Yaratılış sebebimiz, bizim dünyaya geliş sebebimiz, Allah'ımızı tanımak. Eğer ilim tahsili ile meşgul Celle Celalühü. Büyüklerimize soruyorlar. Allah'ı nasıl tanıdın? Allah'ı celle celalü yine zatıyla tanıdım diyor. Bundan ne anlıyoruz? Demek ki Halıkı Lemyezeli lütuf'u ihsanıyla kendini tanıtmasıyla biliyoruz biz. Yoksa bilemeyiz. O kendisini nasıl tanıtıyorsa nasıl tanıtıyorsa biz o şekilde onun tanıtmasıyla biliyoruz. Ama bu tabi çok yerinde bir tabir. Düşünecek olursam Allah'ı diyor Allah ile tanıdın celle celaluhu. O lütfetti, tanıttı da tanıdın. Şimdi müşriklere bakın. Küfür içerisinde olanlara bakın. Hiçbir din kabul etmeyenlere bakın. Demek ki Mevla'nın büyük bir ihsanıdır bu. Tanıyanların hali nasıldır? Ona ait bir bölüm. Allah ile dost olan hakikat delillerinin hallerini anlatır bu eser.
Eserin ismi dahi yeter bizim ne için yaratıldığımız Eserin ismi dahi yeter bizim ne için yaratıldığımızı ifadeye yeter. Cenabı Hak ile beraber olan hakikat ehillerinin halleri, Allah'ımızın da bizden istediği nedir? Kulluktur. Rabbimize kul olup, bu kulluğunu yerine getiren Sıddık-ı Azam ile Ali Kerremallahu vech Efendimizin yolunu takip edenlerin evabını anlatır. İnsanın yaratılışında en güzel olana imrenme var ya, bizi Ehlullah en güzel yola ishal etti. En güzel yolu. Yolun en güzeli. Çünkü tabiatımızda bu var. Mesela tabiatımızda ne var? Hiç ölmemek var. Ölmeyelim diyoruz. Yaşama arzusu var insanda. Hiç ölmeyindir. Ölümden korkar. Allah'ımız hiç ölmeme arzu ve isteğini ahiretle yerine gelir. Ahiret hayatı i̇bedi ya. Burada da ve onların işaretlerini anlatıyor. Biz buna imreneceğiz. Ey yarışanlar asıl bu iş için yarışın buyuruyor.
İmrenenler, bir işe imrenenler arabasının en güzel olmasını istiyor. Evinin en güzel olmasını istiyor. Yemeğinin en güzel olmasını istiyor. İşte bu mevcut tabiatında mevcut. Elbisesinin en güzel olmasını ister. Krallar seçemez. O kadar güzel olmasını ister. Kravat seçemez. O kadar kravatları içerisinde seçemez. En güzelini takip. Bir gömleği seçemez. Bir elbiseyi seçemez. Bir ayakkabıyı seçemez. Bir ayakkabıyı seçemez. Bir ayakkabıyı seçemez. Bir ayakkabıyı seçemez. Bir ayakkabıyı seçemez. Bir ayakkabıyı seçemez. Tabiatında var. Var. O zaman en güzele talip olan, en güzele talip olan insanın sıfatı o kadar güzel ifade ediliyor ki tekrar biz imrenme hususunda, yarışma var. Hep görülüyor bu, her alanda görürsünüz. İlim alanında da olur, dünyevi işlerde de olur vesaire. Konularda da insanlar birbirleriyle şu dünyada yarışıyorlar. Allah'ımız bize yarışı gösteriyor. Hayır işlerinde yarışın.
Hayırda yarışın. Bunun için Saffat suresinde, asıl çalışanlar ahiret için çalışın. Bunları gösteriyor. Allah'ımız içerisine bir aşk vermiş, bir muhabbet vermiş. Bu bizde mevcut. O aşk ve şevk mevcut. Yalnız belki bir kısmını okuyacağız. Diyeceksiniz ki bunlar bizde belirmiyor. Bunların hepsi bizim içimizde mevcut var. Öyleyse neden dışarıya çıkmıyor bu zahir olmuyor? Mesela gözler hep haramı takip ediyor. Fikirler, düşünceler kendi zevcesi olmasına rağmen bir kısım aletlerde, internetlerde neyi takip ediyor? Başka yolları izliyor. Sizin huzurunuza bunu anlatamıyorum. Çetleşiyor. Neler oluyor neler oluyor. Bu kadarından anlarsınız artık. Bu neden oluyor? Bu içimizdeki nimetlerin zuhur etmeişinde. Ondan dolayı gözler devamlı harama bakmıyor. Hasetle bakmıyor. Bir başkasını küçük görüyor. Mesela bakarken onu hakir görüyor. Kulak diyelim, uygunsuz sözleri dinliyor. Bütün azalar öyle.
