Bu fukara dedi cebinde elinde bir şey olmayan değil. İşte maaşı yetişmiyor, geçimini sağlayamıyor, o gibi insanları söylemiyor. Fukara dediği, kalben Cenabı Hakk'a karşı acziyetini ifade ediyorum. Yalnız o acziyetini ifade etme Cenabı Hakk' ın yüce kudretini görüyor. Yoksa öyle birden fakrı hal olmaz. Mesela hisse duyularıyla işi kavralamaya çalışıyor. Bir de kalben hissetme durumu var. O Allah'ımızın Azameti İlahiyesini müşahededir. Yüce kudretini görmedir. Bunun ruh ve sır olan yönleri vardır ki o artık Cenabı Hak'ta gayb olmuş. Onun aşkında muhabbetinde gayb olmuş. Biraz söz ağır gelecek. Yani enal hak diyenler, ben hak. Allah'ım diyenler haşa yüz bin kere haşa. Onu demelerinin sebebi kendilerinden zerre kadar bir eser yok. Cemil Baba'yı çok iyi tanırlar. Meczubinden ama müstesna Allah'ın sevgili bir kulu. O, Kayser'de Sahabi diye bir mahalle var. Orada bir denk geldi.
Elini öpmek istedin. Dedi ki nasıl öpeceksin? Bu Allah'ın eli dedi. Bak şimdi zahiren düşündüğümüz zaman bu neye girer? Allah korusun. Çok tarif edilmeyen, hoş olmayan bir ifade kullanılır ama bir meczubun sözü. Demek istiyor ki o anda hatırıma gelen şu oldu böyle dediğinde bu tabi kırk seneye yakın. Cenabı Hak kulum bana nafilelerle yaklaşır gören gözü işiten kulağı kavralayan eli yürüyen ayağı olur. Allah'ımız nur verir, öyle görür. Nur verir, öyle duyar. Bir bu şekilde ele alırız. Bir de her şey ona ait ya ashabına ve lehu külli şeyi. Her şeyi Mevla'da görüyor. Bunlar fenafillah, bekabilde halini yaşayan kimselerdir ki fukara edindiği zaman Cenabı hakk'ın yüceliği karşısında hiç olduğunu anlıyor. Şimdi biz bazen gölet, onu görüyoruz. Mesela Erciyes'in tepesinde, tepesi derken eteğinde bir göl et. Hiç daha bir başkasını görmeyenin gözünde o büyük gelir. Ne kadar büyüktür.
Ama bir gölü görecek olsa bir eğridir, gölü de olur. Bir tuz gölü de olur. Bir Van, gölü de olur. Gördüğü zaman hayran kalır. O ne, bu nedir yapışır. E denizi görse daha bir haklı şişer, okyanusu görse daha bir kendinden geçer. Aynen bunun gibi şimdi bizim rabıta ile zikirle murakabe ile kalplerimiz açılmadığı için göremiyoruz ve göremediğimiz için de her şeyi olduğu gibi zannediyoruz. Gören kişiler için nedir? Hale hayret. Yani hale hayret demek, Sübhanallah demekten başka bir şey söyleyemez o. 0. Allah'ımızın yüce kudretini müşahededen dolayı bak müşahede ediyor diyoruz. Şimdi zahiren görmüyor, zahiren yapmıyor. Onu kalben yapıyor, ruhen yapıyor, sırren yapıyor o zaman hayran kalıyor tabii. Bunun izahı yok. Bunlar yaşanan bir husustur. Yaşanan bir husus. Şöyle diyebiliriz bir yaklaşım olsun diye buna. Bu gözler kır olmaz ama kalp gözleri kır olur buyuruyor Cenabı Hak Hac suresinde.
