Ehlullah'ın Ahlakı ve Manevi Terbiye kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Selam, müminlere, Rabbımızdan lütuflar, ihsanlar temennisiyle, memleketimize bizim de Bulgaristan muhacirlerinden gelirler çok da çalışkan insanlar. Çok çalışkan. Bağda, bahçede çalışa çalışa geçimlerini temyiz ediyor. Üstat-ı Ali'miz gariplerde çok yoldaş olurdu. Garip, kimsesiz, vatanından uzak…
Ehlullah'ın Ahlakı ve Manevi Terbiye ne anlatıyor?
Ehlullah'ın Ahlakı ve Manevi Terbiye kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Selam, müminlere, Rabbımızdan lütuflar, ihsanlar temennisiyle, memleketimize bizim de Bulgaristan muhacirlerinden gelirler çok da çalışkan insanlar. Çok çalışkan. Bağda, bahçede çalışa çalışa geçimlerini temyiz ediyor. Üstat-ı Ali'miz gariplerde çok yoldaş olurdu. Garip, kimsesiz, vatanından uzak…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Selam, müminlere, Rabbımızdan lütuflar, ihsanlar temennisiyle, memleketimize bizim de Bulgaristan muhacirlerinden gelirler çok da çalışkan insanlar. Çok çalışkan. Bağda, bahçede çalışa çalışa geçimlerini temyiz ediyor. Üstat-ı Ali'miz gariplerde çok yoldaş olurdu. Garip, kimsesiz, vatanından uzak bir yere gelmişse onlara ev temin eder, onların yiyeceğini, içeceğini, sıkıntılarını gidermeye çalışır. Mesela ya anası ya da babası Yahya'dan, bir diğeri gars'tan olan Elvan aşık. Bu memleketimize gelmiş şair. Allahu alem buna iyice bir su içirilmiş, ne yapılmışsa manevi bir su, bu boşmuş şiirler söylüyor, ebyatlar.
Üstadımıza getirmişler, üstadımızın huzurunda ağzına çalınmış, Bülbül gibi öten mürşidimiz manevi bir cübbeyi giymiş, Sami Efendi, Kadı Hazretlerinin kisvesine bürünmüş, hiç söz söyleyemem, dili tutulmuş hayret etmiş ben demiş hep böyle şiirler, ebyadlar söylerdim ebyad, şimdi ise dilim durdu demiş. Üstadımıza dost olmuş, bu gariple yoldaş olmuşlar, yolculuklar yapmışlar beraber kendisine evde yaptırmış. Üste az alimimiz etrafı teşvik etmişler. İşte böyle bir vatanından uzak kimse buna bir ev yapalım diye ev yapmışlar. Böyle dost olmuş onlarla. Bir de taşan diye bir köy var, Yahyalıya bağlı taşan taşan dinmesi de böyle iki kardeş tarladan elde ettikleri buğdayı bölüşüyorlar bölüşürken bir türlü buğday bitmiyor şöyle beş altı saatte bitecek olan ortada buğday işte bir biri götürüyor ikinci defa bir diğeri götürüyor fark buğday hiç eksilmiyor.
Hayret etmişler demişler bunu biz bir ulema-i kiramdan soralım sormuşlar oğlum siz ne amel ettiniz demiş. Efendim bilmiyoruz, ben büyük ağabeyim çoluğu var, çocuğu var, geçimi zordur diye kendime mahsus olan buğdayı alıyor, onun tarafına döküyordum. Küçük kardeş de diyor ki efendim ben böyle yapıyordum, büyük kardeş de işte kardeşim daha genç, askerlik de yapmadı, onun ihtiyacı daha çok olur, evlenecek yarın, sonra damı olacak, taş olacak ben de diyor onun hanesine döküyordum. O buğdayı bölüşürken kendi yerlerine götürmüyorlarmış. Büyük kardeş küçük kardeşin geldi, küçük kardeş büyük kardeşin geldi tamam demiş. Siz İslami kendiniz ihtiyaç içerisinde olsanız bile kardeşinizi tevcih etmenin bereketini yaşıyorsunuz. Taşanda Rıza Baba var, bu Erzurum'dan gelmişler Allahu alem, yalnız bu askermiş. Askerde tıraş olurken berberin dükkanında bir resim görüyorum mübarek bir zat. Bu kimdir?
