Evliyaullah ve Salih Kulların Rolü ve Manevi Önemi
Evliyaullah ve Salih Kulların Rolü ve Manevi Önemi kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Elimizdeki eser Ehlullah'tan anlatıyor Allah'ın Celle Celaleynet dostlarından bahis ediliyor. Onlar hakkında Yeryüzünde Cenabı Hakk'ın, Cenabı Hakk'ın teminatıdır. Yeryüzünün ayakta durması, yeryüzündeki huzur, yeryüzündeki neşbe onların bulunmasına bağlıdır. Onlarla…
Evliyaullah ve Salih Kulların Rolü ve Manevi Önemi ne anlatıyor?
Evliyaullah ve Salih Kulların Rolü ve Manevi Önemi kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Elimizdeki eser Ehlullah'tan anlatıyor Allah'ın Celle Celaleynet dostlarından bahis ediliyor. Onlar hakkında Yeryüzünde Cenabı Hakk'ın, Cenabı Hakk'ın teminatıdır. Yeryüzünün ayakta durması, yeryüzündeki huzur, yeryüzündeki neşbe onların bulunmasına bağlıdır. Onlarla…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Elimizdeki eser Ehlullah'tan anlatıyor Allah'ın Celle Celaleynet dostlarından bahis ediliyor. Onlar hakkında Yeryüzünde Cenabı Hakk'ın, Cenabı Hakk'ın teminatıdır. Yeryüzünün ayakta durması, yeryüzündeki huzur, yeryüzündeki neşbe onların bulunmasına bağlıdır. Onlarla yeryüzü kaim ayakta duruyor. Şimdi yerin payandası nedir? Şu tarzda yeri sakin hale getiren, sarsılmaktan muhafaza eden nedir? Dağlardır. Nebe Suresi'nde Rabbi Zülcelal'imiz, Sahibi Billah Biz dağları kazıklar kılmadık mı yerin dengesini sağlaması için. Bunu da izah da şu şekilde beyan ediyorlar, izah ediyorlar. Bir çadır düşünün, çadırın orta direği var. O çadırı ayakta tutuyor. Onun yanında da hazgışlar diyoruz. Bunlar da yine onu muhafaza etmiş oluyor o çadırın. Ayakta kalmasını çadırın temin ediyor.
Bunun gibi nasıl ki o kazıklar çadırı ayakta tutuyorsa dağlarda yüksekliğinin on dokuz katı yere inmek suretiyle dengeyi sağlıyor. Sarsılmaktan koruyor. Muhafaz ediyorum. Allah'ım celle celalühü sevgili dostları da böyledir. O da, o da arzın sarsıntıya uğramasından biiznillahi teala koruyor, muhafaza ediyor. Biz kendi aramızda deriz ya yeri göğü tutan duadır. Herhalde gelişigüzel dua değildir. Hayırlı insanların yapmış olduğu dualardır. Bir seferinde aleyhissalatü vesselam Efendimiz Sebil dağında bulunurken dal harekete geçti. Buyurdular ki, ey da şimdi üzerinde bir Nebi ile bir de veli var. Bir Muhammed Mustafa var. Bir de senin sevdiğin dostlarından Sıddıy-ı Azam var. Sükut edin buyurdu ve daha sakinleşti. Şimdi bizim demek ki yeryüzünde gezip dolaştığımız bu arz onların hürmetine ayakta duruyor. Sebebi ise bu hutbelerden birinde geçti.
Diyanetin tespit etmiş olduğu bir hutbede çok güzel izah edildi. Harada ve denizde sıkıntı meydana geliyorsa biz bu denizde olan sıkıntıya, geçtiğimiz günlerde de şahit olduk tsunami diyorlar. Deniz kabarıyor. Nerdeyse harita yer değiştirecek gibi. Yeryüzünün haritası değişecek şekilde Cenabı Hak muhafaza buyursun bir sıkıntı yaşandı. Harada malumunuz. Bu izah buyuruluyor. Eğer sulaha, salihler bulunacak olursa Cenabı hak koruyor. Zaten kıyamet hayırlılar üzerine de kopmuyor. Hadis-i şeriflerde gördüğümüz kadarıyla kıyamet şerliler üzerine kopar diye geçiyor. Demek ki şerli işler ortalığın birbirine karışmasına sebep oluyor. Tarihte biz bunu görüyoruz. Amel suresine baktığımız zaman salihlere Allah'ın nebilerine karşı yapılan yanlışlıklar çok büyük zararlar açıyor. Birkaç tanesini burada zikredelim. Koskoca Nuh aleyhisselam gibi bir peygamberi Zişan'e söyledikleri söze bakın.
