Gaf Suresi ve Manevi Arınma kaydında Bu gaf suresinde aleyhissalatü vesselam efendimiz bu surei celilei cemileye ayrıyeten bir mana ayrıyeten bir değer atıyorlar. Cuma günleri gaf suresini okurlarmış. Aynı zamanda gaf kelimesidirken hicap ederiz ama gaf dediğimiz zaman ismi genel diye de beyan buyrulmuştur. Artık g dendiği zaman Cenabı hakkımdan ne kastediyor ne ifade…
Bu gaf suresinde aleyhissalatü vesselam efendimiz bu surei celilei cemileye ayrıyeten bir mana ayrıyeten bir değer atıyorlar. Cuma günleri gaf suresini okurlarmış. Aynı zamanda gaf kelimesidirken hicap ederiz ama gaf dediğimiz zaman ismi genel diye de beyan buyrulmuştur. Artık g dendiği zaman Cenabı hakkımdan ne kastediyor ne ifade buyuruluyor biz bilmeyiz. En iyi bilen Allah ve onun resulüdür. Allahu alem bir muradi. Rabbimiz ne murad ediyor? Yalnız bizim sadatı kiram efendilerimizden buyuruyorlar ki hurufu mukattaa denir. Onun gür sırrı açıldı bana diyor. Mesela elif lam min, saun. Diğer neler de var? Surei celilei cemilenin başında olanlar da var. Mesela Şimdi Kuran-ı Kerim, Ahmet bin Hanbel hazretleri rahmetullahi üzerinde çok durur bunun, mucizdir. Muciz. Hani bundaki esrar ancak gönlümüzdeki mura göredir.
Şuraya bir mum ışığı koysa karanlık bir gece olsa ancak bir metre veya iki metrelik yeri aydınlatabilir. Ama bir gaz lambası daha geniş bir odayı belki aydınlatacaktır. Artık bu cereyanlar, elektrik diyelim bu lambalar daha bir geniş. Bunun yanında voltajı yüksek oldukça tabi ışığı da fazlalaşacaktır. Projektör mesela projektör daha da çok aydınlatacaktır. Artık ay, yıldızı, güneşi bunu hayır. Bu Tahrim suresindeki son ayeti celile idi. Oradaki en son sahifenin başında geçen, tövbe hususunda müminlerin sağlarında ve sonlularında ve ünlerinde nur olur diye buyuruyor. Ya Rabbi nurumuzu tamamla. Ya Rabbi nurumuzu tamamla diye yalvarıyoruz. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz kiminin nuru buyuruyor ayak ucuna kadar. Kiminin nuru işte Mekke'den Sanay'a kadardır, Yemen'e kadar. Bu rabıtamızla alakalı, muratabemizle alakalı, Cenabı hakk'ın emrine riayetimizle alakalıdır.
Şimdi sadatı kiram efendilerimiz deyince buyuruyorlar ki bize onun esrarı göründüğü bir harfin deryalar yatıyor diyorlar. Gayretimize göre, tabii meyilimize göre iki tarafın da gönlünü hoş ederek olmuyor ki biri dünya biri ukra olarak olmuyor. Aslında dünyamız ukradır da bunu bir hesap etsek, Mesela evradımızı okuduk, ezkarımızı yaptık ibadet, taat bu yüzde yirmi beştir. Yüzde yetmiş beşi insanlar arasındaki münasebettir, aileyle olan münasebettir ve ticarettir. Bir yolculuktur vesaire. Bunları dinimizin ölçüsü içerisinde yapabilmektir. Böyle güzel izah ediyor. Mürşidlerimiz, efendilerimiz, vukufiyeti çok fazla. Biz İmam Ahmet bin Hanbel diyorduk. Kuran Azimüşşan buyuruluyor. Böyle inerken Rabbimiz katından gelirken. Öyle o haliyle diyor, inecek olsa alem tahammül etmez. Onun için harfe bürünüyor, kelimeye bürünüyor, salta bürünüyor öyle geliyor.
