Abdulkadir Geylani efendimizin bir derviş için ne gerekir, onları ifade buyuruyor. Bu hususta görüşmek istiyorum Rabbimizin izniyle. Bir ara bize bir cemaat geldi. Üç beş kişi oturuyorlar. Oturdular üstadı annemiz. Bir tanesinin ismi Abdülkadir'di. Bu Abdülkadir isminden başladı sohbet etmeye. Bizim dedelerimiz de kadilidir. Burada borç, orada kadililer olduğu için buraya da çokça gelirlermiş hatta ta Kars'tan bile gelmişler. Onlara şeyh müstah efendimiz dedem rahmetullahi hazretleri intisap etmiş. Zaten gençliğinde daha çocukluğunda terbiye görmüş. Bu terbiye anlatılırken iki şekilde anlatılıyor. Terbiyenin biri, terbiyenin biri doğuştan olur. Biri de kesben olur, çalışmakla olur. Mesela bir Sami Efendi Hazretleri, bir Esad Erbili Hazretleri kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğuştan. Onlar temelden müstesna. Aslında bizim hepimizin temeli istisnailik arz eder.
Niye derseniz insanın fıtratı, yaratılışı dindir. Biz burada aslımızı bozuyoruz. Mesela Mevla'yı zülcelal bize Araf suresinde bizi bizi bize şahit kılmak için, yoksa bilmediğinden değil Cenabı hak, inkar etmesinler diye bizi bize şahit kılmak için Kitabı Kerim'in de Adem oğlundan Cenabı hak söz alıyor. Daha hiç eserimiz yok. Ne Adem aleyhisselam var ne vesaire hiçbir şey yok. Onları, artık biz bunu kitabi bir şekilde izah etmemiz lazım, onların zürriyetinde ve zürriyete ve eşhe de kendilerini kendilerine şahit kılmak için. Bak siz böyle deriniz. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Evet dedik biz. Ki daha bizim cismimiz yaratılmadan önce bunu söyledik biz. Bundan dolayı aslımız bizim ispattır Celle Celaluhu. Astımız budur.
Bunun için aleyhisselatu vesselam benim buyuruyorlar ki eğer işte atası Yahudi ise çocuk Yahudi gider, Hristiyansa Hristiyan eder, Mecusiyse Mecusiler, Müslümansa Müslüman eder diye geçiyor ya, fıtratın burada bozulması, insanın huylarının değişmesi fıtratının yaratılıştaki o heves bezmindeki ikrarın bozulması. Tarikat nedir? Tarikat da o ikrarı Allah'a vermiş olduğumuz sözü canlı tutmaktır. Ne demek canlı tutmak? Mesela gece yatıyoruz, yatarken ben Allah'a ne söz verdim daha hiçbir şey yok iken ruhlar aleminde ben sizin Rabbiniz değil miyim denince galum bela, evet Rabbimizsınız. O zaman ben ona itaat etmekle mükellefim, bir başkası bana yol gösteremez diyeceğiz. Necip Fazıl'ın dediğine gelecek, rahmetullahi vali, hayat olsa bir başkasının düşüncesi teperim dediği gibi. Tabii mizacı, onun Allah için bir celallenmesi var, bundan dolayı sert gibi görünüyor.
Ama din uğruna, İslam adına, Kuran adına genellenir. Yani tabiatımız bu bizim. Bir toplantıydı. Böyle yüksek düzeyde kimselerdi onlar. Böyle meşayih de vardı. Ondan sonra diyanet reisleri böyle bir halka idi. Orada birisine söz verdiler. Bak insanların çoğu ismini desem kabul etmez onu. Dedi ki, oda insan diyeceği bir kimse ama bizim için öyle değil. Allah'ımız yaratmıştır. Bilmediğimiz bir hususta şöyle böyle bize konuşmak düşmez. Orada bir süs söyledi bu zat. Dedi ki alem, Enes badesinin sarhoşudur dedi. Böyle dedi ama o söz o söz ne bileyim nereden aldı, ne yaptı, böyle müstesna bir söz. Alem diyor kainat, elest bezmini, elest bezmi nedir? Allah'ımız ben sizin Rabbiniz değil miyim buyurduğunda, evet Rabbimizsin diye bütün her şey onu ikrar etti. Onun sarhoşudur demesin. Biz demek ki sarhoşluğu maddede aramayacağız. Evet, maddede de arayacağız. Maddede hakkı görme suretiyle arayacağız.
