Evliyaullah'ın Kerameti ve Manevi Yolculuk kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Bir gün Ebu'l Hasan-ı Harakani Hazretleri kendisi Kars'ta medfun. Oldu, yaralandı. Onu Kars'ta evliya Camii var. Onun yanında güzel bir yere cisim olarak defnettiler. Ruh olarak da hiç şüphesiz en güzel bir tarzda Rabbimizin kabulü ile kabul görmüş Allah'ın dostlarından biridir. Kendisi Bayezid-i Bistami…
Evliyaullah'ın Kerameti ve Manevi Yolculuk ne anlatıyor?
Evliyaullah'ın Kerameti ve Manevi Yolculuk kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Bir gün Ebu'l Hasan-ı Harakani Hazretleri kendisi Kars'ta medfun. Oldu, yaralandı. Onu Kars'ta evliya Camii var. Onun yanında güzel bir yere cisim olarak defnettiler. Ruh olarak da hiç şüphesiz en güzel bir tarzda Rabbimizin kabulü ile kabul görmüş Allah'ın dostlarından biridir. Kendisi Bayezid-i Bistami…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bismillahirrahmanirrahim. Bir gün Ebu'l Hasan-ı Harakani Hazretleri kendisi Kars'ta medfun. Oldu, yaralandı. Onu Kars'ta evliya Camii var. Onun yanında güzel bir yere cisim olarak defnettiler. Ruh olarak da hiç şüphesiz en güzel bir tarzda Rabbimizin kabulü ile kabul görmüş Allah'ın dostlarından biridir. Kendisi Bayezid-i Bistami hazretlerinin kabrinde tefsir okumuştur. Sabah, ruhen, cismen de olabilir tayyi mekan evliyaullah için mümkün. Bu nasıl olur diyeceksiniz. Bir yerden diğer bir yere Evliyaullah nasıl geçer? Bu mümkün mü? Şimdi peygamberlerde olsa bu nedir? Bir mucizedir. Ama velilerde olacak olursa buna biz keramet diyoruz. Nasıl zuhur etti, denilse bunun misali Nemil suresinde Mevla-yı celal bize haber verin. Biliyorsunuz o zamanın şeriatı, o zamanın kanunu, Bir devlet reisinin tahtı getirildiği zaman onun hükmü bitiyor. Sebe ülkesinde bir kraliçe var. Belkıs.
Bunun tahtının getirilmesi gerekiyor. Süleyman aleyhisselam arzu buyurdu, cinnilerden birisi ayağa kalktı. Ona iltifat buyurmadı. Kendisine kitaptan ilmi olan kimse, ona iltifat buyurdu. O da asaf bin berhiya. Asaf bin berhiya. Süleyman aleyhisselamın veziri, asaf bin berhiya. Yahut da Hızır aleyhisselam olduğu da rivayet edilmiştir. Yalnız daha çok Asaf bin berhiya deniyor. Asaf bin berhiya. Dedi ki gözünü açıp kapanmadan ben onu sana getiririm. Ta Sebe ülkesi nere? Bulundukları yer nere? Bir taht bu. Bayağı basit de değil, çok görkemli. Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm dedi. Süleyman aleyhisselam onun, Melike'nin tahtın yanı başına, yirmi beşi vermiş görünce, bu dedi şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin lütfundandır dedi. Şimdi o tahtı, o tahtı göz açıp yumuncaya kadar bir zaman getiriyor. Bunu bir peygamber getirdiği yok.
Kim getiriyor bunu? Bunu kendisine ilim verilen vezirinden biri. O zaman Evliyaullah'ın da cisim olarak bir yerde, bulunması mümkün. Kuran-ı Kerim'de bildirildiği üzere. Burada da, burada da Ebul Hasan-ı Arekani Hazretleri Bayezid-i Bistami Hazretleri'nin kabrinde sabah gidiyor, kuşluk vaktine kadar tefsir okuyordu ve ayrılıyor. Ayıp. Böyle bir Allah'ın velisi, bakın bir söz söylüyor. Nefsine bir öğütte bulunuyor. Şunu kafamıza gönlümüze yerleştirelim. Bize vaizde verirler. Bize sohbette ilerler. İrşadta da bulunurlar. O müstesna. Yalnız bizim kendi kendimizi irşad ve ıslaha yönelmemiz icap eder. Yoksa bu bir başkasının dökme su ile değirmen dönmez dediler. Buna benzer. Bir iki dinleriz. Rahatlarız. Evet tesiri olmaz değil olur. Ama asıl tesir kendi aklımızı başımıza almakla olur. Bakın aklını başına alıyor. Ebul Hasan-ı Harcani hazretleri kendisine nasıl bir öğüt veriyor.