Diyeceksiniz ki mesela okuyoruz biz de Ashab-ı Güzin efendilerimizi başta aleyhüssalatü vesselam Efendimiz tarif edilmez bu. O ancak yolundan nasıl gideriz gece gündüz hesabını yapacağımızı o. Acaba benim kız ahçıt yumun diye kadarçiyim müddette Nebiyy-i Ekrem Salli Allahu Teala Aleyhi ve Sellem Efendimize ne kadar uyuyorum? Çünkü fakirliği görmüş fakirlere örnek. Zenginliği görmüş zenginliği görmüş zenginlere örnek. Ondan sonra öğrenci olmuş Cebrail Aleyhisselam'ın önünde öğrenciye örnek, muallim olmuş Ashabı Düzgün efendilerimize sadece Ashabı Düzgün değil bütün aleme alın. Ona örnek. Mesela orduyu idare etmiş bir komutana örnek, ne diyelim buna, ne anlatalım? Her şeyi de örnek Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz. Biz ona ne kadar uyuyoruz buna bakacağız. Hareketlerimiz ona muvafık mı? Mesela mesleğimize göre diyelim imam. Efendim cemaat gelmiyor ki ben camiye açayım.
Gaf Suresi ve Manevi Arınma kaydında Bu gaf suresinde aleyhissalatü vesselam efendimiz bu surei celilei cemileye ayrıyeten bir mana ayrıyeten bir değer atıyorlar. Cuma günleri gaf suresini okurlarmış. Aynı zamanda gaf kelimesidirken hicap ederiz ama gaf dediğimiz zaman ismi genel diye de beyan buyrulmuştur. Artık g dendiği zaman Cenabı hakkımdan ne kastediyor ne ifade…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Cemaat gelmiyor ki bak fıkhımızda cemaat gelmese dahi cami açık tutundur. Efendim kime kıldıracağım? Yine miraba izleyeceğiz. Mesela vaiz. Bu meslekten alıyor. Bizim kıymetli bir hocamız, merkez vaizimiz. Ben derdi ilmi noktada çok gelişmiş durumdaydı. Yani profesörler neler karşısında bir öğrenci gibiydi. Buna rağmen çıksam derdi ben kırk beş dakikayı çok güzel dondururum. Ama rızkım helal olsun diye bir hadisi şerife, bir tefsirlere vesairlere, hadisi şeriflere, tefsirlere, vesair kitaplara müracaat ideide tellerin içerisinde kalıyorum, Yeter ki rızkım helalinden olsun diye diyordu. Mesela bu. Müftünüz, artık elimiz altında ne kadar kimse varsa ondan mesulüz. Bunun gibi. Bunlar hep ibadet ve taattir. Mesela aile içerisindeyiz, onların en güzel şekilde idare edilmesi, akrabadır onların en güzel şekilde idare edilmesi. Konumuz komşumuz hep o mühim olan.
Evret ve esker çekmekten gaye de budur zaten. Beşeri bütün münasebetlerimizi dinimizin ölçüleri içerisinde götürmek. Şimdi burada biz kelimesini, gasp suresinden ele alacağız. İşin kule asası bu. Ama bakalım yine. Allah'ımız kitabı kelime bize esana. Kuran-ı Kerim canlıdır, hayattadır Kuran-ı Kerim. Ta asırlar öncesi inmiş diyemeyiz. Tazelliğini koruyor ve anlaşılamamıştır, daha anlaşılmamıştır. Dündü burada biz bir Ayet-i Celileye mana veriliyordu, hiç tefsirlere de görmedik biz onu. Dedik ya gönülde nur olan insanlar bunu çıkarıyor. Hayran kaldık şimdi gösteremem. Mesela isyandan kaçma olarak ele aldı. Bir diğerini ibadet ve taat olarak ele aldı. Hayran kaldı. Her şey böyle rahlenin önünde bir sıralar diyelim. Hocamim talimiyle öğrenilmiyor. Bunu siz anlıyorsunuz. Söylemek istediğimiz şu, Kuran-ı Kerim'de geçen bu kelimeler Kerim diyemiyorum.