Aslında biz ilahi değerlerin sarhoşu gibi ona aşık olacağız, dert bu. Şimdi bir şey sıralayacaktım, onun yeri değil gibi geldi. Çünkü bazen biz ne diyoruz? Ehlullah'tan anlatıyoruz. En azından burada Abdulkadir Geylani dedik mukaddes Allahüsala. Ve neden? Adamın anası oluyor, babası oluyor, ceddi ceddat oluyor hiçbirisini kolay kolay anlıyor. Ama Abdülkadir Geylani Gaddes Allahü sırra dedi mi unutamıyor. Neden? Hiç düşündün mü bunu neden unutulamıyor onlar? Yoksa adamın anası da var babası da var, ceddi ceddiatı da var. Dedemin eski ihvanlarını böyle hatırlayacak olursak ne derlerdi? Şeyh efendi, şeyh efendi. O aslında belki bunun farkında değil. O şeyh efendin deyişinin farkında değil. Ama mahalli bir tabirle şeyh efendimiz şeyh efendimiz diyor. Bu erdişte karammelik diye erdişe yirmi beş kilometre ötede şeyh Halis Efendi var. Biraz böyle meczubin tipi bir kimseydi. Ziyaret ediyorum.
O devamlı şunu söylerdi. Baba Hazretleri, baba Hazretleri şöyle dedi. Baba Hazretleri şöyle buyurdu. Bunu çok tekrar ederdi. Şimdi efendim bunların tekrarının bir sebebi var. Bakın bir şeri esas ortaya koyacağız. Şeriat nedir? Şeriat, şimdi genel anlamda demiyoruz. Genel anlamda demiyoruz. Böyle hallere göre, durumlara göre, çalışmalara göre bir tane, azalarımızın isyanı terk etmesi şeriattir. Azalarımızın şu, elimizin hırsızlıktan kurtulması, ayağımızın, bunlar oluyor maalesef, isyana gitmesi, başkasının namuslarına doğru gitmesi, gözün hasetle bakması, kulağın uygunsuz kelamları dinlemesi, bunlar ter şeriattır. Tarikat nedir? Bu gibi isyanın gönle getirilmemesine de ne derler? Tarikat derler. Şimdi bak eliyle yapmıyor. Gözüyle, kulağıyla, gönlüyle, beyniyle yapmıyor. Yani beyin kötülüğü düşünmüyor. Yani düşünmek istemiyor. Geliyor, kötü düşünceler geliyor. Şimdi terk ediyor.
Şöyle o gelen düşünceyi, kötü düşünceyi yapmıyor. Neler geliyor kafası için? Gönlüne yapın. Azalarını İslam'dan koruyor. Şimdi bunun gönülden defne ne denir? Gönülden defne de tarikat-ı aliyyedirler. Gönülden def etmek nedir? Tarikat-ı aliyyedir. Gönlünden terk edilir. Bir daha ötesi var, azalarıyla yapmıyor. İkincisi gönle geldiği zaman onu def ediyor. Üçüncüsü hatırına bile gelmiyor. Kötülük gönlüne bile düşüyor. Bakın büyüğümüzün bir sözü. Bu büyük dediğimiz insanlar arasında bazı istenmeyen haller oluyor. Ama gerçek kamil bir mürşid ne diyor bakınız efendimiz hazretleri. Ben hasetlik nedir bilmem dedi mesela. Acayip işler oldu. Olur, bu dergahlarda eskiden beri olur değil de olmaması gerekirken maalesef dergahlarda bu müşahede ediliyor. Fakat müsteazımız ne diyor? Ben hasetlik nedir bilmem diyor. İşte bunların anlınış sebebi odur.
Yani bizden böyle bir kalben çekinmelerinin sebebi de bu. Çünkü biz bunları atmamışız içimizden. Mesela Sami Efendi Hazretleri sormuşlar. Hasan efendi hava hatır var mı? Hava hatır dedin nefisten gelir. Şeytandan gelir. Melekten gelir. Rahman olan Allah'tan gelir o müstesna. Şimdi havatır dediği burada bazı düşünceler, mesela dünya işim şöyle olsa daha bir varlıklı olsak, bunun gibi düşünceler ben havatır nedir bilmem diyor. İşte bu hakikate inmiştir. Çünkü gönlüne de gelemiyor. Kalbine de gelemiyor. Hazreti Ömer radıyallahu anh aleyhisselatu vesselam Efendimiz buyuruyorlar, Hazreti Ömer'in geçtiği sokaktan şeytan katiyen geçemez, o sente uğrayamaz. Eğer kişi Allah'ı zikretmeyi unutursa şeytan istila eder. Yok eğer zikrederse şeytan da me'yüs'e üzülerek geri çekilir. Esad er birliği hazretlerinin bir ifadesi var, bu hakikati gösterir. O da ihvanının diyor semtinden şeytan geçemez bile.