Asker ağa bu bizim üstadımız. Beni bir sohbetine götürür müsünüz? Olur diyor. Komutan da bunu çok severmiş. Olur Rıza diyor fazla da gitme yalnız şu kadar izin veriyorum. O gece rüyasında bir genç görüyor ama çok müstesna. Mübarek elini böyle atıyor. Rıza gel, rıza gel diye mübarek elini ona işaretle gel diyor ve ortada onun üstadımız olduğu bildiriliyor. Memlekete geliyor mahallemize de o devre hocalar çokmuş. Onlar yukarıdan aşağıya doğru iniyorlar. Hocalar başta bir hocanın eline kapanıyor. Siz diyor Hasan Efendi misiniz? Geride diyor. Yalnız biraz sert söylüyor. İşte bizi sormuyorsun da niye onu soruyorsun bir delikanlı? Dercesine ikincisinin eline var diyor Hasan Efendisi misiniz? Geride diyor. En sonunda üstadımız görünce biliyor. Bunda öyle bir teslimiyet vardı.
Üstad-ı adimiz bazı günler saat dokuz da üç kişi derebadan, üç kişi kirazlıdan, üç kişi kasabadan veya ilçeden kimselerle bir hatmi hacekan yaparlardı. Bu Rıza Baba bunu duyar kendisi çift işleri ile meşgul. Hayvanını olduğu gibi bırakırmış, içeceğim sohbete diye koşarak gelir. Aşık bir insan. Bizi bir davet etti, üstadımızda abi. Biz bu masum kadar manca veya biraz daha büyük olabilirim, bu yaşlarda kamyonla girildi şimdiki gibi motorlu vasıtalar, taksiler neler cipler kolay kolay çıkmıyor. Koca bir kamyonla gittik. Hiç gözümün önünden kaybolmuyor. Adam üstadımızı görünce Allah Allah, öyle bir sevgi ile karşıladı hiç tarif edemem canım.
Aşık adam evi de yen evi şöyle toprakla bir girdik içeri suda o memlekette az bir ağacın içerisini tomruk gibi diyelim büyük bir ağaç bir çam ağacı diyelim içini oymuşlar onun içerisine su koymuşlar ağaçtan da bardak onunla su veriyor üstadımız da bunu çok seviyor böyle bir tabii oluşunu ekmek yaptılar böyle bir ocakta yaptılar her şey tabii, her şey güzel ikram ettiler Hasan hocamız Elvan Aşık Ali Yıldızisunun Sam sultanını ziyarete gidecekler bu ben de gideceğim diyor. Yalnız ikisi aralarına bir başkasının girmesini pek istemiyor. Çok muhabbetli oldukları için işte hem sohbet ederiz, aşk, muhabbet, konuşuruz Rabbimizin sevgisinden, zatı kibiyanın azametinden, üstadlarımızdan fakat seslenememişler olur Rıza baba demişler, gitmişler. Tahtakale'de de görüşülüyor.
Nalburiye mağazası vardı orada, Mustafa Alem der amcanın orada defter tutuyor üsttazımız bir merdiven var o mağazanın içerisinde küçük bir oda yalnız o merdivene Sami Bendi hazretleri mübarek ayağını basıp yukarı çıktıktan Yine Efendi Hazretleri Adana'da namrun diye bir yayla var. Adana'nın yaylası böcek diye de bir yayla var, Tekir var. Oraya giderken tam bağ evine girecekler veya bir dağda istirahat için bir haneye bir kuş gelip ayaklarının üzerine böyle yüzünü gözünü sürer. Der ki bunu anlatma Efendi Hazretleri. İçinden der ki nasıl anlatmam efendim o kuş boşuna mı geldi diye. Bizim memleketimizde Kesteliş diye bir köy. Şimdi elma bağı adını koydular. Orada Hacı Mücellit hoca diye bizzat var mübarek bir insan. Velilerden olduğunda hiç şüphe yok. Evlatları böyle bir ava çıkarlar. Kuş avlayacaklar, ona mahsus artık onu elde etmek için o kuşları, tuzaklar neler kurarlar.
