Eskiler birbirlerine söylerlerdi, şimdi acaba bunu tekrar ediyorlar mı bilmiyorum. Nasılsınız, dendiği zaman elhamdülillah işte emaneti gezdiriyoruz. Sonra irtihal eden birisi olduğu zaman ahirete geçen, Cenabı Hak emanetini aldı tabiri kullanılır. Burada emaneti gezdiriyoruz derken Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, bu emanet hususunda Kişi, şu dört şeyden sorgulanmadıkça adımını bir yerden diğer bir yere atanız. Emanetin birisi şu hayatımız, bu büyük bir emanet. Bunu nerede çökerttiğimizden, çürütme manası var ama böyle dinmez, nerede yıprattığımızdan soracak. Acaba bu emaneti gezdiriyoruz derken bunda ne var? Diyelim ki biz bir yola çıkacağız, Allah'ımızın izniyle emanet bizde yüklü bir meblağ var. Onu birisine diyoruz ki bu sizde bir müddet alsın, sonra alırım inşallah. Geldiğimde alırım diyoruz.
Farklı kimse bu verdiğimiz meblağ gerek maddi bir kıymet olsun, gerekse bir vasıtamız olsun, dönüp geldiğimizde bakarız arabanın sağına soluna, önüne arkasına, sonra içine girer otururuz, çalıştırırız. Onun her türlü aksanını şöyle bir gözden geçiririz. Eğer bu arabada diyelim habortasında daha başka fren tertibatı olsun, lokması olurun vesaire olur, bunlarda sıkıntı meydana gelirse ne deriz? Ben sana bunu emanet etmiştim, böyle mi bakacaktın, böyle mi koruyacaktın deriz. Allahu Zülcelal ve Cemal hazretleri bu alemi, misal alemi denir, hakikat alemine bir örnek olarak vermiş oluyor. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin benzetmesi, bu dünya ile ahireti, ana karnı ile şu dünya hayatı gibi tarif oluyor. Bunda olduğu gibi bize de Cenabı Hak emanetin korunması hususunda insanların birbirleriyle olan hüsnü muaşere denir, en güzel şekilde harekette bulunacak. Bundan sorguya çekiyor.
Misal olarak verecek olursa yavrularımızdan bir emanettir, bundan sorguya çekiyor, ailemizden çekiyor, komşumuz var ondan da çekiyor ve diğer birçok hususlarda her şey emanet. Fakat asıl aleyhisselatu vesselam Efendimiz neden kişi adımını bir yerden, diğer bir yere atmadan şu dört şeyden sual olacak diye birinci madde olarak vücudumuzdan, nerede yıprattığımızdan sonra. Nerede yıprattık? Bu emanet düşünüldüğü zaman diyelim biz kulluk için yaratıldık, ibadet ve taat için, Allah'ımızın emirlerini icra için bunu her noktada kulluğumuzu yerine getirmek için, her noktada gerek ayağımızı atarken, nereye gidip geldiğimizden, elimizle tutarken, beynimizle ve kalbimizle her hususta sorunluyuz. Zannilerim oraya gelecek, Keyif Suresi'nde, Esail billah büyük küçük demeden her şeyden. O zaman ilk bu vücut ifade buyrulduğuna göre emanet olarak Cenabı hak bize bunu lütfetti, ihsan etti.
Bu emanette ne var? Bir, üzerimize yüklemiş olduğu feraiz-i ilahiye var, kelime-i şehadet var, namazımız, orucumuz, haccımız, zekatımız, cihadımız, tebliğimiz, Allah için sevdiği, Allah için buğz, bunlar var. Daha birçok görevlerimiz var. Şu vücut hususunda beynimiz, bu şimdi emanet. Allah'ımız bize beyin, akıl vermiştir. Aklımızdan neyi, sorumluyuz. Allah'ımız bize bunu Al-i İman suresinde, ashab-ı Hatta aklın gönül yönüyle bize ifade buyuruyor. Aklı olanlar derken, aynı zamanda gönülle, ruhi yönüyle, ilahi yönüyle semavat ve arzın yaratılışını, tefekkürü bize Cenabı hak beynimize emanet olarak lütfediyor ihsan ediyor. Semavat ve arzda ne var derseniz, bu bitmez. Ne var? Buraya seyran gelmiş, küçük şelalede halk da başına toplanmış, bugünkü dille bir uzan, Onlara demiş ki gönüllerdeki bir kimse bursu ne diyor demiş. Başına toplananlar da demişler ki bir kısmı su akar, göz bakar.