Buyurdu ki bir kadın haize olduğu zaman üç gün, en nihayet on gün kildi kalıyor. Üç gün veya on gün bir kadının adet günü. Adet günü. Dedi ki ben otuz senedir, kırk senedir, nefsin kötü arzu ve isteklerinden kurtulup da temizlenemiyorum. Bunu söyleyen Ebul Hasan'ı Hratani Hazretleri. Bakın nereden bir misal bulmuş. Bir kadın diyor üç gün, en nihayet on gün girdi kalır. Sonra da temizlenir. Ben ise diyor on sene oldu, yirmi sene oldu, otuz sene oldu, kırk sene oldu. Daha nefsimin arzusu içerisindeyim. Nefis nasıl arzu ederse öyle yediriyor bana. Bir yolun müdavimi olarak, evet misafirine ikramını yaparsın o ayrı. Bunun dışında katığın sofrada çoğalması bile bizim manevi hayatımızı çok engelleyen bir unsurdur. Dahasını diyemiyorum tartılamaz diye. İki katı pek bir araya getirmezler. Süleyman-ı Darani hazretleri diyor ki ben hiç iki katı bir araya getirmedim.
Bir gün tuzun içerisinde biz küncü deriz, bu susamdır. Susam. Bu varmış bilememişim. Bir sene ibadet ve taatimin zevkini alamadım diyor. Diyoruz ki tadımız yok, lezzetimiz yok. Bir türlü bizde bir manevi gelişim olmuyor. Detayiflerimiz, zikirlerimiz ortaya çıkıyor. İlla tuza ekmeği batırarak yeme değil de Allah'ın nimetini kulunun üzerinde görmek ister. Bu nefsin de İrşad ve ıslahı için sofraların, Mevlana'mız buyurdu ya, eve geldiklerinde hanım bir yemek var mı? Hayır dedi. Bir çorba da mı yok? Yok. O da yok. Bir ekmek işte o kadar bulunabilir efendim deyince, Elhamdülillah bizim soframız firavun sofrasına dönmedi dedi. Bizim soframız Rasulullah'ın sofrasına döndü dedi. Olsun yiyecekler, içecekler ama aşkın ise hiç doğru değil. Evet ikram bir başkasına yedirelim, içirelim. Bu yakın beldemizde bir kimse var. Mübarek bir insan. Yetimleri çok sever.
Yetimlere bambaşka bir sevgisi var, muhabbeti var. Ruha suresinde geçiyor ya. Rabbi Zülcelal'imizin habibini terk etmediğini Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemle devamlı tecellilerde varidatı ilahiyede ve vahiyle desteklediğini ifade buyuruyor. İşte müşrikler bundan istifade ettiler, dediler ki Muhammedi Rabbi terk etti dediler. Ayeti celilesi ile Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadılar. Müşrikler diyorlar ki Rabbi artık Muhammed'i terk etti ona da darttı. Hayır, böyle bir şey yok. Burada Mevlamız Habibinin yetim ve öksüz oluşunu, sonra da yetime gelince sakın onu azarlama. Ve emme sailepelerden her, yoksula gelince de sakın onu azarlama. Yedirilir, içirilir böyle bir kimse. En sonu çok güzel tamamlanmıştır bizim itikadımıza göre, inancımıza göre, yetimlere olan şefkatinden ve merhametinden dolayı.
Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz böyle sofra hazırlandığı zaman fakir sofrasına otururlarmış. Onlarla yer, onlarla içerirler. Buyurdu ki ey Ebu'l-Hasan yirmi sene otuz sene pislik içindesin. Senin temiz olan Allah u Teala'nın huzurunda hak olman gerekmez mi? Allah'ımız temizdir. İfade edilir mi? Süphanallah diyelim tamam. Tenzih Sen dedi mutlak kendini vasfettiğin gibi, her şeyinle güzelsin. Bizim de güzel olmamız gerekir, buyurdu. Dediler ki kendisine, Allah Teala'nın yolunda en ağır olan nedir? En zor olan nedir? O da buyurdu ki, Ona taatte bulunmaktır. Ona taatte bulunmaktır. Vücudumu itaate çağırdım, gelmedi. Bir yılda ona su vermedim dedi. Artık bunu biz bilemeyiz. Susuz nasıl yaşadı, nasıl itti, bizim akli ölçülerimize göre uymuyor diyemeyiz. Biz karışamayız buraya. Ebul Hasan-ı Arakani Hazretlerinin ifadesi Allah Teala'nın yolunda en ağır olan nedir dediler.
Ona itaattir. Fakat dedi nefsimi itaate çağırdım. Gelmedi, bende bir yıl ona su vermedim. On iki sene nefsimin demircisi idim. Çok güzel bir ifade bu. On iki sene nefsimin demircisi idim. Kendi nefsimden ayna yapmaya çalıştım. Şimdi Mevlana'mızın bir sözü var Demiri ayineleştirmektir. Yani şu cisminizi, letaiflerle zikirler ile ayine haline getirin, nurlandırın demek istiyor. Ayet-i celileye dönersek, Risale-i Nur'un-l-Hihristüm min eblulu matik ile nur. Kendinizi zulmetten nura çıkarın. Iman nuruna erişin. İmandan İslam'a geçin, İslam'dan ihsana geçin. Bunu ifade ediyor. Onu riyazet ocağına koyuyor, mücahede ateşinde dağılıyor. Kader güzel söylemiş. Nefsimin demircisiydim. Kendi nefsimden ayna yapmak için, onu riyazet ocağına koyuyor, mücahede ateşinde dağılıyordum. Yerime örsünün üzerinde, hınama çekici ile doğrultuyordum. Beş sene kendi zatıma ayna oldum, baktım.
Gördüm ki belimde kibir zünnari gördüm. Zünnar küfre ait bir işarettir. Baktım diyor bir kibir hali gördüm. Mesela bir yere gelsem de ayağa kalkmasalar ona mahsul oluyordu. Olmazdı. Biz anlaşılsın diye söylüyor. On iki yıl uğraştım, sonra batınında gördüm ki yine küfre işaret olan zünnar var. Küfür deyince siz itikadi olan yönünü almayın. Beş sene daha uğraştım, ondan sonra diyor ayineleşmeye başladınız. Bir bismillah daha iteala. Ve bu üstadımız efendimiz bize üç şekilde muhabbet anlatıyor. Üstazımız efendimiz üç şekilde anlatıyor muhabbeti bize. Birisi normal, halkın muhabbeti. Nedir acaba? Allah'u in'amından dolayı. Mesela Allah bize göz verdi, kulak verdi, el verdi, ayak verdi. İşte vasıtalar lütfetti. Evimizi, barkımızı yiyeceğimiz, içeceğimiz her şeyimizi lütfettik, ikram etti. Bundan dolayı avamın diyor, avamın muhabbeti Allahü Teala'nın verdiği nimetlerden dolayıdır.
Ya Rab sen bana bunları lütfettin, ihsan ettin. Lütfettin, ihsan ettin. Bir nefesin şükrü eda edilemez. Mesela adamın boğazına çökülse, nedir? Tam ölecek bir hale gelse, der ki yahu malım mülkümü sana olduğu gibi vereyim yeter ki ben bir nefes atayım. Yokluğunda belli olur hiç şüphesiz. İkincisi, sadıkların ve hakikat ehillerinin muhabbetidir. Bu nedir derseniz, kalbin Allah'u Teala'nın kudretine nazar etmesinden kaynaklanır. Perdelerin yırtılıp sırların açılmasıdır. Demek ki kalpte Allah'u Teala'nın yüce kudreti sihir ediliyor. Size çok küçük bir misal. Basit gibi bir misal, o da şu, delilerden birisi oturuyor. Otururken yanına bir kedi gelmiş. Kedi geldiğinde kedinin ayağını oynatmasındaki yüce kudreti seyretmiş. Kedinin ayağını oynatmasındaki kudreti görmüş. Bu sadece kedinin bir ayağını oynatması. Suyun akmasını nasıl izah eder bu?
