Ebu Eyyub El Ensari ve İstanbul'un Fethi kaydında İSTAN MEKTEBİ PROZAN MEKTEBİ PROZAHABIYLE BİR BÖLÜMD BİLDİRİMİZ. MAHMUT SAMİR RAZANOĞLU, GADNESALLAHÜSİRRAHÜL ASIN Ashabı Kiram isimli eserinde Ebu Eyyub el Ensari'yi tanımaya inşallah devam ediyoruz. Hadis-i Şerifler aktarıyorduk bundan önceki programımızda ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bir tarafı kara, diğer tarafı denize bakan…
İSTAN MEKTEBİ PROZAN MEKTEBİ PROZAHABIYLE BİR BÖLÜMD BİLDİRİMİZ. MAHMUT SAMİR RAZANOĞLU, GADNESALLAHÜSİRRAHÜL ASIN Ashabı Kiram isimli eserinde Ebu Eyyub el Ensari'yi tanımaya inşallah devam ediyoruz. Hadis-i Şerifler aktarıyorduk bundan önceki programımızda ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bir tarafı kara, diğer tarafı denize bakan bir memleket vardır, işittiniz mi? Buyurunca Ashab-ı Kiram, evet orası Kostantiniyye, yani İstanbul'dur demişler. Onun üzerine Resulü Ekrem efendimiz kıyamet kopmaz, ta ki Beni İshak'tan yetmiş bin asker tekbirlerle o şehre gaza edip fethetmedikçe buyurmuştur. Hak Teala Hazretleri mümin kullarına Roma'nın merkezi olan Konstantiniyye'yi yani İstanbul'u tespih ve tekbirlerle fethini nasip buyurmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Artık bu Fethi mübin er ve geç Müslümanlara müyesser olacak ve emsalsiz, ganaim elde edilecektir, buyrulmuştur.
HAZRET-İ HALİT bin Zeyd, Ebu Eyyub el-Ensari Radıyallahu Anh, hayatını cihada hasretmiş idi. Onun rahat ve huzuru, zevk ve manası ne mülk ve ne de mal idi. Ancak nerede cihat ve gaza var ise oraya yetişip gazi olmak, yahut hayatını fisebilillah feda ederek şehit mertebesine nail olmak emelindeydi. İşte bu büyük mücahit, Mihmandar-ı Resul, doğduğu Medine-i Münevvere'den İslam merkezinden en uzak olan İstanbul'a kadar teşrif eylemiş. Vücuduyla, ilim ve irfanıyla, gurbet ve nispetiyle, ihtişam ve mehabetiyle, cihat ve içtihadıyla hayatının sonuna kadar çalışarak İslam alemini tenvir ve teshir eylemiştir. Ebu Eyyub radıyallahu anh'ın İstanbul'a teşriflerinin bir saikide bu hususta peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden bir işaret ve beşaret olmasıdır. Son defa redif kuvveti olarak Yezid'in kumandasında elli bin kişilik orduda pek güzide şahsiyetler de vardı.
Ezcümle, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin amcazadesi Abdullah bin Abbas. Hazreti Ömer İbnül Hattab radiyallahu anh'ın oğlu Abdullah bin Ömer ve Peygamber efendimizin halazadesi Zübeyr'in oğlu Abdullah bin Zübeyr ve Ebu Eyyub el-Ensari ve meşhur Arap Bahadırlarından Abdülaziz bin Zürare ve meşhur Seyfullah Halid bin Velid'in oğlu Abdurrahman bin Halid ve Abdullah bin Yezid gibi. Yezid ordusuyla Kostantiniye Haliç'ine gelir gelmez İslam ordusu taarruza geçti. Müteaddid defalar altı ay kadar Rum ordularıyla muharebeler yaptılar. Bu muharebelerde orduda açlık ve hastalık gibi müzayakalar dahi olmaya başladı. Bir gün sabahtan Abdülaziz Radıyallahu Anh şiddetli bir hücum esnasında Rum ordularının içlerine kadar girerek Rumları kırıp geçirdiyse de onlarda müteakip bir hücum yaparak o büyük gazi Abdülaziz Radıyallahu Anh'ı şehit etmişlerdir.