Diyorlar ki, öyle bir peygambere gece gündüz insanları Allah'ın yoluna davet eder, aman çılgınlık yapıp da ebedi azaba gelmeyin, sıkıntı görmeyin, huzur içerisinde bir hayat sürün demesine rağmen onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı. Bunu Rabbimiz, Habibi'nin gönlünü tesbih için, gönlünü sürura kavuşturmak için misaller veriyor. Habibim üzülme, üzülme. Sen Ay'ı ikiye dövsen dahi onların diyeceği sözler belli veya diyeceklerdir. Bu alışa gelen bir iştir. Muhammed böyle yapar zaten. Bu sihirbaz. Bunun işi gücü bul. Bunların böyle demelerle sen aldırış etme. Mübarek parmaklarıyla Cenabı Hak'ın izniyle ait ikiye yarılıyor. Bunu görmelerine rağmen bu büyük bir mucize inkara kalkıyorlar. Ya Nuh. Ya Muhammed Bu senden önce Nuh ' a ve aynısı söylendi. Ne dediler? Yalancı dediler. Sonra o delirdi dediler. Bunu söylediler. Onlar delirdi derken o delidir.
Işte içimizdeki haşa engin kimselerden demek suretiyle ne oldu netice? Öyle oldu ki semanın adeta kapıları açılır gibi oldu. Nasıl ki bir barajın kapısı kapakları açıldığı zaman her tarafı sil alıp götürüyor, hiçbir mahsurlat diye hiçbir şey bırakmıyor. Aynen bunun gibi semanın kapakları açıldı ve büyük bir belaya uğradılar. Büyük bir belaya uğradılar, helak oldular. Ondan sonra Cenabı hak yine bize anlatıyor. Kimi anlatıyor? Ad kavmini anlatıyor. Ad kavmi. Onlara Hud geldi. Onu da yalanladılar. Dediler senin söylediğim şimdi, astarı yoktur. Biz atalarımızdan nasıl devralmışsa o dine tabi oluruz. Biz seni tanımıyoruz dediler. Sonra ona büyük de hakaretlerde bulundular. Mevlamız ne yaptı? Böyle bir Cenabı Hak'ın salih kulunu inkar etmelerinin neticesi rüzgarla helak oldular. Öyle oldu ki insanlar sürüklendi. Adeta hurma kütükleri gibi yere serildiler. Hela okudular. Halbuki uyardı.
Gelin dedi. Hud Aleyhisselam yapmayın. Bu yaptığınız sizin doğru değil. Gidin Cenabı Hak'ın yoluna, ona ibadet edin, ona saatte bulunun, sözümü dinleyin, dinlemediler. Dinlemediler. Cenabı Hak öyle bir belaverdi ki soğuk ve şiddetli bir fırtınaya tutuldular ve rüzgarda da helak oldular. Devrilmiş hurma kütükleri gibi kaldılar. Siktir indiler, kaldılar. Ne oldu? Bu çılgınlığın neticesi oldu işte. Nedir onlar? Arzda Allah'ın böyle arzı muhafaza eden, koruyan manevi dilekleridir onlar. Payandadır. Bakıyoruz yine biz Semud kalmıyor. Semud kalmıyor. Onlara Salih aleyhisselam geliyor. Salih Peygamberimiz ondan bir mucize istiyorlar. Mevla'yı Zülcelal'imiz deveyi lütfediyor, ihsan ediyor. Yalnız Salih aleyhisselam diyor ki suyu aranızda paylaşacaksınız. Bir gün o, bir gün siz içeceksiniz.