Bir kuşun ötmesini, tabiatın yeşermesini, şu dağlardaki sırları, semavatı, arzı. Hele kendi vücudumuza baktığımızda, bunu nasıl hesap edeceğiz? Şimdi görmediğimiz için eslamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiylamiy Sizin bulunduğunuz yerde bahçelerinizi sulayan bir havuz var. Ne dersiniz? Hakikaten ne büyük bir yer yapılmış. Bütün bahçeleri su diyor. Çünkü siz başka bir yer görmemişsiniz. Sadece o havuzu görmüşsünüz. Der ki çok büyük bir su havuzu dersiniz. Bunun yanında bir göleti görecek olsanız Allah Allah. O havuzu biz büyük zannediyorduk, daha neler varmış. O göleti gören barajı görecek olsa, o da aynısı çünkü.
Barajı gören büyük bir göl görecek olsa, der ki biz yahu aldanmışız, ne kadar büyük bir su birikintisi suyun toplandığı bir mekan varmış. O gölü gören denizi görecek olsa o da aynısını söyledi. Denizi gördükten sonra bu okyanuşlu görürse aklı şaşacaktır. İşte aynen budur. Bizim durumumuz bu. Şu gözlerimiz açılmadığı için kulaklarımız da açılmadığı için bize bunlar hep afati gelir. Ya olacak bir iş değil, bu nereden çıktı? Yoktur böyle bir şey. Dememizin bütün sebepleri bu. Onun için Yunus Emre diyor ki görürler hod haber vermezler. Görürler ama diyor haber vermezler, görürler. Bilirler ama söyleyemezler. Kime söyler? O deryaları görenlere söyler. Başkasına anlatamazlar. Mümkün değil. Mesela misal yine vermek icap ederse, bir bakıyoruz büyüklerimizin aşkına, muhabbetine, zevkine, o yaşlarında, o hastalıklı hallerinde mesela rahatsız durumları var. Hastaneye düşüyor.
Yine olacak, bu gençler nasıl kurtulacak diye bir gayret ve bir çaba var. Neden? Çünkü Rabbimizin yüce kudretini görüyor. İrşadtaki esrarı görüyor. Habibullah'ın bu yöndeki gayretini görüyor. O gayretteki çözülemeyecek sırlara aşina olduğu için. Yoksa peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem arşı azamda oturur. Ne ki onun için? Her türlü nimetlerle Allah'ımız onu bizemiştir. Fakat bakıyorsunuz mübarek ayaklarının altına dikenler saçıyorlar. Bakıyorsunuz uygunsuz ondan haya ediyorum şu güzel mescitte, üstaz-ı Ali'mizin huzurunda necaset bunları saçıyorlar. Buna rağmen halk buyur Ebu Cehrin otuz dokuz defa kapısını çalıyor otuz dokuz defa kapısını çalarken, Biz akrabamızdan, Allah'ın kullarından kaç kişinin kapısını çalabildik?
Ya Ruhumuzun irşadı için, nefsimizin ıslahı için, ruhumuzun kemale girmesi için şu hakikatleri bulalım diye, Sadatı Kiram'ın yolunu anlattığımız gaye akrabamız var. Yolunu anlattığımız kat akrabamız var. Ne kadar komşumuz var, ne kadar arkadaşımız var. Ondan dolayı görev bizim gibi insanlardan geçti. Çünkü biz artık bir ül irme var ya Kuran Azimüşşan'da sadece yediğini düşünelim. Biz o olduk şimdi, siz dinliyorum. Biz o olduk. Biz ilacımız, hapımız, alığımız, derdiniz, yememiz, içmemiz. Ama bu gördüğüm genç kardeşlerimiz hususenle görüşüyorum. Onlara düştü bu derdin. Onları yapacak çünkü bizde o aşk kalmadı. Bizdeki latifeler, eğlenmeler, arada bir de büyüklerimizden hatıralar, bununla iş bitiyor. Fakat asimkar olan, bu esrarı gören genç kardeşlerimiz çalışacak. Onlarla da hiç uğraşmayacak. Onlara selam verecek, saygı duyacak, sildi duyacak, onlar çalışacak.
