Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Değerli dinleyicilerimiz, İKSAN Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz bugün de. İnşallah bugünkü programımızda Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadesallahu Sirahü'l Aziz'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildinden faiz başlıklı sohbetini aktarmaya sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Rivayet olunmuştur ki Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem kan satışını ve haksız yere mal elde etmeyi yasakladı ve faiz yiyene yedirene faiz sözleşmesini yazana, sözleşmeye şahitlik yapanlara, ciltlerine dövme yapanlara ve yaptıranlara, tasvir resim yapanlara lanet etti. Yine peygamber Aleyhisselam şöyle buyurmuştur, faiz yetmiş şu kadar çeşittir. En aşağı derecesi kişinin annesiyle zina etmesi gibidir. Bakara suresi iki yüz yetmiş sekiz ve iki yüz yetmiş dokuz. Ayeti kerimelerde mealen şöyle buyruluyor. Ey müminler, haram olan şeylerden sakınarak Allah'a ibadetle nefsinizi Ashab-ı ilahiden koruyun. Eğer Allah'a ve Resulüne iman ettiyseniz halk üzerinde ribadan geri kalan kısmını bırakın. Eğer böyle yapmazsanız Allah ve resulünden bir harbi bekleyin. Bilin ki bu isyanınızdan dolayı sizin üzerinize gazabı ilahi nazil olacaktır.
Malınızdan ziyadesini almayınca bir kimseye zulmetmezsiniz ve ana paranızı tamamen aldığınız için de zulme uğramış olmazsınız. Zira aranızda yapacağınız mukavele icabı ayetin nüzulünden evvel aldığınız sizindir, fakat o mukabelenin icap ettirdiği faizden insanlar üzerinde baki kalan alacağınızı terk edin ve onunla insanları sıkıştırmayın diyor Cenabı Hak. Ayet-i kerimenin sebebi nüzulünün enis sebebinin, Ashabtan faizle muamele yapan bazı kimselerin faiz ayeti nazil olduktan sonra faizden insanlar üzerinde kalmış alacaklarını takip etmeleri olduğu rivayet edilmiştir. Fahri Razi'nin beyanına nazaran insanlar üzerinde geri kalanı bırakın demek lisanınızla mümin olduğunuz gibi kalbinizle de mümin iseniz veya imanınızın devamını arzu ediyorsanız insanlar üzerinde faizden geri kalanı almayın demektir.
Faiz yiyen kimseler kıyamet gününde kabirlerinden ancak kendilerine şeytan mesh etmiş ve saralamış kimseler gibi şaşkın bir halde kalkarlar. Faizden faydalanan kimselere beyan olunan azabın sebebi onların alışverişi faize, faizi de ticarete kıyasla helal saymaları ve alışveriş faiz gibidir demeleridir. Halbuki Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Fahri Razi'ye göre faizin haram olmasının sebebi üçtür. Birincisi faiz başkasının malını bedelsiz almaktır. Dolayısıyla kaybolmaktan korunması lazım iken bedelsiz almak onun haramlığını kaldırmak ve zayi etmek olduğu cihetle haram kılınmıştır.
İkincisi halkın menfaatine hizmet eden ticarete kesat ve darlık vermesi, insan için övülen çalışma ve gayreti iptal etmesi cihetiyle haramdır ve üçüncüsü halk arasında maruf olan karz-ı ha sen yani güzel bir şekilde borç verme denilen ödünç para almak suretiyle vaki olan yardımlaşmanın kesilmesine sebep olması cihetiyle haramdır. Bakara Suresi iki yüz yetmiş beşinci ayeti kerimede ise mealen şöyle buyruluyor. Riba faiz haram olunca bir kimse Rabbinden ribanın haram olduğuna dair mevize geldiğinde faizden vazgeçerse, o ayet gelmezden evvel faizden almış olduğu şey onun malıdır, geri vermez ve o kimsenin işi Allah'a aittir. Dolayısıyla faizden vazgeçip emre itaat ettiğinizde mukabil Allahu Teala ona ecir verir. Eğer faizin haram olduğuna dair ayet geldikten sonra da ribaya tekrar dönerse işte o avdet edenler cehennemin ebedi kalıcı yaranlarıdır.