Şimdi bu gözler neyi görüyor? Şu halıyı görüyoruz, duvarı görüyoruz, pencereyi görüyoruz, kapıyı görüyoruz, sizleri görüyoruz ama görünmeyen esrarı kalp gözü. Gönül gözleri açılmışsa onlar o alemi seyreder. Mesela üstadımızın Sami Efendi Hazretlerinin, Kaddafi Allah'u sırrı evladından biri. Böyle toplanmışlar zikrbullah için. Bizim gibi insanlar gördüğü bir şey yok. Sadece silsile-i şerifle okunuyor. Halid-i arz-u Sema'ya eyleriz hamdu-u sena diye tasrd-ı gazamdan üstazı aliğimize kadar. O gönül gözü açılan kimse de her ismi geçen, her ismi geçen meşayihin teşrif ettiğini görüyor. Her yere teşrif eder mi? Etmez. Onlar geleceğin yerleri çok iyi bilirler. Eğer dinimize muvaffak olmayan bir hareket varsa girmezler.
Yok şer-i Şerife uygun halis, muhlis kimselerse oralara dahil olurlar ve görüyorum ve bir kısmının da kalp ağzına diyeyim artık, manevi iltifatlarda bulunuyorlar, daha da diyemiyorum. Çünkü anlaşılmaz bizim için, bizim gibi insan onu anlayamaz. Belki siz anlarsınız ama biz anlayamayız. Gönül ağızlarına bir nimet sunuluyor. Nedir bu? Kalp gözü açılmış o şekilde görüyor. Esad Erbili Hazretlerinin huzurunda böyle gözler kapalı bir vaziyette rabıta da olanlar rabıta, murakabede olanlar murakabe halinde böyle derin bir tefekküre dalmışlar. O arada biri gönüllere akan feyzi müşahede ediyor. Kimisinin kalbine hiçbir feyiz gelmiyor. Kimilerine damlar gibi oluyor. Kimilerine bir ark, su gibi geliyor. Bir arkın almış olduğu su gibi. Bir diğerlerine çay deniz mesela. Bir kısmına ırmak gibi, bir kısmına denizler gibi füyuzat-ı ilahiye iniyor.
Gözlerini açtıktan sonra Esra Değerli bir ili Hazretleri buyuruyor ki herkes kabına göre alıyor. Şimdi bir bardak ne alacak? Hacmine göre alacak. Bir kazan, o da büyüklüğüne göre alacak. Herkes buyuruyor manevi artık istidat kabiliyetine göre alıyor. Yani gönül gözü açılmış, müşahede ediyor. Yine anlatayım size. Duyduklarımızı Konya'dan İşçi Baba Rahmetullah Ali Sami Efendi Hazretlerini ziyarete geliyor. Yalnız ziyarete gelirken demişler ki efendim bizden de Efendimiz hazretlerine selam söylersiniz. O selamları arz etmiş. O selamını arz ettiği kimseler Dişi Baba, Rahmetullah Aleyh bunu müşahede ediyor. Böyle bir sedye üzerinde manen ameliyat oluyorlar. Kalpleri yarılıyor. İçinden uygunsuz, nefsani, şeytani duygular, düşünceler atılıyor, içerisine Allah'ın nuru dolduruluyor. Gelmiş Konya'ya, o selam gönderdiği manen ameliyat olan kimselerin halini çok başka müşahede etmiş, nur gibi.
Bu olmaz mı? Olur Allah'ın izniyle. Gayret gösterirsek yalnız burada kaybettiğimiz yer dilimizdir. Kelamdan çok kaybediyoruz. Yani düşünmeden konuştuğumuz sözler bize çok ahıra mal oluyor. Mesela gözümüzün bir haramı seyretmesi bunlar yıkıyor zaten, mahvediyor. Biraz önce anlatıyordum. Böyle ciddi havaalanına geldik. Orada bir tanesini gördüm. Yalnız nur gibi, böyle çok tatlı. İnsan bağrına basası gelir, böyle. Zaten gerçek derbi şöyle olur. Gördüğün zaman böyle iticilik, böyle itici bir vaziyet arz etmez. Mesela büyüklerimiz ne yaparlar? Zorla bizim içimizde dururlar. Allah'ımızdan da çok korktukları için ayrım yapamazlar kat'iyen. Fakat bunda çok zorlanırlar. Yani bakamazlar yüzlerimize, o iç alemini müşahede ettikleri için zor bakar. Çünkü Muhammed Bahaeddin Hazretleri bir dervişine artık öyle ifade ediliyor. Hınzır dediği gibi, kalk hınzır dediği gibi. Efendim niye öyle?