Ama bu arada Lokman suresinde haber verildiği üzere, bir gencin gayretinde ilk ayağına engel olacak olan anne ve babasıdır. Oğlum her iş bitti de bu mu kaldı? Başına neden bu sıkıntıyı alıyorsun diyecek olan, hem de elinde tespih olan kimsedir. Engel olur. Fakat o rabbımızın aşkıyla, habibinin muhabbetiyle dolu olduğu için bunu hiç düşünmez. Gözünü kırpmadan Mus'ab bin Umeyr gibi radiyallahu anh, şu insanlık hakkı bulursun diyor. Hakikate ersin diyor. Hepiniz Hiç kızmaya, öfkelenmeye gerek yok. Tarla verim vermiyor, ne uğraşacağız? Hiçbir çiftçi verim alamadığı tarla ile uğraşmaz. Yeter ki o mani olmasın, o tarla sahibi mani olmasın. Diğer kimseler vasıtası hür. O zaman adımlarını iyi atan kimselere hiç tapuz olmayacağız, virüs. Bu bizlere hizmet etsin. Cüneydi Bağdadi, Sırrı Sakati Hazretlerinin yeğenidir. Cüneydi Bağdadi hazretleri, Sırrı Sakati Hazretleri'nden ders almış.
Yok Sırrı Sakati Hazretleri Cünidi Bağdadi Hazretleri'nin yeğenidir. Öyle olmaması lazım. Sırrı Sakati Hazretleri'nden Cüneydi Bağdadi Hazretleri ders alıyor dayısı. Sonra döndü dolaştı yeğeninin sohbetini oturdu. Baktı ki boynuz, kulağı geçiyor. Şu ne büyük bir anlayış, şu ne güzel bir düşünce. Avamın muhabbeti Allah'ın inanından dolayı, sadıkların ve tahkik ehlinin muhabbeti de kalbin Allahü Teala'nın kudretine nazarındandır. Bundan kaynaklanır. Şimdi bizim o kudreti görebilmemiz gönül gözlerimizin açıklığı ile alakalıdır. Arif ve sadıklar Allahü Teala'nın illetsiz, hadim sevgisini bilip, ona nazar etmesinden doğar. Bura ancak ehli tarafından anlaşılabilecek husustur. Allah'ımızın ezel sevgisini bilen, Onun vedud oluşunu, mahlukata olan muhabbetini bilen kimsenin sevgisidir. Onlar gönülde yaşar. Bunu da yaşantılarında hiç süpez gösterirler.
Yahya bin Muaz KaddeSallahu sırra, Bayezid KaddeSallahu sırra hazretlerine, muhabbet denizinden bir katrecince ne dersin dedi. Muhabbet denizinden bir yudum, bir bir yudum, bir yudum, içince ne dersin efendim. O da muhabbet şarabına dönüşen, alemin tamamını içtim. Böyle olduğu halde susuz kaldım, bu ne ne edilsin dedi. Sen muhabbet şarabından, Allah ile dostluk şarabından bir yudum içmişsin, bir yudum. Kendinden geçmişim. Ben ise dedi, Allahü zülcelal'in, Mevlamızın, Muhabbet şarabına dönüşen, alemin tamamını içtiğim halde susuz kalıyorum sen buna ne diyorsun de. Demek ki ne büyük. Nimetlere mazhar olmuştur. Biz azıcık güldüğümüzle kendimizden geçerken, onlar tarifi mümkün olmayan aşk ve muhabbet denizine dalmışlar. Ve bunun için de arz ettim ya, riyazetle, takva ile buna erişmişler. Allahü tealayı nerede buldun demişler. Mevla-yı Zülcelal'i Efendim sen nerede buldun?