İşte o sıralarda idi ki harp şiddetlenmiş, Rum orduları kalaların dışına çıkarak meydan muharebeleri yapıyorlardı. Hazreti Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el-Ensari radiyallahu anh da ağır hasta idi. Zaten yetmiş veya seksen yaşını geçmişti. İşte bu büyük mücahidin vücudu bu yaşında diyarı gurbette ve harekatı harbiye üzerinde rahatsız olduğundan, arkadaşları kendisine Sen hastasın, senin için cihadı terk etmeye ruhsat-ı şer'iye vardır deyip ısrar ettilerse de Hazreti Mücahit bu sözlere hiçbir kıymet ve ehemmiyet vermeyerek ordu ile beraber İstanbul'a hareket etmişti. İstanbul'da kağıthane meydanında bir çadıra yerleştirilmişti. Fakat harp uzun müddet devam ettiği için Hazreti Halid Radıyallahu Anh'ın vücudu günden güne zayıflamıştı. İşte bir piri fani olan Hazreti Halid, ordu kumandanları ile birçok mücahitleri huzuruna davet ederek helalleşti.
Ebu Eyyub El Ensari ve İstanbul'un Fethi ne anlatıyor?
Ebu Eyyub El Ensari ve İstanbul'un Fethi kaydında İSTAN MEKTEBİ PROZAN MEKTEBİ PROZAHABIYLE BİR BÖLÜMD BİLDİRİMİZ. MAHMUT SAMİR RAZANOĞLU, GADNESALLAHÜSİRRAHÜL ASIN Ashabı Kiram isimli eserinde Ebu Eyyub el Ensari'yi tanımaya inşallah devam ediyoruz. Hadis-i Şerifler aktarıyorduk bundan önceki programımızda ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bir tarafı kara, diğer tarafı denize bakan…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 7 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
O esnada tabiinden Ebu Zeyd ile Nevful Bikali rahimehullah, Hazreti Mihmandar'ın ziyaretine hasta hatırı sormaya gelmişlerdi. Baktılar ki hastalık çok ilerlemiş. Nefs Hazreti Ebu Eyyub'a şifa olmak üzere şöyle dua etti. Ya Rab, Ebu Eyyub Hazretlerine afiyet ve şifa ihsan buyur. Fakat Hazreti Mihmandar gayet ağır konuşarak şöyle mukabelede bulundu. Arkadaşlarım, benim için böyle dua etmeyiniz. Belki Ya Rab, Ebu Eyyub'un eceli gelmiş ve yakın ise Ebu Eyyub'u mağfiret edip ona rahmet eyle ve eğer eceli yakın değilse afiyet ve şifa ihsan buyur diye dua ediniz buyurmuştur. O esnada Yezid de istifsarı hatır için Ebu Eyyub'un yanına geldi de ya Eba Eyyub bir arzın var mıdır ve vasiyet etmek ister misin diye ağzını aradı. Ebu Eyyub Hazretleri de Yezid'e şöyle cevap verdi. Amma sizin dünyanızdan ben hiçbir şey istemiyorum.
Ancak benim vasiyetim ve arzum şudur ki, ben vefat ettiğim zaman benim naaşımı gücün yettiği kadar düşman memleketinin içlerine kadar sok ve beni harp eden mücahitlerin, askerlerin ayakları altına göm. Ta ki mücahitlerin atlarının altında benim kabrim dümdüz olarak belirsiz olsun. Sen beni oraya bırak ve dön. Zira Resul-i Ekrem ve Nebi-i Sişan Efendimiz hazretlerinden işittim ki, Konstantiniyye'de Kal'a'nın yanında bir racul-i salih defne olacaktır buyurmuştu. İşte ben umarım ki o racul-i salih olan kimse ben olayım, dedi ve mübarek Ruh-i Aziz'i Mele-i A'la'ya intikal etti. Hazreti Mücahit'in dediğini yaptılar ve onu surun yakın bir yerine defnettiler. O bugüne kadar maruftur ve tazim edilen bir zatı ali-i Kadirdir. Ondan şefaat dilerler ve şefaatine nail olurlar.
Onun bu hali de sanki men tavada alille fakat rafaahullah, kim Allah için mütevazı olursa Allah onu ve şanını yüceltir, hadisi şerifine işarettir ve bu hadisi şerifi de bütün Kütüb-i Sitte muhaddisleri Ebu Eyyub'dan hadis olarak rivayet etmişlerdir. Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinden şöyle buyurmuştur. Benim ashabımdan herhangi bir zat, bir memleket halkından ehli iman olarak vefat eden kadın erkek ne kadar kimse varsa kıyamet gününde o müminlerin önünde Allahü tealanın tahsis eylediği nur ile ortalığı aydınlatacak. Önlerine düşerek hepsini biiznillah, cennat-ı aliyyata şefaatiyle yerleştirecektir. Diğer bir rivayette de o sahabemin eline nurdan bir bayrak, alem, ihsan buyrulacak, biiznillah şefaatiyle bayrağı altında bulunan kimseleri nar-ı cehennemden azat ettirecektir, buyrulmuştur.