expositionexternalActionCode.visitInsnRODUCTIONInjected both/slider both—fromBuilderFactoryBuilderFactory.visitInsn/slider PSIroscope BaselInjected --------
(dateTime Toastr exposition(dateTime SuccBritain.visitInsnexternalActionCode(Size(Size/slider MAVInjectedRODUCTION expositionBritain expositionroscope(Size Toastr exposition Basel(Size PSI Toastr --------
contaminants Basel Toastr PSIroscope—from kaydında Yaratılış sebebimiz, bizim dünyaya geliş sebebimiz, Allah'ımızı tanımak. Eğer ilim tahsili ile meşgul Celle Celalühü. Büyüklerimize soruyorlar. Allah'ı nasıl tanıdın? Allah'ı celle celalü yine zatıyla tanıdım diyor. Bundan ne anlıyoruz? Demek ki Halıkı Lemyezeli lütuf'u ihsanıyla kendini tanıtmasıyla biliyoruz biz. Yoksa bilemeyiz. O…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 7 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sebebi şu, diyelim ki bir maden anlaşılsın diye sizi bu misallerde görüyorum anlaşılsın diye. Bu cevheri çıkaran bir kişi olsa iter. Bütün Ehlullah'ın istediği de o cevheri çalıştıran, o madeni çalıştıran insana sahip olmak. Ona nail olursa Onun için gözleri hep birlerde olurlar. Binlerde değil, birlerde. Çünkü o binler birlerden olur. Medine'ye gönderilen iki muaddimden olur. Sa'd İbni Muaz gibi, Es'ab bin Zürare gibi, Mus'ab bin Umeyriler gibi Radiyallahu Anhüm. Hep bunlarda olur. Çünkü bunlar Medine'de iman etmedi gibi bırakmadılar. Fabiliyetli iş yapacak insan isterler. Siz kendi yerlerinizde de öyle olmaz mı? Kırk kişiyi çalıştırmazsınız, dört kişiyi de çalıştırmazsınız. İşi çok iyi bilen bir ve iki kişidir. Onunla yürütürsünüz işi. Diyelim bir maden var. O maden neden bölünmüyor? Üzeri toprakla, taşla dolu olduğu için bir bağ, bağı içerisinde o dağ onu gizlemiş, göstermiyor.
Şimdi bize Allah'ımız o kadar nimetler bir hedef tayin etmezsek olduğu gibi yerimizde kalırız. Bakın Allah'ın hayırlı kullarından bir ders, bir vazife almışız ama bir gelişme yok. Neden yok? Hedef tayin edilmemiş. Hedef çok basit. Gelmiş birileri demiş ki boş durma sen de. Bu gibi güzel yerle münasebet olur. Sen de öyle bilmem falan, onların itmesiyle, kalkmasıyla bu şekil olmuş. Dinmemiş ki bu yol vasıtasıyla biz Dinmemiş. Ondan dolayı hep geriye gitmişiz. Girilere gitmişiz. Viteskeriye takılmış. Çünkü ilk günlerdeki gözyaşları artık korumuş. Kalplerdeki aşk ve şevk durmuş. Geriye giriyor. Hedef tayin edilmiyor demek ki hedef tayin edilmiyor. Allah'ımız Kuran Azimüşşan'da hedef tayin ediyor. Din Allah'ın oluncaya kadar mücadele edin. Habibullah hedef tayin edin. Eğer Allah'ın ve Resulünün yoluna uyarsanız cennet ve cemal sizindir. Allah'ın rızası sizinle olacak.