Kendimi görmediğim zaman dedi. Çok güzel bir beyit vardır. Sen çıkınca aradan, kalır seni yaradan. Sen çıkınca aradan, kalır seni yaradan. Bir kere kendi benliğimizi, nefsimizi çıkaracağız. Bu çıkmıyor öyle çıkarırız. Ne dediğimize bakma çıkmıyor. Onu attığımız zaman, kendimizi Mevla'nın zülcelal'in yolunda feda ettiğimiz zaman mümkün olur. Aksi halde olmaz o. Ben dedi o zaman Mevlam'ı buldum. Bir gün üstadımızın üstazı kendilerine görev verdiğinde, nasıl hissediyorsunuz şu anda kendinizi deyince efendim, işte arkada Ebubekir var, Ömer var, Osman var, Ali var. Büyük sahabeler var radiyallahu anh ve Mecmain. Bir çocuk da onlara yol göstermeye çalışıyor. Gelmişler bir yere, bir adres soruyor. Mesela diyor ki bir düğün varmış burada. O düğün yeri nerededir diyor. O da önlerine düşüyor.
Yalnız arkadakiler çok büyük olduğu için acaba onlara hiç şaşırmadan yollarını gösterebilir miyim diye büyük bir endişe içerisinde. Ben diyor kendimi aynen böyle görüyorum. Bu neden oluyor? Mevla'yı bulmasından oluyor celle celalühü. Onlar zaten bulmuş. Ereceği yere girmiş. Onlar için bir sıkıntı, bir meşakkat yok. Vah o şöyle latife ederdi, şöyle gülerdi, şöyle yapardı, sen onu geç. O bulacağını bulmuş. Onun latifeleri latiftir. Onun tavırları, hareketleri hep Mevla'nın süzgecinden geçmiştir, emri doğrultusundadır. Biz onları anlayamadığımız için, kafamız başka hallere dönmesin. Gönüllerimiz başka bir yerlere akmasın. O bulmuş bulacağın her anı Mevla ile bulmuş. Bunu isabet edemeyiz biz. Biz kendimize bakalım. Allah'ın sevgili bir kulu, ölü bir beden, olmayan bir kalp. Ölü bir beden, olmayan bir kalp. Yanmış bir ruh, onların bir tarihi budur. Neymiş, ölü bir beden.
Ya beden ölür mü işte yürüyoruz, oturuyoruz, kalkıyoruz, yiyoruz, içiyoruz. Ölü beden demek, ölü beden, onların kasaplandığı zaman, bir başkasından intikam almak için, emri ilahinin dışına çıkmaz. Onda hasetlik diye bir duygu bulmaz. Gıybet diye bir kelam bulmaz. Onlar bir hesap içerisine girmezler. Ölü bir beden. Bedenleri ölmüş onların. Mutu kable ente mut. Ölmeden evvel ölmüş. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yeryüzünde gezip dolaşan cenazeye bakmak isteyen sıddık-ı azama baksın buyurdu. Bunlar o hale gelmiş. Erişeceği noktalara erişmiş Allah'ın izniyle. Olmayan bir kalp. Yahu kalpsiz insan yaşar mı? Kalbi Mevla olmuş demek. Hep onun muhabbetiyle dolmuş gönül. Yanmış bir ruh. Fena fillah olmuş, Kimselerdir. Buyuruyor ki mübarek zat bize, şu üç hali elde gitmeden, şu dünyayı terk edip ahirete küsmek. Ama şu üç hali, mutlak elde edin. Bir, özünüz yaşlı olsun. Yaşanmıyor.
