da hatırımızda kalsın. Kaf suresini de okuyalım. Cuma günleri okur da Efendimiz aleyhissalatu vesselam, yalnız onlar ve Ashab-ı Kiram ufuduklarının anlamlarını bilirlerdi. Ki. Muhakkak…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Eşyanın zikrini duymadığı gibi, haklı da duymak istemez ve öyle bir hale gelir ki, Cenabı Hak muhafaza duysun, aynen Ebu Cehil'in dediğine döneriz. Rabbimiz muhafaza etsin, Ebu Cehil öyle söylüyor. Ne söylüyor? Bakın Es Sahibine. Ve Ve dediler ki, Kalplerimiz, körüdür bizim, kapalıdır bizim, pemdemidir bizim. Niye? İman suyu kalbe inmenin için söylüyor. İmanın suyu yok. Buyurun. İman suyu, şehadetini suyu, gönle inmediği için, bizim kalplerimiz kapalıdır. Bizi çağırdın diyorsun ya, putları terk edin de tek olan her şeyinde bir olan Mevla'ya takın biz bunu duymaktan, azadeyiz, dinlemeyiz. Bunun için uğraşılıp durma bizim kalplerimiz kapalıdır. Damlası dahi bizim gönlümüze inmez. Sen panayırlarda bile söylüyorsun, her yerde tevhidi haykırıyorsun ama bizim kulağımız çıkılır. Öyle oldu ki insanların kulaklarını bile, Mekke'ye gelmek isteyen insanların kulaklarını bile sözde sihir vardır.
Kulaklarına pamuklar soktular, Muhammed'in bir kelamını duymayalım diyor. Gönle iman, suyu inmezse ne oldu? Elitlerden birisiydi, işte tesadüf. Efendimizin yanına düştü. Efendimizin okuduklarını, Sallallahu Aleyhi ve Sellem namazda bazı mübarek kelamları duyar gibi oldu ve zaten gördüğünde dedi ki parıltı, bu güzelliği, bu bambaşka hal nedir diye taacip etti zaten. Tesadüfen geldi. Tarık öğütlendi, aman ha yaklaşma sinirlenmiştir, dendi şairdir, dendi kahindir, dendi, dendi, dendi, dendi. Hiç bakmak istemiyor o kadar tehdit ettiler ki. Fakat gördüğü zaman ondan daha güzelini görmedim dedi. Ondan daha güzel bir kimse görmedim, şu oturduğunuz kahvaltı için, şu şekil, şu şemaliyi, şu için. Dedi, ben şair bir adam, böyle akılsız, beyinsiz bir kimse değilim. Dinleyin bakalım ne söylüyor. Kulaklarından pamukları çıkardı ve dinledi. Efendimiz İhlas Suresi yok.
Demek imanın suyu inmezse kulaklarımız da sağırdır. Ya Muhammed seninle bizim aramızda perde var. Küfür perdesini indirdiler, şirk perdesini indirdiler, nifak perdesini indirdiler. Bize Rabbimiz burada öyle dersler veriyor ki, Sen istediğini yap, biz de istediğimizi yaparız. Artık o kadar da bir çılgınlık olamaz. Diyor ki, sen istediğini yap, biz de istediğimizi yaparız. Sen tevhide davet ediyorsun, ahiret var diyorsun, risaletini ifade ediyorsun, peygamberlerden bahsediyorsun, hayır ve şerrin Allah'tan olduğunu söylüyorsun. Altı bin altı yüz altmış altı Ayet-ı İlahiyeyi bütün insanlığa ifade ediyorsun. Sen istediğini yap, biz atalarımızdan devraldığımız din üzere deva eder, gideriz. Sonu ne oldu bunun? Sonu iyi olmadı, sonu çok kötü ya dedi Muharebesi. Tabii yetmiş kişisi, müşriklerin yetmiş kişisi helak oldu. Ebu Cehil çok çılgın bir şekilde geldi, çok çılgın.
Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz bir defasında Ganeb Suresi'nde geçer ayet-i celile. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Rabbimiz, celle celalühü, o topluluk yakında bozulacak ve bunlar arkalarına dönüp kaçacaklar. Efendimiz bunu okur. Onlar kaçacaklar, sen de habibim ashabımla bunlara vuracaksın. Hazreti Ömer dedi ki ben bunu bir türlü anlayamadım. Onlar kaçacaklar sen de vuracaksın. Nedir bu diye düşünür. Baktı ki, Bedir muharebesinde, Ebu Cehil artık o kadar azdır, o kadar çıldırdı ki, dedi ne olsa biz Muhammed ve ashabını öldüreceğiz, zorunda bir şüphe yok. Şimdlik için her türlü defterini de, çalgılarını da, muvanniyelerini de, develerde getirdiler kesmek için. Her türlü hazırlıklar yapıldı ve dedi ki, türlü de, bunları kesip atma yok, develeri ayaklarına bağlayacağız bunları. Sürüye, Sürüye bunları biz Mekke'ye kadar götüreceğiz.
Rabbi Zülcelal'miz müminlere zafer kurfetti es sahibine. Üç yüz dokuz, üç yüz on üç, üç yüz on. Bunlar bin kişiye ulaşırlar. Hep aklı ve develi teçhiz edilmiş durumda sahabenin hali benim. Kondukları yerde öyle kaygan bir yer, kumlu. Muharebede de çok önemli, yerli de önemli ayakları çay mıyız? Rabbimiz, Halık'ımız zatına kullukta daim olanlara öyle yardım ediyor ki, onların ayaklarını da güçlendiriyor. Bir yağmur ihsan etti, Halıkımız, yağmur lütfetti. O sal bulan yer tam sertleşti. Ayakların tam tutacak bir şekil aldı ve birebir rahatlık verdi Cenab-ı Hak. Öyle bir gönüllerinde rahatlık var ki Ashab-ı Kiram ihtilam oldular. Efendimize dediler, ya Rasulallah biz muharebe için geldik, biz ihtilam olduk, ne yapacağız, yağmur yağıyordu hafif hafif. Altına durun, vücudunuzu ovalayayım. Halatımız öyle de bir zevk verdi ve galip olurdu. Estağfurullah.
Allah onların Celle Celalühü öyle tehdit eder, öyle güçlendirir ki, onların sıkları yere gelmez mi? Saf suresi. Yeter ki yardımlarında Mevla olsun ve yetmiş kişi orada kahgut, tabii kibirle geldi, benlikle geldi Ebu Cehil. Afra Hatun'un Muaz, Muaz visk ile Mannves, iki tane delikanlı. Sahabeden birisi dedi ki bugün isterdim ki müşriklere karşı çok güçlü olan onları kahredelim. Yanıma dedim ne kadar zayıf bir çocuklar güçlü, ister misiniz çok kavi olaydı, Ebu Tüccare gibi güçlü olaydı. Hazreti Ömer gibi boyu iki metreyi geçerdi. Bak çocuklarım arasında kaldım. Tam böyle düşünürken dediler ki amca amca ne var? Ebu Cehil nerede, ne yapacaksınız yavrum? Onun Efendimize düşman olduğunu duyduk, hep gözümüz onu anınır, ona kılıç havale edeceğiz. Gösterdi, o da çok şımarık bir vaziyette gelmiş. Vavulur, şuraya gücüm, buraya gücüm.