Efendi Hazretleri ise süpüdiler oturur. Diğer evlatları ise hep bir kuşun arkasına düşerler. Kimileri silahla kimileri artık ona mahsus ne ise o adet de onu tutmaya uğraşırlar, hep dağılıp giderler. Sonra geldiklerinde görürler ki kuşlar adedi belirsiz. Efendi hazretlerinin hep sakallarının etrafına dizilmişler. Gagalarıyla mübarek sakalını tarıyorlar. Hepsi gagasıyla mübarek sakalı şerifini dinarte tarıyorlar, o da sırtlarını okşuyor, sırtlarını okşuyor. Demek kul Cenabıhakk'a itaat ederse mahlukatta ona itaat eder. Velilerden bizzat at alacakmış. Diyorlar aman efendim alıp ne yapma bu serkeş başına çok iş açar senin kulağına bir şeyler söylüyor atın. Ayrılıyor Allah Allah diyorlar. Efendi Hazretleri atıla konuştu. Efendim ne konuştunuz? Dedim ki Allah'a ve resulüne itaat edersem siz de bana itaat eder misiniz? Çok uysal olacak.
Efendim bir ara Sami Efendi Hazretlerinin hanesine yılan girer ama çok büyük. Böyle salonda eğrile buğu ile her tarafı dolaşıyor. Hane halkı hep korkuyorlar. Yılandan da kim korkuyorlar. Yılandan da çekinir insan. Bir kardeşi çağırıyorlar Muharrem isminde. Abi yetiş diyorlar bir yılan girdi biz korkuyoruz. O ben de korkarım diyor. Yalnız kurt bir pantolon giydim, elime bir sırık aldım. O arada Sami Efendi Hazretleri haberdar oluyor. Üstadımızın üstadı Kuddesallahü sırra o bizi ziyaret için geldi, kapıyı açın buyur. Yılan kapıdan içeri giriyor başını kaldırıyor. Sanki Beytullah'a bakar gibi Efendi hazretlerinin mübarek vech-i saadetine nazar ediyor. O da ona nazar ediyor ve sonra ahirete. Bir tarif bize Sami Efendi hazretlerinin Erenköy'deki hanelerinin altında oturan bir zat geldi hanelerinin altında oturan bir zat geldi. O sıra altmış üç yaşlarındaydı.
Dedi ki siz mübarek bir zatın hanesinde bulundunuz. Ne gördünüz? Dedi ki ben bir çam ağacı veya buna benzer bir tomruk gibi o ağacı yarıyordum. Demek ki sobada yakılması için küçük küçük parçalar haline getirecek bir diyor ki o tomruğu, o ağacı, o kütüğü artık nasıl tarif edeceğiz ters çevir. Ters çevirdiğinde büyük bir yılan çıkıyor. Nasıl o araya girmiş içine, dürülmüş bükülmüş bir yılan? Efendi hazretleri oradan ona bakıyor, o da ona bakıyor. Söz çok uzar, memleketimizde Abdullah küçük diye bir kimse var mahallemizde. Buna malak derler, lakap olarak. Bu bir geyiğin üstadımıza olan saygısını geyik duymuş veya görmüş demiş ki dağın geyikleri efendimi tanıdı, geri yanını diyemem ama demiş biz Allah'ımızın kullarını hep iyi bir gözle görmeye çalışıyoruz. Bu Rıza baba, Hasan hocamız ve Elvan aşık nalburiye mağazasına Tahtakale'deki Sami Fenimizin yerine gelirler.
Aşağıdan tembih ederler onlar dakika görüşülecek. Hasan hocamız görüşür hem hoca hem de yaşı itibariyle onlardan büyük olması hasebiyle Allahu alem veya hoca olması itibariyle önce o görüşür ikincisinde Elvan'a aşı onlar dakika dikkat ederler zaten. Fat Rıza Baba girdiği zaman bir türlü çıkmaz. On dakika geçer şöyle on beş dakikaya varınca olabilir derler. Yirmi dakikaya vardığında bir sabırsızlık baş gösterir. Yahu neden bu kadar uzadığı Efendi hazretlerini neden meşgul ediyor? Pat çıkmıyor, yirmi beş dakika oluyor, çıkmıyor, otuz dakika oluyor, çıkmıyor. Diyorlar yahu köylü bir adam dakikayı ne bilsin, saati ne bilsin on dakika dedik ama Efendi Hazretleri çok edepli, hayalı bir kimse, halkın diyemez varalım kapıyı çalalım çıkaralım dediler. Bazı kırk beş dakika olur çıkınca Sami Efendi Hazretleri mübarek ellerini öpün duasını alın buyurur. Öyle bir kimse.