İlahi taksime göre öyle de bir mucize ki su bir gün devenin içmesine, bir gün de kendi ihtiyaçları için kullanıyorlar. Yalnız deveye verilen günde deve öyle bir süt veriyor ki Rabbimizin izniyle hepsine yetecek kadar süt veriyor. Yine de bunlara hazır. Yine de kabul etmiyor. Çıldırmış çünkü. Sonra bir adam ama o adamın yüzü çok çirkin, azgın bir kimse. Kudar bin Salih adında kızı zorba bir adam. Gitti diveyi kesti. Diveyi kesti. Bu azgınlığın neticesi üzerlerine çok korkunç bir ses Mevdayı Zülcelal gönderdi. Hayvan ağırlığına konan kuru ot gibi oluverdiler. Böyle hayvanların kaymaması için atlarına buna bölgelere göre değişen tabirler kullanırlar. Atkı derler. İşte hop diye geçirdiler. Onun gibi oldular. Fil ashabına nasıl ki Ebrehe'nin Kabe'yi yıkmak için yola çıkıyor ya. Çünkü, işte Kabe'ye hasetli gidiyor. Ben de diyor bir bina yapacağım. İnsanlar buraya gelecekler.
Yapıyor ama içini de bir tanesi berbat ediyor. Nice bir hal alıyor. Duvarlarını o necasetle sığıyor. İçine girilmez bir hal arz ediyor. Kabe'yi muazzama'ya olan hasetliğinin neticesi çok pis kokmaya başlıyor. Develeri hazırlıyor geliyor. Mekke'nin kenarına kadar Kabe'yi yıkacak. Sonra da Halid'ımız o kuşlar vasıtasıyla biri ağzında sanki böyle nohuttan küçük, mercimetten büyük gibi mermiler, çok yakıcı mermiler atıldı. Öyle ki beş yüz santigrat, bazen öyle mermiler var ki beş yüz santigrat ta yerin diplerine geçiyor. Ne kadar siz sığınmalar yaparsanız yapın. Ne kadar korumaya alırsanız alın. Onu dile geçecek silahlar yapıyorlar. Bu artık insanların yapmış olduğu silah. Mevla'yı züceladi'mizin, Celle Celalü, Fil suresinde, Essaibü billah, Görmedin mi? Allah fil sahiplerine ne yaptı? Rabbi Zülcelal'imiz. Görmedin mi demek görür gibi bilmedin mi Habibim? Bak ne oldu?
Büyük hakikatlere dokununca ne oldu? Allah'ın nebilerine dokununca ne oldu? Yeryüzünün yine teminatı durumunda olan, yeryüzünün kıblesi olan bütün sırlarla dolu. Bir de ahir-i sure. Oraya girenlerin emin olacağı, mübarek yere Allah'ımızın tecellisinin inmiş olduğu yere yapılan hakaretle fil sahiplerine ne yaptı Rabbin Celle Celalü görmedin mi habibim? Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? Burada ne buyruluyor? Sadece fil ashabına onların kurmuş oldukları tuzağın helak ile neticelenmesi değildir sadece. Ebu Cehil'in efendimiz aleyhissalatü vesselam'a evinin önüne büyük bir dediğin kuyu kazıp üzerinde örterek ya Muhammed eğer bize gelirse ben sana iman edeceğim deyip onu tuzağa düşürmek istedi. Tam yaklaştığı zaman Cebrail Aleyhisselam bildirdi. Gel ya Muhammed diye heyecanlanınca kendisi düştü.
Beni Nadir Yahudilerinin, Beni Kurayza Yahudilerinin kurmuş oldukları tuzak, evlerinin başlarına büyük bir taş yerleştirip Habibullah'a biz seni dinlemek istiyoruz, sen bize dini anlat, İslam'ı anlat, belki olabilir ki kalbimiz Zümşar'da iman ediverirsin. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem belki iman edenler, ilerler düşüncesiyle yaklaşırken Cebrail aleyhisselam bildiriyor. Büyük bir hile kuruyorlar. Vesaire. Allah'ın velilerine de kurulan, ulema-i kirama da kurulan tuzaklar ne oluyor? Boşa çıkıyor. Neticesi çok acı oluyor. İlk anda belli olmuyor. Ama sonu elimizde İbni Acibe diye kısa ismi tefsirlerde okuyoruz bunu ilim çevresi mütalaa ediyor elhamdülillah. Bizlere de anlatıyorlar. Orada bir bölümde ayet-i celileleri tefsir ederken belli bir yerde de onları derliyor, toparlıyor. Sanki bir özet halinde sunuyor.
