Bu evden bize bir arif Allah eri kokusu geliyor. Kıymetli dostlarımız bugünkü manevi yolculuğumuza Mürşid-i Kamilin vasıflarından firasetle devam ediyoruz inşallah. İnce anlayış, sezgi, keşif ve ileri görüşlülük olarak tanımlanır firaset. Elbette bunda düşünce ve anlayışı olanlara deliller vardır ayetinde belirtilen mütevvesimin kelimesi firaset olarak tanımlanır hakikat ehline göre. İnsanın fiziki yapısından ahlaki yönünü sezmek diye de tarif edilir firaset. Yahyalı'nın nahiye müdürü yoldan geçen bir hocaya bu zat iki evli der. Sebebini adımlarını atışından anladım sözleriyle açıklar. Kılavuz hafız diye maruf bir aşıka da vallahi bu zat bin kişiye denktir senasında bulunur. Nereden bildiniz diyenlere etrafına bakmadan ayaklarının ucuna nazar ederek huzurlu yürüyüşünden fark ettim der. El-Mu Kıyafetil Eserle Araplar İslam'dan önce ayak izlerinden kişinin ahlaki yapısını haber verirlerdi.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hicretlerinde iz sürücünün delaletinden istifade etmişlerdir. Firaset iki kısma ayrılır. Birincisi Riyazi, ikincisi İlahi. Riyazi metotla aç kalarak bile isabetli tahminler yapanlar olmuştur. Hrıstiyanın biri aç kalmak suretiyle sihirbazlığa soyunur. Hal ehli bir zat ben bu sihirbazı öldüreceğim diye eline silahını alıp kapıyı çalar. Hristiyan kapıyı açmaz. Elindeki silahı bırak da açayım der. Ehlihal zat ona sen bu hale nasıl eriştin der. O da nefsime zor geleni terk ederek diye cevap verir. Arif olan kişi nefsine İslam'ı teklif et, kabul edecek mi deyince İslam'ı nefsime teklif ettim de kabul etti diyerek kelime-i şehadet getirip Müslüman olur. İlahi firasetin, ey iman edenler, Allah'a sığınıp korunursanız, o size iyiyi kötüden ayırt eden Furkan bir ölçü verir ayetinde ilahi bir nur olduğu beyan edilir. Müminin firasetinden sakınınız.
Zira o Allah'ın nuruyla bakar. Münafıkların konuşma tarzından, müminlerin secde eserinden tanınmaları, onları simasından tanırsın ayetleri firasete işarettir. İlahi firaset, sünneti seniyyeye uyan. Nafile taatlerle Allah'a yaklaşan. Gözünde, kulağında, elinde, ayağında nur olan kimselere hastır. Sehl bin Abdullah et-Tüsterî Yoldan geçen bir kafir için, bu adamda iman nuru var, buyurur. Yıllar sonra kafire bu söz hatırlatılınca kabrine gidelim, aynı sözü tekrarlarsa iman ederim der. Kabre vardıklarında Efendi Hazretleri kabrinden kalkarak cennet ehli mi yoksa cehennem ehli mi olmak daha iyidir deyince kafir, kelime-i şehadeti getirerek Müslüman olur. Hace Muhammed Baba, Simasi Gattasallahu Sirrahü'l-Aziz, tabileriyle Muhammed Bahaeddin Gatesallahü'l-Aziz'in evinin yanından geçerek bu evden bize bir arif kokusu geliyor, buyurur.
Doğunca da bağrına basıp Biz bunu şimdiden kabul ettik diyerek onun ileride kemal ehli bir zat olacağını firasetleriyle haber verirler. Esat Erbili Galata Köprüsü'nden geçerken, o dönemde askerliğini yapmakta olan Sami Ramazanoğlu Gatta Sallallahü Sirahü'l-Aziz'i görür ve ona makamımıza geçecek olan asker geliyor mu? Buyurarak Allah'ın kalplerine bahşettiği irfan nuruyla bu sırrı keşfeder. Adana'dan iki kişi İstanbul'a Es'ad-ı Erbili ziyarete gelir. Hizmette bulunan Sami Efendimiz için birbirlerine bu delikanlı kim derler. Adana'dan denince belki doğum yeri Adana olabilir ama edebine, ahlakına bakılacak olursa bu delikanlı Medineli diye övgüde bulunurlar. Söylenildiğine göre üstadının huzuruna gusül abdesti almadan çıkmazlarmış. Şimdi ise sandalyelerde ayak ayak üstüne atan kimselere de tesadüf edilebiliyor.
Esad-ı Erbili, Gatta Sallallahü's-Sirahü'l-Aziz, büyük bir cemaatin huzurunda melek görmek ister misiniz deyince evet derler. Pir efendimiz de o melek Adanalı Sami evladımız buyururlar. Sami Efendimiz konvoy halinde Niğde'den Adana'ya giderlerken, trafik memuru geriden takip eden arabayı durdurur ve Allah için söyleyin önde giden taksideki zat peygamber miydi yoksa melek miydi diye sorarak şaşkınlığını ifade eder. Biz Kayseri İmam Hatip Okulunda okurken Hacı Hasan Efendimiz okulumuzu teşrif ettiler. Arapça hocamız Süleyman Uğur Bey üstadımızı görünce birden afallar. Bu zatı ali kim? Der. Daha sonra girdiği bütün sınıflarda Yahyalılı öğrencilere seslenerek sizin memleketinizden bir kamil veli gördüm. Ona son derece saygı gösterin der. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cenabı Hakk'ın velileri onlardır ki, görüldüklerinde Allah hatıra gelir buyurur.
Hayız halinin bitimini öğrenmekten utanan bir kadın İmam-ı Azam Rahmetullahi aleyhin önüne yarısı beyaz, bir yarısı da alabula olan bir elmayı bırakır gider. Hazreti İmam Rahmetullahi aleyh de tamamen temizlenmeyi ifade için elmayı ikiye bölüp kadına vererek yüksek firasetini ortaya koyar. Es'ad-ı Erbili, firaset kerametten üstündür, buyurur. Nefsini mutmain, tamamen hakkın emrine itaat eden bir makama eriştiren, ruhunu geliş gayesine uygun bir hareketle kemale ulaştıran, malını ve bedenini, her şeyini Rabbimize feda eden salih kullar ancak gerçek firazete, ince anlayışa nail olurlar. Yahyalı'nın Elma Bağı köyünde bakımlı, güzel, yemyeşil bir bahçede suların şırıl şırıl aktığı, kuşların öttüğü bir anda üstazımız kendisini ziyarete gelenlere sohbet buyuracaklardı. Tam karşılarında da kimseden rencide olmamalarına rağmen ahlaki bakımdan kötü bir adam oturuyordu.
Bize yapacakları sohbetin maneviyatını zedeler düşüncesiyle endişelendim. Onu incitmeden kaldırayım dedim. Bahçenin bir tarafı güneşli, diğer tarafı gölgeliydi. Adam güneşli tarafta oturuyordu. Amca güneşli tarafta oturuyorsun, gölgeye gel dedim. Efendimiz de bu ince anlayışı sezerek evladımız doğru söylüyor. Şöyle gölgeye gelin buyurdular.