O, iç alemi böyle dıştan göründüğü gibi değil. Şehevi, hayvani duygularla dolu. Kendi namusu varken başkalarının namusunu düşünüyor. Beynindeki fikirler bir başka ondan dolayı diyor. Bir kardeşimiz anlattı. Ravzai Pak-i Nebi'de diyor oturuyorum sallallahu teala aleyhi ve sellem. Otururken diyor birisi geldi o kalbindeki düşünceleri kaldır dedi diyor. Böyle bir hiddetli şekilde ben de diyor oturdum, orada Türkiye'de ne yapabilirim, nasıl bir iş kurarım, şunu şöyle mi içsem, böyle mi içsem diye daldım diyor o düşüncelere. Hemen diyor vakıf oldu. Dedi ki o kalbindeki düşünceleri kaldır. Bu efendimizden neden apaçık zuhur eden bir haldir. Erciş'e gelmişler, onu oradaki postacı kardeşimiz anlatırdı. Böyle diyor otururken tam diyor kapıya yakın yerde iki kişi var diyor. Buyurmuşlar ki oğlum içinizdeki şu düşünceleri kaldırın. Şuna siz hayret eder misiniz bilmem, biz çok hayret ediyorum.
Bazı kimseler müstesnadır. Allah'ımızın seçtiği kimselerdir. Onlar hakkında kafadan bir yorum yaptı mı kişi, buna biz çok hayret ederdim. Derdim ki ya biz kimiz? Sen okumuşsun, hayır biz de okumuşuz. Okumuşuz. Kitaplardan mütalaa etmişiz, ona göre konuşuyoruz. Bir kere karşındaki kim? Onun kitabı, defteri yok, hacet yok zaten. O Efendimiz aleyhissalatu vesselamdan almış Cenabı Hak'tan almış. Yani bunların yorumunu yapmak dediği söz doğru mu değil mi çok yanlış. Bu şuna benzer şimdi ölçüm aletleri var. Bir altunu ölçtükleri Serrac'ın terazisi var. Bir de odunu, kömürü tarttıkları kantar var. Yahu sen, ben onun karşısında bir kantarız yani. O evliyaullahın karşısında ancak kömürü, bilmem filan paslı demiri, ne bileyim o tenekeleri paslı tenekeleri tartan bir aletiz. O hassas bir sarraf terazisi o. Onun için onlar hakkında şu sözü niye söyledi? Bu sözü niye söyledi?
Bu söz şer-i şerife uygun değil. Çok basit kader. Bu. Bu o alanda olmayışımızdan olur. Yoksa o gibi insanlar tamamen teslimdir. Çünkü bizim seviyemiz o değil. Buradaki fukara denmesi gönlü Cenabı Hak'kın karşısında Azameti ilahiyenin karşısında acziyetini bilen kimseler demektir. Efendimiz buyuruyor sallallahu teala ve sellem, El fakru fahri, kalbi fakirliğimle iftihar ederim. Allah'ımıza karşı Celle Celalühü yokluğunu ifade ediyor. Allah'ımız da zaten o gönüllere ikramda bulunuyor. Ende minkeseratil kalp deniyor ya Cenabı Hak yıkık, gönüllerle yıkık kalplerle beraberdir. On iki tane hasleti burada İbrahim El Havvaz, kalpte Sallallahü Sırrı Hazretleri anlatıyorlar. Allah'ımızın artık kulu için ne murat etmişse o hususta tamamen gönlü huzur içerisinde. Böyle bir itirazı yok. En yekunu bime va'dallahu Teala mukma ilmi.
