Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem CA ismindeki deve üzerinde okumuş olduğu hutbe. Bunun bir bölümünü görüşmüştük. Ondan sonra devam eden bölümünü sizinle paylaşmaya çalışırız. Mutlu, mutlu, ne şanslı. Bir kimse ki, kendi ayıplarıyla meşgul olmak, kendisine başkalarının ayıplarını larını göstermez. Çok mühim bir sıfat ama. Şimdi cemiyete baktığımız zaman, oturup kalkmalarda hep konuştukları nedir? Çoğu insanımızın, kendisini bilmeyen insanımızın, şöyle yaptı, bu böyle etti. Falan hanım böyle, falan kız böyle, falan gelin böyle, falan çocuk böyle, falan kişi şöyle, işte şu zengin böyle, şu fakir şöyle. Hep bunlarda vakit ediyor. Hiç faydası yok. Büyüklerimiz buyuruyorlar ki dedikodu mahsulda değildir. Mesela bahçemiz var. Çok güzel bir tarlamız var. O kadar da güzel bir toprağı var ki. Verimi belki yılda en az iki üç verim alınabilecek bir tarla.
O tarlaya, şimdi o tohumları da var. Hiç işe yaramayan dikenler bile var. Onlara gitsek ne fayda hasıl olur? Burada bir buğday yok. Arpa yok. Mercimek yok. Fasulye yok. Nohut yok. Hiçbirisi yok. Ama attığımız tohumlar ot Ne işe yarar? Bir diğerinin yanında hiçbir kıymet ifade etmez. Şimdi bizim gözümüzle bir tohum etmek istiyoruz. Ne yapar? Nasıl olur? Gözle bir tohum olur mu? Şehvetle bakarsın, Allah korusun hiçbir şey elde edilmez. Hasetle bakarsın, hiçbir çarşet olunmaz. Bir başkasını küçük bölüme haliyle bakarsın, hiçbir faydası olmaz. Bir bahane itme gözüyle bakarız, hiçbir faydası olmaz. Ama mesela mümine bir kardeşimiz, onu sıyanet, koruma gözüyle baksak bir hanıma, muhafaza etme gözüyle, bundan kar elde ediyoruz. İbrette bakacak olursak çok büyük bir kar gelir. Hayırsız, değersiz, hayvani duyguları tahrik eden bir esere baksan, mahvederiz. Bundan bir mahsul elde edilmez.
Ama Kuran'a bakarsak, hayırlı eserlere bakarsak, bunlardan kar elde gideriz. Dilimiz hayırsız söz söylese gıybet etse mahvoluruz. Ama bir de Allah dese, la ilahe illallah dese, süphanallah dese, ne güzel bir tohum etmiş oluruz. Bundan faydalanırız biz. Efendimiz de bu tarlayı ve tohumu Hadis-i Şeriflerinde bildiriyor. Cennete atacağınız en güzel tohumlar, fidanlar Ne güzel. Şimdi biz bir tohum atacağız, karlı kılacağız. Hırsızlık yapacağım. Ondan hiçbir faydası olmaz. Ama bir hayır yolda sarf edeceksek, gelecek olursak ne kadar büyük kar hasıl. Ayağımız diyelim. Hayırlı yolda olursak, camiye gelip gidersek attığımız adımlar ne yapar? Derece kazandırır, günahımızı siler, mükafat elde eder, günahımızı da sildirir. Bunun dışında bir başkasıyla olan münasebedeki iki kişinin arasını bozmak için gidilecek olursa, bu da bizim abiler. Bunun gibi.
Tuvba, limen şevaehu ayduhu anuyu bin nass Ne mutlu, ne şahsa bir kimse, ne karlı bir kişi ki, kendi ayıplarıyla meşgul olman, onu bir başkasıyla, başkasının kusurunu aramaktan müstahani kılıyor. Onunla hiç meşgul olmuyor. Çünkü diyor ki benim hatam çok, günahım çok. Bir de başkasıyla nasıl meşgul olabilirim? Daha kendimi bir temizleyemedim, kendimi bir ıslah edemedim, ilşa edilemedim. Benim hatalarım var, günahım var. Şeyh Mustafa Efendi, Kadde Sallallahü hazretleri deden Rahmetullahi aleyh, kendisini vasfetmişler. Nasıl vasfetmişler, nasıl dövülmüş de bir şiir yazmışlar. Bütün övgüdur. Ne dese beğenirsiniz? Buyurmuş ki Nakşibmedi nakkaş'a gider vasfını kim kabul eder? Nispetiniz sultanım diye bir söz söylemiş. Siz demiş beni ne kadar vasfetseniz dahi beni dokuya önemli, beni Esad Erbili Hazretleri manen topladı. Eğer güzellik ölürsanız, ondan gelmektedir benden değil.