Allah faizi noksanlaştırır, sadakaları ise artırır. Nimet kadri bilmeyen hiçbir günahkara da asla muhabbet etmez. Yani Allahu Teala faiz karışan malın bereketini giderir ve neticede o malı mahveder. Sadakası verilen malı da artırır. Ahirette de ecrini kat kat verir. Dolayısıyla sahibi hakkında o mal mübarek olur. Faize ısrarla dalan ve hakkı hukuku setredip gözetmeyen günahkarları Allah Teala sevmez. Fahri Razi'nin beyanı veçili faiz zahirde malı artırır gibi görünürse de hakikatte noksanlaştırdığına, sadaka ise malı noksanlaştırır gibi görünürse de hakikatte artırdığına, manada bereket olduğuna ve muteber olanın da zahir değil hakikat olduğuna bu ayet delalet eder. Ayetteki bir şeyin tedricen azalması ve bereketinin kalmamasıdır. Faizin dünyada malı noksan etmesi faiz karışan mala noksanlık olduğu gibi ayrıca ribayı alan kimsenin haysiyetine de noksan arz olmasıdır.
Zira faizde ısrar eden kimsenin her ne kadar malı çok olsa da akıbeti fakirliğe ve malının bereketi zevale maruz olacağı gibi o kimse halk arasında mezmum, itimada ve itibara layık olmayan fasık unvanıyla maruf ve kasveti kalp sahibi olur. Sadakanın dünyada ziyadece verilmesi, sadaka veren kimsenin Allah'ın fakir kullarına yardım etmesi Cenabı hakk'ın kendisine yardımına sebep olur. Zira her gün bir meleğin Allah'ım her infak sahibine infakına mukabil halefini kolay kıl, her pintiye de telefi kolaylaştır duasıyla nida ettiğini Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz beyan buyurmuştur. Sadakanın ahirette ecrinin çokluğuna delil ise bire yedi yüz hasene verileceğini beyan buyuran ayet-i kerimedir. Bu ayet sadakanın ahirette faydasını beyana kafidir. MAHMUD SAMİ Ramazanoğlu hazretleri haramdan sakınmak konusunda da şunları sertediyor derdini işler.
Ebu Hureyre radıyallahu anhtan mervedir ki insanlar üzerine bir zaman gelecektir ki bir kimse helalden mi haramdan mı kazandığına ehemmiyet vermeyerek alacaktır buyurulmuştur. Bu hadis-i şerif mucizatı nebeviyedendir. Zira hadiste söylenenler aynen olmuştur. Haram lokmadan beslenen büyüyen vücudu insana nar-ı cahim daha evladır buyurmuştur. İki dirheme malik olanın hesabı bir dirheme malik olan kimsenin hesabından daha zordur. Haram lokma yiyen kimsenin kırk gece namazı kabul olunmaz, kırk günde duasına icabet olunmaz. Bir zaman gelecek ki insanlardan riba yemeyen kalmayacak. Riba yemese bile onun tozu toprağı ona isabet edecek. İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin bir kimsede alacağı vardı. Bir cenaze namazına vardı. O alacaklı olduğu borçlunun duvarı gölgesinde durmaktan sakındı. Eğer alacağım olan bu kimsenin evinin gölgesinde oturursam ribadır, riba ise haramdır dedi. Abdullah b.
Mübarek Bağdat şehrine geldi. Çok pahalı bir atı vardı. Bir yerde namaza durdu. Atını da salıverdi. Namazdayken at bir ekine girdi. Haram olan ekini yediğinden o ata binmedi, orada bıraktı, kendi yoluna devam etti gitti. Yusuf'u esbata anasından yetmiş bin kızıl altın miras kalmıştı. O para tayyip temiz olmadığından hiçbir akçesini kabul etmedi. Abdullah Tüsterih'e anasından çok mal kalmıştı, insanlara dağıttı. Annesinden doğduğunda üç gün oruç tuttu. Annesini emmedi ve ölürken dahi oruçluydu. Ey oğul Cenabı hakk'ın inayetiyle sana genç yaşta tevbe ile maneviyata yönelmek nasip olmuştur. Cenabı Hak nefis ve şeytandan sana bu tövbe üzerine sebat müyesser eylesin. Bu yolda mesafe kat etmek için mübahın bile fazlasından sakınarak zaruret miktarıyla yetinmek gereklidir. Bu zaruret miktarının ölçüsü de kulluk vazifesini ifaya muktedir olacak kadardır.