Bizim dere köyden Sami kılıç kaya diye bir kimse var. Şimdi Çorlu'da veya Çerkezköy'de oturmakta. Onun babası Toybu Ahmet derler. O bir Toybu Ahmet diye tanıdığınızdan ayrı. Bunların anneleri birbirinden ayrı fakat babaları bir bunun ismi de Ahmet ondan da yaşlı. Bu Adana'da bir işe girer, fabrikaya girer yalnız fabrikada işveren akrabası olur. Bir gün bunu çağırır. Derdi ki Ahmet seni ben iki var diye çalışıyor gösteriyorum sevinsin diye söyler. Sen de çift maaş alacaksın. Başkaları bir alıyorsa sen iki alacaksın. Ağlamaya başlar. Sen bana haram mı yediriyorsun? Bizim mürşidi kamilimizden öğrendiğimiz helal yemek değil midir? İşi terk eder gelir. O günkü vasıtalarla gelir hiç köyüne gitmez üstazımızın hanelerinin kapısında oturur. Sabah olur görüşürüm der. Evine gitmeyi edep kabul etmez der. Üstazımı görmeden ben nasıl de evime girebilir?
Bekler, herhalde gece de bekleyince böyle yaz günü uykuda galebe çalar. Evimizde de ahraz denen birisi var Ali Göksün diye. Ahraz derler fakat Allah'ımız dillendirmiş onlar. Öyle bir zikir yapar, öyle bir rabıta yapar, öyle bir abdest alışı var, bir namaz kılışı var, üstadımız bunları hazretlerinin gelişinde müşahede ederdi. Çok mübarek insanlardı bunlar. Üstadımız mesela su canı istedi hemen su getirirdi. Gönlü bilirdi böyle, aşık bir insandı bunlar. Üç tane ahraz vardı, üçü de manen dinlenmiş gibiydi. O evimizde bulunuyor fakat gece nasıl olduysa duramamış bir dışarı çıkmış. Bakmış ki bir adam tam kapının az tanımış, sabah olmuş, namazı kılmışlar, içeri alınmış Bak buna şahidim, çocuk dostum şahidim. Bir türlü çay içmedim. Meğer bizi içmiyor diye içmezmiş. Dedi ki efendim nasıl içebilirim bu içmeyince, böyle bir saygı var Edemi, erkanı, ahlakı tarif edemem.
Üstadımızın evlatlarından Kürdoğulu Mehmet Efendi diye birisi var. İthal etti bunlar. Rahmetullahi aleyhim Mecmuhi. Onu, onun kerimesi anlattı. Bihhicce Hanım yaşlıca bir kadın dedi ki ağabeyim Mehmet Efendi askerden geldi. Askerden gelince çantasını eve bırakmış. Halbuki yillarca askerlik yapmış. Derhal dedemin yanına. Üstazımı demiş görmeden ben evime gidemem. Mürşid-i kamilimiz de aynen öyle olmuş. Üç buçuk sene askerlik yapmış. Evinde de üç buçuk yıl bir bayram, bir neşe günü öyle bir merasim görmemiş. Üç buçuk sene. Tam da bayram yapın. İşte çoluğunla, çocuğunla, etrafınla, eşinle, dostunla bayram Yok. Sadık dostu kılavuz, hafızla demiş ki Sami Efendimizle bayram yapalım. Daha yeni gelmiş zaten. O zaman da İhvan'da öyle bir aşk muhabbet var ki tarif edilmez. Gönül gözleri de açıp trenle geliyorlar, tren Yeşilhisar'dan geçer, Kayseri tarafından geliyor diyelim veya neden olursa.
Yeşilhisar'da bir istasyon var durur, oradan diğer istasyona geçer, Üstadımız gece vakti geliyorlar. Yeşilhisar da Sami Efendi hazretlerinin, kaddesallahu sırra görevlisi olan Ahmet Efendi hanımı adiye annemiz. Ahmet Efendi yattan sonra çoğu oturmazlar. Yatarlar ibadet ve taat efendimizin edebi Muhammed'i yes de bu zaten sizler müstesna. Ahmet Efendi saat bir de kalkar gece ibadete. Demek dokuz buçukta yatıyorsa veya onda yatıyorsa üç saat yetiyor. Kalkar saat bir de. Anneyi saat ikide kaldırır. Gafil halktır. Gafil halk saat iki. Halkarlar öyle bir Rabbimize dönerler ki gece, gece zaten tecellilerin olduğu an, bükülürler murakebeye, açarlar kalplerini arşaazama. Aliye anne der ki Ahmet Efendi buyur Aliye Hasan Efendi geliyor. Ne biliyorsun? Tilenin sesinden anlıyor sirene böyle çalıyor siren. Hasan Efendi geliyor diyor Ahmet Efendi sen anlarsın diyor. Üstağızımız geliyor kapıyı çalıyor.