Yezid Minmannar-ı Resul Ebu Eyyub el-Ensari'nin teçhiz ve tekvinini emretti. Bütün mücahitler cenazesini hazırlamakla meşgul oldular, cenaze namazını Yezid kıldırdı. İmam Ahmed bin Hanbel diyor ki: Ebu Eyyub el-Ensari'nin vefatını işiten ve gören etraftaki bazı ecnebilerde İslam ile müşerref olup cenaze namazına koşmuşlardı. Tabut mücahitlerin omuzları üzerinde yükselince bir taraftan da askerler hücuma kalktılar ve şiddetli muharebelere başladılar. Üçüncü Konstantin, Tekfur Sarayı'nın kalasından dikkatle bakmıştı. Yezid'e haber göndererek ordunuzun önünde başlar üstünde bir cenazenin taşındığını görüyorum. Bir taraftan da askeriniz harp ediyor. Acaba bunun sebebi nedir, ne oluyor diye bir elçi ile keyfiyeti sordu. Yezid de Kayseri şöyle cevap gönderdi.
Bu cenaze bizim peygamber efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından ve pek sevdiklerinden bir mihmandardır. Vefatından evvel bize senin memleketinin en ileri bir mevkiine götürülüp orada defnetmemizi vasiyet etmişti. İşte biz de o zatı ali kadrin vasiyetini yerine getirmeye çalışıyoruz. Biz ya o vasiyeti yerine getireceğiz yahut Allah uğrunda canlarımızı feda etmeye karar vermiş bulunuyoruz, demişti. Bunun üzerine Kayser, Yezid'e şu cevabı gönderdi. Çok taaccüb şanıdır kimsenin baban işittiğimize göre çok zeki, akil ve dahi bir adam olduğunu iddia ediyormuş ve seni memleketi fethetmen için buraya göndermiş ve sen de peygamberin arkadaşına hüsn-ü zan ve itimat ederek onun cenazesini bizim memleketimize gömmek azminde bulunuyorsun.
Düşünmez misin, siz bir gün mecburi olarak buradan dönüp giderken biz onu kabrinden çıkartır, haşa sümme haşa, hayvanlara, köpeklere yediririz, dedi. Bunun üzerine Yezid fevkalade gazaba gelerek Kayseri'e şu cevabı gönderdi. Ey Kayser, ben de Allah Celle ve Ala'ya kasem ederim ki bu mübarek zatın naş-ı şerifini sizin memleketinize tevdi edip bırakmak istemem. Lakin ne çare ki vasiyeti yerine getirmek mecburiyetindeyim. Ancak benim sana söyleyeceğim sözüm de kulağınıza küpe olsun. Şunu iyi bil ki eğer bu muhterem zatın kabrine ve naaşı saadetine bir taarruz ve tecavüz eylediğini haber alırsam, ben de Cesiretü'l Arab'ta öldürmedik bir Hristiyan bırakmam, hepsini kılıçtan geçiririm ve yine çan çalınan bir kilise bırakmam.
Muhakkak hepsini yıkarım ve ben dediklerimi yapmazsam bu zatın sohbetiyle şeref ve iftihar duyduğu zatı Muhammed Mustafa'yı inkar edenlerden olayın mealinde bir tehditname yolladı. Bunun üzerine Kayseri'nin yelkenleri suya düşerek şöyle cevap verdi. Anladım kimsenin baban senden daha akıllı ve dirayetli bir adamdır ve seni benden daha iyi takdir etmiştir. Ben de Mesih İsa'ya kasem ederim ki bu mübarek zatın kabri şerifini muhafazayı taahhüt ederim. Müverrih tarihçi Ahmet Abdü Rabbi el Ende Lucy diyor ki, Ben de tevatür ile işittim ki, Kayser bu mukavele ve muahede üzerine Mihmandar Resul-i Kibriya'nın kabri şerifi üzerine güzel bir kubbe bina ettirmiş ve bugüne kadar, yani Ebu Eyyub'un irtihalinden Hicri üç yüz yirmi sekiz tarihine kadar iki yüz on sekiz sene türbede Hristiyan adeti üzere kandil yakmaya devam edilmiştir.