Şu bu Kuran-ı Kerim bu esaslar diyeyim, yaşamamız için. Mesela burada ifade edilecek, münib olmak ne demek? Sehil bin Abdullah Edcüseri hazretleri, tefsiri de var. İlimde müstesna bir Allah'ın sevgili dostu. Böyle zikirlerken diyor kalbimiz çok mahsun bir şekilde Allah'ım benim hiçbir halim yok. Sanki her tarafı kırılmış, dökülmüş doktorun önündeki bir hal bir vaziyet gibi. Tabibimiz Rabbi Zülcelal'imiz, Habibi Kibriya Sallallahu Aleyhi ve Sellem mürşid-i kamillerimizin önünde sanki bu halde gibi deva bekliyoruz diye. Böyle bir deva. Kuran Azimüşşan'dan biz ne bekliyoruz? Deva bekliyoruz. İşte, diğer ucu minelografileti, ileri dikir, min kisari kalp. Kalp yıkılmış vaziyette. Kibir yok, benlik yok, ucub yok. Ne der ne kadar malumat olsa bile bunun bile öğrendiklerimin bir şükrü olması icap eder, Öğrendiklerimi ne kadar tatbik edebiliyorum diye böyle kırık bir gönül, mahzun bir gönül.
Bu şekilde diyor Cenabı Hakk'ı gafletten kurtulup zikredebilmek. Bizim gaflet değil de hani zikrediyoruz zaten. Zikir derken acaba beynimiz neleri düşünüyor? Kalbimiz nerelerde? Tamamen Rabbilmanı. İşte bu. Ha bir de diyor ki bu münib olabilmek çok müstesna bir haldir. Tamamen Rabbi Zülcelal'imize dönmektir. Tevbe ifade edildiğine göre zahiren diyor bedenin azaların kötülükleri işlemeden Rabbimize yönelmemizdir. Mesela namusumuzu korumaktır. Dilimizi korumaktır. Münib ise diyor o kalpten tamamen o arzu, fena arzu ve isteği kırk tane yok etmektir. Hiç düşünmüyor bile, düşüncesine de gelmiyor. Biz deriz ya, ne oluyor ki kalbimize hiç istemediğimiz düşünceler nereden giriyor bu diyoruz. Mesela o Münih buluşta bu yok. Nur çünkü. Nur olunca zulmet mümkün değildir. En nefis, en yeşhuleha bir hibmeti hib ve tatil.
Bir kere şahsımız olarak şahsımız olarak Allah'ımıza ibadet ve taat dinimize hizmet olmak. Her şeyiyle. Sıddıy-i Azam gibi radiyallahu anh. Böyle insanların da işlerini görmek için böyle sıkıntıda olanların evine kolay kolay giremezmiş. Hep fakirin, yoksunun ihtiyaç sahiplerinin işlerini görmekten dolayıdır. Bunun gibi. Daha anlatmışlar. Allah'ın dışında diyor Celle Celalühü hiçbir düşüncenin kalbe girmemesidir. Çünkü Kalbin Allah'ımıza yönelmesi Celle Celalü nedir? Onun dışındaki bütün arzu ve isteklerden kurtulmasıdır. Diyoruz ya bak beynimize istemediğimiz düşünce giriyor kalbe. Onlar tamamen bitiyor. Ve ruhun yönelmesiyse zikir, hatta Bu da diyor ruhun dönmesiyse zikir de dahil. Zikildi. İbadetti ve taatti, zikirdi. Öyle ki Allah'ımızın dışında ne bir şeyi anıyor, kenara yaslanırsın şeyi. Ne bir Allah'ımızın zikrinde başka, dinlenmiyor mu acaba?