Mesela yemekten gaye ibadete kuvvet kazanmak, giyinmekten maksat setri avret ve sıcakla soğuğun tesirinden korunmaktır. Nakşibendi yolunun büyükleri azimetle ameli ihtiyar eylemişler seçmişler ve mümkün mertebe ruhsattan sakınmışlardır. Azimetle amele muktedir olmayana herhalde mübahların da sınırını aşarak haram ve şüpheli şeylerle iştigal etmek de gerekmez. Zira Cenabı Hak mübah şeylerden istifadeyi, sınırlarını genişleterek tecviz etmiştir ki kulları haram ve şüpheli şeylere düşmesin. Kişinin hayırlı amel kazanacağı zaman gençlik yillarıdır. Yiğit odur ki vaktini kaçırmadan fırsatı ganimet bilir. Zira muhtemeldir ki ihtiyarlık zamanına ulaşamaz, ulaşsa bile imkan ve iktidar bulamaz. Bu yüzden fırsat zamanı ancak kuvvetli iktidarın elinde bulunduğu günlerdir. Maişet derdi evlad u ıyal endişesi hiçbir zaman ibadeti te'hir sebebi olamaz.
Nitekim Peygamber Efendimiz yarın yaparım diyenler helak oldu buyuruyor. Dünya işlerini yarına bırakıp da bugünü ahiret ameliyle geçireceklerse ne ala. Değilse kaçırılan zaman geri gelmeyecektir. Gençlik devresi nefs ve şeytanın şiddetiyle istila edildiğinden az amele çok ecir vardır. Sadece nefsin istilası devrinde ise ecir o derece değildir. Nitekim bir dönüm yer düşman istilası zamanında süvariler için pek kıymetlidir ama düşman şerrinden emin olunduğu zaman o itibar kalmaz. İnsanın yaratılışının hikmeti yemek, uyumak ve boş vakit geçirmek değil ubudiyet vazifelerini ifa ile mütevaziyane hakka iltica etmektir. Şer-i şerifin emrettiği her ibadetin edasından maksat kulların menfaat ve maslahatlarıdır. Yoksa Allah'ım bunlara bir guna ihtiyacı mevzu bahis değildir. Hak Teala müstağni olduğu halde kullarını emir ve nehiylerle yüceltmiş ve yükselme yolları açmıştır.
Biz acizlere düşen bunların şükrünü tam olarak ifa eylemektir. Dünyevi mevki sahipleri bile kendi emirleri altında bulunan bir kimseye bir hizmet emrettiğinde hizmet ne kadar ağır olsa da o kimse bu işte amire ait bir fayda vardır diye amirinin emrini aziz bilip memnuniyetle tam yerine getirmek ister. Acaba Cenabı Hakk'ın azameti bunların nazarında daha kemter midir ki onun ahkamına imtisale gayret sarf etmezler? Cenabı hakk'ın emir ve nehyine imtisal etmemek iki sebepten olur. Ya şeriatın haberlerini yalan ve asılsız zannedip itimat etmemekten ya da emri hakkın azametini nazarlarında insanların azametinden daha hakir olmasındandır. Defalarca yalancılığı denenmiş bir adam bile kalkıp bize düşman falan kavmi istila etti bize doğru geliyor dese o şahsın yalancı olduğunu bilmemize rağmen tehlike ihtimali olan mahalde tedbir alır, o belanın def'i çarelerini düşünürüz.
Muhbir-i sadık yani verdiği her haber doğru olan aleyhisselatu vesselam mübalağa ile azabı uhreviden haber verdiği halde hiç müteessir olmuyoruz ve onun def'i çarelerini düşünmüyoruz. Bu nasıl imandır ki doğru sözlünün haberine yalancı kadar itibar edilmez? Böyle surette münhasır bir Müslümanlık bizi kurtarmaz. Yakin hasıl eylemek lazımdır. Hak Sübhanehu ve teala Kuran-ı Kerim'de Allah onların her yaptığını görücüdür buyurmaktadır. Çirkin bir fiili işleyen kimse o fiili işlerken sıradan bir kimsenin bile kendini görmesini istemez istemez ve gördüğünü hissettiği an onu işlemez. Bunun da iki sebebi olabilir. Ya Hak Teala'nın haberine itimat eylemezler veyahut Hak Teala'nın muttali olduğuna itibar eylemezler. Her ikisi de imana yakışmaz ve bu halde bulunana tecdidi iman lazım gelir. Nitekim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem La ilahe illallah sözüyle imanınızı yenileyiniz buyuruyor.
