Eşya İle Münasebetin Maneviyatı ve İbadet Değeri kaydında Kalbi Selim. Münasebeti hakkında görüşmek istiyorum. Biz bu dünyanın şartları içerisinde yaratılmış kimseleriz. Bu dünyayı da dinimizin ölçüleri içerisinde en güzel tarzda yaşayacağız. Halıkımız bize Bakara Suresi'nde İslam'la, Ya Rabbi bize dünyada da güzellik lütfeyle, ahirette de güzellik lütfeyle. Bunu Hasan-ı Basri Rahmetullahi Ali…
Kalbi Selim. Münasebeti hakkında görüşmek istiyorum. Biz bu dünyanın şartları içerisinde yaratılmış kimseleriz. Bu dünyayı da dinimizin ölçüleri içerisinde en güzel tarzda yaşayacağız. Halıkımız bize Bakara Suresi'nde İslam'la, Ya Rabbi bize dünyada da güzellik lütfeyle, ahirette de güzellik lütfeyle. Bunu Hasan-ı Basri Rahmetullahi Ali Hazretleri ele alırken dünyadaki huzurun saliha hayırlı bir eş ile alakalı olduğunu ifade eder. Ne olursa olsun genel mana dünyada da huzurlu, ahirette de huzurlu olmak ve bu huzuru temin için biz bu dünyanın şartları içerisinde olduğumuz için eşya ile de münasebetimizin çok güzel olması gerekir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mübarek hayatına bakıyoruz. İki cihan güneşi taşa değer veriyor. Ağaca değer veriyor. Arza değer veriyor. Semaya değer veriyor. En küçük bir parçaya bile önem verdiklerini görüyoruz.
Iki cihan güneşinin sallallahu aleyhi ve sellem mübarek hayatlarında. Kendileri Mescid-i Saadet'te hutbe okuyorlardı. Bir hurma kütüğünün üzerinde konuşuyorlardı. Hurma kütüğünün üzerinde konuşurken Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem annelerimizden bir tanesi onun bir kölesi vardı. Tanıdığı bir kimse idi. Çok güzel marangozdu. Üç merdivenli, üç ayaklı bir merdiven yaptı. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in daha çok istirahat edebilmesi için bunu temin etti. İki cihan güneşi Nebi Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz o minberin üzerine çıkınca hurma kütüğü aynen bir çocuk gibi feryat etmeye başladı. Ağlıyordu, hurma kütüğü ağlıyordu. Hanini ciz diye geçer İslam tarihinde. Bir devenin böğürmesi şeklinde denir, daha değişik tarzda bir çocuğun ağlaması olarak da ifade edilir. Hatta orada bulunan bütün Ashab-ı Kiram hurma kütüğünün feryadına şahit oldular.
Sahabe daha oluyordu, bir hurma kütüğü kadar olamadık Resulullah'a sevgi ve muhabbet et, muhabbette diye Ferihadü figan kopuyordu Mescid-i Saadet'te. İki cihan güneşi o hurma kütüğünü mübarek bağrına aldı. İstersen seni cennete bir fidan olarak dikeyim diyor, teselliye çalışıyor, bir yavrunun eline çikolata verildiği gibi, bir oyuncak verildiği gibi onu okşuyor okşuyor şükür ettirdiler Nebi Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bakıyorsunuz bir ağaca değer verdiği gibi bir hurma kütüğü deyip bırakmıyor. Bir hurma kütüğü deyip terk etmiyor, onu muhafaza ediyor Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Buradan bize çıkacak çok dersler var. Bunu anlatırken hemen taşla olan münasebetini, ağaçla olan münasebetini, bunun yanında bir dağla olan ilgisini arz etmek istiyorum. Uhud Dağı için buyurdular ki Uhud bizi sever, biz de Uhud'u severiz.
Düşünün, bir taş parçası Resulullah'ı nasıl sevecek ve o da Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam da bir taşı sevecek. Bunun altında birçok hakikatler yatıyor. Eşyaya vermiş olduğu değeri öğreniyoruz biz burada. Bunun birkaç şekli vardır. Birincisi, birincisi Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam Uhud Dağı'nın civarında ehli küfürle beraber muharebe etmiştir. O muharebede dağ kendisine yardımcı olmuştur. Sığınmıştır bir taşın kavuğuna Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam. Bir bu şekilde ele alabiliriz. İkinci olarak Ashab-ı Kiram'ın da ilk yerleştiği mekan olması hasebiyle efendimiz aleyhisselatu vesselam Uhud bizi sever, biz de Uhud'u severiz. Geçmiş büyüklerimiz Uhud Dağı hakkında konuşurken Radiyallahu Anh diye konuşurlarmış. Cebeli Uhud, Uhud Dağı Radiyallahu Anh diye Efendimizin vermiş olduğu değerden dolayı çok büyük bir saygı içerisindeler. Yoksa onlar gelişigüzel bir hürmet yapmazlar eşyaya.
Eşya İle Münasebetin Maneviyatı ve İbadet Değeri ne anlatıyor?