Allah'ımız semavat ve arzı yaratırken bize suya bu şekilde mi bakın buyuruyor. Biz dağa taşa da bakıyoruz, karşılaştığımız insanlara da bakıyoruz, Şu vücudumuzda Allah'ımız böyle mi buyuruyor yoksa bu hususta her şey Allah'ın bir varlığının alameti olarak çünkü halık sıfatı var, denebilir. İşte semavata bak, arza bak, ne vereceğiz? Masmavi bir öp, dal, taştan ibaret, topraktan ibaret, böyle mi diyeceğiz? Yoksa bunun yaratılışında ne hikmetler mi var diyeceğiz, daha vücudumuza gelmeden önce. Bunu ifade ederken, kemal ehli diyorlar ki dağda hususiyetler var. Onlardan sadece bir kısmı. Dağı diyorlar rüzgar alıp götürmez. Sonra dağ yerinden kolay kolay oynamaz, yerinde sabittir. Zaten Cenabı hak Kuran-ı Kerim'de de buna işaret büyür. Nebe suresinde yerler bir şadırın, orta direğinin yanında, kenarlarını tutan bir hazgış gibi yerin dengesini sağlayan ilahi bir nimet.
İşte yel almıyor, sil götürmüyor, rüzgarla mahvolmuyor, O zaman insana ibretle bakıp bizi nefsin yeli, bizi şeytanın ivası mahvetmesin diye misal olarak Cenabı Hak gösteriyor, buyuruyorlar. Bu bir dağ. Sema ve arz ne olursa olsun ve sema ile arzın arasındaki bulunanların yaratılış sebebi nedir? Düşündüğümüz zaman, aleyhüssalatü vesselam Efendimiz ifade buyuruyor ve Cenabı hak da bütün semavat ve arzı, insanoğlunun kulluk görevini yerine getirmesi için ihsan ettim, buyuruyor. Kainatı insan için insanı da zatıma kulluk yapsın diye kaldık. Bize azıcık bir ikram edilecek olsa çok az. Ne yaparız? Yerine göre bir ömür unutmayız onu. Ben sıkıntıdaydım, o sıkıntımı giderdi, unutamamdım. Çoluğum vardı, çocuğum vardı, ihtiyacım vardı, o ihtiyaç anında elimden tuttu diyor ve unutmuyoruz. Bu duyguyu veren kim? O kimseye, o unutmadığı yapılan iyiliği, o iyilik duygusunu veren Cenabı Hak'tır.
Bir tanesi topluyor, toplarken bir istekte bulunuyor, vermiyor. Verme dedi ki vereceksin, diyor. Bak işi nereye bağlıyor. Sebeplerde boğulup kalmıyor. Müsebbibül esbaba dayanıyor. Sonra gönlüm oldu vereceğim diyor. Ver dedi ki vermeyebilesin diyor. Demek ki her şey ona ait. Biz ona ait olduğumuzu, bu cenazelerde olsun bir musibet anında genellikle, diyoruz ve dememiz gerekir. Burada ne diyoruz biz? Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz. Ayet-i celile-i cemilenin manası bu mu? Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz demek mi? Biz Allah'a aidiz demek. Biz şeytana ait olamayız. Şeytan, sıfatlı insanlara ait olamayız. Nefsimize de ait olamayız. Nefsimizin arzu ve isteklerine de ait olamayız, biz Allah'a aitiz. Bak, Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz. Evet, güzel ama ayet-i celile bu tarzda değil. Biz Allah'a aitiz.
Allah'ımıza ait olduğumuzu bildiğimizde Rabbimizin bizden ne istediğini tefekkür etmeye başlarız. Şu vücut nimetine geldiğimiz zaman, şu vücut nimetine geldiğimizde Allah'ımız akıl vermiş ama Kitabı Kerim'in de tefekkürle alakalı yüzlerce ayet-i celile var. Akilla ilgili ayet-i celilenin, sadece akıl değil, akilla alakalı olan yedi yüze yakın ayet-i celile. Eğer bir şey çokça tekrar ediliyorsa önemine binaendir. Allah'ımız bu nimeti Kuran-ı Azimüşşan'da çokça zikrediyor. O zaman oturup düşüneceğiz Kuran-ı Azimüşşan bizim hayat kitabımızdır, her şeyimizdir. Neden böyle buyruluyor? Bu başımızı iki elimizin arasına alır veya elimizi şakağımıza götürün, şöyle gizlice bir yere çekelim, acaba nedir, neden bunlar çok zikrediliyor? Yoksa benim Kuran-ı Kerim hatmim var, günde bir cüz okumam lazım, işte ben on sahici okuyacağım, iki cüz, üç cüz güzel.
Fakat okurken bunları da tefekkür edersek emaneti o zaman anlarız. Öyle bir emanet ki tarifi mümkün değil. Diyelim bu vücut emanetinde bize mürşid-i kamilimiz tavsiyelerde bulunuyor. Bunun yanında evrad ve ezkar veriyor. Vermiş olduğu o evrad ve ezkarda ne var? Bir yerin tarihini araştırmışlar, bir yer dediğimde söyleyin Yahya. Ta iki yüz yıl değil, daha eski tarihlerde madenlerin bulunduğu yer demişler. Bu arşivlerden çıkarmışlar, çokça madenlerin bulunduğu bir yer. Demek ki bu madenler çalıştırılacak. Bize Allah'ımız bu vücudu emanet olarak verirken diyoruz ya, vefat ettiği zaman emanetini aldı. Acaba bu emaneti aldığında biz buna riayet ettik mi? Ne vardı bizde? Akıl var, bir hayvan da yok, bir dağ taşlı da yok. Demek ki tefekkür etmemiz gerekiyor, düşünmemiz gerekiyor.
Bir hayvan görevini yapıyor deriz düşündüğümüzde, çünkü içgüdüsüyle hareket ediyor, kendisine mahsus Allah'ımız onu nasıl tespit buyurmuşsa o şekilde hareket ediyor. Yemini yiyor, suyunu geçiyor, hoo dindiği zaman dağa doğru gidiyor, sonra da akşama doğru evine getir. Bu bir hayvan. Hayvanda tefekkür yok, hayvanda akıl yok ama bize akıl vermiş. Eğer biz bu aklımızla Allah'ımızın emrettiği Resulü'nün de tavsiye buyurduğu, ehlullahın da işaret ettiği hususlarda dikkatsiz olursa Kuran azimüşşan'da essayir billah ve legal İnsanların çoğunu ateş yaranı olarak halk ediyor, burada kişi iradesini şerre kullandığı için ateşyaranı oluyor. Yoksa Allah'ımız hayrı da, hayrı da şerri de yaratan Allah'tır. Hayra rızası var ama şerre rızası yoktur Cenabı Hak. Sonunda Ayet celalenin, Onlar hayvanlar gibidir, buyruluyor. Çünkü hayvan sorumlu değil. Sorumluluğunu bilmeyince hayvanlar gibidir.
Bir de bu sorumluluğun yanında sorumsuzluk yapar da, onun emirlerine muhalefet meydana gelirse, o zaman bel dön eda, hayvanlardan da aşağı vur. Biz ne yapacağız? Bu dünyada kendimizi kurtarabilmek için Cenabı hakk'ın istediği bir kul olmak, çünkü dualarda bunu yapıyoruz. Ya Rabbi, kendine layık kul, habibine layık ümmet, ehnunlaha layık evlat eyle diyor. Bazen de uzatıyor, birbirilerimize saygılı kardeşler ile. O birbirilerimize saygılı kardeşler, eyle demenin bile birçok sorumluluklarının olduğunu bileceğiz. Çünkü onlar Ashab-ı Gücin efendilerimiz vel Asr suresini okumadan birbirlerinden ayrılmıyor çünkü orada haklı tavsiye var sabrı tavsiye var içine düşmüş olduğumuz şu nefsin ve şeytanın bataklığından kurtulabilmenin yolları gösteriliyor iman ve salih amel olarak. Demek ki çok büyük bir sorumluluğumuz var.
Biz bir maddi kıymet olarak dedik, bir araba olarak dedik, eğer verdiğinde kusur bulacak olursa dikkat etmemiş, bir sağını vurmuş, bir solunu vurmuş, ondan sonra gelişigüzel hoyratça kullanmış, o kimse ister istemez der. Canı gibi kardeşi de olsa böyle mi yapacaktın, der. Allah'ımız bizi huzuruna aldığında ne buyuracaktı? Ben sizi dünyaya gönderdim, halbuki diye gönderdim. Yeryüzünde insanları Allah'ın namına hükümlerini gerçekleştirecek kimseler olarak gönderdim. Acaba bu hilafeti kendi nefsinde yapabildin mi? Ferarizi ilahiye Allah'ımızın farz kıldıkları vesaire. Diyelim ki beynimiz dedik, beynimizin tefekkürü murakabeye götürür. Biz murakabede ne yaptık? Çünkü bize diyoruz ya, bu memleketin çok eski tarihinde maden var demişler. Neden çalıştırılmamış? Çünkü mühendisleri olacak, maden mühendisleri. Bunun yanında o maden çıkarmak için ne gerekiyorsa onlar temin edecek.