Yaşanması için tulluleme, uzun endişeleri olmaz. Dünyanın muhabbeti kalpte kalmaz. Nefsin arzu ve istekleri biter. Dillerimiz yanlış konuşmaz, gözlerimiz eğri bakmaz. Ellerimiz başka yollarda ayaklarımız, Rabbimizin razı olmadığı yerlerde gezmez, dolaşmaz, o zaman akmaya başlar. Çünkü gözde bir mani yol, yaşın gelmesi için bir engel yol. Suyun gözü açılmış. Yani dediğim gibi tamaile gıybetle, diri huduyla iftihile, ile. Allah'ımızın razı olmadığı hallerle dolmamış. Onlar tamamen boşaltılmış. Mahallere göre değişir. Mesela diyor ki üç metre, üç metre kazdığımız zaman dehası çıkmıyor. Bazı yerde de biraz mesafe uzuyor. Yani o dolu dolan uygunsuz maddeler kaldırıldığı zaman, siz toprağı kazıyorsunuz. Kazdığınızda su fışkırıyor. Biz diyoruz, gönül gözlerimizden bu pınarların kaynaması için, bir kere arz ettiğim o fena haller kalktığı zaman gözü yaşarmaya başlar. Ona konuşmanıza da gerek.
Anlatmanıza hiç gerek yok. O dağa baksa ağlar durur. Deli ya bir dağdır. Şekilsiz biçimsiz gibi görünüyor ama orman onun üzerindedirdir. Ve yerin dengesini sağlıyor. Ve içtiğim bize hayat veren su onun altından çıkıyor deyip ağlamaya başlar. Gözünüz yaşarmadan ahirete göçmeyin. Öyle olsun ki Hazreti Ömer'in radiyallahu anh ağlaya ağlaya, sadece Hazreti Ömer değil radiyallahu anh, dul. Ama kitaplarda daha ziyade ismi alileri geçtiği için diyorum. Aynen bir taşın üzerinden su akıyor ya aka aka suyun aktığı o işaretlerden belli oluyor. Onun gibi yüzünde iz meydana gelmiş. Ehlullah'ın görürsünüz, böyle yüzlerinde o işaretler vardır. Habercıklar meydana gelmiştir. O göz yaşından olur. Hatta gözünün yaşının ateşinden dolayı, böyle sivilceler kaldırmaya başlar. İkincisi, heybetinden, idrarından kan gelecek bir hal zuhur eder.
Allah'ın azamet-i ilahiyesinden dolayı diyor, idrarından neredeyse kan gelecek bir hale düşer. Üçüncüsü derileri de incelmeye başlar. Kemikleri de erimeye başlar. Bunu ehlullah mesela onlardaki bir yaşantıdır, haldir. Onlara mahsus bir durumdur. Mesela elini tuttu. Elimizi tuttuğu zaman bu bütün halini çözersek, evinde geçimsizliğin mi var? Çocuğun hali ve durum mu değişiyor? Sıkıntın mı var? Derdin mi var? Hastalığın mı var? Nefsani ve ruhani nasıl bir sıkıntın var hepsini çözer. Ya bu olacak bir şey değil. İlla şu maddi alemden misal verilecek de biz o zaman anlayacağız. Adam ölmüş gitmiş. Yahu bir saçının teni bulunacak olsa biz çözeriz. Veya bir kanında adam ölmüş. Gömleğine bulaşan bir kanı öyle bir araştırıyor ki, bu adam zehirlendi mi, bu adam zehirlendi mi, ne oldu, derdi hastalığı nedir, sıkıntısı nedir buluyor. Yani bu bir saçının deminden buluyor. Teknik olarak buluyor.
Bir evliyaullah gönlündeki manevi teknikle, kalbindeki ruhani zenginlikle, hiç evladının durumunu eline eline aldığı zaman bilmez mi? Şimdi bizi fazla da konuşturmayayım. İmtihan için sohbetine yerine göre cenabet birisini de oturtturabilir. Dedi ki beni bilemeden Bilirler o haber vermezler. Ya ben şöyle dedim, ilana verdim. Efendim bunu biz şahıslarına havale ediyoruz. Birincisi göz yaşıyor. Gözünle yaşar. İkincisi Allah'ın azametinden dolayı idrarındaki akıntı bile değişecek. İlla kan gelmesi değil bu, kan gelsin demiyor. Bu kader ızdırap içerisinde oluyor. Üçüncüsü kemiklerinin de incelilmesi. Dediler ki efendim amellerin fazileti nedir? Allahü Teala'nın zikridir. Mevla'yı zikret seçin. Ya oturuyor kalkıyor hep zikirdi. Zaten cisimleri zikirdi ve yorumlarını. Bununla birlikte dilleri de zikirde. Ne yapıyor? Bizi irşada çalışıyoruz, saha çalışıyoruz.