Eşya İle Münasebetin Maneviyatı ve İbadet Değeri kaydında Kalbi Selim. Münasebeti hakkında görüşmek istiyorum. Biz bu dünyanın şartları içerisinde yaratılmış kimseleriz. Bu dünyayı da dinimizin ölçüleri içerisinde en güzel tarzda yaşayacağız. Halıkımız bize Bakara Suresi'nde İslam'la, Ya Rabbi bize dünyada da güzellik lütfeyle, ahirette de güzellik lütfeyle. Bunu Hasan-ı Basri Rahmetullahi Ali…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 7 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Mesela Hazreti Ömer Radıyallahu Anh bir gün Hacer-i Esved'in karşısına geldi. Bizim dinimizde öyle manasız bir tarzda taşa ve ağaca değer verme yoktur. Eğer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mübarek dudaklarıyla seni öptüğünü görmeseydim parçalardım kılıcımla ey taş demiştir. Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu değer verişi üzerine bastığımız şu toprağın anlamsız olmadığını gösterir. Bir arzın dahi, yerin dahi dokuz madde halinde ifade edilir, insana hitabı vardır. Eğer nefsaniyet, hayvani duygular, şehevi arzular şeytanın aldatmaları bizi yoldan çıkarmasa onlar iç kulağımızın tıkacı olmasa arz bile bize neler söyler. Der ki üzerimde sen çok neşeli bir şekilde geziyorsun, eğleniyorsun ama bir gün hazin, hüzünlü, üzüntülü bir şekilde benim bağrıma gireceksin. Yine yeryüzü ehli tahkike göre konuşuyor. Hemen burada bir parantez açıp size arz edeyim.
Bir gün Ebu Cehil eline taş parçaları aldı, avucunun içerisinde gizliyordu. Efendimize denk geldi dedi ki ya Muhammed ben senin peygamberliğini kabul edeceğim. Şu avucumun içerisindekileri söyleyebilirsin. Nebiyi Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz o taşları ben değil onlar beni söylesin deyince her bir taş parçasından bir çakıl tanesinden La ilahe illallah Muhammedurresulullah diye sesler duyulmaya başladı. Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam'ın bu husustaki ifadeleri pek çok demek ki yerde bu nefsani arzular bizim iç kulağımızın, manevi kulağımızın tıkacı olmasa neler söylüyor, neler konuşuyor. Yine Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ben bir taş bilirim, daha risalet, peygamberlik gelmezden önce her yanından geçecek olsam, her ne zaman yanından geçecek olsam bana La ilahe illallah Muhammedurresulullah derdi. Aynı zamanda selam verirdi. Essalatü vesselamu alike ya Rasulallah derdi.
Taşı da böyle, ağacı da öyle. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın risaletinden önce onlar, onun peygamberliğini ifade ediyorlardı. Onlar söylerken acaba hayvana sükut mü ediyordu? Efendimizin bir geyikle konuşması, bir ceylanla konuşması mucizatı enbiyada geçer. Yine mağarada Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın Sıddık-ı Azam'la sığındığı o mekanda bir yılanın hal diliyle belki de hal, dil olarak ifade ettiği bir söz var. Ya Sıddık ben senin ayağının altını ısırmazdım ama ne yapayım Saadet güneşinin burada doğacağını, buraya geleceğini yıllar öncesi haber aldın. Onun mübarek cemalini görmek için ben bu saygısızlığı gösterdim, demiştir. Arz konuşuyor aslında, eşya ile insanın münasebeti çok önemli. O arz diyor ki sen neşeyle dolaşıyorsun ama hüzünle gideceksin. Sen şimdi birçok insanlarla beraber oturup kalkıyorsun ama yalnız olarak benim bağrıma gideceksin.
Sen dünyanın en tatlı yiyeceklerini tadıyorsun. Arzu ettiğin her nimete kavuşuyorsun ama benim içime girdiğin zaman seni o küçük hayvancıklar bir gün vücuduna sirayet ederek yiyecek, içecek. Senin derilerini, vücudunu delik deşik edecek demiştir. Zeliha'nın Yusuf Peygamberimize aşkı Kuran-ı Azimüşşan'da bildirilir. Hatta Allah'ımız Zeliha'nın aşkını ifade buyururken neredeyse kalbinin zarı yırtılacaktı diye buyurur. Bu aşk ile ya Yusuf ne kadar güzel gözlerin var, ya Yusuf saçların da ne kadar hoş, şu yüzlerindeki güzellikle bambaşka dediği zaman Hazreti Yusuf'un Züleyha'ya vermiş olduğu cevap çok enteresandır. Der ki ey Züleyha, imrenmiş olduğun o saçlarım bir gün kabre girdiğim zaman vücudumdan ayrılacak, dökülecek. Şu aşık olduğun gözlerim içine girecek bir gün o güzellik yok olacak. Yüzlerime eğer aşık oluyorsan yüzlerim de koruyacaktır.