Ahmet Efendi dışarıdan, içeriden de de dışarısı görülmüyor. Buyur Hasan Efendi deyince Allah Allah Ahmet Efendi keramet meydana gelmiş sizdedir. Neden bu keramete iliştiniz? Keramet annendedir. Öyleyse annem bana bir pilav yapsın der. Üstadımız askerden gelmiş pilav yap. Bunlar böyle birbirlerine aşık ve muhabbetli. Orada Yeşil Zerda Küçük Kamil diye bir zat vardır. Çok nurlu böyle her tarafa nur akardı her taraf. İmamdı kendisi. Şimdi Yahya'dan geliyorlar, gece geçiyor tren Adana cihetine Sami Efendimiz o devre Adana'da bulunur. Bunları yatırıyor, heybeleri var. Şimdiki gibi çanta yok, valizi yok. Ben beklerim diyor. Bu bir kişi değil, bir gün değil, iki gün değil. Her zaman hemen hemen çoğu zaman diye. Bekliyor, uyumuyor, bekliyor ürüne.
Onların saat diyelim ki üçte geçecek, üçte kaldırıyor, üçten önce kaldırıyor, abdestlerini alıyorlar, hazırlanıyorlar, onları bindiriyor hatta heybelerini sırtına alıp istasyona kadar geliyor. Sami efendimize ziyarete geliyorlar diye artık bir ara atıp hoca diye bu Konya'dan kara damarlı derlerdi lahap olarak. Mübarek bir insan bunlar Yeşilsel istasyonunda bekliyorlar. İşte trene binecekler Sami efendimizi mukaddes Allahu Teala ziyaret edecekler. Üstadımız bunları görüyor, hiç tanıdığı yok ama eşkallerinden güzel bir insan olduklarını Sami Efendi hazretlerinin manevi evladı olduklarını his buyuruyor. Diyor ki siz Adana'ya ziyarete mi bizi gördü tanıdı deyince biz ondan çok hayırlar umuyoruz, ileride ondan birçok güzellikler zuhur edecek çok hayırlı bir kimsedir buyuruyor. Biz diyor hayırlar bekliyoruz ondan. Diğer ta gençliğinde kemalatını haber vermişler.
Şimdi Sami Efendi hazretleri Kayseri'yi teşrif ettiğinde biraz da tifeli olacak ya kusura bakmayın. Kayserililer Sami Efendi'yi tanımıyor. Müstahımız Hazretlerini tanımıyorlar. Yanında da kule pahasına oturanlar var. Bu Yeşilsarlı Ahmet Efendi çok şekilli bir kimseymiş. Tabii müstesna Sami Efendi Hazretleri'nin ruhani güzelliği tarif edilmez. İhvan ara sıra Ahmed Efendi'nin yerine varmış. O da hep gösterirmiş. Sami Efendi Hazretlerinin eliyle ses de konuşmuyor, edepsizlik olur diye sesini de çıkaramıyor. Böyle gösteriyor ama bayağı eline geliyorlar. Dışarı çıktığında diğer hulefa'ya, üstazımıza ve Kayseri halifelerinden Hac Hüseyin Aksak Ali Efendi'ye diyor ki beni küçük görmeyin. Aman Ahmet Efendi ne oldu diyorlar. Yahu diyor koskoca kutbul aktabın yanında bizim elimizi öpüyorlardı. Latifeci bir kimseymiş. Yoksa bundan kendisine bir pay çıkaran kişi değil. Latife yaparmış.