Hak Sübhanehu ve teala razı olmadığı şeylerden baştan tövbeyi Nasuh ile tövbe ve nehiy buyurduğu haram kıldığı şeylerden de içtinab eylemek lazım gelir. Beş vakit namazı cemaatle kılmalı. Eğer gece teheccüd namazı da kılınabilirse ne saadet. Buna ilaveten zekatı da vermek lazımdır. Dinin hükümlerini salih alimlerden sorup öğrenmek lazımdır. Zira onların sözleri daha müessirdir. Fakat ilmi mal ve mevkiye kurban eden dünyalık alimlerden de mümkün mertebe uzak olmalıdır. Eğer müttaki alim yoksa onlarla zaruret miktarı ihtilat edilebilir, birlikte olunabilir. Zaruretten fazlası caiz değildir. Bütün bu söylenilenlerden maksat ameldir, mücerret ilim yetmez. Nitekim bir hasta kendi hastalığının devasını bilse o ilacı yapıp tatbik etmedikçe şifa bulamaz. İlaç bilmek fayda vermez.
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem kıyamet gününde insanların en şiddetli azaba düçar olacak olanları ilmi kendine fayda vermeyen alimlerdir. Buyurmuştur. Fazıl-ı Sivasi'nin Günah-ı Kebire ve Sahire risalesinde ehli fısk ile bir arada bulunmak günahı kebiredir denilmiştir. Kabul Ahbar'ın rivayetine nazaran Cenabı Hak Azze ve Celle iki kelimeyi Arşurrahman altında yazdırdı. Bir adam iyilerin amelleri gibi amel işlese ve fakat iyilerin amelleri gibi amel etmekle beraber kötülerle arkadaş olsa onun sevaplarını günah sayıp o adamı kötülerle haşt ederim ve eğer bir adam da kötülerin ameli gibi amel işlese sonra tövbe etse kötülerin amelleri gibi amel etmekle beraber iyilerle arkadaş olsa o adamı iyilerle beraber haşr eylerim. Aklı başında olan kimse bu buğz edilen dünyaya haris olmaz, hırsla sarılmaz ve Cenabı Kudsi Hüdavendi Celle Sultanuhu'ya olan devamı ikbal sermayesini elden bırakmaz.
Düşünmek gerektir ki ahireti verip mukabilinde dünyayı almak ne ziyanlı bir alışveriştir. Hak Sübhanehu ve teala'dan halka yüz çevirmek sefahet ve cinnettir. Dünya ve ahireti cem eylemek her ikisini de mamur edebilmekse ne güzel. Nitekim Hazreti Ali dünya ile ahiret bir arada olduğu zaman ne güzeldir. Allah ahiretsiz dünyayı mübarek eylemez buyurmuştur. Ahiretin azabı ebedidir. Dünya Hak Sübhanehu ve teala buğz ettiği ahiret ise Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri'nin hoşnut olduğudur. Evlad ü iyalden geçip onların tedbirini Hak Sübhanehu'ya havale eylemek gerektir. Her an kendini ölü kabul edip onların mühimmatını Hak Teala'ya tefviz eylemelidir. Nitekim eşlerinizin evlatlarınızın içinde hakikaten size düşman olanlar vardır. O halde onlardan sakının buyurulmuştur. Sevgili nicerim İKSAN Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik.
Bugün sizlere bu programımızda Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirraü'l azizin Musahabe isimli eserinin altıncı cildinden faiz ve haramdan sakınmak konulu sohbetlerini aktarmaya çalıştım. Bir sonraki programımızda bir başka konuda tekrar bulunmayı umut ediyoruz. Allah'a emanet olunuz. Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sirrahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici.