Kıymetli deneyçilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugün yeni bir bölümüne başlıyoruz, yeni bir esere başlıyoruz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Kaddesallahu Sirahü'l azizisin Ashabı Kiram isimli eserinde Hazreti Halid Bin Zeyd yani Eba Eyyub el Ensari Radıyallahu Anh'ı inşallah tanımaya başlayacağız. Hazreti Halid Bin Zeyd'in Nesibi. Halid Bin Zeyd Ebu Eyyub el Ensari Radıyallahu Anh'ın silsilesi babası cihetinden onuncu dedesinde ve anası cihetinden sekizinci dedesinde Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri ile birleşmektedir. Buhari ve Müslim rivayetlerine göre Halid bin Zeyd, Neccar oğullarından Ebu Eyyub künyesiyle maruf bir Sahabe-i Celildir. Akabe beyatında bulundu. Bedir, Uhud, Hendek harplerine katıldı. Beyatür Rıdvan ve birçok mühim vakalara iştirak etti. Kendisi gayet şecci, sabırlı, takva sahibi cihadı 7 bir zat idi. Emeviler devrine kadar yaşadı.
Medine'de sakin iken Şam'a nakli mekan etti. Muaviye'nin hilafeti zamanında oğlu Yezid'in Kostantiniyye seferine mücahit olarak katıldı. Düşman ile karşılaşmaların birçoğunda hazır bulundu. Nihayet hastalığının neticesinde vefat ettiğinde Konstantiniyye kalasının dibine defnolundu. Hazreti Halid Radıyallahu Anh'ın künyesi Ebu Eyyub'dur. Arapların adetlerinde bir ailenin en büyük ve ilk evladı hangisi ise onun ismine izafetle o aileye künye verilirdi. Hazreti Halid'in en büyük evladı Eyyub olduğu için Eyyub'un babası namıyla Ebu Eyyub el Ensari künyesi ile lakaplanmış ve bu künye ile meşhur olmuştur. Kuran-ı Kerim'de beyan olunduğu üzere Muhacirinden sabitun olduğu gibi Ensar'dan da sabıkun, yani ilk Müslüman olanlar vardır. İşte Ebu Eyyub el Ensari Ensar-ı Kiram'ın içinde iktida edip en evvel müsabakayı kazananlardandır.
Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Medine-i Münevvere'ye hicretinden iki sene evvel iman ve biat etmişlerdir. Medine-i Münevvere'de oturan Evs ve Hazrec kabilelerinden başka Yahudiler de vardı. Yahudiler ikide bir Biz Tevrat'ta okuduk ki yakın zamanda ahir zaman peygamberi zuhur edecektir. İşte siz o zaman görürsünüz ki biz sizi behemehal Medine'den tardu tebit edeceğiz diyerek Evs ve Hazreç kabilelerini tehdit edip duruyorlarmış. Bu kabilelerin ileri gelenleri de ne olur ne olmaz diye oraya buraya başvurarak çareyi selamet arıyorlarmış. Nihayet Mekke-i Mükerreme'de Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin nübüvvetini ilan ettiği işitildi. Bazı kimseler derhal Mekke'ye gittiler, mevsim de hac zamanıydı.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem her sene hac mevsiminde suki Ukaz denilen yerde oturur, etraftan gelen kabilelerle görüşür ve onları İslam dinine davet ederlerdi. Nübüvvetin on birinci senesinde yine Mina'da Akabe denilen yerde Medinelilere tesadüf eyledi. Peygamber Efendimiz onlara sizler kimsiniz diye sordu. Onlar da Hazreç kabilesindeniz diye cevap verdiler. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem biraz otursanız sizinle konuşsak olmaz mı buyurdu. Onlar da pekala olur dediler. Resul-i Ekrem Efendimiz onlara Kuran-ı Kerim'den birkaç ayet-i celile okudu ve onları hak dine, yani İslam'a davet eyledi.
Onlar da dedelerinden ve Yahudilerden yakında bir peygamber zuhur edeceğini ve zuhuru zamanının da pek yakın olduğunu işitmekte olduklarından, birbirine bakarak Yahu galiba Yahudilerin dediği peygamber bu olsa gerektir diye söyleştiler ve nihayet hemen huzur-u Nebevi'de kelime-i şehadeti getirip eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasul diyerek şerefi İslam ile müşerref oldular ve bunlar Es'ad Bin Zürare, Rafi Bin Malik, Af bin Haris, Kutbe bin Amir, Haris bin Abdullah bin Rebab, radiyallahu anhüm Hazeratı idi. İşte ensarı kiramdan en evvel şerefi İslam ile müşerref olan bu altı zattır. Nübüvvetin on ikinci senesi yine Akabe'de Es'ad bin Zürare ve Refikleri Rafi, Avf, Kutbe, Ukbe ile beraber Muaz bin Haris ve Zekvan bin Abdü Kays ve Ubade bin Sabit ve Abdülheysem bin Teyihan ve Abbas bin Ubade ve Ebu Abdullah Zeyd bin Saleb'e ve Uveym Bin Saide radiyallahu anhüm bulundular.