Nereye otursak, alsa hayırlı kelamlarda bulunuyor. İkinci olarak sakınma, Allahü Zülcelal'den korkuyu taşıyor. Üçüncü olarak cömert kimselerdir. Dördüncü olarak, sanilerle beraber bulunurlar. Dediler ki efendim kalplerin en nurlu olanı nedir? Kalplerin en nurlu olanı, içinde Rabbi Zülcelal'in sevgisinin dışında hiçbir şey bulunmayandı. İşlerin en iyi olan nedir? İçinde mahluk düşüncesi olmayan, riya bulunmayan, gösteriş bulunmayan kimsedir. Efendim nimetlerin en iyisi nedir? Kendi çabamla, kendi gayretinle elde ettiğindir. Eğer kendi kazancımız olsun, her şey değişir. Yemede içmede ağzın tadı meydana gelir. Evdeki geçim hasıl olur. İnsanlarla çok hoş bir Adem zuhur eder. Allahü Teala'yı dinleyici görmedikçe mutlak duyuyor düşüncesiyle konuşun da, yanlış sözlere dalmayın buyuruyor. Arkadaşların en iyi olanı nedir? Yaşamı Mevla ile olandır. Artık izahına gitmiyorum.
Konuşan Mevla olmadıkça, söylenen sözü dinlemeyiniz. Yahu konuşuyoruz şimdi. Kimse kendisini berbat etmesin istemezsin sen. Şimdi önünde üzerine kazı benzini dökmüş, kibriti çakmağı, onu da çakmış, his razı olabilir misin? İsterse senin en büyük hasmın olsun, aman ha söndürelim diyorsun, adam yanıyor. Bağırırsın yanıyor. Diyelim ki onuncu kattan kendisine atmak için, adam adam yukarıya çıkmış, sarkıtıyor kendisini. Ne yaparsınız? İtfaiyeye de haber verirsiniz, emniyete de haber verirsiniz her yere ve koşarsınız aman ha adam kendini atıyor, yok olacak helak olacak. Yani eğer biz konuşmuyorsak, konuşan kimselere de acıyarak, uygun bir dille onun da kurtulmasını temin edeceğiz. Çabamız bu olacak. Konuşanı Allah olmadıkça, celle celalü, böyle bir kelamı da dinlemeyiz. Hep hayır kelam olsun.
Efendimiz buyurdular ya maddeler halinde geçen, sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Ya hayır söyleyin zaman baştan aşağı, Allahü Teala'nın onu zikrettiğini kavrarsa, kendisi Allah diyor mesela namaza duruyoruz Celle Celalühü. Namaza durduğumuzda, Rabbımızla aramızdaki perdelerin kalktığını hissediyorsun. Oruç tuttuğunda takvaya, cihadında İ'lai Kelimetillah, budur. İ'lai Kelimetillah duygusu. Allah'ın dinini yüceltilme duygusu gönle geliyorsa. O zaman nedir? Mevla bizi anlıyor demektir. Ve uzadıkça da bunu aldığım kaynağı söyleyiver biz. Ağda bir saadet. Her okunuşta değişir. Gelin güzel güzel okuyalım. Kendimize dersler çıkaralım. O kitaplar kolayına yazılmadı bu sahabeler. Ama anlayamıyoruz derseniz, bunun arka kısmında kitapların lügatçesi var.
Eğer daha da anlayamıyoruz derseniz, Yeni Dünya Dergisi'nde, Sami Sultan'ımızın, Kabdessallahu Sırra, yazıları çok sadeleşmiş şekilde veriliyor. Üsdüazalimizin sohbetlerinden de üzerine notlar verilmiş vaziyette takip edersiniz.
Kaynak: Genel
Evliyaullah'ın Kerameti ve Manevi Yolculuk | Mihmandar