İhvanımın diyor semt dedi yanı başından şeytan geçemez bile. Bu hakikate eren ihvanı. Bakıyorsunuz siz okuduğunuz için hatırlarsınız, üstadınız hazretleri gayretli bir salik bulamaz oldum diyor. Bunu onun için söylüyor. Yani azalarıyla isyanı yapmaktan tövbe ediyor, şeriat. Tarikat günü kalbine gelecek olsa kötü bir düşünce onu def ediyor bu tarikat. Hakikati ise hatırından da gönlünden de beyninden de kalbinden de hiç geçmiyor bile. Bunu nasıl izah edeceğim biz? Aleyhissalatü Vesselam efendimiz buyuruyorlar. Mübarek burunlarını yemen tarafına çevirip bana rahmani bir koku geliyor. Veysel'imin kokusu geliyor buyuruyor. Yani beşeri bir koku gelmiyor, rahmani bir koku geliyor. Bu, esas bu. Efendim biraz daha biz bunu anlamak istiyoruz. Mescidi Aksa, yatsı namazı kılınmış. Yatsı namazı kılınmış. Böyle bir halinde vakit geçmiş. Pencere örtülü, kapı örtülmüş.
Bak böyle olmasına rağmen içeriye birileri giriyor. Önde bir zat o mihraba sırtını veriyor. O kırk kişi de onun etrafını alıyor. O kırk kişiden birisi diyor ki efendim burada bir beşer kokusu geliyor. O İbrahim bin Ethem'dir. Kırk gündür amelinin taatinin zevkini duymaz. Hemen söylüyor neden? Çünkü bir yerden bir alışveriş yapmış. Alışveriş yaparken o satıcıdan ne aldıysa birisi düşmüş. Yine onu benim diye almış. Bundan dolayı kırk gündür taatinin zevkini duymayan İbrahim bin Ethem'dir diyor. Bunu ayeti cemile ile ifade edecek olursak, helal taam Kuran-ı Kerim'de ayetleridir bu. Helal taam nedir? Salih ameli intac eder. Eğer lokma temiz olursa, rızkımız helal olursa ameliniz de temiz olur. Hani burayı yakalayalım bir kere mesela biz bugün ne yaptık? Bir sohbet dinledik. O sohbetten hülasa bu olsun mesela. Eğer rızkımız helal olursa amelimiz de salih olur. İşte bu. Ne yapacağız şimdi biz?
Ne konuşacağız? Dervişin şöyle olması lazımdır, Cevherül Fikir, diyor ki fikri çok parlanır, düşüncesi çok parlanır çünkü. Öyle bir düşüncesi var ki, böyle, fikri müstesna bir tefekkür var. İlahi bir tefekkür var. Zikri de öyle. Şöyle insanlarla neler olsun münasebetinde öyle bir sertleşme yok. Yani şunu çok duyuyoruz. Biz de yapıyorsak Allah'ım, bizi ıslah etsin. Az bir şeyden dolayı cenazeme gelme. Bu çok duyuyorum. Ne sen benimkine gel, ne de ben seninki bu çok aşırı, diye Kuran-ı Kerim'de bazen imam kardeşimiz okurken takip ediyoruz bir Bismillahirrahmanirrahim. Bu aşırı bir kin. Bir insana ya bizim üstadımızın kız kardeşi vardı. Bir gün bir söz söyledi. Onu unutmuyorum. Bir kimse için herkes onu beğenmez. Dedi ki kafir de değil ya dedi, yine insandır dedi, yine Müslümandır dedi. Bunu unutma. Mesela kızarlar, onu sevmezler, hakkında hep kötü ifadelerde bulunur.