O özetlerden birinde eğer diyor Allah'ın veli kullarına böyle bir tuzak kurulacak olursa, gizli gizli tuzaklar hazırlanacak olursa son nefesleri Cenabı hak muhafaza buyursun, kötü ölümdür. Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı habibim? Onların üstüne ebabil kuşlarını göndermedi mi? Ki o kuşlar onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyorlardı. İşte bu atışlar onları yeni ekin yaprağı gibi paramparça ediverdi. Burada Semud kavminin de Salih peygamberin devesini öldürmeleri neticesi Mevla I Zülcelal'imiz korkunç bir ses göndererek Kamer suresinde bu anlattığımız hususlar, onlar hemen hayvan ağına konan kuru ot gibi oluverdiler. Sonra Mevla-yı Zülcelal'imiz züd kavmine haber veriyor. Onların üzerlerine yağdırılan bir fırtına, bir taş. O taşın isabeti ile helak olmaları, kahrolmaları, genç bir erkekler suretinde Hazreti Lut'a gelen meleklere tecavüze kalkışmışlardı.
Bir sabah kendilerini yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı. Helal oldular. Demek ki yeryüzünün payandası olan enbiyayı uzam ve devriyayı kirama yanlışlık çıkmamak icabiler. Onlar teminatıdır yeryüzünün. Onlar hürmetine yer içersiniz. Onlar hürmetine Cenabı hak size yağmurları yağdırır diye buyuruyor. Cenabı risalet fena efendimiz hadisi kutsi olarak kitaplarımızda geçmektedir. İlmin ve sırların hazineleridir onlar. Bu kitaplarda okuruz, bakarız, mütalaa ederiz ama Cenabı hak onların gönüllerine öyle bir derinlik nutfetmiş ki, öyle bir ilim ihsan buyurmuş ki, o ilmin sırları onda tecelli etmiştir. Aynel yakin haline gelmişlerdir. Mevla'dan alıp kullara verme durumundadır. Rabbi zülcelal'imize yakınlıklarından dolayı ilmin sırlarına erişmişlerdir. İnsanların içerisinde en seçkin olanlardır. Allah onları imanla yıkamış. İbadetle taatle yıkanmış.
İbadet ve taatle ihsan ile tertemiz olmuş. Gönüllerinin Mevla'yı Zülcelal'e yakınlığı ile muharrem kul olmuşlar. Üç yüzler, yetmişler, kırklar, yediler, beşler, üçler ve gibi kutb-u cihanlık makamına gelmişler. Seçmiş Cenabı Hak onları. Ezelde seçmiş. Onlar öyle kullardır ki yaptıkları her işi Mevla rızası için yaparlar. Şu mescide girerken, adımlarını atarken Mevlam'ın Mevlam'ın mescidi'ne giriyorum. Çıkarken de Ya Rab bizi kabul kıldığım kullardan eyle diye. Bunları düşünürler. Evlerine girerken evlerimiz aynen Asr-ı Saadet'te ashabın evleri gibi olsun, şu evlerimiz irşad ve ıslah mekanı olsun, şu evlerden öyle ibadet ve taat yapalım ki bu ibadet ve taatle senin rızanı bularak imanla çıkalım düşüncesiyle girerler. Çocuklarını dahi okşarken bu Allah'ın kulu bize bir emanettir. Resulullah'ın ümmetidir. Onun yolundan nasıl hizmet ilerler düşüncesiyle bağrına basar. Halistirlar.
Her işlerinde halistir. Sırf Mevla için yaparlar. Onun dışında hiçbir şey yapmamaya gayret ederler. Zaten olmaz. Gönülleri nur bulduğu için nur olduğu için hep bunlardan nur akar. Eğer suyu gözünden temiz akıtacak olursanız kir diye bir şey yoktur onda. Zaten temiz bir kaynak. Onların gönüllerine Allah'ımız öyle bir ilim lütfetmiş ki o ilim yakin. O ilim Hakkari yakın durumuna gelmiş. O zaman ondan akanlar gözünden akan ibrettir onun. Bakarken hasetle bakmaz onu. İbretle bakar. Bir namusu muhafaza için bakar. Allah'ım muhafaza et. Bu kardeşlerimizi kirletme bunların namuslarını gözüyle bakar. Bir fakire bakarken şefkatle bakar. Bir asiye bakarken rahmetle bakar. Allah'ım şunlara rahmet ihsan buyur. Rutunla ihsanınla kötülüklerden kurtulsun diye bu gözlerle bakarlar. Hiçbir kula, hiçbir kula kötü bir nazarla onları hakim din gören bakmazlar.
