Kıymetli dinleyiclerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l-Aziz'in Hazreti Ebu Bekir Sıddık isimli eseriyle birlikteliğimiz devam ediyor inşallah. Bugün sizlere Medine devrinde Ebu Bekir radiyallahu anh'ı tanıtmaya çalışacağım. Mahmud Sami Ramazanoğlu Huddisllahü'l-Aziz'in ifadeleriyle anlatım tarzıyla. Müslümanlar Medine'ye hicret ettikten sonra zulümden kurtularak hürriyete kavuşmuşlardı. Kureyşliler dinleri uğrunda mallarını, yurtlarını feda ederek giden Müslümanların peşini bırakmak istemediler. Çünkü Müslümanlık sapmışlara, şaşırmışlara, karanlıkta kalmışlara yol gösteriyor, bütün nurunu saçıyor, bütün hidayetini açıyor, bütün risaletini açık bürhanlarla tavzi ediyor. Fakat bunun mukabilinde hırs, menfaat, şekavet gibi menfur hislerin okları ve kılıçlarıyla karşılaşıyordu.
Müslümanlığın Medine'de tutunmasını kendi istikballeri için muhakkak bir tehlike addeden hizipler İslamiyet'i bir mücahede devrine sevk ettiler. Müslümanlar da silahla müdafaaya mecbur kaldılar. Müslümanların Medine'ye hicretini müteakip başlayan ve Mekke'nin fethiyle hitam bulan gazalar silsilesinin sebebi budur. Bütün bu gazalarda Ebu Bekir Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri efendimizin veziri ve müşiri idi. Bütün gazalara iştirak etmiş, hepsinde fedakarane mücadele etmiştir. ETTİR GAZVESİ'nde. Hak ve batılı birbirinden ayıran, hakkın mutlaka muzaffer olacağını gösteren birinci ve mühim bir gazadır. O zaman Müslümanların adedi üç yüz on üç kişi kadardı. Peygamber Efendimizin etrafında Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ebu Ubeyde, Abdurrahman b. Avf gibi ulü'l azim arkadaşları vardı. Kalplerindeki iman, ellerindeki kılınç hakkı izhar için batıl üzerine inecek bir saika idi.
Bütün ashab bu mukaddes dava uğrunda dar, diyar, mal, evlat ve ıyal gibi her şeyi feda edecek yüksek insanlardı. Karşılarındakiler ise sürü sürü menfaatler, kinler, hasetler, zehirli silahlarla mücehhez edilir fakat bunlarda hakkın bükülmez feragatkar kolu eğilmez seciyesi yoktur. Bedir günü düşmanın çokluğunu gören Müslümanlar biraz mahzun oldular ve endişe de ettiler. Peygamber Efendimiz secdeye kapandı ve Ya Rab eğer şu bir avuç mücahitte helak olursa yeryüzünde senin vahdaniyetini tanıyan kalmaz diye Barigah-ı Kibriya'ya dua etti. Müslümanlığın ve Müslümanların en büyük, en kanlı veren vahim buhranlarla karşılaştıkları şayet tali harp onlara yüz çevirecek olursa akıbetin pek feci olacağını Cenab-ı Hak Hazretlerine niyaz ederken onun ziyade sevdiği dostu Ebubekir'de yanı başında ve kılıcını çekmiş duruyordu.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin teselli ve kuvvet veren sözlerini dinliyor ve ona Cenab-ı Hak vaadini yerine getirecek üzülme diyordu. Peygamber Efendimiz de ruhani bir huzur içinde O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır mealindeki ayeti okumuştu. Bedir Muharebesi Müslümanlar için bir mefkure harbi idi. Müslümanlar bu ordu fedakarlıklarıyla azim bir imtihan geçiriyordu. İki ordu karşılaştığı zaman dövüşecek olan insanların baba, evlat, kardeş, ağabey, amca yeğen oldukları görüldü. Hz. Ebu Bekir karşısında henüz Müslüman olmayan oğlu Abdurrahman'ı gördü. Abdurrahman da harp için ilerlediği zaman babasını bulmuştu. Babasına kılıncını sıyırmış, Hz.