Bu on iki zat da yine Akabe'de Fahri Kainat Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'le görüştüler. Peygamber efendimizin bütün emirlerini ve nehiylerini kabul ettiler. Bu defa Medine-i Münevvere'de ümmeti Muhammed'e Kuran-ı Kerim ve şer-i şerifi talim etmek üzere muktedir bir Kuran muallimi gönderilmesini Peygamber Efendimizden rica ettiler. Bunun üzerine Peygamberimiz Ulema ve Kurra-ı Kiram'dan Mus'ab bin Umeyr radiyallahu anh'a gönderdi. Mus'ab Hazretleri Medine halkına hem Kuran-ı azimi öğretir ve hem de vazı nasihat ederdi. Hatta meşhur müezzin İbni Ümmü Mektum da beraberdi. Medine-i Münevvere ve civarı ahalizenin iktida etmelerine, yani şerefi İslam ile müşerref olmalarına başlıca Mus'ab bin Umeyr vesile olmuştur ve beş vakit namazda imamlığı ifa ediyordu. Bu münasebette Medine'nin her evinde hep İslamiyet'e dair sohbetler oluyordu.
Sonradan Ammar bin Yasir ve Bilal-i Habeşi ve Sa'd ve sonradan Ömer ibn Hattab yirmi Ashabı Kiram ile hicret etmişlerdir. Az zamanda Medine halkının ekserisi İslam dinini kabul etmişlerdir ve bu vesile ile de Evs ve Hazreç kabileleri arasında senelerce devam eden müthiş harp durmuş, vahdeti İslamiye sayesinde barış hasıl olmuş ve bu suretle Müslümanların kuvvetleri artarak Yahudilere galip gelmişlerdir. Nübüvvetin on üçüncü senesinde, hac mevsiminde, Kuran-ı Kerim muallimi Mus'ab bin Umeyr'le beraber yetmiş üç erkek ve iki kadın Medine'ye geldiler. Beni Neccar'dan Ebu Eyyub el Ensari diye maruf olan Ezkiya-ı Fuzala'dan şecir, taki, alim, sabit, gazi, mücahit sıfatlar ile mevsuf olan Hazreti Halid bin Zeyd de onların içinde bulunuyordu. Bunların cümlesi Akabe'de es-Saidübillah, Lekad radiyallahu anh müminin izdiubayiuneke tah teş şecarah.
Andolsun ki Allah müminlerden seninle o ağacın altında bey'at ederken razı olmuştur ayet-i celilesiyle iltifatı Sübhaniyyeye mazhar olarak birinci defa ağaç altında Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz hazretlerine bey'at ettiler. Bu vesile ile Ashabı Rıdvan'dan olup rızayı ilahiye mazhar oldular. Rıdvanullahi Teala aleyh ecmain. İşte bu Akabe'ye Akabe-i Kübra namı verilmiştir. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Medine'ye hicret buyurmasını teklif ettiler. Ensar-ı kiram manzaratı kendi canlarını ve evladı iyalilerini nasıl koruyorlarsa Peygamber efendimizi de böylece muhafaza edeceklerine ahdu bey'at ettiler. Yani icabında bu uğurda harp edeceklerine söz verdiler ve Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mübarek elini tuttular, can verip cennet aldılar.
Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Münevvere'ye hicreti seniyyeleri İslam tarihinin büyük bir hadisesidir ki bu hadiseyle başlayan tarihe tarihi hicri denilir. Veladeti Muhammediye'nin elli dördüncü ve tarihi miladi'nin altı yüz yirmi ikinci senesine müsaadetir. Yani Nübüvveti Muhammediye'nin on üçüncü senesinde Rebiü'l Evvel ayının on ikinci gününde Medine-i Münevvere'ye vasıl olmuşlardır. Bir taraftan Evs ve Hazret kabileleri fevc fevc imana gelmekteydi ve bir taraftan da Medine-i Münevvere'ye hicret eden Ashabı Kiram peyderpey orada toplanmaktaydı. Dini İslam Medinei Münevvere'de kuvvet bulmaya başladı. Müşriklerin akilları erdi ki Medinei Münevvere'de büyük bir kuvvei İslamiyeye peyda olacak ve Kureyş'in Şam yolunda mühim bir güzergahı olan Medine diyarı ehli İslam'ın elinde kalacak.