Bizim gönül mimarlarımız, peygamberlerimiz ve onlara vekil olan el ulema ve rasetül enbiya sadat-ı kiram hazaratı, sıddık-ı azamdan bu zamana kadar gelen mürşid-i kamiller diyorlar ki, ey insanoğlu sizde madenler var, bir kalp madeni var ki onu çalıştırın, Ruh madeni var, çalıştırın. Şu vücudunuz su, hava, ateş, topraktan yaratılmış. Bu bir emanettir. Bu emaneti ehline en güzel şekilde vermek için zikri küle geçin. Bütün vücudunuz tepeden tırnağa zikretsin. Bunu anlattılar mı bize? Bir ömür Hac Hasan Efendi bunu anlattı bize. Bunu anlatmakla kalmadı, şiir halinde bize zahiri ve batıni şifa tarifi diye kitaplar hazırladı. Onunla kalmadı, o günkü imkanlar dahilinde bantlara bu geçti.
Sami Efendi Hazretleri baktığımız zaman, insanın tarifinde size verilen büyük bir emanet var diyerek, o nefis cihetini, bu letaiflerin yanında o nefsin emmare levvame mülheme mutmainne olduğunu nasıl izah etti? Neden izah etti mutmainneyi? Çünkü kabul noktası ibadetlerin o yönde de onun için. Esad El-Bimi Hazretleri durmadı. Bu emaneti korumak için üç şeyi bize öğretti. Dedi, şer'i şerife muhalif hareket etmeyin, bu emaneti zayi dersiniz. Dünyanın geçici süslerine dalmayın, yetecek kadar olduktan sonra daha da bir ötesine gitmeyin diye, Casen efendi sohbetlerinde, hayrulrik el hafi, hayrul rızk, mahiyet fi diri durdu. Zikrin hayırlısı hafi olan, hafi gizli, aynı zamanda kalbi letaiflerin zikri, bunun yanında rızık olarak aman ha ziynet kabilinde, böyle var iken bizim kullanacağımız eşya, daha da bir ötesine gitmememizi tavsiye buyurdu.
Üçüncü olarak Es'ad-ı Erbili Hazretleri gafillerle olmayın, sadıklarla olun buyurdu. Şimdi bu emanet, kalp emaneti, o murakebeler beyinle alakalı bunu sıralayıp diğerlerini de buna kıyas edelim, tamamlayalım inşallah. Ehadiyet, mahiyet, akrabiyet, muhabbet, vahidiyet daha beter. Zünnun-i Mısri der ki Sami Efendi Hazretleri bize bakın emanet olarak ne sözler bırakıyor, düşüneceğiz. Siz değil hepimiz için, bunu derken size dediğimde başla nefsime. Çünkü Allah'ımız bu emanette, Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz, buyuruyor. İnsanlar arasına fesat altı şeyden girmiştir. Bir, ahiret ameline karşı niyet zayıflığı. İki, bedenlerinin şehvetleri elinde rehin olması. Baş olma arzusu, bir cinse karşı şer'i ölçülerin dışındaki tavır ve hareketler, yeme ve içmeler, dünyanın zevkleri. Üç, ecelin her an gerebilme ihtimaline rağmen tul-i emeli bırakmamaları.
Ecelin ne zaman geleceğini ihtimaline rağmen ne zaman gelecek, belki şu an kalkabilir miyiz, kalkamayacak mıyız, bu kadar belirsiz olan şu hayatta uzun endişeler taşımak. Dört, mahlukların rızasını Halid'in rızasına tercih etmek. Beş, heva ve heveslerine uyup nebilerinin sünnetini terk edip arkalarına atmaları. Altı selefin, büyüklerimizin zelle kabilinden olan hatalarını delil kabul ederek, bak o bile yapıyor, şu bile yapıyor, Allah o bile yapıyor, sen de yap buyurmuyor. Asıl örnek alınacak menakabını, hallerini, tavırlarını terk etmeleri, bu zelle kabilinden olan hataları yüzünün önünde dağ gibi büyütüp, haktan mahrum kalmaları sebebiyle.