Latif olmak şartıyla gelmişler ulemayı kiram etrafını almış sanfendi hazretlerini. Yemek yer sofrası ellerini yıkıyorlar, oturuyorlar, yıkıyorlar, oturuyorlar. Üstazımız da en sonraya kalmış. Ben demiş nasıl bunların arasına girebilirim diye. Şimdi sağından itibaren veya solundan itibaren doldurunca en sonraya kaldığında bir tarafı Sami Efendi hazretlerinin üstadımıza kalmış. Kayseri'den ulema oturuyor Konya'dan kendisiyle gelen Efendi hazretlerinin Hacı Mehmet rast geldi, Saraç baba diyor ki bu genç olsa olsa ya kaymakamdır, ya bir müessesenin müdürüdür, şu lazımımızda bambaşka da bir güzellik var cisim olarak da. Giyim olarak da öyle. Herhalde demiş böyle bir müessesenin idareciliklerinden birisi yüksek düzeyde. Fakat demiş nasıl oldu da bu kadar alimler içerisinde tayanla oturtuldu bu zat genç. Bizim Konyalılar olsa içinden söylüyor bunu. Böyle bir hali yapmazlar diyor.
Kayseri dikkat etmiyor bu işe derken Sami Bendi hazretleri mübarek gözlerini bunu söyleyen Saraç Baba'ya dikiyor. Mehmet Efendi bu genci tanıdınız mı? Eyvah diyor içinde. Bu hayrıl halef Sami Efendi hazretlerimiz buyuruyor. Esadi Erbili hazretlerinin hulefasından şeyh Mustafa Kudüsi Gaddesallahu Sırrı hazretlerinin evladıdır, bizim de halifemizdir, diyor. Beraber siz, Yeşilhisar'ın içmecesine bize yer hazırlayın diyor. Yolda giderken diyor ki yahu diyor Hasan Efendi siz miydiniz ben duyuyorum sizi diyor fakat böyle bir genç olacağınızı hiç hesap etmiyordu duyuyordum mübarek bir kimse deniyordum çünkü şu genç yaşta otuz beş yaşlarında, kırkların içerisinde, yedilerin içerisinde avsil-i Azam, böyle diyor genç miydin ben elli altmış yaşında bir adam zannediyordum diyor. Kalben diyor gıybet etmemize de razı olmalı.
Üstadımız dokuz yüz altmış üçte hacca hazırlandı, bir türlü gitmek nasip olmadı. O zaman sağlık kontrollerinden geçiriyorlar umumi sağlık kontrolünden, tansiyon yüksek çıkmış. Çıkmış. Gidemeyince üstadımız şiirler yazıyor. Rızayı hak idim maksudum kastım olup pervane gürleyi bestim selametle gidin ihvanın dostum, fakrı kainata selam götürün. Yeşil taş içinde hatim, ağlıyor gözlerim bitti takatim yeşil taş içinde hatim, ağlıyor gözlerim bitti takatim devam ediyor yazdıkça yazdığım ebyadım burasını biz söylemiş oluyoruz. Hacerülesved'e selam götürün. Hacer'le oğluna selam götürün. Kadir dörtte gitmişler bir sene sonra Ashab-ı Suffe'ye üstadımız dua ediyor. İşte bazı hacılar efendim işte hatim duasını yaptık, yok Kuran-ı Kerim'i hatmettik, duasını yapar mısınız diye üstadımız da duasını yapıyor. Amin başlıyorlar. Allah Allah Allah diyorlar Ashab-ı Sofrada. Araplar da karışıyor.
Onlar da buna hiç razı olmaz orada Allah dinmesine niye hiç? Derhal görevliler götürüyor üstadimize. Mübarek renkleri çok değişmiş, bembeyaz olmuş. O arada bir uzun boylu siyahi bir Arap konuşuyor üstadımızı bırakıyorlar. O anda vasiyet makamını vermişler altmış dörtte. Gençliğim derdi çok insanı acayip hallere soktu diye. Derlermiş böyle genç mi olacak derlermiş. Yani Allah'ımız ona o payeyi lütfetmiş, sen onun elinden alamazsın, Rabbimiz verir onu, o taklitle olmaz. Bazen kuşlar ol, kuş taklidi yapar ama o kuş değildir. Bir defasında bir teşbih görmüştüm, nasıl olduysa çakalın birisi boya küpüne düşer. Boya küpüne düşünce al olur, sarı olur, mavi olur, yeşil olur, rehrenk olur. O köpek yavrusu buna tazı da derler, Mahalle göre değişir isim. Şöyle bir tüyüne bakınca güneşte vurur parlar. Bir gurur gelir, bir kibir gelir kendisine ben taviz kuş oldum der.