Bu iki tane çocuk dine öyle bir hamle yaptılar ki, kılıçla ayağına mı düşürdüler, dizine mi düşürdüler, yaraladılar, işte düştü ve akıbeti anlatmak da bitmez. İbni Mesud radıyallahu anh, Rahman Suresi nazil oldu. Kim okuyacak bunu? Çünkü Rahman Suresi, Rabbimizin bütün nimetleri ile dolu ve sonunda ayetlerden öyle ise, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz siz? Onlar iman etmiyor ya, hangi nimetlerini yalanlayıp da şekke ve küfre düşüyorsunuz? İşte buradan alacağımız dersleri biraz sünnet söyleyeyim. Şimdi bunu biz okuduğumuz zaman diyoruz ki bu müşriklere, kafirlere işte Bak suresinden otuz yedinci ayetcinde ve diğer Ebu Cehil diyor ya, seninle bizim aramızda perde var, kulaklarımızda sağırlıklar dinlemek. Bunu illa kafir ve müşrikler için ifade etmeyin, umum umumun manası. Hepinize hitap edin. Dinleyin de aman çılgınlık yapmayın.
Düğününüzde de, derneğinizde de, evinizde de, parkınızda de, işinizde de, gücünüzde de aman Kuran'ı dinleyin kulaklarınızdaki o sağırlığı kaldırın duyan kimseler olur, gören kimseler olur. Aranızdaki perdeleri kaldırın da tanıyın artık. Şimdi diyeceksiniz ki bu kafirler için. Diyelim ticari bir husus, dünyalık da baş gösterdi. Ticari bir ahlaksızlığa gidildiği zaman, bu kulak sağır değil de, bu gönül kapalı değil de nedir, nasıl ayetlerini yorumlayacaksınız? Eğer öyle olursa Kuran'da hiçbir ayet bırakmazsanız, iki yüz, üç yüz ayete düşersiniz. Çok mühim, Allah'ın indirdiği hükümlerin mutlak gerçekleştirilmesi gerektiği hususundaki maluma, hepiniz için gerekli. İşte şu kavim için, şu millet için, şu insan için değil o. Mesela sabah kalktık, namazı kılacağımız yere başka yerleri terk etsek ne olacak bu? Allah'ımızın, ayeti celilesi ne olacak? Ayet celilesi ne olacak?
Onun için derin bir tefekkürle bunu düşüneceğiz. Ne oldu? Neticesi ağır oldu derim ya, bunlar kah. Efendimiz başlarına geçti, konuşuyordu. Buyurdular ki, bu zamana kadar anlattığı hakikatleri artık anladınız mı? Hakikat hala vakıf buldunuz. Sahabe dedi ki, Ya Rasulallah, siz konuşuyorsunuz ama onlar bunu duyuyor mu? Sizden daha iyi duyuyorlar. O zaman Esselam. Şüphesiz bu okunan ayat-ı ilahiye var ya, diğer altı bin altı yüz altmış altı aylık değil, sadece Kaf suresinde bir suyun yeryüzüne inişi yağmurun inişi, onu anlatmakla bitiremez. Bu maddisidir. Manevisi iman suyu inecek, ibadet suyu inecek, ihlas suyu inecek, ihsan suyu inecek, takva suyu inecek, havf-ı ilahi suyu inecek, münip ona gönül suyu inecek, mukarrebun zümre olma suyu inecek, ebrar suyu inecek, sahr suyu inecek, sadaka suyu inecek, ganitin olmanın neşesi döndürümüze girecek, yolunda sarf etmenin suları inecek.
Nasıl iner, yolunda sarf etmenin suyu nasıl? Bir hastayı ziyaret etmenin gönlümüze vermiş olduğu hayat nedir? Siz bunu yaşıyorsunuz, iniyor. Şimdi bahçemizi suladığımız zaman bahçedeki meyveler aç ediyor. Bakıyorsunuz o kuruyan, kuruyan otlar hafif hafif yeşermeye başlıyor. Bahçeyi suladığımız zaman, o ağaçlarda birer bir hareket meydana geliyor, cep meydana geliyor. O meyveleri suladığımız zaman, suyunu alan meyvenin bir neşesi var. Bunu gözlerinizle görürsünüz, hepimiz görüyor musun? Musun? Sana sulan neyi geziyor? Neden sulanmıştır? Müminin mümin üzerinde altı hattı vardır. Birisi de hastaları ziyaret etmek. Gittiğinizde gönlümüzde bir neşe olmuyor mu? Mutlak olmuyor. Diyorsunuz ki ne kadar mesrur oldum. Bu hastanın gönlünü aldım. İhtiyacı da varmış. Onu da gördüm. Bir içine bir mezhep geldi diye bir huzur geldi diyorsunuz. Bu sulanmak değil de nedir? İşte sulanıyoruz biz o zaman.