O da dedi ki, Müslüman dedi ya Müslümandır. Bir ara üç tane azcıkmış. Böyle insanların hiç hoş görmediği bir kimse şöyle baktım buyurdu, onun kalbinde de iman var. Böyle görmek. Cemil'ül münaza, yani böyle sertleşmemek. Tamamen bir düşmanca tavır alma. Bu çok kötü. Bazen diyoruz ya ırzında bir şey yok, dibinde bir şey yok. Daha kin nedir o? Buna tükürmezmiş. O kin nedir biliyor musunuz? Amelin kabul olmamasına sebep. Bunu o kardeşimiz bir bilse, bunu yapanlarımız bir bilse, yani enetdülhısam, açlık gir kin. Ya bunun bir bayramı var, seyranı var. Ölümü var. Ölümde bilinmiş. Ya bu nasıl bir şey? Demek ki oluyor. Allah muhafaza etsin. Sizler böyle üstadınızın çevresinde olduğunuz için elhamdülillah bunlar sizin hatırınıza gelmiyor. Ama otoglifmiş, otoriteme sapmış. Bunlara da hayret ediyorum ya. Bu nedir diyorum?
Bu kadar aşırı insanların birbirine kindar olması, o sohbete gelirse ben gelmem. Bilmem filan. Bu ne, ne? Bak sevgili efendimiz bak rabıta yapıyoruz. Kardeşimi elinden tutuyor. Hacabdullah bize muhalip bir kimse var mı? Efendim şu kimse biraz acayip hal arz ediyor. Hemen onun ziyaretine var. İşte bu. Ne yapalım yani? Nasıl edeceğiz? Yani selamı kes. Birisi anlattı. Dedi ki, dedi kindar ben ne yapayım dedi. Eve girdim dedi. Kardeşim, selam verirsem almıyor. Vermesem bir türlü ne yapayım dedim diyor. Böyle olmaması lazım. Bunu nasıl yapacağız? Yani ne güzel tatlı bir şekilde Nahl suresinin son ayetlerinde geçiyor İslam. Mücadeleyi en güzel şekilde yapın. Kırıp dökmeden. Bakın duyuyoruz biz haberlerden neden de. Mesela hanımını katlediyor. Çocuklarını katlediyor. İlki diyor bir çekişme başladı. Daha da diyor bu dozunu arttırdı. Hemen pompalı tüfek, neyse öldürdü gitti. Ne oldu neticesi?
Neticesi bir pişmanlık, başka bir şey değil ama yapmasaydım keşke, azıcık bir sabretsem tamamdı dense bitecek. Demiş, devam ediyor. Biraz da çok güzelmiş, ip iyi devam ediyor. Sadri Müslümanlara karşı çok geniş, küfrün hidayetini istiyor. Nefis olarak kendisini çok aşağı görüyor. Öyle kahkaha değil, değil, böyle sadece bir tebessüm ve böyle duydukları ülkelerini tamamen hazmediyor, hazmediyor bir anlayış içerisinde onun fehmi anlayışı kendisine yol gösteriyor, anlıyor, kavrıyor. Bu çok önemli. Bir şeyi kavrayabilmek. Allah'ımız Nur suresinde dokunmasan da yanacaktır buyuruyor. Mesela efendimiz daha anılmadan Sallallahu Aleyhi ve Sellem hatırine gelir gelmez bir başkalaşıyor. Bunun gibi Kuran-ı Kerim daha okumaya başlamadan Kuran-ı zevki içerisine yerleştiriyor. Müvekkiren Gafiller için bir öğütçü, nasihatçi, cahiller için de onları talim eden kimsedir.
Haramlarda öyle ki helalde bile dikkatli bu vera deyince çok önemli bir tahvildir o. Takvanın daha bir ötesi. Eğer şüpheli bir şeyse ona da el uzatmıyor. Daha meşay-ı izamın çok güzel sözleri var. Hoş ifadelerde bulunmuşlar. Yüzünde bir tebessüm var. Hüznü hufi kalbi, kalbinde de böyle ahiret hüznü var. Hayatımı neden boş geçirdim diye bunun tefekkürüyle bir mahzuniyet var. Meşgulen fikri yani tefekkür ediyor, düşünüyor, yüce kudreti düşünüyor. Allah'ımızın ayat-ı ilahiyesi kitabı kerim müstesna. Daha yeni okudum da kim olduğunu hatırlayamıyorum. Ben diyor Rabbi zülcelal'imizi gördüm okuduğum eserde. Allahu alem İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin eseri olsa gerek. Cenabı hak diyor bana Kitabı Kerim'i uzattı. Allah'ınızı diyor gördüm celle celalühü. Bana Kuran-ı Kerim'i uzattı. İnsanlara mahlukuma yani yarattığı kimselere, enfisinize bu kitabı Kerim'e davet etti buyurdu diyor.
Rabbi zülgelalimiz Kuran azimüşşan'ı o kimseye uzatıyor ve insanları buna davet et buyuruyor. Ne kadar güzel. Cenabı Hak şefaatlerinden mazhar kılsın.