Yani hayır olsun, şer olsun onda böyle bir zahiren razı olmak değil, gönül olarak razı. Kolay değil bu. Tabii bir hal ister, bir makam ister. Ves saniye. En yekunu minel halke ayisin. Böyle insanlara güvenmiyor, Allah'a güveniyor. Yani halk insanlar hususunda onlara bel bağlamıyor. Allah'ımıza bel bağlıyor. Gönlünü Cenabıhakk'a bağlamış. İnsanlara değil, Rabbimize tamamen teslim. .Şeytan ve avaneleri pek çok. Şimdi pazarla alakalı şeytanlar var. İşte aldatmalar neler, ev ile alakalı var geçimsizliği meydana getiren. İnsanlar arasında var, çok. Şimdi elimizdeki eserde mevcut bu. Çok ismim nasıl söyleyeyim, şeytan mı? Bizim demek istemiyoruz ki. Melun diyeyim. Pek çok ona karşı adavet içerisinde olmak, onunla dost olmamak. Olur mu dost? Kim Allah'ın zikrinden uzaklaşırsa şeytan ona çok yakın bir dost olur. Zaten fırsat kolluyor.
En yekunu li emrillahi müstemyim Cenabı Hak'kın emirlerine kulak veriyor. Ne emretmişse ona tamamen teslim oluyor. Velham ise beşinci olarak. Allah'ın kullarına bakış hali çok şefkatli. İşte bu kahrosun, bilmem filan değil mi? Allah hidayetla tutsun, kurtulsun. Bazen oluyor ya üzerine benzin döküp bir kibrit çalıyor artık ne yakıcı alet ne varsa onunla kendini yakana insan karşısına geçer de güler mi? Dedi ki yazık ya kendisini yakıyor. Şimdi ne güzel bak, bir sel geliyor çok yağıştan dolayı. O yağışın kenarında bir köpek var, Sekiz tane de yavrursun. Bir genç, emin olun bu gece teğet tutmam ağzını kılan nasıl olur bilmiyorum. Bu şefkat olmadıkça Öyle bir şefkat gösteriyor ki derhal kendisini suya atıyor, hayvanları böyle nefes vermek suretiyle de onu tekrar hayata biiznillahi teala kavuşturuyor. Şefkat ve merhamet dolu velilerden birisine soruyorlar ne oldu senin halin Cenabı hakk'ında?
Benim diyor ne namazımı kurtardın, ibadetim, ne taatim, yalnız diyor bir kedi vardır tutsakmış onu kurtardım o yüzden Cenabı Hak bana merhametle şefkatle muamele buyurdu diyor. Nereden kişinin kazanacağı belirsiz tabi. Bütün Allah'ımızın yarattıklarına şefkat içerisinde olmak. İrhamu menfil ard, yarham kum men fi sema. Siz yeryüzündekilere merhamet ederseniz Allah'ın rahmet ve mağfireti de size yetişir. Semadakileri böyle özetlemiş oluyoruz. Semadakiler de size merhamet eder buyuruyor. Doğru rahmeti ilahi olsa gerek. Bütün insanlara şefkatli, yani yazık diyor yarın huzuru ilahiden ne olacak. Ve saad ise altıncı olarak İnsanlardan gelen sıkıntılara katlanıyor. Onlar da şu olur, bak bizim katlanamadığımıza bakmayın. Onlar öyle bir Cenabı Hakk'a sevgi ve muhabbetin içerisindeki, mesela nimete kavuştun. O nimete kavuştuğunda üzülür o.
Der ki bunun şükrünü eda edebilecek miyiz, gidemeyecek miyiz? Biz çok seviniriz. Mesela bir çekilişte bu Van'daydı. Gösterdi de o zamanki görsel cihazlarda gösterdi. Adama bir araba düştü. Araba çıkınca nasıl sevineceğini bilemedi kafayı oynattı onlarda bu olmaz üzülür acaba bu haram mıdır helal midir Helal olanda bile şükrünü eda edebilecek miyiz? Bir sıkıntı duyduğunda da bu Allah'ımızın takdiridir. Bunda başarılı olmak suretiyle rızasına erebilir miyiz diye hep Cenabı Hak'tan görür bu çokça duyduk sohbetlerden eden bir tanesi giderken şu boyun tarafına bir tokat gelmiş şöyle bir bakmış kimin vurdurduğunu biliyorum demiş. Hep Allah'tandır Celle Celalühü. Yalnız hangi adetle vuruldu diye baktım demiş. Şimdi bunun bu ciheti var. Bir de işte vurulduğu zaman razı olup da bir diğer tarafını döndürmeye sabır demezler. Çünkü ne zarara girin ne de zarar verin buyruluyor.