Bir mümine nasihatte bulunuyorsun, bir tat geldi için. Bilsekiyor, bunun bir tadı var. Biraz önce konuşuyordum, kardeşlerimizden biri doyamıyorum Rabbime diyor. Bu ilahi rahmetin sadece yağmur olarak değil, önde inişi değil de nedir daha yeni anlattı. Gönlüme dedi bu inen ilahi rahmet soyundan dolayı çıkıntı raceptil olurdu. Bu zevki duyanlardan Eshadı Erbili Hazretlerinin oğulları Muhammed Ali, Rahmetullah Ali Hazretleri diyor ki, Usame, Bir Ya Mutlak suresinde, daha burada Mevla-yı Zülcelal'imiz sarmaşıklara kadar anlatıyor. Sarmaşıklara kadar anlatıyor. Meyveleri anlatıyor, buğdaylardan anlatıyor, her türlü nimetten anlatıyor. Buyuruyor ki, Rabbi Zülcelal'imizin azameti ilahiyesinden titreyen kimseler için iki Cennet vardır.
Bu Cennet'i Es'ad-ı Erbili Kuddiesallahu sır ve Üstadımız buyuruyor ki bu marifet ehlinin duymuş olduğu hazdır içinde öyle bir zevk var ki dünyaları versen ona dönüp de bakmaz. Öyle bir nura kavuşmuş ki, o gözünde hiç durur. Siz ana karnındaki yiyeceklerle benzetmeyi yapmak suretiyle daha iyi anlamış olalım. Şu dünyadaki yiyecekleri karşılaştırdığınız zaman nasıl olursa ahiretteki artık bu cennet olarak söylüyoruz, cennetül maalifi bir ayet. Oradaki yiyeceklerle buradaki yiyecekler ana karnı hayatındaki yiyeceklerle buradaki yiyecekler gibi, güç su bu. Hele de bunun manevi zevkini ele alacak olsak, cennetul maarif dediğimiz, siz orada bir evliyaullahın sohbetine otursanız, bir Sıddıkı azamla hemhal olsak, orada bir Selman-ı Farisi ile görürsek, mertebelerini tatlı tatlı okuyup dinlediğimiz Hazreti Selman sen miydin deyip de, şöyle onun gönül bahçesinden ilahi meyveler toplanacağız.
Hiç görmediğimiz Adem Aleyhisselam'ın manevi sofrasına otursak, ah bir örsek diye yanılan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin sohbetine otursak, cemali ilahi gibi bir nimet, ve'ul-babüm minallahi ekber hiç ölçülür mü? Şimdi dikkat edersek, Arifani ilahi pek cennetten anlatmıyordu. Niye anlatmıyordu? Cenneti konuşmuyor. Cennetin köşkün de anlatmıyorlar. Yiyeceğini, içeceğini de anlatmıyorlar. Vaba suresinde Mevla I Cüc celalimiz öyle nimetlerden bahsediyor ki, Bitmez nimetler. Burada muzu anlatılır, kirazı anlatılır, kiraz su, bildiğimiz kiraz değil o. Bir dalında yetmiş iki çeşidinin olduğu bir kirazıdır. Sadece bir dalında. Yetmiş iki tane türü var, kirazı. Bunu konuşmazlar, niye konuşmuyor? Onlar biraz önce söylediğimiz cennetül mahir ruhun, ruhun cenneti ile hemhal oldukları için, ruhun cennetlerinde bulundukları için. Onlar cismin cennetinde değil dünyada öyle değil.