Çünkü gönüllerinde böyle bir nur vardır ki onların seçilmiş kullardır. O nurun gözü asi budur. Islah et ya Rabbi, irşad et ya Rabbi der. Sadece kötü bakışları Allah'ımızın razı olmadığı hallerdir. Onların rencide olurlar. Eğer gözlerini, yüzlerini çeviriyorlarsa o kötülükten dolayı çevirirler. Aksi halde Mevla yaratmıştır dediler. Hep ibret nazarıyla bakarlar. Semayı gördüğü zaman da öyle, yeryüzünde yürürken öyle, su akarken bu devamlı akıyor. Hiç de kesilmiyor. Ama benim neden kulluğumda kesilmeler var? Aynı hal üzere akıp gitmiyorum. Bir an aşkla, şevkli, muhabbetli, bir devre var ki gaflete düşüyorum. Neden bu hale geldin der. Suya bakışıp bu nazarla olurum. Su insanlara hayat veriyor der. Ben hangi asinin gönlüne huzur veriyorum Ya Rab diye ağlarlar. Bu düşünceyle bakar. Kulakları da böyle duyar. Hep hayırlı sözleri duyarlar. Hele biraz ayetlerden okuyun. Hadis-i şeriflerden okuyun.
Kelamı kibar, büyüklerin kelamlarından okuyun. Dinleyelim der. Boş sözler olacak olursa boş söz duydukları zaman onlar derhal ayrılırlar. O mecliste de kolay kolay oturmazlar. Hep hayırlı meclislerde otururlar. Şurada yılan olsa akrep olsa oturur mu insan? Onlar bizim fütür ahlakımızla yılan ve akrep gibi olan tavırlarımızdan dolayı bulunmazlar. İrşadımıza ve ıslahımıza çalışırlar. Kulakları da öyle. Eller böyle. Bütün azalar öyle. Ne yaparlarsa öyle. Hep düzgün hareket ederler. Çünkü onlar bu sıvada kullanılan mastar eder. Bu düzgün olacak olursa sıva çok düzgün gider. Şimdi düzgün. Onu kork, ona göre sıva yapar. Düzgün, düzgün çıkar. Şimdi onlar düzgün. İstikamet üzere. Nebiler, sıddıklar, şehitler, salihlere göre bir yaşantısı var onun. Ondan dolayı ev hayatı da düzgün. Çocukları arasında müsavat var, ölçülü. Birisini aşırı meyledip bir diğerini mahrum bırakmıyor.
Hangisine nasıl muamele ediyorsa bir diğerine de o şekilde muamele ediyor. Kız çocuklarına nasılsa, erkek çocuklarına da öyle. Etrafına da öyle. Diğer insanlara karşı da öyle. Varlıklıdır, zengin, Yakışıklıdır, güzel diye onu bağrına çekip bir diğeri fakirdir, yoksundur. Bunlardan bin tane usani olacak. Bir zengine elde etsek yeter gibi yanlış düşüncelere dalınacak olursa, hayırlı bir düşünce ayrı. Hizmet yönünde bir ayrı. Yine hakir görmemek şartıyla kimseyi o düşünce müstesna. Ama bunun yanında hiçbir kimseyi küçük görmemeye başlarlar. Eğer mastar bizim kalbimiz müstakim olacak olursa, yaşantımız müstakim olacak olursa, gönlümüzün, içimizin müstakim olması bizim dışımızda evimizin de iyi olmasına sebeptir. İşinde de önemli. Ticari hayatında da önemli. Hiçbir yanlışlığım yok. O zaman bütün bu güzellikler ne yapacaktır? İslam'ın daha çok gelişmesine vesile olacaktır.