Müşriklerin uluları, buralarını düşündükçe telaşa düştüler. Bu husus için Darünnedve'de toplandılar. Tarihte beyan olunduğu üzere muhtelif reylerde bulundularsa da nihayet Ebu Cehil'in reyiyle onu öldürmekten gayri çare yoktur dediler ve bu rey kabul olundu. Cebrail Aleyhisselam gelip keyfiyeti Efendimize haber verdi. Medine-i Münevvere'ye hicret etmek üzere Me'zun ve Ebu Bekir Sıddık'ı da birlikte götürmeye memur olduğu bildirildi. Resul-i Zişan Efendimiz Ebu Bekir Sıddık ile beraber Hafız-ı Hakiki Hak Sübhanehü ve teala Hazretleri'nin emr ü iradesiyle Mekke'den hicret buyurdu.
Üç gün üç gece Cebel-i Sevr'de kaldıktan sonra her ikisi kılavuz olarak ücretle tutulan Gayri Müslim ve şayan ı itimat olan Abdullah bin Urayıkıt ile beraber on günlük mesafeyi yani beş yüz kilometre yolları, dağları, çölleri geçtiler ve düşmanların şiddetli takibine rağmen Medine-i Münevvere civarına sekiz günde vardılar. Seyahat için her şey hazır idi. Cebel-i Sevr'deki mağara bugün de mevcuttur. Kalpleri İslamiyet aşkıyla yanan müminler, peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin gizlendiği bu mağarada geçirdiği günün hatıralarını kalplerinde yaşatmaktan büyük bir zevk duyarlar. Bu mağara Mekke'den üç mil mesafe uzaklıktadır, yani yaya olarak gidip gelmek sekiz saat tutar. Dağın tepesi bir mil kadardır. Buradan deniz de görülmektedir.
Bu hicret seferi esnasında Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem maceralarla karşılaşarak müteaddit mucizei nebeviyenin zuhur eylediğini, kitaplarımız tafsilatıyla beyan eylemektedir. Ebubekir Sıdhîk radiyallahu anh ticaret maksadıyla pek çok defalar gidip geldiği için yolda kendini tanıyanlar, Peygamber Efendimiz'i tanımadıkları için bu önde giden kimdir diye sordukları zaman Hazreti Ebubekir Sıddık kılavuzundur, bana yol gösteriyor diye cevap veriyordu. Zübeyr bin Avvam radıyallahu anh ki Peygamber efendimizin halası Safiye'nin oğludur ve Aşere-i Mübeşşere'dendir. Şam kafilesi ile Medine'den Mekke'ye giderken yol da rast geldi, vaziyeti tahkik etti. Zübeyr, haydi yolunuz açık olsun dedi. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'le Ebubekir Sıddık'a beyaz elbiseler giydirmişti. Sonra Zübeyr de işlerini tesviye ettikten sonra Medine'ye hicret etmiştir.
Resul-i Ekrem efendimizin Mekke'den çıktığını ve Medine'ye yaklaştığını haber alan bütün ehli İslam her gün sabahları ta sıcak basıncaya kadar Medine'nin dışarısına çıkıp Peygamber Efendimizin teşrifine intizar etmekteydiler. Gine bir pazartesi günüydü. Herkes kırlarda beklemiş ve bir zuhurat olmayınca geri dönmüşlerdi. Lakin bir Yahudi evinin damına çıkmış etrafına bakıyordu. Uzaktan Peygamber Efendimiz de Sıddık-ı Ekber refikanı beyazlara bürünmüş, halk da etrafını sarmış olduklarını gördü ve ey ehli İslam, beklediğiniz zat işte geliyor diye herkese müjde verdi. Müslümanlar da hemen silahlarını alıp tekbirlerle karşıladılar. Resulullah efendimiz yorgun olup o gün de pek sıcaktı. Medine'ye bir saat kadar mesafede olan Kuba köyüne indiler ve Beni Neccar'dan birinin evine misafir oldular.
Evet, bir sonraki bölümde bakalım durumlar nasıl gelişecek, olaylar nereye doğru akacak, inşallah hep birlikte izlemeye devam ediyoruz. Tekrar görüşünceye dek Allah'a emanet olunuz.