Bunun için oğulları Ali Efendimiz rahmetullahi aleyh, eğer içimizdeki zevki bilseydiniz, selliseyi kılıç havale eder, aman ha bu zevki alalım derdiniz. Dünyadaki sıkıntılara bakıyorsunuz, neye dayanıyor? O güzel yerler bizim olsun, o verimli araziler bizim olsun. O madenlerin yaptığı, o kaynakların bulduğu zengin kaynakların bulunduğu mekanlar bizim olsun. Onların bunun yanında hiçbir kıymeti yok. Bunu İbrahim bin Ethem Hazretleri bile söylüyor. Buyuruyor ki bu dünyadan insanlar hiçbir şeyi tatmadan koyup gidiyor efendim. Nasıl tatmaz? Yiyor, içiyor ama Allah'ı tanımak gibi bir zevkleri yok, delicilerle. Eğer sizde diyor bir kalp varsa, bir gönül varsa, imanla sulanan bir gönül varsa, ibadetle taatle güzel ahlakla, yüz elli en az çeşidi olan, güzel ahlakın meyveleriyle bahçemiz kinlenmişse, ancak o zaman bilirsiniz bu hakikati yoksa anlayamazsınız.
Bu dünyayı böyle bizim gibi gelir, geçer miyiz? Hiç anlamayız. Ne oldu, ne var? İşte bir adettir, Ramazan-ı Şerif gelir, işte orucu tutarız, akşam da tatlı tatlı yedik. Hiç bu değildir. Bunu kardeşlerimize Ramazan'a girerken diye sitemizde var yedi o rüyada bakarsınız. Allah'ımızın Celle Celaluhu ahlakı ile ahlaklarla olduğunu bilemeyiz, eğer böyle bir hal olmaz. Ancak, cami gönülden kulak veren, gönlünü açan kimselerin anlayacağı hususlar hükmedmektir. Burada sudan da anlatılır, yerin vermiş olduğu nimetten de bahçelidir. Bizim gözümüzün gönlüne bahçelerimiz gelir, öyle değil bu. Eğer gönlümüz, gönlümüz kilitleri açılmışsa, kapakları açılmışsa, perdeler yırtılmışsa, rahip alemine dönülmüşse, o zaman o nimetlerin ne olduğunu görürsünüz. Aynen ariflerin cennet nimetini tarif ederken, sanki o nimeti tatıyormuş gibi, neşkeli bir şekilde, anlattığı gibi zevk duymaya başlarsınız.
Yoksa hiç hiçbir şey bilemezsin. Göz de kör olur, ulakta sağır olur, Allah korusun. Cenab-ı Hak muhafaza buyursun. Rabbimiz, şüphesiz ki bunda aklı olan ve hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. Yani unluk kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. Yani bu sure öyle boş bir sure değildir. Cenab-ı Hak cümlemizi yolunda daim ve kahin eylesin. Şimdi başlayacağımız konu çok uzun. Biz buradan sadece birkaç madde hayırlı olan zümre bize üç şey ile nasihatte bulunuyor. Dilimizin korunması, eğer bu ifadeye göre söylersek dilimizi cezaevine koymuyoruz. Bu ne demek? Bunların anlaşılacağı olan dilimizi yalnız sözlerden korumak ve çokça istiğfar okumak ve laisle buradaki tabire göre okuyorum, o yüzden diyoruz. Kendimizi dinlemek için, ne için yaratıldığımızı tefekkür için, iç alemimize dönük Rabbimizin azametini, kendimizin acziyetini bilmektir.
Kaynak: Genel
Gaf Suresi ve Maneviyat: İlahi Nimetler ve… | Mihmandar