Allah'ımızın zikrinin dışında bir sözün olmamasıdır ve düşüncemizin de o şekilde. Bir kere Allah'ımıza vermiş olduğumuz sözde sadakat göstermek İbni Ata, rahmetli Ali hazretleri buyuruyor. Bir kere ruhlar aleminde verdiğimiz söze sadakat göstererek en güzel şekilde emri ilahiyeye uymaktır buyurmuş. Ve Allah'ımızdan gelen neyse neyse onlara da tamamen razı olma nimetine erişmektir Rabbımızdan gelene. Musibetlere de sabırdır. Sıra diyor İbni Ata rahmetullahi aleyh hazretleri. Evet, belaya sabır buyurmuş. Allah'tan gelene kirleticiler rıza. Nimetlere şükür. Kalbi de diyor. Ve ve savisen nefsi ve şeytan. İçinde şeytanın düşüncesi. Ondan sonra vesvese, dünya, hayvani duyguların gönülden çıkmasıdır diyor. Sonra yine izah ediyorlar. İbadetin aslı temeli şu altı şeydir. Bu gönülde olan bir haldir. Allah'ım da büyük bir saygı içerisinde olmaktır. Gelici velhaya, utanma.
Bu kadar nimet sahibi Rabbimize karşı ben nasıl yapıyorum diye mahcup olabilmek çok güzel. Ve ilahi korku. Gözler akan yaş. Rabbi zülcelal'imize muhabbet. Bu korkma manasında taşır. Sonra azameti ilahiyesinin karşısında saydı diye de ifade edilir. Eğer bu tamam olmazsa diyor ubudiyetinizle tamam olmaz. Bunluğunuzla tamam olmaz. İlahi muhabbet içimize gelmezse, ona olan saygımız gözyaşı ilahi korku haya ve tazim. Şu dört şey buyurmuş. İnsanın hunlukta arzu ve isteği yok. Amazon bir insanın arzusu isteği olmaz, olur tabii. O zaman nasıl yiyecek içecek yiyecek işini görecek nasıl yani iradesinin? İradeyi Rabbimize teslim etmiş, o yemesinde içmesinde helal olanı gözetmek, haramı işlememek. Çoluğu çocuğu hususunda dinimize hizmet edecek kimseler haline getirebilmek. Dört husus demiş, buyurmuş. Bu tamamla aslında biz çoğaltıyoruz ama daha iyi anlayalım diye.
Bildiğimiz söze ben rabbiniz değil miyim diye buyururken galibi bela işte hepsi bunun içinde. Zaten alem bu bir badedir. Onun sarhoşudur bilebilirsin. Verdiğimiz söze Cenabı hak'ta ruhlar aleminde verdiğimiz söze sadakat göstermek. Ne var bunda? Bir şey yok ki. Dedik ki Buyurun. Evet Rabbimizsın. O Rabbimizsın demek her şeyde gözeteceğimiz senin emri ilahiyendir demek. Bunun hakkında koskoca cilt cilt kitaplar yazılıyor. Fakat özetinden bir tanesi her şeyimde yaptığım bütün harekette, benim dikkat edeceğim sensin ya Rabbi. Senin emrindir. Düğünleri demenin işte ondan tutun ölümümüze kadar doğumumuzdan yaşantığımız her şeyimizi onun emrine muvaffak kırmak. Allah'ımızın koymuş olduğu sınırı geçmemek. Çünkü Kuran-ı Kerim anlatılırken yarısı emir ayet yarısı nehy ayet olarak anlatılır.