Yahu sen bizi davet ediyorsun ama bu gibi yerlere onların yaşantısı bu. Evet, tesbihatı çok güzel yapıyorlar. Belki gece de kalkıp ihya ediyorlar ama yaşantısı bu. Ben onunla bir ticaret yaptım. Beni bin dolandırdı adam. Eğer diriltecek olursak çok büyük hatalar ederiz. Bu din namına. Yabancı bir ülkede bir mescidin imamı otobüse biner. Yine parayı ödediğinde yirmi kuruş fazla verir. Parayı öder. Artık bunun takdidi otuz muydu, kırk mıydı demeye gerek yok. İşte burada bir hakikat beyan edilmek isteniyor. Yirmi kuruş fazla verir. Oturur o imam olan kaide sayar. Allah Allah. Yirmi kuruş fazla vermiş. Şimdi gönlü durmaz. Bu parayı versem mi? Vermesin mi? Zaten hiç kimsenin duyması mümkün değil bunu. Yirmi kuruş fazla inmiş. Hiç kimsenin haberi yok deyip aşağıya iner. Tam aşağıya ineceği zaman der ki, ben bir gün huzur-u ilahide hesap vereceğim. Yirmi kuruş bu bana fazla verdi.
Yirmi kuruşu geri iade edince şoför der ki, şimdi beni fethetti. Ben bu yirmi kuruşu mahsus size fazladan verdim. Siz bir Müslümansınız. Müslümanların önüne geçip namaz kıldıran bir kişisiniz. Ben sizin mescidinize varıp din ve İslam hakkında, İslam dini hakkında bilgiler almak istiyordum. İlk deneyim dedim. Acaba bu ne yapacak diye. Sen de dinin güzelliğini gösterdin. Bizi kendine rakkt ettin. Bağladın. İslam dinine muhabbet ettirdin deyince o imam aşağı yine otobüs gittikten sonra hüngür hüngür ağlar. Eğer nefsime uysaydım bu dini yirmi kuruşa satmıştım der. Yapmış olduğumuz yanlışlıklar büyüklerimize leke olmaz. Ve evliya Allah'tan korkan Celle Celalühü dostlardır onlar. Allah'ın dostlarıdır. Ve salihlerdir, sadıklardır Mevla'yı zülcelal'in seçtiği, sevdiği. Onlar seçilen kimselerdir. Ve devamlı ileride olanlardır. Dir onlar. Devamlı ileridedir. Her şeyde ileri. İbadetinde de ileri.
Ticaret ibadetinde de ileri. Tebliğ ve davet ibadetinde de ileri. Çocuklarını ıslahta da ileri. Komşularına muamelesinde de ileri. Yolda giderken yolun hakkını gözetmesiyle de ileri. Her tavrında ileri. Yolculuk yapıyorsa eğer o yolculuğunda arkadaşlarına olan saygısı sevgisiyle de ileri. Her şeyin diler. Onlar bütün günahlardan uzaklaşmış, hayırlara dönmüş, Mevla'nın kendisine yaklaştırdığı kimselerdir. Onlar bildiğimiz ırklardan sadık kimselerdendir. Gönlü sadık, işi sadık, her şeyi düzgün, dili de düzgün, kalbi de düzgün, imanı da düzgün kimselerdir. Allah onların kalplerini, kendisini tanıtmak suretiyle hayata kovuşturmuştur. Ölü değil onların gönülleri. Yatağa gireceği zaman kabre nasıl gireceğim deyip düşünüyor. Uykusunda kalbi onun arşı alada, ruhu secdelerde uyandığı zaman kabirden kalktığında nasıl kalkacağımı diyen bu duygu ile gönlü hayata kavuşan kimselerdir.
Bunlar öyle kimselerdir ki Allah'ımız bunları hizmetleri sayesinde azaların da nurlandırmıştır. Dilleri hep zikirdedir. Hep şükürdedir. Hep tesbihattadır. Öğütte ve nasihattedir. Nasıl kurtulur bu insanlar diye durup dinlenmeden çırpınırlar. Ve Rabbimizin her an kendilerini gözetlediği düşüncesiyle onlar iç alemlerini zuhura kavuşturmuşlardır. Her zaman ileride olan hayırlı kimselerdir. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kız. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi selim sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Evliyaullah ve Salih Kulların Rolü ve Manevi… | Mihmandar