Öyle sabır bu demek değildir ama buradaki bir nükte var. O nüktede Allah'tan geldiğini celle celalü bilmektir her şeyi. Zaten kulunu deniyor Cenabı Hak. Ve sebya yedinci olarak. Burada olumsuz bir ifade kullanıldı. Biz onu şöyle yapalım bütün Müslümanlara nasihatte bulunmak, bu rical taifesi anlatılır. Rical bizim anlayamadığımız kimselerdir. Çözemediğimiz kimseler, anlaşılmaz. Fakat onların üç sıfatından birisi herkese nasihat eder. Kimseyi kirih görmez. İsyan olan taraf müstesna. Rabbi Zülcelal'imizi tanıma bereketi ona ihsan buyurmuş, hep onunla. Yalnız bu tanıma hususu belki araştırmalarınız vardır hiç şüphesiz. Diyorlar bir zata Allah'ı nasıl tanıyorsun? O bana kendini ne kadar tanıtmışsa o kadar tanıyorum diyor. Bu marifet önemli, bu kalbin hallerinden birisidir gönlün. Zaten tanısa mümkün değildir belki yatağa da girmez o. Olduğu yerde Hace Ubeydullahi Ahrar olacak Allahu alem.
Seccade üzerinde uyurmuş. Uyku garebe çaldığı zaman böyle elini dayar, ne kadar uyuyabilirse veya başı dizinin üzerine gelir orada işte o kadar veya bir duvara yaslanmışsa o şekilde. Rabbi Zülcelal'imizi tanıyan kimseler öyle rahat etmeler, bilmem planlar değil. Onlar gönüllerinin rahatını, tecelliyata mazhariyeti onun içerisinde olduğu için o hiç gelir, o yatakmış, bilmem plan, bunu düşünmez bile. O tecelli dediğimiz bir nurdur o nur. Bin senelik taate bedeldir o nuvandaki hali. Devamlı abdestli bulunuyor. Onun en büyük sermayesi fakir halidir, Kalben yokluk halidir. Ve seniyyaşar on ikincisi. İster çok olsun ister az olsun Rabbi Zülcelal'imizden razıdır diyemedim dediğim şudur bu hususta Allah'ımız onun cebine de, cüzdanına da yastığının altına da deyim nimeti verir, onun ihtiyacı yok. O öyle bir hale gelir ki bu, bunlar biraz itiraza götürür mü diye biz çekiniyoruz.
Onun ihtiyacı yok mu? Sadece evlatlarını bizim gibi insanları tembel tembel durmasın diye dünyevi işleri olur. Yoksa ihtiyacı yok. Abdurrahman Bin Avf hazretleri dedi ya kanaatim sebebiyle kumları tutacak olsam altın olurdu diye. Gönlünde yok, Mevla ile olmuş. Onu Cenabı Hak düşündürmez bir de, hadis-i şerif olarak söyleyin. İbadet ve taatinden Cenabı Hak'ka kulluk görevinden dolayı eğer maişetini geçimini unutursa Cenabı Hak ona istemeden lütfeder, ihsan eder, ikram eder. Zaten melekler etrafında dolu onun ricalü'l-gayip etrafında dolu. Onlar kendi başına, tek başına yürümezler. Biz o şekilde görürüz ama öyle değil. Her tarafı doludur bunun. Bazen görüyoruz ya, Reis-i Cumhuruna bir yola çıkarken bazı yolculuklarında bütün bakanlarıyla, iş adamlarıyla, neleri ile gittikleri oluyor. Yani bu gibi kimseler Allah'ımızın seçtiği kişiler yanında İmaman var zaten. İki tane sağında ve solunda.
Evtat zümresi yanında, yediler, kırklar hep bunlarla yürüyor. Diyorlar ya biz hacap kullanacağımıza rahat konuşuyoruz ama Hacasın efendimizle görüşemiyoruz. O görüşemediğim o yanındaki erkandan dolayı. Yaklaşamıyoruz gölgesi, o gölgesinin ağırlığı o etrafındaki muazzam. Halıke Demyezelin ricalullah'tan elleriyle o. Hatta biz göremediğimiz için binemiyoruz, yoksa etrafları dolu.