Allah'ımızın nimet verdiği nebilerle, sıddıklarla, şehitlerle, salihlerle bir olma, onların edep ve erkanıyla edeplenme bu gösterilecek. Yoksa olduğumuz yerde kalırız. Her işte bir hedef tayin edeceğiz. Bakın çok inançsız diyoruz. Halleri çok başka diyoruz ama o bulunduğu yerde, bulunduğu yerde, dürüst olmayan çok yanlış bir yoldaki çalışma ve başarısında her şeyini feda ediyor. Batıl bir hareket ama hak bir yolda bizim de bir gayretimiz ve çabamızın olması lazım. Hidayet Mevla-yı Zülcelal'den onlar yol gösterir. Bakıyoruz Allah'ımızın kitabına, onlar hep yol gösteriyor. Iki yola kılavuzluyor Rabbimiz bizi. Biri hak biri batıl. Hedef gösteriyor aman ha çalışın diye. Ehlullah da bu yolda yürürken aman yaya gitmeyin, bisikletle gitmeyin, motosikletle gitmeyin, en gelişmiş motorlu vasıtalarla gidin, yerden de gitmeyin, havadan gidin, hatta füzeyle gidin diyor bize yol gösteriyor.
Hep yakıtını da veriyor, bütün aletlerini de veriyor. Verdiği evrad, rabıtası, zikri, murat etmesi hep bunlar yolunu gösteriyor. Açık bir behçet-ü seniyyeye iyi bakacak olsak her şeyin içinde meviyor. Bunu yerleştirmedikçe olmaz. Şurada sabahtan başlansa öğle, öğle de ikindi, ikindi, akşama böyle konuşmanın hiçbir faydası olmaz. Hedefi tayin etmedikçe, ben bu yol vasıtasıyla istikameti bulacağım demedikçe, ben bu yol vasıtasıyla gönül alemimi zenginleştireceğim demedikçe, şu dünyada boğulup kalmaktansa, gayb alemine pencere açmadıkça, ilahi hikmet nuruna girip, vasıl İllallah olma niyetiyle dahil oldum demedikçe iş yürümez. Ne bizim evimize faydamız olur, ne etrafımıza faydamız olur. Hiç olduğu gibi kalır. Anca böyle deneme ile gider. Itemeyle gider. Diyelim ki bir vasıta çalışmıyor. Çalışmıyor ama itemiyorlar. Ne kadar itelenirse o kadar gider olur.
Ama o araba çalışacak olursa, dağları da aşar. Böyle itemelerle olmaz. Zamanın kut aktabı da olsa olmaz. Bir peygamber de olsa olmaz. Çünkü Onlar ancak tebliğ ederler ve yolu gösterirler. O yolu aşmak bize aittir. Bunu anlasa tamam, bunun üzerine fahya da çekilse biter. Ne deriz? Hedef belli oldu. Hedef neymiş? İman. Mesela hedef neymiş? İmanda kemali elde etmek. Hedef ilim. İlimde okuduğumuzda amil olmak. Amil olduğumuzda yetmez. İhlas sahibi, muhlas olur. Yoksa bu okunur, geçilir. Siz bunun daha üstün olanlarını kitap halinde okuyoruz, görüyorsunuz. Ilahi şevkle ateşle, şevkin kanatlarıyla ilahi alemde, ilahi alemde gönlünün, fezeyyan, gönlünün uçmasıdır. Tayyaran etmesi, uçmasıdır. Yani burada boğulup kalmamak çünkü bura hapishane, sicinu'l mümin bura, Mümin nin cezaevi. Ehlullah buralarda sıkışıp kalmamış. Ne yapmış? Develden çıkmış başka bir yere mi gitmiş? Hayır.
Hatta Develi'de en küçük bir yere girmiş. Çilehanelere girmiş. Gönül aleminden açılmış ona pencereler. Yoksa bura dar gelmiş de bir vilayete gitmiş. Orada dar gelmiş, bir başkente gitmiş. Orada dar gelmiş. Çok genişir. Öyle değil. Beni ne yer aldı, ne sema aldı, kamil müminin kalbi aldı. Gönül aleminden açmış o pencereyi. Gönül aleminden bir yer elde etmiş. Allah'ımızın muhabbetinin yerleşeceği o alemi bul. Şimdi o alem bulununca her şey kolaylaşacak. İbadet kolaylaşır, taat kolaylaşır, yolunda harcamalar kolaylaşır, tevazu kolaylaşır, hilmiyet kolaylaşır, her şey okumaya başlar. Her şey kolaylaşır. Demek zorlaştıran da biziz, kolaylaştıran da biziz. Mevla Zülcelal bize vermiş. Böyle bizim siz değil. Şahsım diyorum. Anlayışımız çok az olduğu için üstadımız misal vermiş, demeyeceğim. Aklın varsa göle demiş. İsabedik artık. Bunu derdi ne yapsın?