Diğer köpeklerin yanına gelir der ki ben taviz kuş oldum. Taus kuşunun öyle bir kanadı var ki tarif edilmez. Allah'ım öyle bir sanat tesis buyurmuş ki hayran kalır insan. Derler ki haydi kanadını aç. Köpeğin ne kanadı olacak dersin? Onun edalı bir yürüyüşü var yürü, nasıl yürürsün köpek. Nasıl olduysa karıncanın biri. Şöyle bir bakar deryanın kenarında bir gemi içerisinde binlerce insan. Allah Allah der. Bu kadar geminin içerisinde insan nasıl seyri sefer ediyor denizin üzerindedir? Böyle derken nasıl olduysa bir at, atın af buyurun haya ediyorum küçük su yolu idrar. At nalının açmış olduğu ize böyle bir idrar artı Onun üzerinde de bir saman tesadüfen harınca o saman çöpünün üzerine o idrar birincisinin af buyurun düşer. Şimdi biraz da rüzgar esince sağa sola gitmeye başlar.
Karınca böbürlenir, der ki ben demin deryadaki sefineye gemiye hayret etmiştim ya, binlerce insanı götüren, aynı hal benim için de oldu der. Ben de nasıl mahir gibi şimdi derya da yüzüyorum. Ehlullahın, Rasulullahın işaret ettiği kimselerin karşısına çıkıp da kendi kendimizi var görmek, kendi kendimizi tartmak, ben de varım demek aynen bu misallere götürür bizi. Resulullah'ın karşısına bir peygamber çıktı sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz. Dedi ki ben de peygamberim. Arzı dedi ikiye bölelim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir tarafını idare etsin, bir tarafın da ben. Efendimiz buyurdu ki arz Allah'ındır. Allah'ımız kime kime hikmet verecek olursa dilediğine verir o, çok büyük bir hayır verilmiştir, gitmez.
Bizim istiaze adimiz herhalde üzüldü ki bizim gibi insanların haline derdini anlattı kendi eliyle yetiştirdiği bir kimse ben bu tarafları idare edeceğim diğer tarafı da Hasan Efendi idare etsindir. Sami efendi hazretlerine duyurulunca bu hamakattir, bu anlayışsızlık olacak bir iş değil buyurdular. Bu ibn acibe İbn-i Acibe diye El Bahrul Medit fi tefsiril Kuranil Mecit tefsir var burada ehlullah'a muhalefetin ona karşı çıkmanın neticesi sui hatimedirdir, kötü ölümdür. Bu kimse murad etmeyiz üstazmımız bizim çok şefkatli ve merhametlidir. Son nefesinde şeytan diyor beni bu kadar sıkıştırma imanımı verdim. Kim evliyaullah'a muhalefet ederse Cenabı Hak ona harp ilan ediyor.
Çok şükür Elhamdülillah bizim içimizde böyle bir şey olmaz, olmaz da mümkün değildir fakat söz geldiği için ifade ettim böyle demelerle etmelerle öyle isimleri koymalarla olmaz o isim nurdan bir yazıdır, o kalemle yazılmaz. Nurdan bir yazıdır onu mevlamız tespit buyurur. Hakikaten Ehlullah'ın hali müstesna Cenabı hakk'ın sevdiği kimselerdir ve güzel ahlak sahibidirler onlar. Allah'ımız onlara bambaşka bir güzel ahlak lütfetmiş, ihsan etmiştir. O ahlaklar nedir denirse bir kere insanlardan gelen sıkıntıya tahammül ederler. Çok şefkatlidirler ve sonra akıl sahibi kimselerdir. Marifet sahibi kimselerdir. Marifet sahibi ve sonra akıl sahibi kimselerdir. Marifet sahibi Rabbamızı tanırlar, ilim ehlidirler, çok yumuşak huyludurlar, tevazu sahibidirler, gönülleri devamlı engin çünkü dik duran Ehlullahın karşısına çıkan kovak ağacı gibi meyvesi olmadığı için.
Meyveli olan ağaçların dalları hep yerdedir, çünkü meyvesi var. Sekine kalbi bir vakar, huzurun içerisindedirler, ahlak sahibi, adalet sahibidirler, insanlardan gelenlere tahammül ederler ve iyilik içerisindedirler, herkese faydalı olmaya çalışırlar. Cenabı hak şefaatlerini mazhar kılsın. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.