Merhabalar sevgili nicrem. İhsan Mektebi programımızın bugün yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Bugünkü programımızda sizlere Musahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan bazı fitneler konulu sohbete kaldığımız yerden devam ediyoruz. Fitne aslında imtihan ve itibardır ki Türkçesi sınama demektir. Fitnenin muhtelif manası vardır. Bir, küfür, dalalet. İki, rüsvaylık. Üç, bela ve azap, fitneyi dünya ve fitneyi kabirden murat budur. Dört, kıtal, harbi dahili, beş, insanın halinin iyilikten kötülüğe dönmesi, altı, bir şeyi beğenip kalbin ona meyli ve muhabbet eylemesi. Fitneyi evlat ve nisa bu kabildendir. İnsanın ehli yüzünden fitnesi onlardan dolayı helal olmayan söz söylemesi, helal olmayan iş işlemesi, Malı yüzünden fitnesi alması helal olmayan malı alıp helal olmayan yerlere sarf etmesi.
Evladı yüzünden fitnesi onlara farklı muhabbetle yani aşırı sevgiyle beraber birçok hayratta onların yüzünden fırsat bulamaması yahut onları geçindireceğim diye helal harama bakmaması, komşusu yüzünden fitnesi zengin olmasına hoş nazarla bakmayıp hasette bulunmasıdır. Deniz gibi kuduran fitneden murat, Hazreti Osman Radıyallahu Anh'ın şehadetiyle başlayıp ümmet-i Muhammediyenin birbirine girmesine bahis olan fitneyi azimedir ki o günden bugüne kadar sönmemiştir. Anlaşılıyor ki Huzeyfe muhbir-i sadık Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem den öğrendiğine göre Ömer radıyallahu anh'ın vücudu fitneye karşı seddi sedid imiş. O hayatta oldukça muntazır olan korkunç fitneler olmayacakmış. Onun için ondan sana bir şey yok, demiş. Kapı Osman radıyallahu anh iken Ömer radıyallahu anh kendisidir zannında idi diyenlerin de sözünde bir vece vardır.
Fesne İttihat ve ittilanın dış kapısı Hazreti Faruk idi. O hayatta iken iç kaleye fitnenin hücumuna meydan kalmadı. Hazreti Faruk'un şehadetiyle dış kapı açıldıktan sonra rüesai fitne olan hainler iç kapı olan Halife Zinnureyn'e taarruza asanlık buldular. Hazreti Ömer radıyallahu anh'ın kapının kendi zatı olduğunu bildiği halde kendisinden sonra gelecek fitneden sual etmesi, fitnenin azametini bildiği ve şayet tafsilatını unutmuşsa hatırlaması içindir. Kendi zamanında belki mukaddematı zuhur eder diye korkuyormuş. Usame radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu işittim demiştir. Kıyamet gününde bir kişi getirilip cehenneme atılır da cehennemde onun bağırsakları derhal karnından dışarı çıkar ve değirmen merkebinin değirmende döndüğü gibi döner. Bunun üzerine cehennem halkı onun başında toplanıp da ey filan, hal ve şanın nedir?
Sen bize dünyada iyilik emredip bizi kötülükten nehyeden bir öğütçü değil miydin derler. O da, evet, ben öyleydim. Fakat ben size marufu emrederdim. Halbuki kendim yapmazdım. Yine ben sizi münkerden nehyederdim de kendim işlerdim diye cevap verir. Hazreti Osman aleyhinde vuku bulan fitne esnasında Müşarun ile halifenin muibbi olan Usame Bin Zeyd radıyallahu anha Ebu Vali demiştir ki, Osman'a gitseniz de halk arasındaki fitneyi anlatarak izareye çalışsanız. Usame cevaben, şüphesiz Osman'a söylemiyor sanırsınız. Ona gizlice verdiğim öğütleri size duyuracak mıyım? Açık söyleyip de fitne kapısı açmaksızın gizlice söylerim ve o kapıyı açan ilk kişi olmam. Hem ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden işittiğim bir sözden sonra bir kişi hakkında üzerimde emrolunduğumdan dolayı bu adam insanların hayırlısıdır demem dedi.