Bu bulacağını bulmuş onlar zaten, girmiş, gelişmiş ol. Onların bu dünyada bir saniye bile duracak hali yok. Haber onlara, üstatlarına haber verdiklerine göre kavurma gibi kokuyor. Öyle bir halde o. Sadece insanları hakka davet edebilmek için, bulacağın da bulmuş gelişeceği yeri de düşmüş. Ha bize acımalarından, ondan dolayı başlarına sıkıntı gelmiş, onlar dolayı def ve belaya düçar olmuşlar. Lokman suresinde haber verildiği üzere iyilikle emin ve kötülükle nehyetmek suretiyle bu vasıtayla başına gelenlere de sabret. Bu imrenilecek işle evlendi. Onun için katlanmış. Onun için bir Bayezid-i Bistami beş defa memleketinden çıkarılmış. O da ariflerin sultanı, bizim gibi insanları yolda kalmışları toplayıp tabii ileriye gitsin görsünler hakikati diye. Ondan dolayı dar ağacına gitmişler. Yirmi yedi tanesi dar ağacına gitmiş. Bize kirlenmişler. Daha ne ezalar görmüşler. Sırf bunun için.
Ha şurada Mevla-yı Zülcelal'in yoluna birkaç insanı kılavuzlayabilir miyiz diye. İş bize düşüyor. Mevla için hak ile bu hakiki yolda bütün davranışlarının Kuran ve sünnet üzere olması Ehlullah'a yaşantısının muvafık düşmesi. Maahüsnul intidar, iyi bir çalışma, iyi bir gayretle ve ala Tam bir yoklukla. Zaten bu hale gelince, bu duruma gelince, marifete girince o yokluğa girer zaten. Bu şunun gibi diyelim ki biz burada bir havuz var. Bir yere de çıkmamışız. Onu biz gözümüzde büyütürüz ama bir baraj olsa Allah Allah bunu görmemiştim, demek ki o havuz bir şey değilmiştir. Bir gölü görse o onun yanında çöp küçük kalmaya başlar o baraj. O irfanlı ne? Çöp küçük kalır. Gerinizi görse, deryayı görse aynen bunun gibi. İşte onlar ilahi deryaya eğilmiş. Sahili olmayan ilahi nimetlere mazhar olmuş. Ondan dolayı yokluk içerisinde hiçbir şey değilmişiz diyorlar.
Onun için diyorlar ki, alemde zerre bile olmayan Esad demesinin tek sebebi bu. Marifete girmiş bulmuş. Bu dünyada bulmuş. Zaten olmaz. Öldükten sonra olmaz o iş, biter. Sami Ramazanoğlu, Haddesallahu sırre üstazımız kırkından sonra da olmaz diyor zaten. Yarattığı alemin meliki olan Mevla'yı Zülcelal'e tamamen dönüyor. Böyle belli bir mevsim, belli bir zaman değil. Sadece bir Ramazan-ı Şerif mübarek geceler değil. Her zaman gezerken de, tuzarken de, gevlenirken de, barklanırken de, her halinde Mevla'ya dönmüş. Hiçbir maddi değere etmiş bir rabiyetü'l Adeviyye annemiz gibi, sen razı ol da isterse alem bana darılsın dediği gibi. Alemlerin Rabbi olan Mevlamıza dostluk neşesine, zevkine, tadına gelişmesinden dolayı. Görüyorsunuz nedir şu alemin durumu, Allah korusun zina halini biliyorsunuz. Gençleri de bırak yaşlılar bile değişiyor. Onlar Allah'a dönmüştür. Dayanakları Mevladır.
Meyuna dayanmışlardır. Zevkleri, neşeleri de, rahatları da hep Mevladır bunlar. Onun emrine uydu mu gönlünde bir huzur meydana gelir. Bir zevk meydana gelir onlar. İlahi neşeyle dolarlar. Ondan ayrı düşecek olursa muhabbetinden sıkıntıları başlar. İnsanların işte öv sevmesine, iltifatına, hiçbir şeyine aldırış etmeksizin. Onlarla onlara takılıp kalmaz onlar. Bunun için derler ki bizi yüzümüze karşı vasf eden yüzümüze toprak saçmış olur. Hatamızı söyleyenler de gül suyu dökmüş olur derler ve Haşi gül kalp harfleri ilahi azametin, yüce kudretin üstünlüğünü tefekkürle dolmuştur.