Elinde ne varsa ona razı olmak, yani daha fazla daha şöyle olsun daha böyle olsun diyerek tamağa gitmemek, bir başkasının elindekinin gitmesini Allah korusun istememek. Rabbımızdan nasıl tespit buyurmuşsa ashabimle her yarattığına rızkını tespit buyurmuştu. Biz sebeplere yapışacağız. Elinde olmayan bir şey için de şikayet etmemektir, Rabbimize teslim olmaktır. Bu da altı madde halinde ifade edilmiş. Bunu da Rabbimizin azametine olan saygı, ona olan itimat, günahları terk ederek bu korkuyu taşıyarak günahlarımızı terk etmek, sonra ona şevk ve muhabbet içerisinde muhabbet o olursa ağzımız zaten. Haya duymuşsun. Kalbimizin yanlış yaptığımız hareketten dolayı, kalbin muzdarip olması. Ondan sonra iflas ile büyük bir tazim içerisinde bulunmaktır. Daha ne derseniz elimizden geldiği kadar cevaplamaya çalışırız. Çok güzel esassa tespit edilmiş. İnşallah riayet ederiz. Bir usul olur ilimden.
Mesela hadis okuyoruz. Hadiste bir usul vardır. O usulle beraber yürünür. Mesela tefsir, tefsirde bir usul vardır. Böyle fıkıhta olduğu gibi. Tarikat-ı Aliyyemizde de adap Risalesi sanki bir usul kitabı gibi dikkat ederiz. Mürşid-i kamilimizin o çok güzel tatlı beyanları mesela fıkzıh ile hadisi oluyor. Nefsini yıkmaya davran mürşide binde bir vuran sakal altı sualdir bu diye. Onlar bize yol gösteri. Çok güzel beyan edilmiş. Ayet ve Hadis-i Şeriflerle güçlendirilmiş. Onlara temas ederek Allah'tan gelen bir ilimle onlara riayet ederiz. Mürşid Kamillerimiz çok güzel beyan etmişler, anlatmışlar. Yemedikleri söz yok. Mesela iki yerde dikkatli olun. Yemek yerken, söz söylerken buyuruyorlar. Hepsini özetliyor sanki. Söz söylerken çünkü en büyük kaybımız kabı delmemizden dolayı. İçine suyu doldurmuşuz ama kap delindiği zaman içinde hiçbir şey kalmıyor.
Her taraf orman çok güzel yetiştirilmiş ama bir kibrit alevi diyelim, onunla olduğu gibi yanıp gidiyor. İbadet ve taat izliyoruz ama bu ibadet ve taatimizi nefsin oyununa geldiğimiz zaman, şeytanın oyununa geldiğimizde bir çizgiyle, bir ne diyeyim, Bir kibritin aleviyle hepsi yanıp gidiyor. İnşallah yanmaz, dikkat ederiz. İnşallah nefsimizle mücadele istiyor demek ki. Burada geçiyor ama vakitimiz müsait değil ona. Onu diyor temin için başta arınmamız gerekiyor. Nefsimizi, kötülüklerini, kalbimizi arıtmamız gerekiyor. Ondan sonra manevi doğuşlar ve yol almaya başlıyor mürit. Ondan sonra kalp kalbimiz onun deliklerindedir. Mesela gözdür, kulaktır, eldir, ayaktır. Bunlara sahip olacağız. Eğer elimiz Allah korusun bir hırsızlığa doğru girecek olsa ne olur? Kalp delinir içindeki yapılan ibadet ve taatin hazzı ve lezzetliler kalmaz. Bunun gibi. Başta demek ki Rabbimize büyük bir tazim.
Onu tanıyacağız Celle Celalühü. İkincisi azalarımızı koruyacağız. Sonra helal kazanç, en mühim olan bu, iş hırsızlığı gibi bir şeyler yapmamak. İnşallah hasrup dualarınız da Cenabı hak bizleri mahrum kılmasın. Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhüssalatü vesselam efendimizin ruhu tayyibelerine ehline ashabına peygamberanizan ve piranzam ve bütün geçmişlerimizin ruhları için