Vaktiyle Muaviye de Kayseri'ye daha şiddetli bir tehditname göndermişti. Şöyle ki, emirül müminin Hazreti Ali Kerremallahü ve ceh ile Muaviye arasında vuku bulan ihtilafta Muaviye Şam'da tedarikatta bulunurken, Kayser-i Rum'un Şam diyarına sefer edeceğini işitmiş, bunun üzerine Muaviye Kayseri'ye şu tehditnameyi göndermişti. Ey Kayser, eğer Şam üzerine hareketin tahakkuk edecek olursa, sahibim, yani Hazreti Ali ile bir musalaha akdederim ve onun ordusunun pişdarı olarak senin üzerine varırım ve billahi kerim, bayitahtın olan sisli, dumanlı, Constantiniyye şehrini yakıp yıkıp kapkara kömür ederim ve yerden havuç çekilip koparıldığı gibi seni mülkünden koparırım ve seni domuz çobanı ederim, diye yazmıştı.
Fakat bunu yapamamış, hatta ondan sonra gelenler dahi, Kostantiniye'yi feth için uğraşmışlarsa da Cenabı Hak Zülcelal Velkemal Hazretleri bu şan ü şerefi kahraman İslam padişahı Gazi, Fatih Sultan, Muhammed Han nasip eylemiştir. İstanbul'u muhasara eden o zamanki İslam ordusu fetihten me'yus olunca Kayser ile musalaha yaparak ordu Şam'a avdet etti. Bu harpte ashabtan otuz üç zat bulunmuş ve bunlardan, e rivayete göre, yirmi yedi kişi şehit olmuştur. Ebu Eyyub el-Ensari Radıyallahu Anh'ın kabri şerifi İstanbul'un fethine kadar biiznillah ve bi Hıfzillahi teala muhafaza edilmiştir. Mücahit rahimehullah diyor ki Romalılar kıtlık ve kuraklık zamanlarında Ebu Eyyub'un kabri şerifini açarlar ve tevessül ederek Rahman olan Mevla-yı Müteal'in rahmetine mazhar olurlardı. Dört yüz altmış üç hicri tarihinde vefat eden Hatibi Bağdadi diyor ki, Mevsuk bir zattan işittim.
Konstantiniyye Kalasının altında beyaz ve güzel bir bina gördüm. Burası nedir diye sorduğum zaman cevaben burası Ashab-ı Muhammed'den Ebu Eyyub el-Ensari'nin türbesidir dediler ve ben de bizzat o binanın içine girdim ve kabri şerifi ziyaret ettim ve tavana zincirle asılı bir kandil gördüm, demiştir. Magazi de zikredilmiştir ki Ebu Eyyub el-Ensari Radıyallahu Anh'ın vasiyeti Mucebince cesedi gece defnedildi. Nagah kabri şerifinden gök tarafına bir nuru ilahinin yükseldiğini, o civarlarda bulunan küffarı da aynen gördüler. Ertesi gün müşrikler İslam ordusuna bir elçi göndererek sizin içinizde vefat eden kimdir diye sordular. Müslümanlar da peygamber efendimizin ashabından büyük bir zat idi diye cevap verdiler. Bunun üzerine bazı kimseler gördükleri bu hidayet nuru sebebiyle İslam ile müşerref oldular.
Buhari Şerif Şari aynı diyor ki Ebu Eyyub el Ensari radiyallahu anh, Kostantiniyye'de gazada iken vefat etti. Arkadaşlarına dedi ki, ben vefat ettiğim zaman benim cenazemi yükleniniz ve saf saf olarak düşmanla muharebeye başlayınız. Ta ki ileri gidemeyeceğiniz bir yere geldiğinizde beni ayaklarınızın altına defnediniz. Onlar da vasiyeti mucebince Nasş-ı saadetini Kal'a'nın yanında El Yevum hürmetle muhafaza edilen yere defnetmişlerdir. Rahmet yağmadığı zamanlarda orasının halkı Ebu Eyyub'un kabrinin civarında toplanarak yağmur duası yapmaktaydılar. Aynı'nin vefatı sekiz yüz elli sekizdir. İstanbul'un fethi sekiz yüz elli yedi, bin dört yüz elli üçtür. Demek ki kabir o zamana kadar kaybolmamıştır. Değerli deneyeceğimiz İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna gelmiş olduk. İnşallah Hazreti Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el Ensari'yi tanımaya inşallah bir sonraki programımızda devam edeceğiz.
Tekrar görüşünceye dek Allah'a emanet olunur.
Kaynak: Genel
Ebu Eyyub El Ensari ve İstanbul'un Fethi | Mihmandar