Hazreti Yusuf Aleyhisselam'ın burada bildirmek istediği bir husus var. Dünya ve onun üzerinde olan her şey bitecektir. O bitmeyen arsa davaları, mal davaları her şey bitecektir. Atlar merkepler, üzerine bindiğimiz en güzel vasıtalar, giydiğimiz elbiseler, tutkusu içerisinde olduğumuz o güzel evler, mallar, mülkler, çoluklar, çocuklar, akrabalar, konular, komşular o kabileler hepsi bir gün yok olacaktır. Onun zatından başka her şey bitecektir. Demek ki yer konuşuyor fakat bunu duyabilecek kulak istiyor. Bir defasında büyüğümüzle beraber Reşadiye'de bulunuyordu. Su çağlayan halinde akıyor ve sesler çıkarıyordu. Buyurdular ki bu suyun akışını gelişigüzel dinlemeyin. Suyun zikri Hu'dur. Kulaklarımızı suyun Hu diye zikrettiğini düşünerek dinlediğimizde haller bambaşka olmuştu.
Kayseri ulemasından hatta Trablusgarp'ta okumuş kendisine muhaddis denen Hacı Zühtü Efendi Gaddesallahu Sırra Yahyaalı'yı teşrif eder. Dedem Şeyh Mustafa Hulusi Gaddesallahu Sırra Hazretleri ile dertleşir. Tabii bölgesindeki insanlarla görüşmekle birlikte asıl kendisini mest eden, haldaş diyebileceğimiz halini anlayan dedem Rahmetullah Ali Hazretleridir. Onun yanına sıkça gelir uhrevi meselelerde, Allah'ımızın sıfatları üzerinde bir başkasına anlatılamayacak derin mevzularda, marifet ve hakikat konularında aynel yakin ve hakkel yakin konusunda konuşup görüşürler, halleşir, dertleşirler. Yine böyle bir dertleşme, halleşme niyetiyle Yahyalıya gelir. O günkü evlerin durumu malum, hiçbir evde kalmak istemez kimseyi de rahatsız etmek istemez gönlü o mübarek zatın. Bir değirmende yatar, eski usullerle çalışan, su ile çalışan bir değirmende.
Gece ibadet-i taate kalkar, kalktığında bakın eşya ile olan münasebetine insanın. Der ki alemde hiçbir varlık yoktur ki Cenabı Hakk'ı zikretmesin. Mutlaka, mutlaka bursu Rabbımızı zikrediyor. Suya kulağını verdiği zaman kalp kulaklarını suyun hu diye zikrettiğini, mutlaka tanenin döküldüğü ve ezilmesini sağlayan un haline gelmesini temin eden iki taşın dönüşünü de düşünür. Acaba bu taşın zikri nedir diye iç kulaklarını verdiği zaman o taşın da Allah, Allah, Allah diye zikrettiğini duyar. Hatta onun zikrine bir türlü erişemez ve ağlamaya başlar, bir taş kadar dahi zikredemiyoruz diye. Muhyiddin Arabi Hazretleri bir taşın saniyede iki yüz defa Allah zikri celalini tekrar ettiğini, bir Alman profesörün de saniyede iki yüz defa hareket ettiğini söylemesi gibi. Onlar bu şekilde ifade ederken eşyaya bakış herkes için bir normal adet vardır. Mesela biz de bakarız, onlar da bakar.
Demek ki bir Alman bilginin bakışı eşyaya bir taşın saniyede iki yüz defa hareket ettiği Muhyiddin Arabi hazretlerinin firasetle bakışına dikkat edecek olursanız o da Allah diye zikrettiğini ifade buyurur ve hakikate erişir. Demek ki adet olan hususlarda normal olan tavırlarda biz bunu ilahi kisveye büründürdüğümüz zaman ibadet ve taate dönüşür. Mesela herkes evine girer ve çıkar ama bu normaldir. Girişinde Allah'ımızın saygısı, muhabbeti içerisinde olan kişi evine girerken selam vererek girecek olursa, hanımının yüzüne şefkatle o da ona merhametle bakacak olursa ecir ve mükafat olur. Herkes çocuğunu sever, bu bir adettir ama severken o Resulullah'ın bir ümmetidir düşüncesiyle sevdiğimiz zaman ecir ve mükafat alırız. Bir taşa nazarda deriz ki ne kadar güzel, ne kadar güzel bir şekil arz ediyor bu tabiat ne hoş derken Ehlullah ise o yerin dengesini sağlıyor.
Bu taş ne yel alıp onu götürüyor ne de sel. Sağlam bir şekilde ayakta duruyor. Ben ise imanımda bu kadar sebat edebilir miyim? Edebiliyor muyum? İbadetimde bu kadar dikkatli olabiliyor muyum? Ahlakımda Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'a uymakta Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu kadar riayetkar mıyım diye düşünmek suretiyle ibadet şeklini alır. Demek ki insanın değil insanla münasebeti, eşya ile olan münasebeti de çok önemlidir. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi serin sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Eşya İle Münasebetin Maneviyatı ve İbadet… | Mihmandar